Kelam-ı kibar [büyüklerin sözleri]-8

Abdülhakim Arvasi'nin kıymetli sözlerinden bazıları:

"Her peygamber, kendi zamanında, kendi mekanında, kendi kavminin hepsinden, her bakımdan üstündür. Muhammed aleyhisselam ise her zamanda her memleketde, yani dünya yaratıldığı günden kıyamet kopuncaya kadar, gelmiş ve gelecek, bütün varlıkların, her bakımdan en üstünüdür. Hiç kimse, hiçbir bakımdan O'nun üstünde değildir. Bu olamayacak birşey değildir. Dilediğini yapan, her istediğini yaratan, O'nu böyle yaratmıştır. Hiçbir insanın O'nu methedecek gücü yoktur. Hiçbir insanın O'nu tenkid edecek iktidarı yoktur."

"Hak tealanın hakimliğini tanıdığınız, emaneti ve emniyyeti bozmayarak çalıştığınız zaman, birbirinizi ne kadar sevecek, birbirinize ne kadar bağlı kardeşler olacaksınız. Sizin o kardeşliğinizden Allah'ın merhameti neler yaratacaktır. Kavuştuğunuz her nimet, hep Hakk'a imanın hasıl ettiği kardeşliğin neticesi ve Allahü tealanın merhamet ve ihsanıdır. Gördüğünüz her musibet ve felaket de; hep kızgınlığın, nefretin ve düşmanlığın neticesidir. Bunlar ise hakkı tanımamanın, zulm ve haksızlık etmenin cezasıdır."

"Büyüklerin sözü, sözlerin büyüğüdür."

"Evliyanın sözünde rabbani tesir vardır."

"İnsanı kaplayan sıkıntıların birinci sebebi, Hakk'a karşı şirk ve müşrikliktir. İlim ve fen ilerlediği halde, insanlığın ufuklarını sarmış olan fesad karanlığı hep şirkin, imansızlığın, vahdetsizliğin ve sevişmezliğin neticesidir. Beşeriyet ne kadar uğraşırsa uğraşsın, sevip sevilmedikçe, ızdırap ve felaketten kurtulamaz. Hakk'ı tanımadıkça, Hakk'ı sevmedikçe, Hak tealayı hakim bilip, O’na kulluk etmedikçe, insanlar, birbiri ile sevişemez. Hak'dan ve Hak yolundan başka her ne düşünülse, hepsi ayrılık ve perişanlık yoludur."

"Müslümanların öğrenmesi lazım olan bilgilere Ulum-i İslamiyye (Müslümanlık Bilgileri) denir. İslam dininin emrettiği bu bilgileri Resulullah aleyhisselam ikiye ayırmıştır. Biri, "ulum-i nakliyye", yani din bilgileri; diğeri "ulum-i akliyye" yani fen bilgileridir, buyurmuştur. Din bilgileri, dünyada ve ahirette, huzuru, saadeti kazandıran bilgilerdir.

Bunlar da ikiye ayrılır: "Ulum-i aliyye" yani yüksek din bilgileri ve "ulum-i ibtidaiyye" yani alet ilimleri. İslam ilimlerinin ikinci kısmı olan akıl bilgilerinin yani tecrübi ilimlerin iyi öğrenilmesi, ince ve derin din bilgilerinin kolay ve açık anlaşılmasına yardım eder. Riyazi fizik öğrenmek, din bilgilerini kuvvetlendirir. Astronomi, aritmetik ve geometri, dine yardımcı bilgilerdir. Tecrübi fizikteki (tecrübe ve isbat edilenlere esasen uymayan) birkaç yanlış teori ve hipotezden başka hepsi dine uymakta, imanı kuvvetlendirmektedir. İlahi fizik (metafizik) bilgilerinden, çürük, bozuk olanları dine uymaz. Bu ilimler öğrenilince, din bilgilerinin akli ilimlere uyan ve akli bilgilerle çözülmeyen yerleri ve sebepleri meydana çıkar ve akla uygun sanılmayan, aklın erişemediği mes'elelerin inkar edilemiyeceği anlaşılır."

"Kur'an-ı kerimden ve Resul aleyhisselamın hadis-i şeriflerinden sonra en kıymetli kitab, İmam-ı Rabbani hazretlerinin (kuddise sirruh) Mektubat kitabıdır. Hanefi mezhebinde en mükemmel ve en kıymetli fıkh kitabı, İbn-i Abidin'in Dürrül-Muhtar haşiyesidir. Şafiide Tuhfet-ül-Muhtac kitabıdır."

"İslam dini, Allahü tealanın, Cebrail ismindeki melek vasıtası ile, sevgili Peygamberi Muhammed aleyhisselama gönderdiği, insanların, dünyada ve ahirette rahat ve mesud olmalarını sağlayan, usul ve kaidelerdir. Bütün üstünlükler, faideli şeyler, İslamiyetin içindedir. Eski dinlerin görünür görünmez bütün iyiliklerini, İslamiyet, kendinde toplamıştır. Bütün saadetler, muvaffakiyetler ondadır. Yanılmayan, şaşırmayan, akılların kabul edeceği esaslardan ve ahlaktan ibarettir. Yaradılışında kusursuz olanlar onu reddetmez ve nefret etmez, İslamiyetin içinde hiçbir zarar yoktur. İslamiyetin dışında hiçbir menfaat yoktur ve olamaz."

"Son zamanlarda, tekkeler cahillerin eline düştü. Dinden, imandan haberi olmayanlara şeyh denildi. Din düşmanları da, bu şeyhlerin sözlerini, oyunlarını ele alarak dine hurafeler karışmıştır, İslam dini bozulmuştur, dedi. Halbuki bozuk tarikatçıların sözlerini, işlerini din sanmak, bunları tasavvuf büyükleri ile karıştırmak, çok yanlıştır. Dini bilmemek, anlamamaktır. Dinde söz sahibi olmak için, Ehl-i sünnet alimlerini tanımak, o büyüklerin kitablarını okuyup, iyi anlayabilmek ve bildiğini yapmak lazımdır. Böyle bir alim bulunmazsa, din düşmanları, meydanı boş bulup, din adamı şekline girer. Vazları ile, kitapları ile, gençlerin imanını çalarak millet ve memleketi felakete götürürler."

"Temiz ve yeni elbise giyiniz. Gittiğiniz yerlerde, ahlakınızla, sözlerinizle, İslamın vekarını, kıymetini gösterdiğiniz gibi, giyiminizle de saygı ve ilgi toplayınız."

"Çeşitli, lezzetli yemeklerle ve tatlı, soğuk şerbetlerle bedenlerinizi rahat ve hoş tutunuz."

"Allahü teala, her şeyi bir sebep altında yaratmaktadır. Bu sebeplere, iş yapabilecek tesir, kuvvet vermiştir. Bu kuvvetlere, tabiat kuvvetleri, fizik, kimya ve biyoloji kanunları diyoruz. Bir iş yapmamız, bir şeyi elde etmemiz için, bu işin sebeplerine yapışmamız lazımdır. Mesela buğday hasıl olması için, tarlayı sürmek, ekmek, ekini biçmek lazımdır. İnsanların bütün hareketleri, işleri, Allahü tealanın bu adeti içinde meydana gelmektedir. Allahü teala sevdiği insanlara iyilik, ikram olmak için ve azılı düşmanlarını aldatmak için bunlara, adetini bozarak sebepsiz şeyler yaratıyor."

"Tek vakit namazımı kaçırmaktansa, bin kerre ölmeyi tercih ederim."

Büyükler buyuruyor ki:

İyi müslüman hiç gönül kırmaz.

Bilir bundan büyük günah olmaz.

 Büyükler buyuruyor ki:

Oğlum, yalandan sakın,o serçe eti gibi tatlıdır. Ondan az kimse kurtulur. (Lokman Hakim)

Allah indinde en büyük hata, yalan konuşmaktır. (Hz. Ali)

Yalancı ile cimri Cehenneme girer. Fakat, hangisini daha derine atılır, bilmem. ( Şabi)

Doğru ile yalan, biri diğerini çıkarıncaya kadar kalbde boğuşur. (Malik bin Dinar )

İçi dışına, sözü işine uymamak, nifaktandır. Nifakın temeli ise yalandır. (H. Basri)

Eshab-ı kiram indinde yalandan daha kötü birşey yoktur. Çünkü, onlar, yalanla imanın bir arada bulunamıyacağını bilirlerdi. (Hz. Aişe)  

Gül, demişler bülbüle,

Ağlamış feryat ile.

Büyükler, (Aşktan maksat, dert ve gam çekmektir. Kavuşmak, hiç hatıra bile gelmez) demişler, aşkı böyle tarif etmişlerdir.

Gerçek sevgi üç şeyle belli olur:

1- Seven, sevdiğinin sözünü, başkasının sözüne tercih eder.

2- Sevdiğinin yanında bulunmayı, başkalarının yanında bulunmaktan üstün tutar.

3- Sevdiğinin kendisinden razı olmasını, başkalarının hoşnut olmasından çok kıymetli bilir.

 Büyükler buyuruyor ki:

(İnsanlar, dünyada, birkaç gün dert çekmeselerdi, cennetin sonsuz lezzetlerinin kıymetini anlamazlar, ebedî sıhhat ve afiyet nimetlerinin kıymetini bilmezlerdi. Açlık çekmiyen, yemeğin lezzetini anlamaz. Acı çekmiyen rahatlığın kıymetini bilmez.)

 Büyüklerin sözleri 2 Ağustos 1998

Kelâm-ı kibar, kibar-ı kelâmest; büyüklerin sözü, sözlerin büyüğü demektir. Büyükler buyurdu ki:

Başarının sırrı, günahlardan sakınarak sabretmek, insanlara güler yüz göstererek iyilik etmek, yani tatlı dil ve güzel siyasetle herkesi memnun etmektir. Mertlik, herkesle iyi geçinmektir.

Sabırlı, cömert, yumuşak ve affedici ol! Dine hizmette üç esas var: İtaat, ihlâs, sevgi...

Kendine, “İnsan, ancak bu kadar iyi olabilir!” dedirt! Herkese yumuşak söyle, yumuşak ol!

Düşmana iyilik et, hediye ver; rahat edersin. Kırıldığın Müslümana iyilik, sevmediğine ihsan et, sıkıldığın insana güler yüz göster! Buna fütüvvet denir.

Fütüvvet [mertlik], seni sevmiyene ihsanda bulunmak ve sevmediğin ile de tatlı konuşmaktır. Herkesin utanacak şeylerini ört ve kötülükleri affet!

Herkese iyilik et

Doğru ol; doğru konuş; hatalara tahammül et; herkese iyilik et, eziyet etme; onlardan gelecek sıkıntıya katlan! Bu mürüvvettir. Mürüvvet; insanlık, iyilik yapmak arzusudur.

İki şeyi unutma: Allahın seni hep gördüğünü ve ölümü. İki şeyi de unut: Yaptığın iyilikleri ve sana yapılan kötülükleri.

Allahı unutarak yapılan hizmet, hezimet olur.

Kalbi en fazla nurlandıran şey; kızdığın kimseye duâ etmektir.

İnsanı hayvandan ayıran edeptir.

Kendini beğenmeyip haramlardan sakınanın kabına, rahmet dolmaya başlar; ihlâsı artar. İhlâsın arttığı; kimseye yük olmayıp, herkesin yükünü çekmeye başlaması ile anlaşılır.

Çocuğun istikbalini garantiye almak, iyi bir Müslüman olması ile mümkündür. Diploma ile istikbal garantiye alınmış olmaz. İyi bir Müslüman olduktan sonra diploma işe yarar.

Ana babaya hizmet, Allahın emrine, ilim öğrenmeye mâni olursa, yapılan hizmet sevap değil, günah olur.

Hasta olan, ilâçları raflara dizse, kullanmadığı müddetçe ne faydası olur? Kitapları rafa dizip okumayan veya okuyup amel etmiyen nasıl adam olur ki?

Güler yüzlü olmıyanın, insanların itimadını, sevgisini kazanması zordur. Cömert olmıyan, insanların sevgisini kazanamaz. Yaptığı hizmetlerde insanlardan takdir veya maddî bir karşılık bekliyenin ihlâsı zedelenir. Allahü teâlâ da ihlâssız olanı muvaffak kılmaz.

Bir kişi, bir arkadaşın yanına, herhangi bir iş için, rahat gidemiyorsa, çekinerek gidiyorsa, yanına rahatça gidilemiyen kişinin son nefesinden korkulur.

Kötülerle arkadaşlık

Kötü arkadaşlarla düşüp kalkmak sıkıntı verir. Ehliyetsiz şoförün arabasına binilmez. Ehliyetsiz, acemi şoför kaza yapar. Yanlış arabaya binen, meselâ Paris’e giden otobüse binen, Kâbe’ye varamaz.

Resûlullah efendimiz; (Beni Rabbim terbiye etti.) buyuruyor. O hiçbir mümine sert bakmamıştır. Herhangi bir şey istendiği zaman, yok dememiş, varsa vermiş, yoksa susmuştur.

Ölümü hatırlamak, ömrü uzatır; çok yaşama arzusu ömrü kısaltır. Böyle biri, üç şeye hasret gider: Topladığına doymaz, umduğuna kavuşamaz, ahiret yolculuğu için yeterli hazırlık yapamaz.

Hâlinden hiç şikâyet etme! Hep şükredici ol! Beterin beteri vardır.

İsyanı [günahı] çok olanın, nisyanı [unutkanlığı] çok olur.

Herkese iyilik yapmak zordur; fakat hiç kimseye kötülük yapmaya hakkımız yoktur.

Halkın değer verdiğine değer veren, değersizdir. Hakkın değer verdiğine değer veren azizdir.

İnsan genç iken şehvetin, yaşlanınca şöhretin esiri olur.

İnsanların sana nasıl davranmasını istiyorsan, sen de insanlara öyle davran!

Büyükler, (Aşktan maksat, dert ve gam çekmektir. Kavuşmak, hiç hatıra bile gelmez.) demişlerdir.

 Büyükler, (Mal, gurbette vatandır. Fakirlik vatanda gurbettir. Bir kimse, fakirse, nerede olursa olsun gariptir) buyuruyor. Zenginlik her devirde rağbet görmüştür. Onun için, (Şimdi rağbet güzel ile zengine) demişlerdir. Fakirliğe sabredilmesi kolay olmıyacağı için Peygamber efendimiz, (Fakirlik, iki cihanda, yüzkarası, dünya ve âhiret yoksulluğudur.) buyurdu.

 Büyükler, (Sevdiğin zatı inciten kimseye gücenmez isen, köpek senden daha iyidir) demişlerdir.

 Sırlar alemine uçan kuş idim.

Alçaktan yükseğe çıkmak istedim.

Sırra mahrem kimse bulamayınca,

Girdiğim kapıdan ben yine çıktım.

 Büyükler, (Mal, gurbette vatandır. Fakirlik vatanda gurbettir. Bir kimse, fakirse, nerede olursa olsun gariptir) buyuruyor. Şair de, "Ben gurbette değilim, gurbet benim içimde." diyor. Bu garipliğin sebebi ise, insanlar gittikçe bozulmaktadır.