Kelam-ı kibar [büyüklerin sözleri]-6

Cahillik cehenneme götürür.

Kıyamet günü hesap evvela imandan, sonra namazdandır.

Allah-ü tealanın dostları, Allah-ü tealanın yaptığı her şeyden zevk alırlar, sıkıntı, elem ve dertlerden nefs zevk almadığı için, daha çok hoşlanırlar.

İman nimetinin şükrünü ifa etmek içün, hubb-u fillah ile şerefleneceğiz. Birbirimizin kalbini kırmaktan titreyeceğiz. Zaten mü’minin kalbini kırmak haramdır.

Allahın dinini, Allahın kullarına öğretmeğe giderken basılan yere, melekler kanatlarını serer. (Hadis-i şerif)

En çok dikkat edeceğimiz şey, birbirimizin kusurlarını afv edeceğiz, sabredeceğiz. Sabredenin gideceği yer cennetdir.

Namazını kılan, teseddür eden hanım, cennet nimetidir.

Fasıklar dedi kodu yaparlar, salihler dua ederler.

Cenab-ı Hak hakimdir, her yaptığında hikmet vardır.

Seadete kavuşan insan kızmaz, sevinir.

Mü’minin alameti güler yüzdür. Münafığın alameti çatık kaşlı olmaktır. Allah-ü teala ihsan ettiği nimeti göstermemizi sever. Mücahit olmak nimetini nasıl göstereceğiz; güler yüzümüzle, tatlı dilimizle, merhametimizle, şefkatimizle.

Şükür demek; bir nimet ne için verilmişse onun için kullanmaktır. Göz nimetinin şükrünü yapmak için, Allah-ü tealanın bak dediği yere bakılır, bakma dediği yere bakılmaz.

İmanın şartı altıdır, bunlar inanılacak şeylerdir, imanın esas şartı hubbu fillah buğdu fillahdır.

Dünyada kim, kimi severse ahiretde onun yanında haşr olur.

Ehlisünnet yolunda olanları, Allah’ın dinine hizmet edenleri sevmek hubbu fillahtır. Kafirleri, Allah-ü tealanın düşmanlarını, 72 fırkada olanları sevmemek buğdu fillahdır. Bu, sevmek ve sevmemektir. Dövüşmek ve münakaşa etmek değildir. Hem dostla, hem düşmanla, münakaşa dahi etmeyeceğiz.

En büyük günah kalp kırmaktır. Kafirin dahi kalbini kırmayacağız.

Bir yerin şerefi içindekilerden belli olur. Kafirlerin bulunduğu yer mübarek olamaz. Mücahidlerin olduğu yer mübarekdir.

Ne mutlu Allah’ın dinini yayanlara. Kitap ile ilm ile yaymanın sevabı, dövüşerek şehit olanın sevabından daha çoktur.

 Dünyadan sakınınız demek, haramlardan, yasaklardan sakınınız demektir.

Her uzvun, kalbin ve nefsin lezzet aldığı şeyler başkadır. Nefis haram işlemekten zevk alır.

Kalbinden Muhammed Aleyhisselama inanan kimseye müsliman denir.

Müslimanın bütün işleri Muhammed Aleyhisselamın şeriatine uygun olmalıdır.

Muhammed Aleyhisselamın şeriatine uyan, dünyayı ve haramları sevmez olur. Kalbinde haram işlemek arzusu kalmayınca, kalbine Allah sevgisi dolar. İçindeki su boşalan şişeye, hemen havanın dolması gibi olur. Böyle bir kalbde bilmediğimiz his uzuvları hasıl olur. Dünyanın her tarafını ve kabir hayatını görür. Her yerdeki sesi işitir.

Allahın dinini, Allahın kullarının ayaklarına kadar götürmek ne büyük zevktir.

İki padişaha koca memleket dar gelir, on tane dervişe bir posteki rahat gelir.

Mü’minin her şeyi şifâdır, sözleride şifâdır, rû'yetleri de şifadır.

Mürşid-i Kamilleri görmek de şifâdır. Onlar görülünce Allah hatırlanır.

Kalbin gıdâsı mârifettir. Görmek şart değil, sevmek şarttır. Hayâtımız hayâl oluyor. Bu hayale gönül bağlayanlara yazıklar olsun.

Huzûru ilâhide toplanmak çok büyük nimettir. Huzuru ilâhi namazdır. Allah-ü teala, namazdan sonra “İste kulum vereyim” diyor. Bu saat-i icâbedir. Hele Cuma günü öyle bir saat vardır ki, o anda yapılan dua red olmaz.

Laf ile müslimanlık olmaz. Allah-ü tealanın emr ve yasaklarına ehemmiyet vermeyenin imanı gider.

Allah-ü tealanın ve peygamber efendimizin emr ve yasakları iki türlüdür. Birisi; sârâhat-ı nass ile sabittir, açıkca bildirilmiştir. Bunları kabül etmeyen kâfir olur. Namaz kılmamak üç türlüdür. Birincisi farz olduğunu bilmiyordur, ikincisi tembellikle kılmıyordur, üçüncüsü de ehemmiyet vermiyordur. Ehemmiyet vermeyen kâfir olur. Kadınların, kızların sokağa açık çıkmaları sârâhat-ı nass ile haramdır. Yani açıkca bildirilmiştir. Sârâhât-ı nass demek; ayet-i kerime veya hadis-i şerif demektir.

Farzları ve haramları öğrenmek farzdır. Öğrenmeyen günaha gider. Bilmemek özr değildir, bilmemek suçtur. Öğrenmeğe ehemmiyet vermezse küfr olur. Demek ki bilmemek ya haramdır ya küfrdür.

İlim öğrenmek, yani, şeriati öğrenmek, erkeklere ve kadınlara da farzdır.

Allah-ü teala beraat gecesinde afv-ı mağfiret vâdediyor. Cenab-ı Hakk vâdinden dönmez.

Dünya zevklerine düşkün olmak nefsi beslemektir. Halbu ki nefse düşmanlıkla emr olunduk. Çünki nefs Allah-ü tealanın düşmanıdır. Bize; nefsinizi besleyin diye bir emr yok, kalbinizi kuvvetlendirin diye emr var. Nefse düşmanlık; riyazet ve mücahede ile olur. Riyazet; nefsin arzularını yapmamak. Mücahede nefsin istemediği şeyleri yapmak.

Nefs daima şer, yani haram ister. O halde nefslerine uyanlar cehennem yolunu seçmektedirler.

Haram işleyenler nefsinin esiri olmuşlardır. Bilmemesi özür olmaz. Cürüm olur. Çünki, öğrenmek ile emr olunduk.

Müminlerin meclisine gelmek herkese nasip olmaz.

Alimler, Cuma gün saati icabe ikindi namazı vaktidir buyurmuşlar.

Nefsine uyan haram işler, haram işleyen alışır, alışınca zevk alır, ehemmiyet vermez olur. Harama ehemmiyet vermeyince kafir olur. Haramlara dalınca küfre ulaştırır.

Sagâire, küçük günahlara dalan büyük günah dalar. Büyük günaha dalan küfre dalar.

İman nimetine şükretmemiz lazım. Onun için abdest almaya başlarken “elhamdülillahi alâ dînil islâm ve alâ tevfîkil îmân ve alâ hidâyetirrahman” okumamız lazım. İmanının sağlamlaşmasını isteyen bu iman duasını okusun. Çünki Allah-ü teala ; şükrederseniz arttırırım buyuruyor. İman artmaz, kuvvetlenir. Diğer nimetlerine şükredersek artar, imana şükredersek sağlamlaşır, kuvvetlenir.

Şükretmek; bir nimeti emredildiği yerde kullanmak demektir, lîsânen olursa hamd denir, fiilen olursa şükr denir.

Şeriatin her mes’elesi nimettir. Emrleri yapmakla şükredeceğiz, nehyleride; terk etmekle şükredeceğiz.

Allah-ü teala sıkıntılı halde yapılan duayı kabûl eder. Hastalık sıkıntı olduğu için, hastanın duası red olmaz. Her sıkıntı aynı şekildedir.

Hastalığa, sıkıntıya üzülünmez. Ancak hizmetlerine, namazına mani olursa o zaman üzülünür. Bununla beraber, hastalık ve sıkıntıları istememelidir, hasta olmamak için sebeplere yapışılır, buna rağmen gelirse sabredilir.

“Allahümmağfirli velivâlideyye, veli üstaziyye, velil mü’minine vel mü’minat, vel müslimîne vel müslimât, el ahyâ-i minhüm vel emvat. Birahmetike yâ erhamerrahîmîn” Bu istiğfar, günahların affedilmesine sebep olur. Günahı olmayanlar içinse; ileride günah işlemekten korunması içindir. Günah işlemeyecek hale gelmek içindir. Allah-ü teâlâ dünyada müslümanlarada, kafirlere de rızık veriyor, rahatlık, huzur veriyor. Kafirle müslümanı dünyada ayırd etmiyor. Müslümanlar Allah-ü teâlânın dostudur. Kafirler düşmanıdır. Dünyada dostla düşman ayrılığı yok fakat ahiret öyle değil. Ahirette dostla düşman ayrılacak. Müslümanlara nimetler var, kafirlere azâp var.

Allah-ü teâlâ dünyada müslümanlarada, kafirlere de rızık veriyor, rahatlık, huzur veriyor. Kafirle müslümanı dünyada ayırd etmiyor. Müslümanlar Allah-ü teâlânın dostudur. Kafirler düşmanıdır. Dünyada dostla düşman ayrılığı yok fakat ahiret öyle değil. Ahirette dostla düşman ayrılacak. Müslümanlara nimetler var, kafirlere azâp var.

Evliyâlarda Allahü tealânın sıfatlarıyla sıfatlanmışlardır. Onlarda dünyada dostla düşmanı ayırmazlar. Dostlara yaptıkları iyi muameleyi düşmanlarada yaparlar. Düşmanlar, dostlarla karışıp evliyanın huzuruna gelirler, evliya onlara hiç düşman muamelesi yapmaz, dostlarına olduğu gibi, onlarada ikram ederler, tatlı konuşurlar. Onlarda, bu adam benim düşman olduğumun farkında değil, bana dost muamelesi yapıyor dermiş. Evliyanın dostla düşmanı ayırmaması, nîmet vermek bakımındandır. Yoksa düşmanlarla sohbet etmezler, onlara gitmezler, dükkanlarından alış veriş etmezler. Fekat, dostlara giderler, hastasını ziyaret ederler, cenazesine giderler, düşmanlarınkine gitmezler, ziyafetlerine gitmezler, ama bir bahane uydururlar. Düşmanlara mümkün olduğu kadar gitmeyeceğiz. Ancak bir müslimanın hakkını kurtarmak için gidilir.

Müslümanların, Allah adamlarının yüzüne bakmak ibadettir, sevaptır.

Bir kimse zerre kadar bir şey yapsa, mutlaka karşılığına kavuşur.

Bütün kemâlât ve faziletler büyüklerin sohbetindedir. Onların sohbeti ele geçtimi herşey ele geçmiş demektir.

Kul hakkı, İslam Ahlâkının temelidir. Bir dirhem kul hakkı bulunanın, haccı (haccı mebrur olsada) kabûl olmaz.

Bir müslümana hizmet etmek çok kiymetlidir.

Büyükleri seven kazanır, işin aslı muhabbettir.
Mahlûkâtın yaratılmasına sebep olan muhabbet sıfatıdır.
Evliyayı kirâmın ruhlarından, hayatta iken feyz alındığı gibi, vefatlarından sonra da feyz alınır. Hatta daha çok feyz verirler. Yeterki sevgi, muhabbet olsun.... Ehli sünnet itikâdı olsun, haram işlememek olsun, birde namazları kılmak oldu mu feyz kesilmez, artar.
Peygamber efendimiz buyuruyor ki, ahir zemanda öyle bir zaman gelecek ki, dînini îmanını muhafaza etmek avucunda ateşi tutmak gibi olacak. Onun için rabbena duasını çok okumak lâzım.
Ehl-i bid'atın yüzüne gülenin dini yıkılır.
Ramezânı şerifde âşîkare oruç yiyeni îmânı gider. Çünkü âşîkâre oruç yemek, Allahü teâlânın emrine ehemmiyet vermeme alâmetidir.

Kâfirlerin ibâdet olarak yaptıklarını yapanlar kâfir olur.

Kur'anı Kerimde namaza ehemmiyet vermeyenlere lânet olsun buyuruluyor.Namaza ehemmiyet vermemek, kılmamakla olur, kılsa bile doğru dürüst kılmaz. Hem kılacak, hem de şartlarına uygun olacak.
Komşuya eziyet etmek haramdır.
Din kardeşine eziyet eden, kalbini kıran, kâbeyi yıkmış gibi günaha girer.
Eskiden evini tamir ettirmek isteyen komşusundan izin alırdı. Şimdi komşu hakkı değil, din kardeşliği bile kalmadı. Müslüman olmayan komşuyu da incitmemek lâzım, onların da komşu hakkı var, hep tatlı söyleyeceğiz, tatlı hareket edeceğiz.
Namaza ehemmiyet vermeyenleri veyl çukuruna atacağım diyor Cenâb-ı Hak, hem de sonsuz, çünkü, namaza ehemmiyet vermeyenin îmânı gider. Veyl çukuru ; cehennemdeki ateş çukurlarının en derinidir.
Allahü teâlâya sığınan hıfz-ı emân-ı ilahide olur.
Şeytan ; uzaklaştırıcı demektir. Allahü teâlanın sevgisinden, merhametinden uzaklaştıran şeydir. Üç türlü şeytan vardır. Birisi iblis ve torunları, insana haramları vesvese verir. Bu zaiftir. İkincisi daha kuvvetlidir, bu da nefstir. Üçüncüsü en kuvvetlisidir. Bu da kötü arkadaştır.

Kâlbleri temizlemenin ilacı, Allahın dostlarının kelâmıdır. Onların yazılarını okuyunca kalpler temizlenir.
Harâm giren, haram çıkan ağızdan yapılan duayı Allahü teâlâ kabül etmez.
Hadis-i kutside buyuruluyorki ; bir kulum farzları yapar, haram işlemez, sünnetleri terk etmez, geceleri teheccüd namazı da kılarsa, ben bu kulumu severim. Ben bir kulumu seversem, o benimle görür, benimle işitir, benimle gider. İşte ben onun her duasını kabul ederim.
Duanın kabul olması için ağıza da mideye de dikkat etmek lazım. Vesile ile dua etmek lazım.
İslama hizmet etmek kime nasib olursa haline gece gündüz şükr etsin, rabbine hamd etsin.
Küfre karşı emr-i mâruf yapılırsa, Allahü teâlâ o beldenin hakettiği azâbı tehir eder. Emri maruf yapılmazsa azabı ilahi gelir.
Müslümanlar Allahü teâlâya tevekkül eder. Tevekkül çalışmadan yatıp beklemek değildir. Tevekkül, çalışıp sebebine yapışıp, o sebebin tesirini Allahü teâlâdan beklemektir. Çalışmadan bana ver yârâbbî denmez. Namaz kılmadan, yârâbbî günahlarımı affet demeye benzer. Namaz kılmayanın duası kabül olmaz.
Allahü teâlâ sebebe yapışmayı emrediyor. Sebebe yapışanları sever.
Peygamber Efendimiz, helekel müsevvifün buyuruyor. Sebebe yapışılmazsa, çalışılmazsa helâk olunur. Vesile aramak lâzımdır.
Allahü teâlâ sebebe yapışanlara ihsân eder.
Men dakka bâbel kerim in feteha; kerîmin kapısı çalınırsa, açılır.
Namaz kılmak, huzûr-u ilâhiye çıkmak demektir. Allahü teâlânın huzurunda olduğumuzu bilerek okumalıyız. Namazı ne olduğunu bilerek kılmalıyız.
Cuma günleri mevtaların ruhları, tanıdıklarına evlatlarına gelirler, bir hediye beklerler, bir yâsin-i şerif okusada sevabını bana hediye etse diye beklerlermiş.
Hazreti Ali Efendimiz ne buyuruyor ; Bir kimse bana bir kelime öğretirse, onun kölesi olurum buyuruyor. Analarımız, babalarımız bir değil, kaç kelime öğrettiler. İlk mürşîdimiz analarımız, babalarımızdır. Ninni söylerken, analarımızdan Allah demeyi öğrendik, masal anlatılırken Peygamber Efendimizden anlatırlardı. Temeli kalbimize anamız, babamız yerleştirdi. Onun için onların kulu kölesi oluruz. Anamızın, babamızın, hocamızın, üzerimizde hakkı olanların kulu kölesiyiz.
Dünyada, kim kimi severse, ahirette onun yanında haşrolacak.
İhlas ile yapılan dua kabul olur.
İnsan dînini kimden öğrenirse onu çok sever.
İslamiyetin en büyük düşmanı cehâletdir.Kitap okumak şarttır. Öğreneceğiz. İlm öğrenmek farzdır. Farzları, haramları öğrenmek farzdır, vâcibleri öğrenmek vâcib, sünnetleri öğrenmek sünnettir.
Öğreneceğiz ve kaçınacağız.
Talebül ilmi farîzatün alâ külli müslimen ve müslimetün. Erkek olsun kadın olsun, müslümanların ilim öğrenmesi farzdır buyuruyor Peygamber Efendimiz. Beşikten mezara kadar ilim öğreneceğiz.
Yedi yaşından beri hep, gece gündüz okuyorum, kitap okumadan duramıyorum.
Bâ dositan mürüvvet, bâ düşmânan müdâra. Din kardeşlerimize erkekçe söyleyeceğiz, düşmanların düşmanlık yapmaması için onları idare edeceğiz.