Sabır, şükür ve Hifa hatun 15/06/1999

Sabretmek, kurtuluşa, başarıya sebep olan güzel huydur. Atalarımız, (Sabır, acı ise de meyvesi tatlıdır) demişlerdir. Kur’an-ı kerimde mealen buyuruluyor ki:
(Sabır ve namaz, yalnız Allahtan korkan müminlere kolay gelir.) [2/ 45]
(Ey iman edenler! Sabır ve namazla Allahtan yardım isteyiniz. Allahü teâlânın yardımı sabreden müminlerle beraberdir.) [2/ 153]
(Eyyub’ü, [mal ve canına gelen musibetlere] sabredici bulduk. O ne güzel kuldu, hep Allaha yönelir, O’na sığınırdı.) [Sad 44]
Hadis-i şeriflerde de buyuruldu ki:
(Sabrın imandaki yeri, başın vücuttaki yeri gibidir.)
(İbadetlerin başı sabırdır.)
(Aşkını gizleyip, namusunu koruyarak sabreden, cennete girer.)
(Sevmediklerinize sabretmedikçe, sevdiğinize kavuşamazsınız.)
Şükür, Allah’ın verdiği nimetleri yerinde sarfetmek, günahlardan kaçınmaktır. İnsan, Rabbin verdiği nimetlerle günah işlerse, nankörlük etmiş olur.
Şükür, nimeti değil, nimeti vereni görmektir. Nimeti vereni bilip gereğiyle amel etmektir. Bu amel, kalb, dil ve diğer azalarla olur. Kalb ile iyiliğe niyet eder. Dil ile hamdeder, şükrünü açıklar. Uzuvlarla şükür ise, Allahü teâlânın verdiği nimetleri yerli yerinde kullanmaktır. Mesela gözün şükrü, müslümanların, arkadaşların kusurunu görmemektir. Kulağın şükrü, söylenilen ayıpları duymamış olmaktır. Şükür, Allahü teâlânın verdiği nimetleri O’nun sevdiği yerlerde kullanmaktır. Allahü teâlâ bir kula birbirini takip eden çeşitli nimetler verince, kul buna layık olmadığını düşünüp utanması da şükür olur. Şükürdeki kusurunu bilmesi de şükür olur. Şükredemiyoruz diye özür beyan etmesi de şükürdür. (Allahü teâlâ, kusurlarımı örtüyor) demesi de şükürdür. Şükür vazifesini yerine getirmenin Allahü teâlânın bir lutfu olduğunu düşünmek de şükürdür. Hatta vasıtalara şükür de şükür olur. Şükür, hem eldeki nimeti yok olmaktan kurtarır, hem de yeni nimetlere kavuşturur. Kur’an-ı kerimde, (Şükrederseniz elbette nimetimi artırırım.) buyuruluyor.
Namazı doğru kılan, Allahü teâlânın sayılamıyacak kadar çok olan bütün nimetlerine şükretmiş sayılır. Hadis-i şerifte, (Namaz, şükrün bütün kısımlarını içine alır) buyurulmuştur. Demek ki doğru namaz kılan şükretmiş olur. Namaz kılmıyan ise, nankörlük etmiş olur. Şükür ve sabırla ilgili küçük bir kıssa da bildirelim:
Hifa Hatun
Medine’de güzelliği dillere destan olan bir kadın vardı. Adı Hifa olan bu hatun, Resulullah efendimizden cennete götürecek ibadetin ne olduğunu sordu. (Önce evlenmek gerekir. Evlenen dininin yarısını korur) cevabını alınca, Hifa Hatun, (Kendime denk olan hiç kimse göremedim. Ancak siz, kimi uygun görürseniz, ona razıyım) dedi. Resulullah efendimiz, (Yarın mescide ilk önce gelen zat ile evlendireyim) buyurdu. Hifa hatun da razı oldu. Sabah oldu. Mescide gelen zat, hem fakirdi, hem de fiziki yönden de güzel değildi. Siyaha yakın, zayıf biri olan Süheyb idi. Hifa ise, güzel olduğu kadar da zengin ve her bakımdan mükemmel idi. Allahü tealanın takdirine razı oldu. Nikahları kıyıldı. Hifanın düğün yemeği verecek parası olmadığı gibi, gelini götürecek bir yeri de yoktu. Hifa hatun, ona mal ve ev verdi. Hifa, Süheyb için bir nimet, Süheyb de Hifa için bir mihnet demekti. Gerdek gecesi, (Cennette öyle yüksek dereceler var ki buraya ancak sabreden ve şükredenler girer) hadis-i şerifindeki müjdeye kavuşmak için ikisi de, (Nimete şükür ve mihnete sabır için geceyi ibadetle geçirmeye) karar verdi. Cebrail aleyhisselam gelip durumu Resulullah efendimize bildirdi. Peygamber efendimiz, Cebrail aleyhisselamın bildirdiklerini anlatınca, Hz. Süheyb, sevincinden başını secdeye koyup, (Ya rabbi eğer beni affetmişsen, yeni bir günaha girmeden, canımı al) diye dua etti. O anda vefat etti. Peygamber efendimiz, (Şu anda Hifa hatun da vefat etti) buyurdu. İkisinin kabrini yan yana kazdılar. Biri nimete şükretmişti, diğeri de mihnete sabretmişti.