|
SOHBET 2003 ŞUBAT |
|
|
· Zilhicce ayının fazileti (Makale) (02/02/2003) · Kurbanla ilgili sual ve cevaplar (Makale) (03/02/2003) · Kurbanla ilgili meseleler (Makale) (04/02/2003) · Kurban vekaleti verirken (Makale) (05/02/2003) · Kurban etini taksim ederken (Makale) (06/02/2003) · Kurban kesmenin fazileti (Makale) (09/02/2003) · Arefe gününün önemi (Makale) (10/02/2003) · Bayram günleri ne yapmak gerekir? (Makale) (11/02/2003) · Doğruluktan ayrılmamalı (Makale) (12/02/2003) · İbretli menkıbelerden bir demet (Makale) (13/02/2003) · Paris’te yaşayıp USA’da ölen Hintli (Makale) (16/02/2003) |
· Mösyö Hamidullah kimdir? (Makale) (17/02/2003) · Hamidullah’ın sapık görüşleri (Makale) (18/02/2003) · Bir tenkit mektubu (Zırva tevil götürmez) (Makale) (19/02/2003) · Bid’at ehlinin ibadeti (Makale) (20/02/2003) · Bid’at nedir, ne değildir? (Makale) (23/02/2003) · Bid’at ve bid’at ehli olanlar (Makale) (24/02/2003) · Bid’at ehli ile dostluk kurmak (Makale) (25/02/2003) · Sahih olmakla kabul olmak ayrı şeydir (Makale) (26/02/2003) · Ölümü hatırlamak (Makale) (27/02/2003)
|
Zilhicce ayının fazileti 02022003
Kurban
bayramının bulunduğu aya Zilhicce denir. Zilhicce ayının ilk on gününde yapılan
ibadetlerin kıymeti çoktur. Bu husustaki hadis-i şeriflerden birkaçı şöyledir:
(Zilhiccenin ilk günlerinde tutulan oruç, bir yıl oruç tutmaya, bir gecesini
ihya etmek de Kadir gecesini ihya etmeye bedeldir.) [İbni Mace]
(Zilhiccenin ilk on gecesinde yapılan amel için, 700 misli sevap verilir.) [Beyhekî]
(Terviye günü oruç tutan ve günah söz söylemeyen Müslüman cennete girer.) [Ramuz]
[Terviye, Arefe gününden bir önceki güne denir.]
(Zilhiccenin ilk 9 gününde oruç tutan, her günü için, helal malından yüz köle
azat etmiş veya Allah yolundaki mücahidlere yüz at vermiş veya Kâbe’ye kurban
için yüz deve göndermiş gibi sevaba kavuşur.) [R. Nasihin]
(Bu on günün hayrından mahrum olana yazıklar olsun! Bilhassa dokuzuncu [Arefe]
günü oruçla geçirmelidir! Onda o kadar çok hayır vardır ki, saymakla bitmez.)
[T. Gafilin]
(Zilhiccenin ilk 9 günü oruç tutana, her günü için bir yıllık oruç sevabı
verilir.) [Ebul Berekat]
(Zilhiccenin ilk on günü fazilette bin güne, Arefe günü ise, on bin güne
eşittir.) [Beyhekî]
(Allah indinde zilhiccenin ilk on gününde yapılan amellerden daha kıymetlisi
yoktur. Bugünlerde tesbihi, tahmidi, tehlili ve tekbiri çok söyleyin!) [Taberânî]
(Tesbih: Sübhanallah, Tahmid: Elhamdülillah, Tehlil: Lâ ilâhe illallah, Tekbir:
Allahü ekber, demektir.)
Peygamber efendimiz, Zilhiccenin ilk on gününde yapılan amellerin, diğer aylarda
yapılan amellerden daha kıymetli olduğunu bildirince, Eshab-ı kiram, (Ya
Resulallah, Allah yolundaki cihâddan da mı daha kıymetlidir) dediklerinde, (Evet
cihâddan da kıymetlidir. Ancak canını, malını esirgemeden harbe gidip şehit olan
kimsenin cihâdı daha kıymetlidir) buyurdu. (Buharî)
Hz. Ebüdderda buyurdu ki: (Zilhiccenin ilk 9 günü oruç tutmalı, çok sadaka
vermeli ve çok duâ ve istiğfar etmelidir! Çünkü Resulullah, (Bu on günün hayır
ve bereketinden mahrum kalana yazıklar olsun) buyurdu. Zilhiccenin ilk 9 günü
oruç tutanın, ömrü bereketli olur, malı çoğalır, çoluk çocuğu belâlardan
muhafaza olur, günahları affolur, iyiliklerine kat kat sevap verilir, ölürken
kolay can verir, kabri aydınlanır, Mizan’da sevabı ağır gelir ve cennette yüksek
derecelere kavuşur.) [Şir’a]
Bu on gün içinde, bir hasta ziyaret eden, Hak teâlânın dostları olan kulların
hâtırını sormuş ve ziyaret etmiş gibi olur. Bu on gün içinde Ehli sünnete uygun
bir kitap okumak çok sevaptır. Din ilmini, Ehl-i sünnet itikadını öğrenmek kadın
erkek herkese farzdır. Çocuklara öğretmek, birinci görevdir.
Her hafta saç, sakal, tırnak kesmek, koltuk, kasık temizlemek sünnettir. İbni
Âbidîn hazretleri, (Zilhicce ayının ilk on günü, bu sünnetleri geciktirmemeli.
(Kurban kesecek kimse, Zilhicce ayı girince, saçını ve tırnağını kesmesin)
hadis-i şerifi, emir değildir. Bunları, kurban kesinceye kadar geciktirmek
müstehaptır. Ama daha fazla geciktirmek ve hele kırk gün uzatmak günah olur)
buyurmaktadır. Kurban kesecek kimsenin, Zilhicce ayının ilk gününden, kurban
kesinceye kadar, saçını, sakalını, bıyığını ve tırnağını kesmemesi müstehaptır.
Fakat vacip değildir. Bunları kesmesi günah olmaz ve kurban sevabı azalmaz.
Kurbanla ilgili sual ve cevaplar 03022003
Şu anda nisap miktarı malı
olmayan ancak Kurban bayramından hemen sonra eline nisap miktarından çok fazla
para geçecek kimsenin kurban kesmesi gerekir mi?
CEVAP: Gerekmez. Vacip olması için, bayramın üçüncü günü eline geçmesi gerekir.
Kıymeti nisabın üstünde olan bir arsam var. Kurban kesmem gerekir mi?
CEVAP: Kurban kesmeniz gerekmez
Geçmiş senelerden kurban borcu olan bir kadın değerini altın olarak fakir
kocasına verebilir mi?
CEVAP: Bir kavle göre verebilir.
Ailesi zengin olan bir öğrencinin de kurban kesmesi gerekir mi?
CEVAP: Hayır, zengin olan herkes kendi keser. Ana babanın zenginliği ile olmaz.
Nisabı aşan alacağım var ama alamıyorum. Başka da param yok. Kurban kesmem vacip
mi?
CEVAP: Alacaklar zekatta olduğu gibi nisaba dahil edilir, fakat elinde parası
olmayan kesmez.
Geliri iyi olan bayanın kurban kesmesi gerekir mi? Yoksa eşim keseceği için bana
gerekmez mi?
CEVAP: Nisaba malik iseniz kesmeniz gerekir. İkiniz de zenginseniz, ikinizin de
kesmesi gerekir. İkiniz de fakirseniz ikinizin de kesmesi gerekmez. Yani zengin
olan keser, fakir olanın kesmesi gerekmez, keserse mahzuru olmaz, sevap olur.
Şâfiîler ekseriya kurban kesmiyorlar. Sebebi nedir?
CEVAP: Şâfiîde kurban kesmek sünnet-i müekkededir, yani kuvvetli sünnettir.
Hanefi’de farzdan sonra vacip gelir, Şâfiîde ise sünnet gelir. Farzdan sonra
gelen bir emri, gücü yeterken yapmamak doğru olmaz. Peygamber efendimiz, (Kurban
kesmeyen mescidimize gelmesin) ve (Cimrilerin en kötüsü kurban kesmeyendir)
buyuruyor. Bunu bütün Müslümanlar için söylüyor. Gücü yeten Şâfiîler, bu sünneti
ihmâl etmemeli. Şâfiîde, akika kesmek de sünnettir. Şâfiîler bayramda akika da
kesebilirler.
İçinde oturduğum bir evim, bir binek otomobilim, borsada hisse senetlerim var.
Borçlarım da var. Bu durumda kurban kesmem vacip oluyor mu?
CEVAP: Bir ev ve araba nisaba dahil edilmez. Borçlarınız mevcut paranızdan ve
hisse senetlerinizden çıkarılır, geriye nisap kadar paranız kalırsa kurban
kesmeniz gerekir.
Borsada hisse senetlerim var. Kooperatife 1 milyar ödemem gereken borcum var.
Ayda 360 milyon olmak üzere 30 ay ödemem gereken araba taksidi var. Kirada
oturuyorum. 470 milyon taksitli okul borcum var. Bu durumda kurban kesmem
gerekir mi?
CEVAP: Bütün borçlarınızı, mevcut paranızdan ve hisse senetlerinin rayiç
değerinden çıkarırsınız, geriye nisap miktarı paranız kalırsa, kurban kesmeniz
gerekir.
Çeyiz eşyalarım var. Beyaz eşya, mobilya, süs eşyaları, halı, mutfak
malzemeleri, bunlar kullanılmadığı için tamamı mı nisaba dahil olur, yoksa
sadece beyaz eşyalar mı?
CEVAP: Kullanılmayan her eşya dahil edilir.
Ne zaman verileceğini bilmediğim beş on milyar alacağım var. Borcum yok. Bu
alacağımı nisap hesabıma katacak mıyım, zekatını verecek miyim, kurban kesecek
miyim?
CEVAP: Senetli veya inkâr edilmeyen alacaklar, iflâs edende ve fakirde de olsa,
nisâba katılır. Ele geçince, geçmiş yılların zekâtı da verilir. Eğer kurban
kesecek kadar paranız varsa, kurban kesersiniz.
Namazda Maliki’yi taklit eden bir zengin, 10 gün kaldığı yerde kurban kesmesi
gerekir mi?
CEVAP: Kurban için taklit etmiyorsunuz. 10 gün kalan Hanefide seferi olur,
kurban kesmesi gerekmez.
Kurbanla ilgili meseleler 04022003
Zekat nisabına ulaşmış
altınları olan çocukların kurbanlarını babalarının mı kesmesi gerekir?
CEVAP: Zengin çocukların kurban kesmesi gerekmez.
Özel bir okulda yüksek lisans yapıyorum. İşyeri eğitim masraflarını
karşılayacağını üstlenmişti. Ancak işyeri son iki taksidi ödemiyor. Bu borçlar
da benim üzerime kalmış görünüyor. Kurban ve zekat nisabı hesaplarken bu
borçları da düşmem mi gerekiyor? Belki işyerindeki kriz biterse, bu ödemelerin
tamamını veya bir kısmını karşılayabilir, ama şu anda ödemiyor.
CEVAP: Kurbanda bayramın üçüncü günündeki duruma göre konuşulur. Şimdi konuşmak
geçersiz olur. Zekat için de zekatın son günü hangisi ise o tarihe göre hesap
edilir. O tarihteki durum şimdiki gibi ise, borçlar düşülür.
Ayda elime 600 milyon civarında bir para geçiyor. Eşim de 350 milyon alıyor. 225
milyon ev kiramız var. Arabamızın taksidi, diğer taksit ve ödemelerde 500
milyonu buluyor. Kenarda 550 $ birikmişimiz var. Kurban bize vacip olur mu?
CEVAP: Aylığın az veya çok olmasının hiç önemi yoktur, adam ayda bir milyar
alır, harcar elinde para kalmaz zekat da vermez kurban da kesmez. 100 milyon
alan birinin elinde ise 96 gram altın değerinde para veya bileziği olur, borcu
olmaz, zengin olduğu için hem zekat verir hem de kurban keser. İkinci bir husus,
kadın erkek dinen birbirinden ayrıdır, herkesin kazancı kendinedir. Diyelim ki
hanımınızın 100 gram altını varsa, borcu yoksa dinen zengindir, zekat verir ve
kurban keser. Bayram günü borçlarını mevcut paradan çıkarırsın, geriye elinde
nisap kadar paran kalırsa zenginsin demektir kurban kesersin. Hanım da aynısını
yapar. Bayramda elinde nisap miktarı para ve altını varsa zengindir.
Alacağım var ama elimde para yok. Alacağım olan şahısa desem ki, (diyelim bir
hayvan 100 milyon lira) benim için beş tane kurban kes, yarım milyarı da
hesabımdan düş. Bu caiz olur mu?
CEVAP: Evet caiz olur. Hatta hiç alacağınız olmasa, benim için bir kurban kes
deseniz, o da kesse vacip sevabına kavuşursunuz. Zekat verirken de böyledir.
Birini vekil etseniz, benim için şu kadar zekat ver deseniz o da verse,
zekatınız verilmiş olur. Para vermekle ilgisi yok. Yani vekil kendi parasından
verebilir. Vekil kendi parası ile kurban kesebilir. Daha sonra isterse sizden
para alabilir veya hediye de edebilir.
96 gr. altını olan kişinin borcu varsa vacip kurban mı kesmeli yoksa akika
borcunu mu ödemeli?
CEVAP: Akika borç değildir, kesilmesi müstehaptır, yani kesilmese de olur.
Kurban vaciptir. Fakat borcu olan, borcunu çıkardıktan sonra nisabı bulmazsa,
kurban kesmesi gerekmez. Nisabı bulursa kesmesi vacip olur.
İstanbul’da doğdum büyüdüm, vatanı aslim İstanbul’dur. Fakat bir seneyi aşkın
bir zamandır yurt dışında yaşıyorum. Nasipse birkaç sene daha kalacağım.Yaklaşan
kurban bayramı için İstanbul’a gitmeye niyetliyim.10 gün kalmayı planlıyorum. Bu
durumda İstanbul’da kalacağım süre için seferi sayılır mıyım? Kurban kesmem
vacip mi?
CEVAP: Vatani aslide bir saat bile kalsanız mukim olursunuz. Kurban kesmeniz
vacip olur.
Keçi kurban etmekte mahzur var mı?
CEVAP: Hiç mahzuru yoktur.
Kurban vekaleti verirken 05022003
Kurbanını, hayır kurumuna
hediye etmek isteyen kimse nasıl vekalet verir?
CEVAP: Kurbanını, bir hayır kurumuna hediye etmek isteyen kimse, kurban
parasını, bu işle vazifeli kimseye teslim ederken, (Allah rızası için bayram
kurbanımı almaya aldırmaya, kesmeye ve dilediğine kestirmeye ve etini ve
derisini dilediğine vermeye seni umumi vekil ettim) demelidir. Vekalet,
mektupla, faksla veya telefonla da verilir. Kurban parası, önceden verilebildiği
gibi, daha sonra da gönderilebilir. Vazifeli kimse, satın aldığı kurbana bir
numara bağlar. Bu numarayı ve kurban sahibinin ismini deftere yazar. Kesilirken
sahiplerinin ismini söyleyerek kasapları vekil eder. Ancak böyle kesilen
kurbanlar sahih olur.
Kurban nisabının zekat nisabından farkı nedir?
CEVAP: İhtiyacı olan eşyadan ve borçlarından fazla olarak, zekat nisabı kadar
malı, parası bulunan her hür Müslümanın kurban bayramında kurban kesmesi vacip
olur. Kurban nisabı hesabına katılacak malın, zekâtta olduğu gibi ticaret için
olması ve elinde bir yıl kalmış olması şartı yoktur.
İhtiyaç eşyası demek, kıymetleri ne kadar çok olursa olsun, bir ev, bir aylık
yiyecek, her yıl üç kat elbise, çamaşır, evde kullanılan eşya ve aletler,
binecek vasıtası, meslek kitapları ve ödeyeceği borçlarıdır. Bu eşyanın mevcut
olması şart değildir. Eğer mevcut iseler nisap hesabına katılmazlar. Ticaret
için olmayan, ihtiyacından artan eşya, kiradaki evler, evindeki süs eşyası, yere
serili olmayan halılar, kullanılmayan fazla ev eşyası, sanat ve ticaret
aletleri, burada ihtiyaç eşyası sayılmaz. Bunlar kurban için, nisap hesabına
katılır. Oturduğu ev büyük olsa, ihtiyacından fazla, kullanılmayan odaları bile
olsa nisaba dahil edilmez.
Annem zengin, ama şuursuzdur. Kurban kesmesi gerekir mi?
CEVAP: Emrederse kesersiniz. Bilmiyorsa kesilmez.
Bu yılki vacip kurbanı kesemeyen, gelecek yıl kesse câiz olur mu?
CEVAP: Gelecek yıl kesilmez. Kurbanı, bayramın üçüncü günü akşamına kadar
kesemeyen, kurbanı satın almışsa, canlı olarak bunu, satın almamışsa, orta
derecede bir kurban değerini altın olarak bir fakire verir. Böylece cezâdan
kurtulursa da, kurban sevâbına kavuşamaz.
Borçsuz fakir kurban keserse nafile mi olur?
CEVAP: Evet nafile olur ve çok sevaptır.
7 kişiyiz. Ortak kurban keseceğiz. Paylaştırmayı tam bilmiyoruz. Bunun kolay bir
yolu var mı?
CEVAP: Kolay yolu var. Ortaklar ilk size vekalet verirken, (Bayram kurbanımı
kesmeye, kestirmeye ve etini ve derisini istediğin gibi kullanmaya seni umumi
vekil ettim) derlerse, artık et de sizin olur, istediğinize istediği kadar
verebilir veya vermeyebilirsiniz. Et sizin demektir. Hiç ayırmadan öylece
fakirlere de verebilirsiniz. Yedi ortağa göz kararı ile de verebilirsiniz.
Üzerine kurban kesmek vacip olan üç zenginle, üzerine kurban kesmek vacip
olmayan bir fakir birlikte bir sığırı ortak olarak kurban kesebilir mi?
CEVAP: Evet kesebilirler.
Biri adak hayvanı, biri akika, biri de bayram kurbanı kesmem için bana vekalet
verdi. Alacağım ineğe bunları da ortak etmem caiz midir?
CEVAP: Evet caizdir.
Dört kişi ortak kurban almaya niyet edip bir dana aldık, sonradan birkaç kişi
daha bu kurbana katılabilir mi?
CEVAP: Eğer dört kişi alırken yedi kişiye kadar ortak oluruz diye düşünülmüşse
ortak olmak caizdir, düşünülmemişse, mekruh olur. Mekruhtan kurtulmak için, onu
bir başkasına satarsınız veya içinizden biri de satın alabilir. Sonra o kimse
bunu alırken ‘yedi kişiye kadar ortak ederim’ diye alırsa yeniden ortak
olabilirler.
Kurban etini taksim ederken 06022003
Bir evde, bütün aile
bireyleri için kurban kesiliyor. Kurban kesilip eve geldikten sonra taksim
edilmeden annemize herkes kurbanını hediye etse taksim işinden kurtulur muyuz?
Taksimde göz kararı kâfi midir?
CEVAP: Faiz olur, haram olur. Her parçanın yanına ayak, baş ve deri konursa
tartmadan taksim yapılması caiz olur. Mesela 7 kişi ortak varsa, dört kişinin
hissesine birer ayak konur, birinin yanına baş konur, birininkine deri konur,
biri de ötekilerden farklı olur yani boş olur. Eğer ortak dört kişi ise birer
ayak koymak da yeterlidir, beş kişiyse birine de baş veya deri konur.
Biri adak, biri akika, biri vacip olan bayram kurbanı, biri nâfile, biri ölü
için, biri de Peygamber efendimiz için kurban kesmek istese, bir inek
kesebilirler mi?
CEVAP: Evet kesebilirler. Yedi kişiye kadar ortak olmak câizdir.
Kurbanlık ineğe en az ve en çok kaç kişi ortak girebilir.
CEVAP: Bir ineğe yedi hisseye kadar girilir. Yani 1, 2, 3, 4, 5, 6, 7 kişi
girebilir. 3 kişi girerse inek üç hisseye bölünür. Dört kişi girerse dörde
bölünür.
İki kardeş bir dana almışlar. Bunlar çocukları için şimdiye kadar akikalarını
kesmemişler. Şimdi akika kesmenin müstehap olduğunu öğrenmişler. Aldıkları
kurbanlık dana için akikaları için de niyet edip aldıkları bu kurbana dahil edip
akikalarını kesebilirler mi? Adağı olan birisi böyle alınmış bir kurbana
adaklarını da dahil edebilir mi?
CEVAP: Akika, vacip, adak hepsi katılır. Ancak ilk alırken yedi kişiye kadar
ortak olmak niyetiyle hayvan alınmalıdır. Sırf kendisi için alıp da sonradan
başkasını ortak etmesi mekruh olur.
Kurbanı kesen kasaba bir para veriliyor. Bu parayı bir kişinin ödemesinde ve
sonra herkesin payını ödemesinde ya da bu parayı veren kişinin eksik ya da
fazla, önce ya da sonra bu paraları kurban sahiplerinden almasında veya
almamasında bir mahzur olur mu?.
CEVAP: Hepsi caizdir. Bir kişi öder, diğerlerinden alabilir, isterse
almayabilir.
Ortak kurbanın başını ortaklar, dilenciye verse, kalanını taksim caiz mi?
CEVAP: Evet.
Üç ortak, farklı para verip kurban alsalar caiz olur mu?
CEVAP: Birine düşen para, 1/7’den az olmazsa, caiz olur.
Kurban eti tartılmadan paylaşılıp, her biri diğerine, mendil, defter, kalem gibi
bir şey verse, paylaşma sahih olur mu?
CEVAP: Evet sahih olur.
Seferi olan vekil, vekaleten kurban kesebilir mi?
CEVAP: Vekilin seferi olmasının önemi yok.
Bayramda annem, babam, eşim ve ben birisi evli ikisi üniversitede okuyan
oğullarım için (toplam 7 kişi oluyor) dana kurban kesmek istiyorum. Kurbanın
parasını ben vereceğim. Bu kurbanın bedeli olan parayı onlara tek tek verip
onların kurban alınması için bana vekalet vermesi mi gerek yoksa ben onlara
birer haklarını hediye kurban mı edeyim?
CEVAP: Sizin onlara onların size para hediye etmesi gerekmez. Sadece her biri,
(Benim için bir kurban kesmeye veya dilediğine kestirmeye seni umumi vekil
ettim) demeleri yeter. Vekil asıl gibidir, kendi parası ile de keser.
Kurban kesmenin fazileti 09022003
Kurban nisâbına mâlik olan
kimsenin kurban kesmesi vaciptir. Zaruretsiz kurban kesmemek günah olur. Kurban
kesmesi vacip iken, içindekilerin kurban kesmediği ev, inleyerek, sâhibine
bedduâ edip, “Kurban kesmediğin gibi Cenâb-ı Allah sana iyilik yapmayı nasip
etmesin!” der. O ev, o yıl belâlara düçâr kalır.
Kurban kesenin evi ise, memnun olur, sâhibine hayır duâ eder. Bu bakımdan kurban
kesmeyi bir nimet bilmelidir! Kurban kesen müslüman, kendini cehennemden azat
etmiş olur.
Hadîs-i şerîflerde buyuruldu ki:
(Cimrilerin en kötüsü [vacip iken] kurban kesmeyendir.) [S. Ebediyye]
(Hâli vakti yerinde olup da kurban kesmeyen, namaz kıldığımız yere gelmesin!)
[Hâkim]
(Kurbanın postunun her kılına ve her parçasına bir sevap vardır.) [Hâkim]
(Kurbanlarınız, semiz olsun. Onlar, Sırât’ta bineklerinizdir.) [Zâd-ül mukvîn]
(Kurbanın derisindeki her tüy sayısınca size sevap vardır. Kanının her damlası
kadar mükâfat vardır. O sizin mîzânınıza konacaktır. Müjdeler olsun!) [İbni Mâce]
(Kurbanlarınızı gönül hoşluğu ile kesin! Çünkü hiçbir müslüman yoktur ki,
kurbanını kıbleye döndürüp kessin de, bunun kanı, boynuzu, yünü, her şeyi
kıyâmette kendi mîzânına konan sevâbı olmasın!) [Deylemî]
(Sevap umarak kurban kesen, Cehennemden korunur.) [Taberânî]
(Kurban bayramında yapılan amellerden Allahü teâlâ katında kurban kesmekten daha
kıymetlisi yoktur. Daha kanı yere düşmeden Allahü teâlâ onu muhâfaza eder.
Onunla nefsinizi tezkiye edin, onu seve seve kesin!) [Tirmizî]
(Kurbanların en hayırlısı boynuzlu koçtur.) [İbni Mâce]
(Yâ Fâtıma, kurbanının yanına git! Kesilirken orada bulun! Yere akacak ilk kan
damlası ile, geçmiş günâhların affedilir.) [İbni Hibbân]
(Kesilen kurban, Kıyâmette, etiyle, kanıyla 70 kat büyüyerek mîzâna konur.) [İsfehânî]
Kurban kesmek
kimlere vaciptir?
Mukîm olan, âkıl-bâlig, hür ve müslüman erkek ve kadının ihtiyaç eşyasından
fazla nisap miktarı, malı veya parası varsa, Kurban bayramı için niyet ederek,
belli günlerde, belli bir hayvanı kesmeleri vacip olur. Dinen karı kocadan
hangisi zengin ise kurbanı o keser, ikisi zengin ise ikisi de keser, ikisi de
fakir ise ikisi de kesmez. Fakir kurban kesmek zorunda değildir ama keserse çok
sevap olur.
Kurban, davar [koyun, keçi], sığır [manda, inek, dana, öküz, boğa] veya deveyi,
Kurban bayramının ilk üç gününde, kurban niyeti ile kesmek demektir.
Kurban, dünyada vacip vazifesini yerine getirmiş olmak ve ahiretteki sevabına
nail olmak için kesilir. Babanın, çocuğu için, çocuğun malından da kurban
kesmesi gerekmez. Deli ile bunak, çocuk hükmündedir. Büyük çocuk ve hanımdan
izinsiz, onlar adına kurban kesilmez.
Arefe gününün önemi 10022003
Kıymetli geceye kendinden
sonra gelen günün ismi verilir. Fakat Arefe ve Kurban bayramının üç gecesi böyle
değildir. Bu dört gece, bugünleri takip eden gecelerdir. Arefe, yalnız
Zilhiccenin 9. günüdür. Başka güne Arefe denmez. Arefe günü yani bugün yapılacak
işlerden bazıları şunlardır:
1- Arefe günü sabah namazından, Kurban bayramının dördüncü günü ikindi namazına
kadar, erkek-kadın herkes, cemaatle kılsın, yalnız kılsın, 23 vakit farz namazda
selam verir vermez, (Allahümme entesselam...) demeden önce, bir kere, vacip olan
teşrik tekbirini söylemeli, yani, (Allahü ekber, Allahü ekber. Lâ ilâhe
illallah. Vallahü ekber, Allahü ekber ve lillahil-hamd) demelidir.
Camiden çıktıktan veya konuştuktan sonra, artık teşrik tekbirini okumak
gerekmez. (Halebî)
2- Zilhiccenin ilk dokuz günü oruç tutmak sevaptır; fakat Arefe günü oruç tutmak
daha çok sevaptır. Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki:
(Arefe günü oruç tutana, Âdem aleyhisselamdan, Sûr’a üfürülünceye kadar yaşamış
bütün insanların sayısının iki katı kadar sevap yazılır.) [R. Nâsıhîn]
(Arefe günü tutulan oruç, bin gün [nafile] oruca bedeldir.) [Taberânî]
(Arefede tutulan oruç, iki bin köle azat etmeye, iki bin deve kurban kesmeye ve
Allah yolunda cihâd için verilen iki bin ata bedeldir.) [T. Gâfilîn]
(Arefe günü [Besmele ile] bin İhlâs okuyanın günahları affolup duâsı kabul
olur.) [Ebûşşeyh]
(Arefe günü tutulan oruç, geçmiş ve gelecek yılın günahlarına kefaret olur.)
[Müslim]
(Arefe günü, kulağına, gözüne ve diline sahip olan mağfiret olur.) [Taberânî]
(Şeytan, Arefe gününden başka bir günde daha zelil, rezil, hakir ve kinli
görülmez.) [İ. Mâlik]
(Allahü teâlâ, Arefe günü kullarına nazar eder. Zerre kadar imanı olanı
affeder.) [Gunye]
(Rahmet kapıları dört gece açılır. O gecelerde yapılan duâ, reddolmaz. Fıtr ve
Kurban bayramının birinci gecesi, Berât ve Arefe gecesi.) [İsfehânî] [Bu akşam
arefe gecesidir.]
(Arefe gecesi ibadet eden, cehennemden azat olur.) [S. Ebediyye]
İbadet olarak ilim öğrenmek en faziletlisidir. İlmihal okumakla en uygun ilmi
öğrenmiş oluruz.
3- Bugünü fırsat bilip duâ etmeli! Hadis-i şerifte buyuruldu ki:
(Duânın faziletlisi, Arefe günü yapılanıdır.) [Beyhekî]
4- Arefe gününü ibadetle, Allahı anmakla ve tefekkürle geçirmeye, insanlara
iyilik etmeye çalışmalı! Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki:
(Arefe gününe hürmet edin! Arefe, Allahın kıymet verdiği bir gündür). [Deylemî]
(Hürmet etmek, günah işlememekle olur.)
(Arefe günü, kulağına, gözüne ve diline sahip olan mağfiret olur.) [Taberânî]
Kulağına sahip olmak, gıybet, çalgı gibi haram olan şeyleri dinlememektir. Eğer
biz istemeden kulağımıza gelmişse, bize günah olmaz. Gözüne sahip olmak da,
haram olan şeylere bakmamak ve mubah olarak baktığı şeylerden ibret almaktır.
Diline sahip olmak ise, yalan söylememek, dedikodu etmemek, laf taşımamak, kötü
söz söylememek, hatta boş şey konuşmamak, kimseyi dili ile incitmemek demektir.
Bunlara riayet eden Arefe gününü değerlendirmiş olur.
Bayram günleri ne yapmak gerekir? 11022003
Bayramda erken kalkmak,
gusletmek, misvak kullanmak, güzel koku sürünmek, yeni ve temiz elbise giymek,
sevindiğini belli etmek sünnettir.
Bayram günü yüzük takmak, karşılaştığı müminlere güler yüzle selam vermek,
fakirlere çok sadaka vermek, İslâmiyete doğru olarak hizmet edenlere yardım
etmek, dargınları barıştırmak, akrabayı, din kardeşlerini ziyaret etmek, onlara
hediye götürmek sünnettir.
Bayram gecelerini ihya edenin büyük saadete kavuşacağı bildirilmiştir. Hadis-i
şerifte buyuruldu ki:
(Bayram gecelerini ihya edenin kalbi, kalplerin öldüğü günde ölmez.) [Taberânî]
Dargın olanların, bayramı beklemeyip, hemen barışması gerekir. Allahü teâlâyı ve
Peygamber efendimizi seven kimse, insanların kusurlarına bakmaz, hoşgörülü olur.
İyi insan, yani mümin, herkesle iyi geçinir. Başkalarına sıkıntı vermediği gibi,
onlardan gelecek eziyetlere de katlanır. Bir kusurundan dolayı kimseye
darılmamak gerekir.
Bayramda küs durulmamalı
Dargınlık olsa bile üç günden fazla sürmemelidir. Şayet bayrama kadar süren bir
dargınlık olduysa, daha fazla gecikmeden barışmalıdır. Hadis-i şeriflerde
buyuruldu ki:
(Birbirinizle münasebeti kesmeyin! Birbirinize arka çevirmeyin! Birbirinize kin
ve düşmanlık beslemeyin! Birbirinizi kıskanmayın! Ey Allahın kulları kardeş
olun! Bir müslümanın diğer kardeşine darılarak üç günden çok uzaklaşması helal
değildir.) [Buhârî]
(Müslümana üç günden fazla dargın duran, cehenneme gider.) [Nesâî]
(Birbirine dargın iki kimseden, hangisi önce selam verirse, günahları affolur.
Verilen selamı öteki almazsa, bu selamı melekler alır. Selam almayan kimseye de
şeytan, sevinerek iltifatta bulunur.) [İbni Ebî Şeybe]
(Müminin kardeşine üç günden çok dargın durması caiz değildir. Üç gün sonra, ona
selam verip hatırını sormalıdır. Onun selamını alırsa, birlikte sevaba ortak
olurlar. Selamını almazsa günaha girer. Selam veren de küs durma mesuliyetinden
kurtulmuş olur.) [Ebu Dâvud]
(İki kişi, birbirine dargın olarak ölürse, Cehennemi görmeden Cennete giremez.
Cennete girseler de birbiriyle karşılaşamazlar.) [İbni Hibban]
(Din kardeşiyle bir yıl dargın duran, onu öldürmüş gibi günaha girer.) [Beyhekî]
(Ameller, pazartesi ve perşembe günleri Hak teâlâya arz olunur. Hak teâlâ da,
kendisine şirk koşmayan herkesi affeder. Ancak bu mağfiretten birbirine kin
tutan iki kişi istifade edemez. Hak teâlâ “O iki kişi barışıncaya kadar
amellerini bana getirmeyin” buyurur.) [İ. Malik]
El öpmek
Bayramda herkesin eli öpülür mü, yani kimlerin eli öpülür, kimlerin eli öpülmez?
CEVAP: Herkesin eli öpülmez. Ana-babanın, bir de âdet olduğu için yaşlı
akrabaların elini öpmek câizdir. Arkadaşın elini öpmek haramdır. Kadın kocasının
elini öpebilir, fakat, kendine namahrem yani yabancı erkeğin, erkek de yabancı
kadının, zaruret olmadıkça, elini öpemez.
Doğruluktan ayrılmamalı 12022003
Her şeyin başı doğruluktur.
Her işin nizam ve intizamı doğruluk iledir. Hadis-i şerifte buyuruldu ki:
(Doğru olunuz, doğruluk gerçeği, gerçek de Cennet yolunu gösterir. Bir kimse
doğruluktan ayrılmaz, doğruluğu düstur edinirse, Allah indinde o kimse
sıddıklardan olur.) [Buharî]
Bir haramdan kaçmak, milyonlarca nafile ibadetten evladır. Günahtan kaçmak
ibâdet yapmaktan önce gelir. Hadis-i şerifte, (Küçük bir günahtan kaçmak, bütün
cin ve insanların ibâdetleri toplamından daha iyidir) buyuruluyor. (R. Nasihin)
Rızıktan endişe etmemeli, bu yüzden doğruluktan ayrılmayıp haramlara düşmemeli.
Rızık mukadderdir. Yani herkesin rızkı bellidir, artmaz eksilmez, rızkını
almadan dünyadan ayrılmaz. İsteyene helalden gelir, isteyene haramdan. Gelen
miktar aynıdır. Ecel de mukadderdir. Yani herkesin ömrü bellidir, uzamaz
kısalmaz, vakti dolunca dünyadan ayrılır. Kaza ve kader, hayır ve şer, zaten
imanın şartlarındandır. Peki, daha ne istiyoruz, niye şükretmiyoruz? Rızkımız
belli, ömrümüz belli, başımıza gelenler Allah’tan. Artık dileyen şükretsin,
dileyen de nankörlük.
Gencin birisi Kâbe’de hep (Ey doğruların yardımcısı olan Allahım, ey haramdan
sakınanların yardımcısı olan Allahım, sana hamdü sena ederim) diye dua eder. Bu
durum herkesin dikkatini çeker. Birisi, (Neden hep aynı duayı yapıyorsun, başka
bir şey bilmiyor musun?) der. O da anlatır:
7-8 sene önce yine Kâbe’de iken içi altın dolu bir torba buldum. Tam 1000 altın
vardı. İçimden bir ses (Bu altınlarla, şunları şunları yaparsın) diyordu. Hayır
dedim kendi kendime, bu benim değil, başkasının malı, kullanmam haram olur... Bu
sırada birisi, (şöyle bir torba bulan var mı?) diye bağırıyordu. Çağırdım onu,
nasıl bir torbaydı, içinde ne vardı diye sordum. Torbayı tarif etti ve içinde
1000 altın vardı dedi. Al öyleyse torbanı diyerek verdim. Adam torbayı açıp
içinden bana 30 altın verdi.
Pazara gittim. Temiz yüzlü genç bir esiri [köleyi] överek satıyorlardı. Gencin
temizliği dikkatimi çekti. Yanlarına gittim, bu köle için ne istiyorsunuz dedim.
30 altın dediler. Adamdan aldığım 30 altını verip genci satın aldım. Bir iki yıl
geçti. Genç çok çalışkan, çok edepli idi. Onu aldığıma çok memnun olmuştum. Bir
gün onunla giderken karşıdan iki üç kişi geliyordu. Genç bana dedi ki, (Efendim,
ben Fas Emiri’nin oğluyum. Bu gelenler babamın adamları. Beni buldular. Senden
beni satın almak isterler. Sen iyi bir insansın, onlara 30 bin altından aşağıya
satma) dedi. O kişiler yanıma geldi, ‘bu esiri bize satar mısın?’ dediler.
Satarım dedim. 60 altın verelim dediler. Olmaz dedim. İyi ama sen bunu 30 altına
almadın mı? Biz sana iki mislini veriyoruz dediler. Öyleyse gidin pazardan alın
dedim. Artıra artıra 20 bin altına kadar çıktılar. 30 binden aşağı olmaz dedim.
Çaresiz kabul ettiler. Altınları verip, genci alıp gittiler. Ben o 30 bin
altınla, işyerleri açtım, ticaret yaptım, daha çok zengin oldum. Bir gün bana
arkadaşlar, ‘çok zengin bir ailenin iyi bir kızı var. Babası yeni vefat etti.
Onunla seni evlendirelim’ dediler. Ben de olur dedim. Nikah kıyıldı. Deve
yükleri çeyizini getirdiler. Çeyiz arasında bir torba dikkatimi çekti, kıza, ‘bu
nedir?’ dedim. İçinde 970 altın var, babam Kâbe’de bunu kaybetmiş, bulan gence
30’unu vermiş. Kalanını da bana hediye etti, çeyizine koyarsın dedi. Demek ki
bulduğum altınlar benim rızkım imiş, vermese idim haram yoldan gelecekti, şimdi
helal yoldan yine bana geldi.
Öyle ise, haramı ateş bilip ona uzanmamalı, günah kazanmamalı.
İbretli menkıbelerden bir demet 13022003
Hasan-ı Basri hazretlerine
90’lık bir ihtiyar gelir, ‘ben tövbe edip doğru yola girmek istiyorum’ der, O
mübarek zat da latife yapmak ister, (Beybaba, biraz geç olmadı mı?) der.
İhtiyar, (Neresi geç ki, ölmeden geldim ya) der. O zaman Hasan-ı Basri
hazretleri, (Doğru söyledin efendim, ölmeden önce gelen, zamanında gelmiş olur)
der.
Göz açıp kapatmak: Padişahın biri üç beş yardımcısıyla kırlara gezmeye çıkar.
Ağacın altında uyuyan birisini görünce, yanındakilere, (şu garibi uyandırın,
yılan falan zarar verebilir) der. Adam uyandırılınca, bakar ki karşısında
padişah, başlar söylenmeye, (niye beni uyandırdınız, rüyada ne güzel padişahtım,
saraylarım, ordularım vardı, şöyle emrediyordum, şunları yapıyordum...)
Bunun üzerine padişah gülerek, (iyi ama bak kendin söylüyorsun, rüyada diyorsun,
rüyadaki padişahlığın ne kıymeti var, bak gözünü açınca, bitti) der. Adam cevap
verir: (Benim padişahlığım gözümü açınca bitiyor, seninki gözünü kapatınca
bitecek, ne farkı var?)
Kibrin zararı: Günaha bir tövbe yeter, taata bin tövbe yetmez. Günah işleyen,
tövbe ederse Allah affeder. Fakat ibadet eden, ucba kibre kapılabilir. Buna bin
tövbe bile yetmez. Benî İsrail’den bir fâsık vardı. Bir âbid de ibâdetiyle
şöhret bulmuştu. Fâsık, bu âbidin yanından geçerken, “Gideyim, şu âbidin yanına
oturayım, belki Allahü teâlâ onun hürmetine beni affeder” diye düşündü. Gidip
âbidin yanına oturdu. Âbid ise, üzerinde bulutun gölgelendirdiği bir zat olduğu
için, böbürlenip, “Bu fâsık, benimle oturamaz” diyerek ondan yüzünü çevirdi. Yüz
bulamayan fâsık da çekip gitti. Fakat Âbidin üzerindeki bulut, fâsıkla beraber
gitti. Allahü teâlâ zamanın Peygamberine (İnsanlara niyetlerine göre muamele
ederim. Fâsıkın günahlarını, onun bu iyi niyetinden dolayı affettim. Âbidin
ibadetlerini de kibri sebebiyle yok ettim) diye vahyetti.
Kararan yüz nurlandı: Süfyan-ı Sevri hazretleri anlatır: Kâbe’yi tavaf ederken,
her adımda salevat okuyan birini gördüm. Ona (Sen gerekli duaları bırakıp hep
salevat okuyorsun. Her yerde okunacak duâ var) dedim. Sen kimsin dedi. Ben de
kendimi tanıttım. (Sen avamdan değilsin, âlimsin, sana anlatayım) diyerek
başladı: Babamla Beytullaha gitmek üzere yola çıkmıştık. Yolda babam hastalandı.
Onu tedavi etmek için epey uğraştıysam da babam vefat etti. Baktım, ölünce yüzü
karardı. Yüzünü kapattım. Yanında uyuya kalmışım. Rüyamda öyle bir zat gördüm
ki, ondan daha güzel yüzlü hiç kimse görmemiştim. Çok güzel kokuyordu. Babamın
yanına geldi. Yüzündeki örtüyü kaldırıp elini babamın yüzüne sürdü. Babamın
siyah yüzü nurlandı, bembeyaz oldu. Bu zata kim olduğunu sorunca, (Ben
Resulullahım. Baban, ömrünü boşa harcadı. Fakat bana çok salevat okurdu, şimdi
sıkıntıda olduğunu bildirdiler, kendisi de benden yardım istedi. Çok salevat
okuyan mümine ben elbette yardım ederim) buyurdu. Uyanınca babamın yüzünün
bembeyaz olduğunu gördüm. İşte bu yüzden her yerde Peygamber efendimize çok
salevat okuyorum.
Hocamdan tek şey öğrendim: Bir gün bir âlime, yakınlarından biri, sen hep hocam
hocam diyorsun, anlat bakalım sen hocandan ne öğrendin, diye sorar. Talebeleri
merak ederler, bu kadar geniş bir soruya ne cevap verecekler diye. (Kim sevilir,
kim sevilmez bunu öğrendim) der. Evet hubbi fillah buğdi fillah imanın
şartlarındandır. Yani Allah için sevmek, Allah için buğzetmek.
Paris’te yaşayıp USA’da ölen Hintli 16022003
Bu Hintli, Fransızlarca
profesörlükle taltif edilen Hamidullah’tır. (Kel ölür sırma saçlı, kör ölür,
badem gözlü olur) atasözüne uygun olarak, Resulullah efendimize çeşitli şekilde
saldıran ve ilim ehli tarafından küfrü açıklanan Hamidullahı öyle övdüler, öyle
şişirdiler ki, muhakkak Arş titremiştir! Çünkü, bir fâsık bile övülünce Arş
titrer. “Hindistan’ın yetiştirdiği ünlü büyük islam âlimi, özgün fikirlerin
sahibi üstad, islamın temel kaynaklarına inerek anlatan bilgin, eşsiz eserler
bırakan bilim adamı...” gibi yaldızlı sözlerle mösyöyü övmüşlerdir. Bir
mezhepsiz de dedi ki: Efgani, Abduh, Mevdudi gibi Hamidullah’ı da kara listeye
alıp haksız bir düşmanlık besleyen sofî çevreler, eminim ki, Hamidullah’ın
hiçbir eserini okumamışlar ve Hamidullah’ın talebesi olma makamındaki Necip
Fazıl’a, Hamidullah için “Baidullah” bile dedirtmişlerdi.
CEVAP: Bu bir cümledeki azim hatalar için mübalağasız bir kitap yazılır. Mason
Efgani ve mason Abduh’un küfrünü bilmeyen ilim adamı yoktur. Keza Mevdudi’nin de
mezhepsiz olduğu herkesçe malumdur. Bu üç reformistin rezaletleri hakkında
yazılan kitaplar çoktur. İkincisi ise, bu mezhepsiz yazar, tasavvuf düşmanıdır.
Çünkü sofi çevreler tabirini kullanarak, onları kötülüyor. Hamidullah’ın
kitaplarını okumadıkları iftirasını yapıyor. Kitaplarını okuyan insaf ehli
herkes bilir ki, bid’at ve dalaletleri çoktur. Diğer bir husus ise, üstad Necip
Fazıl’ı kötülemesidir. Necip Fazıl’a Baidullah dedirttiler diyor. Yani sofi
çevreler, para ile Necip Fazıl’ı satın alıp, kendisi onun talebesi bile
olamazken, ona baidullah dedirtmişler diyor. Baidullah, Allahtan uzak demektir.
Hamidullah’ın çirkin yazıları, kendisinin baidullah olduğunu ispat etmektedir.
“Mirac anlayışım ruhen ve manen bir seyahattir” diyen Hamidullah, Erzurum’da
Mirac ile ilgili verdiği seminerde şimdi Prof. olan, Dr. Zeki Çıkman ile
tartışmasında, akli ve nakli delilleri karşısında, miracı inkâr eden görüşü için
“Bu benim şahsi düşüncemdir” demek zorunda kalmıştır. Davudoğlu hoca, Zeki
Çıkman’ın (Mirac ve Hamidullah) isimli kitabına yazdığı takrizde diyor ki: (Hamidullah
paslı silsilenin (din tahripçilerinin) son halkasından biridir. Onun Resulullah
hakkında yazdığı kitaplarında Kur’anın Cebrail aleyhisselam vasıtasıyla
indirildiğine, yani vahiy mahsulü olduğuna dair bir işaret bulunmaz. Mısır’da
çok reformcu gördüğüm için Hamidullah’a şaşmam, ama onu bir din yetkilisi gibi
kabul edip fesat tohumu ekmesine ses çıkarmayanlara şaşarım.)
Üstad Necip Fazıl da, dalalet kumkuması dediği Hamidullah için şöyle söylüyor:
Müsteşrik Dr. Duzi ağzıyla konuşan, İslamın, orta seviyeli bir din olduğu
hissini sinsice veren, (s.14), Çocukluğunda puta bir koyun kurban ettiğini
söyleyen, (s.47), Vahy anındaki esrarlı tecellileri şüpheli gösteren, (s.66),
Buda’yı Peygamber sayan, (s.69), Şakk-ül kamer vesilesiyle mucizeyi bıyık
altından alaya alan, (s.82), Miracı ruhi kabul eden ve bedenle gittiğini inkâr
eden, Miracı Allaha mekan tayin etmiş olmak gibi gösteren, (s.92), İslamdan önce
Kudüs’te mescit yoktu diyerek, Kur’anı yalanlamaya kadar giden, (s.93) Dinden,
imandan ve her idrak fakültesinden yoksun bir bedbahttır. Din simsarları bu
kitapları basa dursun. (Türkiye’nin manzarası) [Devamı var]
Mösyö Hamidullah kimdir? 17022003
Sadreddin Yüksel Hoca, (Hamidullahın
iki eseri üzerine...) isimli kitabında özetle diyor ki:
1- Hamidullah, İslam Peygamberi adlı kitabında “Hz. Muhammedin yegane arzusu
eski peygamberlerin tebliğlerini tekrar canlandırmaktır. O, kendisinden sonra
bir peygamber daha gönderilmesine lüzum kalmaksızın, ilahi tebliğin hiç
değişmeden baki kalacağına dair samimi kanaatinde yanılmamıştır” diyor. (s.14)
Peygamberimiz için “Samimi kanaatinde yanılmamış” demek, affedilmez çok büyük
bir hatadır. Çünkü Resulullahın Peygamberlerin sonuncusu olduğuna dair âyet
vardır. Eğer Hamidullahın iddia ettiği gibi, bu Peygamberimizin samimi kanaati
olsaydı, Ahzab suresinin (Muhammed Allahın resulü...) mealindeki 40. âyeti
Allahın kelamı değil, Resulünün sözü olurdu. Zaten Hamidullaha göre, Kur’an,
ilhama dayalı Hz. Muhammedin sözüdür, Hamidullah, (Resulullah Muhammed) isimli
eserinde (Kur’an Allahın sözünü temsil eder, onun yerine geçer) diyor. (s.2) [Kur’anın
Allahın kelamı olmadığını söylemek de küfürdür.
2- Yeni bir dine ihtiyaç var mı idi? Buna, Filip Hittinin, çok veciz ve faydalı
cevabı şöyle: (İslamiyet, Sami kavimlere ait dinlerin mantıki
mükemmelleşmesidir. Yani İslam semavi bir din değil, diğer dinlerin bir
tekamülüdür.) Hamidullah, müsteşrikin sözünü faydalı görmekle, ona suç ortağı
olmuştur. [Yani İslamiyetin semavi bir din olduğunu inkâr etmekle, mantıki
mükemmelleşme göstermekle, bu tarifin veciz ve faydalı olduğuna inanmakla onun
gibi kâfir olmuştur. Mösyöyü yere göğe sığdıramayanlar da onun gibi bu tarifin
veciz ve faydalı olduğuna inanıyorlar mı?]
3- (İslamiyetin tesisinde bazen mucizelere götüren tesadüfi şartlardan ayrı
bizim bilmediğimiz bir şey var) diyen Napolyon’u haklı gösteriyor. (s.26)
4- (Bu seyahatler, Hz. Muhammedin gezdiği yerlerin ticari, idari geleneklerini
öğrenmesine yol açtı. Olgunluk yaşında, kırkında bu tecrübeli adam, kavmini
ıslaha teşebbüs etti.) [S.34] Tam bir misyoner gibi Resulullah, seyahatler
neticesinde edindiği bilgilerden sonra ıslahata kalkıştı diyor. Tecrübeli adam
diyor. Bunlar bir peygamberin değil, ancak bir ıslahatçının vasfı olabilir.
Halbuki, Resulullah, vahy ile öğreniyordu. Bir âyet meali: (Sen bu Kur’an
gelmeden önce, bir kitap okumadın.) [Ankebut 48] (Acaba Hamidullahcılar da, onun
gibi, kâinatın efendisine tecrübeli adam mı diyorlar.)
5- Hz. Musa ile ilgili Kehf suresindeki hadise için, (Din kitapları temsiller
getirir. Bunların tarihi hadiseler olması zaruri değildir) diyor (s.377)
Kâfirler, (Bu Kur’an, eskilerin masallarından ibaret) demişlerdi. Eğer
Kur’andaki kıssalar, gerçek tarihi hadiseler olmazsa, masal ve asılsız
hikayelerden ibaret kalır. Kâfir olan muarızların iddiaları doğruluk kazanır. Bu
ise, Kur’an için -haşâ- büyük bir hezimettir. [Kur’an-ı kerime böyle dil uzatana
nasıl Müslüman denir?]
6- Hz. Peygamber ile Yahudiler arasında çıkan anlaşmazlıkta hangi tarafın zâlim
olduğunu anlamak zor diyor. (s.389) Aynen Müsteşrik kâfirler gibi konuşuyor,
Peygamber tarafı da zâlim olabilir demek istiyor. Böyle ifadeler tüyler
ürperticidir. Zulüm büyük günahtır. Peygamberler masumdur. Ona iftira eden zalim
ve kâfirdir. [Acaba mösyö taraftarları da onun gibi hangi tarafın zalim olduğunu
anlamakta zorluk çekiyorlar mı?] (Devamı var)
Hamidullah’ın sapık görüşleri 18022003
Sadreddin Hoca, Hamidullah’ın,
Resulullah Muhammed adlı kitabı için de diyor ki:
1- Hamidullah, bu kitabında Peygamber efendimizin nübüvvetten önceki, irhasat
denilen, bin senedir yanan Mecusilerin ateşlerinin sönmesi, Kisra’nın sarayının
yıkılması gibi harikaların Peygamberimizin doğumu ile ilgisini kesmeye çalışarak
(Müstakbel kahramanın dünyaya gelmesi ile bir alâkası olup olmadığı bir tarafa)
diyor. (s.24)
2- Peygamber efendimizin, ilk vahyini anlatırken, yine samimiyetsizliğinin bariz
örneğini veriyor. Vahyi rüya olarak gösteriyor. (s.49)
Cebrail aleyhisselamın ilk gelişi, uykuda, sonrakiler uyanıkken oldu. Vahy hep
uyanıkken oldu.
3- (Allah ses ve lisandan ötedir. Kur’anın Arapça lafızları, Allahın sözünün
yerine geçer) diyor. Halbuki Kur’anın lafzı da, nazmı da Allahındır. İşte âyet-i
kerimeler: (Ta ki Allahın kelamını, dinlesin, işitsin.) [Tevbe 6], (Biz onu
Arapça bir Kur’an olarak indirdik.) [Yusüf 2]
Allahü teâlâ, ben Kur’anı Arapça olarak indirdim buyuruyor. Hamidullah ise, mana
Allahtan, lafızlar ise Peygambere ait diyor. Onun tarif ettiği kudsi hadistir. O
zaman kudsi hadis ile Kur’anın bir farkı kalmaz.
4- Mucizelerin, tabiat kanunlarına göre vuku bulduğunu söylüyor. Mesela
Peygamberden ayın ikiye ayrılması istendiği sırada, ayın iç yapısında bir
patlama meydana geliyor, sonra kendisindeki mevcut çekim kuvvetiyle tekrar
birleşiyor diyor. Böylece mucizeyi mucize olmaktan çıkartıyor. (s.228)
Ayın ikiye ayrılmasını [yani Şakk-ul kamer mucizesini] âyet ve hadisler ile
bildirildiğini yazmıyor, tarihçilerin haber verdiğini yazıyor. Böylece bir
mucizeyi daha hafife alıyor. (s.82)
Dinimizde, kitap ehli hariç, bütün kâfirlerin, putperestlerin, dinsizlerin
kestiği hayvan yenmez. Sebebi de, dinsiz oldukları için. Fakat Hamidullah,
(Müslüman, Mecusilerin kestiği hayvanı yemez. Sebebi de Mecusiler, hayvanı
keserken sağlık kaidelerine çok az yer veriyordu) diyor. (s.277)
Sağlığa riâyet etseler, kestikleri yenir mi? Dinsiz ile evlenilmez. Fakat
Hamidullah, bunda da sebep olarak dinsizliği değil, hayvan kesmedeki gibi başka
sebepleri bildiriyor. (s.277)
[Hamidullah, İsmailî mezhebinde, Ehli sünnet düşmanı olarak yetişti. İslamiyeti
sinsice bozmaya, Ehli sünnet âlimlerini lekelemeye çalışmaktadır. Sebe suresinin
28. âyetinde (Seni bütün insanlara Peygamber gönderdim) buyurulurken, yalnız
Müslümanların Peygamberi olduğunu anlatan İslam Peygamberi isimli kitabında, (Hz.
Muhammed, çocuk iken, süt kardeşinin omzunu hayat boyu iz kalacak şekilde
ısırdı) diyerek Onu diğer çocuklar gibi zannediyor. (s.40) Halbuki, O, süt
kardeşini hiç incitmediği gibi, onun haklarına hatta, sütüne bile saygı
gösterir, onun emdiği memeden hiç emmezdi. Halime Hatun diyor ki, (O emerken
kendi oğlum emmez, Ona saygı gösterirdi. Bu da süt kardeşlerinin Ondan hiç
incinmediklerini, Onu hep sevip saydıklarını bildirmektedir. O emerken, güzel
yüzüne bakmaya dayanamazdım. Konuşmaya başlayınca, ilk olarak Kelime-i tevhid
söyledi. Her şeyi tutarken Bismillah derdi. Çocukların oyunlarına karışmazdı.
(Biz oyun oynamak için yaratılmadık) der, hiç ağlamaz ve kimseyi incitmezdi.)]
(Yarın bir tenkide cevap]
Bir tenkit mektubu (Zırva tevil götürmez) 19022003
Hamidullah ile ilgili
yazılardan dolayı gelen bir tenkit mektubunda deniyor ki:
1- Miracı inkâr etmekle ne olur? O, İslamı kabul ediyor ya. Namaz kılan bir
Müslümana Miracı veya Şakkul-kamer mucizesini inkâr etti diye kâfir denir mi?
Kâfir diyenin kendisi kâfir olmaz mı?
CEVAP: Miracı inkâr edenin kâfir olacağı Ruh-ül-beyan ve Bahr-ür-raık’ta
yazılıdır. Bir mucizeyi veya dinimizin bir hükmünü inkâr edenin kâfir olacağı
bütün din kitaplarında yazılıdır. Böyle bir kimse, namaz kılsa da kâfirdir, oruç
tutsa da kâfirdir. Evet bir müslümana kâfir diyen kâfir olur. Bir kâfire
müslüman diyen de kâfir olur. Hele miracı inkâr eden, İslamiyetin semavi bir din
olmadığını söyleyen bir kâfir için büyük İslâm âlimi diyen, Allah rahmet etsin
diyen, mümin ise kâfir olmaz mı?
2- Şakkul-kamer mucizesi hakkında âyet yoktur. Âyet olmayınca inkâr etmek küfür
olamaz.
CEVAP: Bu mucize, Kamer suresinin ilk âyetlerinde bildiriliyor. Âyeti ancak
kâfir inkâr eder.
3- Hz. Aişe de, Mirac rüyada oldu diyor. Buna ne diyebilirsiniz?
CEVAP: Bedenle gidilen Miracdan başka rüyada görülen miraclar da olmuştur. Hz.
Aişe validemizin bildirdiği bu miraclardır. Çünkü meşhur Mirac olayında henüz
Aişe validemizle evlenmemişti bile.
4- Onun kitaplarındaki görüşleri, kendine ait değildir. Çeşitli yazarlardan
nakildir. Kendine ait olmayan görüşlerden dolayı onu nasıl suçlarsınız?
CEVAP: Madem nakletmek suç değilse, naklettiğimiz yazılardan dolayı, bizi niçin
suçluyorsunuz? Bizimki de nakil. O naklederken kâfirlerin görüşlerini kabul
ediyor. Biz de kabul etmiyoruz.
5- Onu tenkit edenlerden Prof. Zeki Çıkman, tıp doktorudur. Doktor dinden ne
anlar ki?
CEVAP: Din kimsenin inhisarında değildir. İsteyen herkes, dini öğrenebilir.
İmamı a’zam hazretleri de tüccar idi. Doktor olan dini öğrenemez mi? Zeki Çıkman
tıp profesörü de, kendi ülkesinde vatandaşlıktan çıkarılan Hamidullah, ne
profesörüdür? Devletler Hukuku pro-fesörüdür. Biz onu hukukçu olduğu için değil,
Ehli sünnet düşmanı bir mezhepsiz olduğu için tenkit ediyoruz.
6- Sadreddin hocanın oğlu, 19’culuk dinine girdi. Onun görüşleri doğru olsaydı,
oğluna etki ederdi.
CEVAP: Oğlundan dolayı baba tenkit edilmez. Hz. Âdem’in ve Hz. Nuh’un
oğullarından biri kâfir idi. Bunlardan dolayı babalarına söz söylenir mi?
7- Davudoğlu Hocanın ona “Paslı silsile veya reformcu” demesinin önemi yoktur.
Çünkü o, başka ilim adamlarını da, mesela Efgani’yi ve Abduh’u da tenkit
etmiştir.
CEVAP: Efgani ve Abduh vesikalı masondur. Vesikasını göstermek suç mu oluyor?
8- Birçok kimsenin Hamidullah’ı övmesine ne diyeceksiniz?
CEVAP: Kötülerin çok olması, onların haklı olduklarını göstermez. İşte bir âyet
meali: (İnsanların çoğuna uyarsan, seni Allah yolundan saptırırlar.) [Enam 116]
Hele kötüler din görevlisi olursa daha kötüdür. Çünkü hadis-i şeriflerde
buyuruluyor ki: (Ümmetim, kötü din adamlarından çok zarar görür.) [Hakim], (Bir
zaman gelir ki, din adamları fitne unsuru olur, camiler ve hafızlar çoğalır,
ama, hakiki âlim hiç bulunmaz.) [Ebu Nuaym]
Bid’at ehlinin ibadeti 20022003
Yazarın birisi, (Evet
Hamidullah bid’at ehlidir, ama hizmeti çoktur) dedi. Ben de, bid’at ehlinin
ameline sevap verilmez dedim. O da, bid’at ile ilgili hadislerin, kiminin zayıf,
kiminin ise uydurma olduğunu söyledi. Kaynaklar verdi. Diğerleri gibi bu yazarın
da bilmediği husus, ictihad ictihadla nakzedilmediği gibi, bir âlim başka bir
âlimin kitabındaki hadise uydurma demekle o hadis öteki âlime göre de uydurma
olmaz. Ayrıca birçok din adamı da sahih olmakla, kabul olmanın ne demek olduğunu
bilmiyor. Önümüzdeki haftada yazılarım bu konu ile ilgilidir. Bid’at ehlinin
amelinin kabul olmayacağına dair birçok hadis-i şerif vardır. Bir tanesi
şöyledir: (Bir bid’at ehlinin namazı, orucu, haccı, umresi, cihadı, tövbesi,
farzı, nafilesi ve hiçbir iyiliği kabul olmaz, hamurdan [yağdan] kıl çıkar gibi,
dinden çıkması kolay olur.) [İbni Mace]
Hadika ve Berika’da (Bid’at ehlinin hiçbir ibadeti kabul olmaz) hadis-i şerifi
açıklanırken, (ibadetleri sahih olur, fakat sevap verilmez) deniyor. Fasıkların
ve bid’at ehlinin ibadetleri sahih olsa da kabul olmaz. Kabul olmaz demek, sahih
olmaz demek değildir. Sahih olur, fakat sevabı olmaz demektir. (Redd-ül Muhtar)
Bir hadisin uydurma olup olmadığını İmam-ı Buhari, İmam-ı Müslim, İmam-ı Gazali,
İmam-ı Rabbani gibi islam âlimleri bilemiyorsa, biz nasıl bileceğiz?
Resulullahın varisleri olan bu âlimler, sahih ile uydurma hadisi ayıramayacak
kadar, cahil mi? Yahut kasten uydurma hadis alacak kadar din düşmanı mı? Dini
yeniden mi açıklayacağız? Mezhep imamlarımızı, hadis imamlarımızı, haşa biz mi
sorguya çekeceğiz? Onlar dinimizi eksik olarak mı tanıttılar? (Kasten bana izafe
ederek yalan söyleyen, hadis uyduran, cehennemdeki yerine hazırlansın) hadis-i
şerifini bilmiyorlar mı veya biliyorlar da ihmalkârlıklarından mı uydurma hadisi
kitaplarına alıyorlar? Ehl-i sünnet âlimlerinin kitaplarında uydurma hadis var
demek, Resulullahın varislerine çirkin bir saldırıdır. Seyyid Ahmed Tahtavi
hazretleri buyurdu ki: Tek kurtuluş fırkası olan Ehl-i sünnet vel-cemaat’e tabi
olun. Allahın yardımı ve koruması ve tevfikı bu fırkada olanlaradır, gazabı ve
azabı da bu fırkadan ayrılanlaradır. Bu fırka-i naciyye, bugün dört mezhebde
toplanmıştır. Bu zamanda, bu dört mezhebden birine umayan, bid’at ehlidir ve
Cehenneme gidecektir. (Dürr-ül-muhtar haşiyesi Zebayıh kısmı) [Yazar
Hamidullahın bid’at ehli olduğunu söylediğine göre, cehenneme gideceğini
bildirmiş oluyor.]
Şafii’de imam arkasında Fatiha okumak farz, Hanefi’de tahrimen mekruhtur. Farklı
ictihad rahmet olduğu için ikisi de sevap alır. Sonra, ictihad ictihadla
nakzedilemez. İmam-ı Şafii farz dedi diye Hanefiler Fatiha okuyamaz. Hanefiler
de haram dedi diye Şafiiler bu ictihaddan vazgeçemez. Çünkü müctehid hata ederse
bir, isabet ederse iki sevab kazanır. Bir müctehid, başka bir müctehidin
ictihadını nakzedemez. Hadis konusunda da böyledir. İmam-ı Şafii, bu hadis
mevdudur dese, Hanefilerce de bu hadis mevdu olamaz. Seyyid Abdülhakim efendi
buyurdu ki: Hadis ilminde müctehid bir âlim, bazı âlimlerin sahih dediği bir
hadise mevdu diyebilir. Müctehidin böyle demesi; “Bu hadisi, Resulullah
söylememiştir” anlamında değildir. Bu hadis benim usulüme göre hadis değil,
uydurmadır; fakat başka müctehide göre hadis sahih olabilir demektir. Farklı
ictihadlar da aynen böyledir. Bana göre doğrusu bu der; fakat farklı ictihadda
bulunan müctehide söz söylemez. Birinin uydurma demeye yetkisi varsa, ötekinin
de sahih demeye yetkisi vardır. Bunun için hiçbir Ehl-i sünnet âliminin
kitabında uydurma hadis olmaz.
Bid’at nedir, ne değildir? 23022003
Bid’at, sonradan çıkarılan
şey demektir. Bunlar ya âdette olur veya ibâdette olur.
Âdette bid’at, sevap beklenilmeden, dünya menfaati için yapılan şeylerdir.
Âdette bid’at, bir ibâdeti bozmazsa veya dinin yasak ettiği bir şey değilse
günah olmaz. Âdette olan bid’at, ceket, pardösü giymek, çay ve kahve içmek gibi
dinin yasak etmediği bir şey ise, günah değildir. Peygamber efendimizin papaz
ayakkabısı ve Rum cübbesi giydiği hadis-i şerifle bildirildi. (Tirmizi)
Fen ve fen bilgileri dinde bid’at değildir. Fenni buluşlara sahip çıkmak,
dinimizin emridir. (İlim Çin’de de olsa alın! Fen ve sanat, müminin kaybettiği
malıdır. Nerede bulursa alsın) hadis-i şerifleri, kâfirlere uymayı değil, fenni
onlarda bile olsa, arayıp bulmayı emrediyor. (Mevduat-ül-ulum)
İbâdette bid’at, Resulullahın ve dört halife zamanında bulunmayıp da, dinimizde,
sonradan meydana çıkarılan, uydurulan inanışlara, sözlere, işlere, şekillere ve
âdetlere denir. İbâdetlere bid’at karıştırmak büyük günahtır. Bid’ati sünnet
diye işlemek haramdır. Bunların hepsini din diye, ibâdet diye uydurmak veya
dinin önem verdiği şeyleri dinden ayrıdır, din buna karışmaz demek bid’attir.
Bid’atlerin bazıları küfür, bazıları büyük günahtır. Hadis-i şerifte, (Her
bid’at sapıklıktır) buyuruldu. (Müslim)
Bid’at çıkaran, dinde noksanlık görüp bazı hükümleri değiştirmeye, yeni hükümler
koymaya çalışır. Sahih hadisleri uydurma zanneder, İslâm âlimlerini beğenmez.
Bid’at ehli kibirlidir. İmam-ı Gazali hazretleri buyurdu ki: Kibrin diğer
günahlardan daha büyük olmasının sebebi şudur: Büyüklük ancak Allahü teâlâya
mahsus iken, kulun kibirlenmesi, bir kölenin hükümdarın tacını başına geçirerek
onun tahtında oturup hükmetmesine benzer. Hükümdarın bir emrini yapmayarak suç
işlemekle, hükümdarlığına sahip çıkmak, onun tahtına oturup emirler vermek
arasında elbette büyük fark vardır. İşte kibirlenmek, Allahın emrini yapmamak
gibi bir suç değil, bizzat ilah olmak gibi büyük suç oluyor.
Bid’atin de hırsızlık, katillik, fahişelik, içki içmek gibi haramlardan daha
büyük olmasının sebebi budur. Günah işleyen kimse, Allahın emrine isyan etmiş
olur, büyük günah işler. Fakat bid’at çıkaran kimse, Allahın, Resulünün ve
Resulullahın varisleri olan âlimlerin bildirdiği hükümleri beğenmeyip yeni
hükümler koymaya, bizzat dinin sahibi olmaya çalışıyor. Yani Allah adına, Resulü
adına hareket ediyor, hatta onları beğenmeyip kendi görüşünü din gibi ortaya
koymaya çalışıyor. Bu bakımdan bid’at ehli, hırsızdan, eşkıyadan, katilden daha
büyük günah işliyor. İşte bunun gibi sebeplerden dolayı Peygamber efendimiz,
(Ben onlardan değilim, onlar da benden değildir. Onlara karşı cihad, kâfirlerle
cihad gibi önemlidir) buyuruyor. (Deylemi)
İmam-ı Rabbani hazretleri de buyuruyor ki: (Bid’at ehli, yapacağı
değişikliklerle, dini düzelteceklerini, olgunlaştıracaklarını zannederek bid’at
çıkarıyor, bid’atlerin zulmetleri ile sünnetin nurunu örtmeye çalışıyorlar.
Bunlar, dinin noksanlıklarını tamamladıklarını iddia ediyorlar. Bilmiyorlar ki
din noksan değil, kâmildir. Dini noksan sanıp, tamamlamaya [çağa uydurmaya,
çeşitli bid’atler çıkarmaya] çalışmak, Maide suresinin, (Bugün sizin için
dininizi ikmal eyledim. Üzerinize olan nimetimi tamamladım ve size din olarak
İslâmiyeti vermekle razı oldum) mealindeki 3. âyetine inanmamak olur. (m. 260)
Bid’at ve bid’at ehli olanlar 24022003
Resulullah efendimizin ve
Onun dört halifesinin zamanlarında dinde olmayan bir inanışı, bir işi, bir sözü
ortaya çıkarmak ve böyle bir bozukluğu yaymak ve bundan sevap beklemek yasak
edilen bid’at olur. Bid’at üç türlüdür:
1- İslamiyetin küfür alameti dediği şeyleri zaruret olmadan kullanmak, en kötü
bid’attir.
2- Ehl-i sünnet âlimlerinin bildirdiklerine uymayan inanışlar da kötü bid’attir.
3- İbâdet olarak yapılan yenilikler, reformlar, amelde bid’at olup büyük
günahtır. (c. 2, m. 19)
İbâdetlerde böyle değişiklik yapanlara da bid’at ehli denir. Hadis-i şeriflerde
buyuruluyor ki:
(Her bid’at sapıklıktır.) [Müslim]
(Bir bid’at çıkaranın namazı, orucu, haccı, umresi, cihadı, tövbesi, farzı,
nafilesi ve hiçbir iyiliği kabul olmaz, hamurdan [yağdan] kıl çıkar gibi, dinden
çıkması kolay olur.) [İbni Mace]
(Allahü teâlâ, bid’at ehlinin ne duâsını ne zekâtını ne haccını, ne namazını, ne
de sadakasını kabul eder, yağdan kıl çıkar gibi dinden çıkar.) [Deylemî]
(Bid’at ehli, bid’atini Allah rızası için terk etmedikçe, hiçbir ameli kabul
olmaz.) [Deylemi, İbni Neccar, Ebu Nasr, İbni Ebi Asım]
(Bid’at ehlinin tövbesi, bid’ati bırakana kadar kabul olmaz.) [Taberâni]
(Tövbesi kabul olmaz demek, bid’at ehli, bid’atinden sevap beklediği, iyi bir iş
yaptığını sandığı için tövbe etmeyi düşünmez. Bu bid’atten vazgeçmediği için de
ibâdeti kabul olmaz.)
(Bid’at ehlinin hiç birisi Sırattan geçemez, cehenneme düşer.) [İbni Asakir]
(Bid’at çıkarıp, onunla amel edenlere lanet olsun.) [Dare Kutnî]
(Bid’at çıkarana da, onu himaye edene de lânet olsun.) [Buhari]
(Bid’at ehlini beğenmeyenin kalbi, îman ile dolar.) [Gunye]
(Bir zaman gelir, sünnetim unutulur, bid’atler çıkar. Sünnete uyanlar garip
olur, yalnız kalır. Bid’atlere uyan ise, kendilerine çok yardımcı bulur.) [Şir’a]
(Amellerin en hayırlısı farzlar, en kötüsü de bid’atlerdir.) [Beyheki],
(Bid’at ehli, yaratıkların en kötüsüdür.) [Ebu Nuaym]
(Bid’at ehline sert davran! Allah, onlara düşmandır.) [İbni Asakir]
(Ümmetim gruplaşacak, bid’atlere bulaşacak, tıpkı kuduzun ısırıp da, kuduranda
hiçbir yer kalmayıp her tarafını sardığı gibi, bu bid’at de onların her
hallerine bulaşacaktır.) [Ebu Davud]
(Ümmetim 73 fırkaya ayrılır, [bid’at ehli olan] 72’si cehenneme gider. Yalnız
bir fırka kurtulur. Cehennemden kurtulan fırka, benim ve Eshabımın gittiği yolda
gidenlerdir.) [Tirmizi] (Bu fırkanın ise, Ehl-i sünnet vel-cemaat olduğu icma
ile bildirildi.) [Mekt. Rabbani, Hadika]
Ahmed bin Muhammed Tahtavi hazretleri buyuruyor ki: Fırka-i naciyye, bugün dört
mezhepte toplanmıştır. Bu zamanda bu dört hak mezhepten birine uymayan, bid’at
ehlidir. (Tahtavi)
(Bid’atler yayıldığı zaman ilmi olanlar bunu açıklasın. Eğer açıklamayıp ilmini
gizlerse, Allahın indirdiği Kur’anı gizlemiş olur.) [İbni Asakir]
(Bid’atler çıkınca âlim ilmini açığa çıkarsın! İlmini açıklamayana lânet olsun!)
[Deylemi]
İmam-ı Malik hazretleri, (Bid’at ehlinin şahitliği kabul olmaz) buyurdu. O halde
bid’atlerden çok sakınmalıdır.
Bid’at ehli ile dostluk kurmak 25032003
Bid’at ehli ile arkadaşlık
yapmak, oturup onunla sohbet etmek caiz değildir. İmam-ı Rabbanî hazretleri (İyi
biliniz ki, bid’at ehli ile konuşmak, kâfirle arkadaşlık etmekten, kat kat daha
fenadır. Bid’at ehlinden yılandan, canavardan kaçar gibi kaçmak gerekir)
buyurdu. (m. 260)
Bid’at ehlinden başka herkese, dosta ve düşmana, Müslümana ve kâfire, daima
güler yüz, tatlı dil göstermelidir. Bid’at ehline ve münâfıklara ve açıkça günah
işleyenlere tatlı dil ve güler yüz câiz olmadığı için, zaruret olmadıkça,
bunlarla karşılaşmamaya, görüşmemeye çalışmalı, görüşülürse, zaruret miktârını
aşmamalıdır. (Nikaye)
Bid’at ehli ile görüşmeyi yasaklayan hadis-i şeriflerden bazıları şunlardır:
(Bid’at sahibine hürmet eden, İslamiyeti yıkmaya yardım etmiş olur) [Taberani]
(Bid’at ehline sert davran! Allah, onlara düşmandır.) [İbni Asakir]
(Onlardan kaçın! Sizi dalalete, fitneye düşürmesinler.) [Müslim]
(Hasta olurlarsa, ziyaretlerine gitmeyin!) [Ebu Dâvud]
(Karşılaşınca, onlara selam vermeyin!) [İbni Mace]
(Onlarla birlikte bulunmayın, birlikte yiyip içmeyin!) [Ukayli]
(Onların cenazelerine gitmeyin, onlarla birlikte namaz kılmayın!) [İbni Hibban]
(Onlar benden değil, ben de onlardan değilim. Onlarla cihad, kâfirlerle cihad
gibidir.) [Deylemi]
(Kim bid’at ehlinden buğz ederek yüz çevirirse, Allahü teâlâ onun kalbini
korkulardan emin kılar ve imanla doldurur. Bid’at ehline sert muamele edeni de,
en büyük korku gününde emin kılar. Bid’at ehlini hakir ve zelil göreni de,
cennette yüz derece yükseltir. Bid’at ehline selam veren veya onu sevindirici
şeyle karşılayan, Kur’an-ı kerimi küçümsemiş olur.) [Hatîb]
(Bir bid’at ehli öldüğünde İslâmda bir fetih vuku bulmuş gibi olur.) [Hatîb]
(Bir bid’at çıkaran, ölmeden önce mutlaka onun kötülüğüne maruz kalır.) [Taberânî]
(Bid’at ehlinden ilim öğrenmeye çalışmak, kıyâmet alâmetlerindendir.) [Taberânî]
(Bid’at çıkarana, bunu yapana şeytan çok ibâdet yaptırır, onu çok ağlatır.) [Mekt.
Masumiyye c. 2, m. 110]
Seyyid Abdülkadir-i Geylani hazretleri Gunye’de buyuruyor ki: Hadis-i şerifte (Bid’at
ehline, Allah için sert bakanın kalbini, Allahü teâlâ imanla doldurur ve
korkulardan emin kılar) buyurdu. Tasavvuf büyüklerinden Fudayl bin Iyad, “Bid’at
söyleyenleri ve yapanları sevenlerin ibâdetlerini, Allahü teâlâ kabul etmez ve
kalplerinden imanlarını çıkarır. Bid’at ehlini sevmeyenin ibâdeti az olsa da,
Allahü teâlânın bunu affetmesi umulur. Yolda bid’at sahibine karşı gelirsen,
yolunu değiştir” buyurdu. Süfyan bin Uyeyne de, “Bid’at ehlinin cenazesinde
bulunana cenazeden ayrılıncaya kadar, Allah gadab eder” buyurdu. (Mektubatı
Masumiyye c. 4, m. 29)
Bid’at ehlinden böyle uzak durmanın sebebi bid’atin çok kötü bir iş olduğu
içindir. Çünkü bid’at çıkaran dine ilave yapıyor, Allah adına, Resulü adına
hükümler koymuş oluyor. Allahın ve Resulünün koyduğu hükümleri beğenmemiş
oluyor. Her günahtan daha büyüğünü işlemiş oluyor.
Sahih olmakla kabul olmak ayrı şeydir 26022003
Çok kimse, bir ibâdetin sahih
olması ile kabul olmasının arasıdaki farkı bilemiyor. Bu bilinmeyince de birçok
hadis-i şerif ve fıkhi hükümler yanlış anlaşılıyor. İmam-ı Rabbanî hazretleri
buyuruyor ki:
Şartları gözetilerek yapılan ibâdet sahih olur, fakat, ihlas ile yapılmadı ise,
kabul olmaz. Sevap verilmez.
Sahih olan bir ibâdet, kabul olmayabilir. Mesela çaldığı ceket ile namaz kılan
kimsenin namazı sahihtir, namaz borcundan kurtulur. Fakat sevap alamaz. Diğer
bütün günahlar da böyledir. Mesela, oruç tutan kimse akşam orucunu içki ile
açsa, orucu yine sahihtir, ama orucu kabul olmaz. Yani oruç borcundan kurtulmuş
olur ise de, oruç tutmakla elde edilecek büyük sevaba kavuşamaz. Hadis-i
şeriflerde buyuruldu ki:
(Haram elbise giyinenin ibâdetlerini Allahü teâlâ kabul etmez.) [Bezzar]
(On dirhemlik elbisenin bir dirhemi haramsa, onunla kılınan namaz kabul olmaz.)
[İ. Ahmed]
(Haram cilbab [gömlek] ile kılınan namaz kabul olmaz.) [Bezzar]
(Bir lokma haram yiyenin kırk günlük güzel ameli kabul olmaz.) [Taberâni,
Deylemi]
(Şarap içenin kırk gün namazı kabul olmaz.) [Hakim, İ. Neccâr]
(Bir bid’at çıkaranın namazı, orucu, haccı, umresi, cihadı, tövbesi, farzı,
nafilesi ve hiçbir iyiliği kabul olmaz, hamurdan [yağdan] kıl çıkar gibi,
Müslümanlıktan çıkması kolay olur.) [İbni Mace]
(Allahü teâlâ, bid’at ehlinin ne duâsını ne zekâtını ne haccını, ne namazını, ne
de sadakasını kabul eder, yağdan kıl çıkar gibi dinden çıkar.) [Deylemî]
(Bid’at ehli, bid’atini Allah rızası için terk etmedikçe, hiçbir ameli kabul
olmaz.) [İbni Neccar]
Hadika ve Berika’da (Bid’at işleyenin hiçbir ibâdeti kabul olmaz) hadis-i
şerifi, açıklanırken, (Bunların ibâdetleri sahih olur. Fakat sevap verilmez)
deniyor. Haram işleyenin ve bid’at ehlinin ibâdeti sahih olsa da kabul olmaz.
Fasığın, yani açıktan büyük günah işleyenin, Mesela içki içenin, zina edenin,
faiz yiyenin ve bid’at ehlinin imam olması mekruhtur. Mekruh olarak kılınan
namaz sahih olursa da kabul olmaz. Bid’at sahibinin arkasında namaz kılmanın
mekruh olduğu (Hulasa) fetva kitabında da yazılıdır.
Kabul olmaz demek, sahih olmaz demek değildir. Sahih olur, fakat sevabı olmaz
demektir. (R. Muhtar)
Aşağıdaki hadis-i şeriflerde buyurulanlar da böyledir:
(Zekât vermeyenin namazı kabul olmaz.) [Taberânî]
(Emanete riayet etmeyenin namazı da, zekâtı da kabul olmaz.) [Bezzar]
(Hakkı kabul etmemekte direnenin farzı da, nafilesi de kabul olmaz.) [Hâkim]
(Kendisini istemeyen cemaate imam olanın namazı kabul olmaz.) [Beyhekî]
(Saçlarını deve hörgücü gibi yapan kadının namazı kabul olmaz.) [Taberânî]
(Kaçan kölenin, efendisine dönünceye kadar namazı kabul olmaz.) [Müslim]
(Farz namaz borcu olanın, nafile namazı kabul olmaz.) [Dürret-ül fahire, Fütuh-ul-gayb],
(Çoluk çocuğunun haklarını ifa etmeyenin namazları, oruçları kabul olmaz.) [Mürşid-ün-nisa]
(Eshabımın birisine kötü söz söyleyenin farzı da, nafilesi de kabul olmaz.) [Taberânî]
(Eshabıma dil uzatılırsa, doğruyu bilen herkese bildirsin, gücü yettiği hâlde
doğruyu bildirmeyen âlimin hiçbir ibâdeti kabul olmaz.) [Ebu Nuaym]
(Kızını fâsıkla evlendirenin farzı da, nafilesi de kabul olmaz.) [Şir’a]
Ölümü hatırlamak 27022003
|
Yapış en sağlam ipe
Kötüye olma yoldaş
Olmayasın divane
Zanla kimseyi yerme
|
Bid’at ehliyle gezme
Düşün inceden ince
|
Ehli sünnetsiz olmaz
Sünneti inkâr etme
|