|
SOHBET 2003 NİSAN |
|
|
· Doğru imanın önemi (Makale) (01/04/2003) · Dünya'daki Müslümanlar'a dua etmek (Makale) (02/04/2003) · Haramlardan kaçan salihtir (Makale) (03/04/2003) · Haramdan kurtulmanın en kısa yolu (Makale) (06/04/2003) · Salihlerle beraber olmak (Makale) (07/04/2003) · Kötülerden uzak durmalı (Makale) (08/04/2003) · Müslüman için zor asırlar (Makale) (09/04/2003) · Dini bozmaya çalışanlar (Makale) (10/04/2003) · Yetimi gözetmek (Makale) (13/04/2003) · İnternette dolaşan asırlık bayat hurafe (Makale) (14/04/2003) · Gaflete sebep olanlar (Makale) (15/04/2003) |
· Dünya kötü değildir! (Makale) (16/04/2003) · Dünya ahiretin tarlasıdır (Makale) (17/04/2003) · Sıkıntıların sebebi kötü din adamlarıdır (Makale) (20/04/2003) · Akıl büyük nimettir (Makale) (21/04/2003) · En iyi ve en kötü insanlar (Makale) (22/04/2003) · Dinde şahsî görüş olmaz (Makale) (23/04/2003) · Nimetlere şükür gerekir (Makale) (24/04/2003) · Dinimiz bir düşünce, bir görüş değildir (Makale) (27/04/2003) · İlim, amel ve ihlâsın önemi (Makale) (28/04/2003) · Abdestli durmanın fazileti (Makale) (29/04/2003) · Hastalık halinde namaz kılmak (Makale) (30/04/2003) |
Doğru imanın önemi 01042003
İslam dini, Allahü teâlânın,
Cebrail ismindeki melek vasıtası ile, sevgili Peygamberi Muhammed aleyhisselama
gönderdiği, insanların, dünyada ve ahirette rahat ve mesut olmalarını sağlayan,
usül ve kaidelerdir. Bütün üstünlükler, faydalı şeyler, İslamiyet’in içindedir.
Eski dinlerin bütün iyiliklerini, İslamiyet, kendinde toplamıştır. Bütün
saadetler, başarılar ondadır. Aklı selim sahiplerinin kabul edeceği esaslardan
ibarettir. Nasipli olanlar onu ret ve nefret etmez, İslamiyet’in içinde hiçbir
zarar yoktur. İslamiyet’in dışında hiçbir menfaat yoktur ve olamaz. Çünkü Allahü
teâlâ buyuruyor ki:
(Hak din yalnız İslâmdır.) [Al-i İmran 19]
(İslâm dininden başka din isteyenlerin, dinlerini Allah kabul etmez. Bunlar
ahirette en büyük zarara uğrayacaklardır.) [Al-i İmran 85]
En önemli şey, Ehli Sünnet itikadında olmak, bundan daha önemlisi de inandığı
Ehli Sünnet itikadını ilave çıkarma yapmadan aynen yaymaktır.
Herkes ahiret yolcusudur. Bir vasıta ile gidiliyor. Ancak yanlış vasıtaya binen,
istediği yere değil, vasıtanın gittiği yere gider. Kâbeye gitmek için niyet edip
Paris’e giden uçağa binen, niyeti halis olsa da Kâbe’ye varamaz. Allahü teâlâ,
doğruyu arayana hakiki islamiyeti nasip edeceğine söz vermiştir. [Ankebut 69,
Şûra 13], Allah sözünden dönmez.
Demek ki batıl yollardakiler istemek bir yana merak bile etmiyorlar. İtikadı
düzeltmeden önce ibâdet etmenin faydası olmaz. Doğru itikat, ehli sünnet
itikadıdır. Doğru itikad 1 rakamı gibidir. İhlaslı ibadetler sağına konan sıfır
rakamı gibidir. Bir sıfır konunca 10, iki sıfır konunca 100 olur. Sağına ne
kadar 0 konursa değeri artar. 1 çekilirse hepsi 0 olur. İhlassız, [riya ile]
yapılan ameller de, soldaki sıfır gibi yani 1 rakamının soluna konan sıfır gibi
değersizdir. Ehl-i sünnet itikadı yoksa ibadetlerinin hiç faydası olmaz, soldaki
sıfır gibi değersizdir. İşte bu kadar önemli olduğu için Ubeydullah-i Ahrar
hazretleri (Bütün kerametleri bize verseler, fakat itikadımız düzgün değilse,
hâlimiz haraptır. Eğer bütün çirkinlikleri verseler itikadımız düzgün ise, hiç
üzülmeyiz) buyuruyor. Bu kadar kıymetli olan Ehl-i sünnet itikadı nedir? Özetle
şöyledir:
Eshab-ı kiramın tamamını sevip, hiçbirini kötülememek. Cennetten Allahü teâlânın
görüleceğine inanmak. Namaz kılan Müslümana işlediği günahlardan dolayı kâfir
dememek. İbadetler, imandan parça değildir. Yani ibâdet etmeyen ve günah işleyen
mümine kâfir denmez. Allahü teâlâ, küçük günaha azap edebilir, büyük günahları
affedebilir. İman artıp eksilmez. [Parlaklığı, kuvveti artıp eksilir], Miracın
ruh ve bedenle birlikte olduğuna inanmak. Tasavvufu inkâr etmemek. Mucize ve
keramet haktır. Bugün için dört hak mezhepten birine uymak, mezhepsiz olmamak.
Kabir ziyareti caizdir. Kabirdeki enbiya veya evliyadan yardım istemek caizdir.
Okunan Kur’an-ı kerimin ve verilen sadakanın sevabını ölülere göndermenin caiz
olduğuna, bu sevapların ve duâların ölülere vasıl olarak, azaplarının azalmasına
sebep olacağına inanmak. Kabir suâli haktır. Kabir azabı ruh ve bedene
olacaktır. Sırat köprüsü vardır. Şefaate, hesaba ve mizana inanmak. Öldürülenin
kendi eceli ile öldüğüne inanmak. Cennet ve cehennem şu anda vardır. Günahkâr
müminler, cehennemde sonsuz kalmaz, kâfirler sonsuz kalır. Kıyamet
alametlerinden olan Deccal, Dabbet-ül-arz, Hz. Mehdi’nin geleceğine, Hz. İsa’nın
gökten ineceğine ve diğer bildirilenlere inanmak. Bunlardan birine bile
inanmayan Ehl-i sünnet olamaz.
Dünya'daki Müslümanlar'a dua etmek 02042003
Bütün Dünya'daki Müslümanlar
bir ailenin fertleri gibidir. Hatta hepsi bir vücut sayılır. Hadis-i şerifte
buyuruldu ki:
(Birbirine karşı muhabbet ve merhamette, müminler, bir vücut gibidir. Vücudun
bir yeri rahatsız olunca, bütün vücut, rahatsız, uykusuz kalıp, onun tedavisi
ile meşgul olduğu gibi, Müslümanlar da birbirlerine yardıma koşmalıdır!) [Buharî]
Müslümanlar dünyanın çeşitli yerlerinde [mesela Bosna’da, Afganistan’da,
Çeçenistan’da, Irak’ta] zulme uğruyor. Diğer Müslümanların bunlara, güçlerinin
yettiği ölçüde yardım etmesi, herhangi bir yardımda bulunamayanın da, dua etmesi
farz olur. Dünyanın öteki ucundaki bir Müslümanın derdi, bizim derdimiz
demektir. Hadis-i şerifte buyuruldu ki:
(Müslümanların dertleri ile ilgilenmeyen, onlardan değildir.) [Hakim]
Yiyecek, içecek, giyecek, barınacak, canını, malını savunacak ve başka
ihtiyaçları için Müslümanlara yardım etmek, hem vazife, hem de çok sevaptır.
Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki:
(Bir Müslümanın sıkıntısını gidereni veya bir mazluma yardım edeni, Allah
affeder.) [Buharî]
(Bir din kardeşinin ihtiyacını gideren, ömür boyu ibadet etmiş gibi sevap
kazanır.) [Buharî]
(Din kardeşini savunan Müslümanı Allahü teâlâ, cehennem ateşinden korur.) [Taberânî]
(Bir mümini, bir münafığın zulmünden koruyan, cehennem ateşinden korunur.) [Ebu
Dâvud]
(En kıymetli amel, bir müminin sıkıntısını gidermek, borcunu ödemek veya karnını
doyurmak suretiyle onu sevindirmektir.) [Taberânî]
(Din kardeşinin aleyhinde konuşulurken, onu savunmaya gücü yeterken, susanı,
Allahü teâlâ dünya ve ahirette zelil eder.) [İbni Ebiddünya]
İmam-ı Rabbanî hazretleri de buyuruyor ki:
(İşte bugün, her Müslüman, elinden gelen yardımı yapmayıp, İslâmiyet baskı
altına düşerse, yardımı esirgeyen her Müslüman, ahirette mesul olur. Bunun için
kuvvetim olmadığı hâlde, yardıma koşmaya özeniyorum. Güçlükleri yenerek,
İslâmiyete ufacık bir hizmet edebilmek yolunu arıyorum. “İyilerin çoğalmasını
isteyen de, onlardan sayılır” buyuruldu.) [1/47]
(Bugün İslâmiyete yardım için az bir şey vermek, binlerce altın vermiş gibi
kıymetlidir. Hangi talihliye, bu büyük nimet ihsan edilirse, ona müjdeler olsun!
Dinin yayılmasına hizmet eden, cihad sevabına kavuşur. Hele bu zamanda
Müslümanlara yardım etmek daha güzel, daha sevaptır.) [1/193]
(Duâ ordusunun askerlerinin kalbleri kırık olduğu için savaş ordusunun
askerlerinden daha ileridir. Duâ ordusunun askerleri, gaza ordusu askerlerinin
ruhu gibidir. Gaza ordusunun askerleri, onların bedenleri gibidir. O hâlde, gaza
ordusunun askeri, duâ ordusu olmadıkça, iş başaramaz. Çünkü ruhsuz bedene hiçbir
yardımın faydası olmaz.) [3/47]
Eğer bir Müslüman, diğer Müslümanlara eli ile, malı ile yardım edemiyorsa, duâ
ederek yardım etmelidir! Bir hadis-i şerifte de buyuruluyor ki:
(Müslümanın, Müslüman üzerindeki hakkından biri, ona gıyabında duâ etmektir.) [Deylemî]
Hiçbir yardım yapamayan dua etmelidir. Beklemeden her an dua edilebilir. Belli
saatlerde toplu yapmak için ona buna mesajlar çekmek uygun değildir.
Haramlardan kaçan salihtir 03042003
Farzları herkes yapabilir,
ama haramlardan herkes kaçamaz. Ancak salih kullar kaçar. Dinimizde günah
işlememek, ibadet etmekten daha kıymetlidir. Hadis-i şerifte, (Bir zerre
günahtan kaçınmak, bütün cin ve insanların ibadetleri toplamından daha iyidir)
buyuruldu. Bid’at işlemek ise, büyük günahlardan daha tehlikelidir. Bu bakımdan
dine hizmet etmek niyetiyle bid’at işlemeyi mubah görmemeli.
Bir haramdan kaçmak, milyonlarca nafile namaz kılmaktan evladır. Haram işleyerek
farz, mekruh işleyerek sünnet yapılmaz. Günahtan kaçmak ibadet yapmaktan önce
gelir. (U. Besair)
İmam-ı Muhammed Masum hazretleri buyuruyor ki:
Çok kimse ile görüşmeyin, çok ibadet yapın, Resulullahın sünnetlerine sıkı
sarılın! Bid’atlerden ve bid’at ehlinden ve günah işlemekten çok sakının! İyi
işleri, iyiler de, kötüler de yapabilir. Fakat kötülüklerden, günahlardan yalnız
sıddık olanlar sakınır.
Bir emri yapmak, bir haramı işlemeye sebep olursa, haram işlememek için, o emir
tehir veya terk edilir, yapılmaz. Mesela bir kadının hacca gitmesi farzdır yani
emirdir, ama yanında mahremi yoksa gitmesi haram olur. Avret yerini açmadan,
necaseti temizlemek mümkün olmazsa, namazı, öyle kılar. Çünkü, temizlemek
emirdir, açmak ise yasaktır.
Ey oğul ilmihali’nde diyor ki:
Haramdan kaçmanın sevabı, farzları yapmanın sevabından daha fazladır. Farzları
yapmamanın günahı, haram işlemek günahından daha çoktur.
Mesela, içki, kumar, zina gibi büyük günahlardan kaçmak, namaz, oruç, hac, zekat
gibi farzları yapmaktan daha sevaptır. Namaz kılmamanın günahı ise, içki, kumar,
zina gibi büyük günahlardan daha büyüktür. İçki içen sadece yasağı çiğniyor.
Namaz kılmayan hem yasağı çiğniyor hem de emre isyan ediyor. Bu inceliği iyi
anlamaya çalışmalıdır.
Bir namazda 12 farz var. Beş vakit namazda 60 farz var. Namaz kılmayan, günde 60
kere büyük günah işliyor. Artık bu insanı düşünün, ne kadar iyilik yaparsa
yapsın, ne kadar ibadet ederse etsin hepsinin sevabı azalıp yok olur. Borçtan
kurtulur ise de sevap olarak eline bir şey geçmez. O halde, kim ne kadar çok
büyük günah işlerse işlesin, ama namazı terk etmesin.
İmam-ı Rabbanî hazretleri buyuruyor ki:
Haramlardan tamamen kaçınabilmek için, mubahların fazlasından kaçınmalı!
Mubahları gerektiği kadar kullanmalı! Bir insan, mubah [İslamiyetin izin
verdiği] şeylerden her istediğini yapar, taşkınca mubah işlerse, şüpheli şeyleri
yapmaya başlar. Şüpheliler ise, haram olanlara yakındır. İnsanın nefsi, hayvan
gibi, kendine düşkündür. Uçurum yanında dolaşan, bir gün uçuruma düşebilir.
Takvayı tam yapabilmek için mubahları gerektiği kadar kullanmalı, zaruret
miktarını aşmamalı! Bu kadarını da, kulluk vazifelerini yapabilmek için
kullanmaya, niyet etmelidir. Mubahların fazlasından kaçınabilmek büyük nimettir.
Hiç olmazsa, haramlardan kaçınmalı, mubahların fazlasından da elden geldiği
kadar sakınmaya çalışmalı! Mubahlar lüzumundan fazla işlendiğinde, pişman olup
tövbe etmeli! Bu işleri, haram işlemeye başlangıç bilmeli! Allahü teâlâya
sığınmalı ve yalvarmalı! Bu pişmanlık, tövbe ve yalvarmak, belki mubahların
fazlasından büsbütün sakınmak yerine geçerek, böyle işlerin zararından korur.
Çünkü (Günahkârın, boynunu bükmesi, ibadet edenin göğsünü kabartmasından daha
iyidir) buyurmuşlardır. (m.76)
Haramdan kurtulmanın en kısa yolu 06042003
Her Müslümanın dinimizin
emirlerine uyup, yasak ettiklerinden kaçması gerekir. Haramların hepsinden
kaçmak çok zordur. Ama İmam-ı Rabbani hazretlerinin bildirdiği yol ile dinin
emir ve yasaklarına uymak kolaylaşıyor. O da salihlerle, sadıklarla beraber
olmaktır. Yani adam olmak için adam olanlarla beraber olmaktır. Kur’an-ı kerimde
de böyle buyuruluyor:
(Allahtan korkup sadıklarla [doğrularla] beraber olun!) [Tevbe 119]
Hadis-i şeriflerde de buyuruldu ki:
(Alimin yüzüne bakmak ibâdettir.) [Ebu Davud]
(Alimle beraber bulunmak ibadettir.) [Deylemi]
(Haramdan sakınan kimse ile oturmak ibadettir.) [Deylemi]
İyilerle beraber olan iyi, kötülerle beraber olan da kötü olur. Bir âyet-i
kerime meali şöyledir:
(Kâfirlerle beraber oturmayın; yoksa siz de onlar gibi olursunuz.) [Nisa 140]
Zaruret olmadıkça kâfirlerle, bid’at ehli ile oturmak uygun değildir. Allah
adamları ile, evliya ile salih âlimlerle birlikte bulunmaya çalışmalıdır. Çünkü
hadis-i şerifte buyuruluyor ki:
(Onlarla beraber olan şaki olmaz.) [Buhari]
Peki salih ulema ve evliyayı bulamayan ne yapacak? Bunu da bildirmişler: (Onları
bulamayan, kitaplarını okurlarsa, bunlar da şaki olmaz) buyurmuşlardır. O halde
Ehl-i sünnet âlimlerinin kitaplarını büyük nimet bilip okumaya çalışmalıdır.
Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki:
(Allahü teâlâ buyurdu ki: Benim evliyam şunlardır ki, ben anılırsam, onlar
hatırlanır, onlar hatırlanınca ben anılırım.) [Ebu Nuaym]
(Evliya görülünce, Allahü teâlâ hatırlanır.) [İbni Mace]
Salih bir zatın oğluna nasihati şöyledir:
Oğlum, salihlerle beraber ol! Eğer ilim sahibi isen, ilmin onlara faydalı olur.
İlim sahibi değilsen, onlardan bir şeyler öğrenirsin. Allahı hatırlamayanlarla
beraber olma! İlim ehli de olsan, ilmin onlara faydası olmaz. İlim ehli
değilsen, daha çok zarara girersin. Eğer Allah onlara gazap ederse, sen de helâk
olursun. İyilerle beraber iken, Allah onlara rahmet ederse, lâyık olmasan da,
sen de o rahmetten faydalanırsın. Peygamber efendimize kimlerle beraber olmak
gerektiği suâl edildiğinde buyurdu ki:
(Gördüğünüzde sizlere Allahı hatırlatan, konuşması ilminizi artıran, ilmi
ahireti düşünmenize yarayanla beraber olun!) [Ebu Yala]
Arş’ın altında şöyle yazılıdır:
(Bir kimse, salihler gibi amel işlese; fakat günahkârlarla düşüp kalksa, iyi
amelleri boşa gider, kıyamette kötülerle beraber haşrolur. Bir kimse de, kötüler
gibi amel işlese; fakat salihleri sevse, onlarla beraber olsa, günahları iyiliğe
çevrilir, iyilerle beraber haşrolur.) [Ka’b-ül-Ahbar]
Salih bir arkadaş bulunca, ona gerekli hürmeti göstermeli! Onun can ve malını,
kendi can ve malından önce tutmalı! Ayıplarını araştırmamalı, aybı olsa bile
görmemeli ve kimseye söylememeli, hatta unutmalı! Sözüne itiraz etmemeli, onunla
tartışmamalı! Aleyhinde konuşan olursa, uygun şekilde susturmalı, alınacağı veya
üzüleceği bir söz söylememeli! Suizanda bulunmamalı, uygunsuz hareketlerini
dalgınlığa veya unutkanlığa yormalı! Yani bir mazeret arayıp suçsuz olduğunu
kabul etmelidir! Çünkü güzel ahlâk sahibi, insanları mazur görür. Onların
kusurlarını meydana çıkarmaz, insafla hareket eder, fakat başkasından bu insafı
beklemez. Böyle bir arkadaşın sevdiklerini sevmeli, sevmediklerinden uzak
olmalı! Onu kendisine dost ve kardeş bilmeli! Ona hürmet göstermedikçe, ilminden
istifade edemez.
Salihlerle beraber olmak 07042003
Salihlerle beraber olan,
onlardan hiçbir şey öğrenemese bile, yedi ikrama kavuşur:
1- İlim talebesinin faziletine kavuşur.
2- Onlarla beraber iken günahtan uzak olur.
3- Evinden çıkışından itibaren rahmete girer.
4- Onlara inen rahmetten o da faydalanır.
5- Onları dinlerken, kendine sevap yazılır.
6- Melekler ondan memnun olup, duâ eder.
7- Attığı her adım, günahına kefaret olur.
Allahü teâlâ da ona altı ikramda bulunur:
1- İlim ehliyle bulunmayı ona sevdirir.
2- Âlime uyanlar gibi sevaba kavuşur.
3- O salihlerden birinin şefaatine kavuşur.
4- Günahkârların gittiği yerlerden soğur.
5- O da salihlerin yoluna girmiş olur.
6- Dinimizin emirlerine uymuş olur.
Bir kimse, Peygamber efendimize, (Kıyamet ne zaman kopacaktır?) diye sordu. Ona
cevaben, (Kıyamet için ne hazırladın?) buyurdu. O kimse, (Fazla ibâdetim yok.
Fakat Allah ve Resulünü seviyorum) dedi. O kimseye, (Herkes sevdiği ile beraber
olacaktır. Sen de, ahirette sevdiğinle beraber olacaksın) buyurdu. (Buhârî)
Hikmet ehli buyuruyor ki:
1- Âlimlerle beraber olanın ilmi artar.
2- Salihlerle beraber olanın, ibâdete rağbeti ve günahlardan kaçma arzusu artar.
3- Fâsıklarla [açıktan günah işleyenlerle] düşüp kalkanın günah işleme cüreti
artar.
4- Zenginlerle düşüp kalkanın dünya sevgisi artar.
5- Fakirlerle beraber olanın şükrü artar. Bir kimse, bir âlimle dünyayı dolaşsa,
âlimden dinine ait bir mesele öğrense, birlikte yaptıkları seyahati boşa gitmiş
olmaz. Bir kimse de, âlimlerle, salihlerle beraber olsa, hiçbir şey istifade
edemese bile, onların yüzüne bakması, onun için büyük bir nimettir. Çünkü salih
Müslümanın yüzüne bakmak ibadettir. Bir hadis-i şerifte buyuruldu ki:
(İyi arkadaş, güzel koku satan gibidir. Sana koku sürmese de, yanında bulunduğun
müddetçe güzel kokusundan faydalanırsın.) [Müslim]
Kötü arkadaş, bir tane olsa da çoktur. İyi arkadaş bin tane olsa da azdır.
İyilerle dost olmalı ve sayısını çoğaltmaya çalışmalıdır! Hadis-i şeriflerde
buyuruldu ki:
(Çok dostunuz olsun; çünkü Rabbiniz kerimdir. Kıyamette dostları arasında
bulunan kuluna azab etmekten hayâ eder.) [Şir’a]
(Çok tanıdığınız olsun! Kıyamette hepsi de şefaat eder.) [Şir’a]
(Allahü teâlâ, rıza-i ilahi için bir din kardeşi edinenin cennetteki derecesini
yükseltir.) [İ. Ebiddünya]
(Allah için ahiret kardeşliği yapan, ahirette öz kardeşinden daha faydalı
yardımları, o ahiret kardeşinden görür. Allahü teâlâ, ahiret kardeşini çok
seveni, o nispette çok sever.) [Ey oğul ilm.]
İyilerle arkadaşlık, dostluk böyle kıymetli iken, kötülerle arkadaşlık daha
kötüdür. İnsanın dünyasını da, ahıretini de yıkar. Hadis-i şerifte buyuruldu ki:
(Kişinin dini arkadaşının dini gibidir. O hâlde kiminle arkadaşlık ettiğinize
dikkat edin!) [Hakim]
Akıllı, ilim sahibi, iyi ahlâklı, doğru sözlü, cömert ve günahlardan kaçan
kimselerle arkadaşlık etmelidir! Kur’an-ı kerimde, (Benim yolumda gidenlere uy)
buyuruluyor. (Lokman 15)
Allahü teâlâ Hz. Davud’a vahyetti ki: (Beni sevmeyenlerle arkadaşlık etme!
Bunlar senin düşmanındır. Kalbini karartır ve seni benden uzaklaştırır.) [İ.
Gazali]
Hadis-i şerifte buyuruldu ki: (Ev almadan önce komşu, yola çıkmadan önce arkadaş
edinin! Yolculuktan önce de azık tedarikine çalışın!) [Taberânî] (Ahiret
yolcusunun azığı doğru iman ve arkadaşı da salih ise ne mutlu ona.)
Kötülerden uzak durmalı 08042003
İmanımızın üç düşmanı vardır:
Şeytan, nefs ve kötü arkadaş. En zararlısı kötü arkadaştır. O, nefsimizin ve
şeytanın aracılığı ile bize zarar verir. Arkadaşların en kötüsü insanın dinini,
imanını, edebini, hayâsını, ahlâkını bozmaya uğraşan, böylece dünya ve ahiretine,
ebedi saadetine saldırandır. Salihler, iyiler anıldığı zaman rahmet, kötüler
anıldığı zaman lânet yağar. Kötülerden uzak durmaya çalışmalıdır. Hadis-i
şerifte buyuruldu ki:
(Kötü arkadaş, demirci körüğü gibidir. Üflenildiği zaman ateş kıvılcımları seni
yakmazsa, kokusu seni rahatsız eder.) [Buharî]
Pis koku, farkında olmıyarak elbiseye siner. Kötünün kötülüğü de farkında
olmayarak insanın kalbine girer. Şu hâlde yapılacak iş, kötü arkadaşlardan uzak
durmaktır. Namuslu, iffetli yaşamak isteyene cenab-ı Hak nasip eder. Bir hadis-i
şerifte buyuruldu ki:
(İffet talep edeni, Allahü teâlâ iffetli kılar.) [Hakim]
İffetli olan, aile efradının da iffetli olmasını ister. Onları da kötülükten
korur. Kendisi kötü olursa, bir gün çoluk çocuğu da Allah saklasın kötü yollara
düşebilir. Çocuklarının iffetsiz olmasını hangi ana-baba isteyebilir? Çocuklara
iyi örnek olmak gerekir. Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki:
(İffetli olursanız, kadınlarınız da iffetli olur.) [Taberânî]
(Kötülükten korunmak için, nikahlı yaşamak ve iffetli olmak gerekir.) [İbni
Asakir]
Kur’an-ı kerimde de namaz kılanın her kötülükten korunacağı bildiriliyor. Herkes
ne ekerse onu biçer. Rüzgar eken, fırtına biçebilir. İyilik eden de iyilik
biçer. Hem Allahü teâlâ çok merhametlidir. Bir tohuma, bire on ve daha fazla
mahsul verir. İyilik yönünden bir adım atana çok şeyler ihsan eder. Günahlarına
pişman olup özür dileyenin günahlarını affeder. Yeter ki insan hatasını bilip
özür veya af dilemesini bilsin! “Ben artık mahvoldum, Allah beni affetmez” diye
düşünmek çok yanlış ve çok tehlikelidir. Zararın neresinden dönülürse kârdır.
(Allah artık beni affetmez) diyerek günahlara devam etmemeli, günahım çok diye
tövbeden kaçmamalı. En büyük günahların da tövbesi olur. Kur’an-ı kerimde
buyuruluyor ki:
(Ey günahı çok olan kullarım, Allahın rahmetinden ümidinizi kesmeyin! Allah
günahların hepsini affeder. O, sonsuz mağfiret ve nihayetsiz merhamet
sahibidir.) [Zümer 53]
Gayri meşru işler, dünyada da yüzkarasıdır. Ahirette ise, azabı çok şiddetlidir.
“Ben ölmem” veya “Cehennem ateşi bana zarar vermez” diyen varsa, dilediği
kötülüğü işlesin! Hadis-i şerifte buyuruldu ki:
(Dünya için, dünyada kalacağın kadar, ahiret için, ahirette kalacağın kadar
çalış! Allaha, muhtaç olduğun kadar itaat et! Cehenneme dayanabileceğin kadar
günah işle!) [Eyyühel veled]
Öleceğine inanan ve öldükten sonra başına gelecekleri düşünen, nasıl kötülük
işleyebilir?
İnsan kendi kusurlarını zor anlar. Güvendiği arkadaşına sorarak da, kusurunu
öğrenir. Sadık dost, arkadaşını tehlikelerden koruyan kimsedir. Böyle bir
arkadaş bulunursa, bunu büyük nimet bilmeli. Onun tavsiyelerine kızmamalı.
Meselâ gıybetin, zinadan kötü olduğu, sevapları ateşin kuru odunu yaktığı gibi
yok ettiği hadis-i şeriflerle bildirilmiştir. Biz gıybet ederken, bir
arkadaşımız, (Sus, sevapların yanacak, cehenneme gideceksin!) derse, bize iyilik
mi etmiş olur, kötülük mü? İyilik ettiğine göre, böyle arkadaşa kızmak mı, yoksa
minnettar kalmak mı gerekir?
Müslüman için zor asırlar 09042003
Kıyamet yarın kopacak, öbür
gün kopacak diye tarih verenlere itibar etmemelidir. Çünkü dünyada Müslüman
bulunduğu müddetçe kıyamet kopmayacaktır. Bir hadis-i şerif meali şöyledir:
(Allah diyen bir kimse kaldığı müddetçe kıyamet kopmaz.) [Müslim]
Ama kıyamet yaklaştıkça Müslümanlar çok garip olacak, çok zulüm görecek, çok
sıkıntı çekecek, dinini rahatça yaşaması çok zor olacaktır. Bir hadis-i şerifte,
(Bir zaman gelir, sünnet unutulur, bid’atler meydana çıkar. Sünnete uyanlar
garip olur, yalnız kalır. Bid’atlere uyan ise, kendilerine çok arkadaş, yardımcı
bulur) buyuruldu. O zamandaki Müslümanların nasıl yaşayacağı sorulduğunda,
(Sudaki tuz, sirke içindeki kurt gibi) buyuruldu. Dinlerini nasıl koruyacağı
sorulduğunda, (Avuçtaki ateş koru gibi. Bırakırsa söner, tutarsa elini yakar)
buyuruldu. (Şir’a)
Bir hadis-i şerif de şöyledir:
(Bir zaman gelir ki, sünnetime tutunmak, avucuna ateş almak gibi olacaktır.)
[Hâkim]
Müslümanlar, bütün dünyada garip olacaktır. Bir hadis-i şerif şöyledir:
(İslâm dini, garip olarak başladı, sonu da garip olacaktır.) [Müslim, Tirmizî]
Garip olmasının sebebi ise, insanlar gittikçe bozulmaktadır. Bir hadis-i şerif
de şöyledir:
(En iyi, en hayırlı insanlar benim asrımda bulunan Müslümanlar [Eshab-ı
kiram]dır. Onlardan sonra en iyileri, onlardan sonra gelenler [tabiin]dir.
Onlardan sonra da en iyiler onlardan sonra gelenler [tebe-i tabiin]dir. Onlardan
sonra gelenlerde yalanlar yayılır. Bunların sözlerine, işlerine inanmayınız.) [Buharî]
Her biri bir mucizeyi bildiren bu hadis-i şerifler gösteriyor ki, günümüzdeki
insanların sözlerine ve işlerine ihtiyatla yaklaşmak lazımdır. Kendi sözlerine
değil, eski âlimlerden bildirdiklerine itimat etmelidir. Şayet eski âlimler
kötülenirse asla itibar etmemelidir. Yine bir mucizeyi bildiren hadis-i şerifte
buyuruluyor ki: (Ahir zamanda sonra gelenler, önceki âlimleri cahillikle
suçlayacaktır.) [Asakir]
Peygamber efendimiz o zaman ne yapılacağını da bildirmiştir:
(Bu ümmetin son zamanlarında gelenler, önceki âlimleri kötülediği zaman, ilmini
gizleyen, Allahın indirdiği Kur’anı gizlemiş olur.) [İbni Mâce, İbni Adiy, İbni
Asakir]
Kıyamet alametini bildiren hadis-i şeriflerden bazıları da şöyledir:
(Haine itimat edilir, emine ihanet edilir.) [Haraiti]
(Hadisi bırak, Kur’ana bak diyerek beni yalanlayanlar çıkar.) [Ebu Ya’la]
(Kur’andan başka delil kabul etmem diyenler çıkar.) [Ebu Dâvud]
(Doğru söyleyenler yalanlanır, yalancılar kabul görür.) [İ. Ahmed]
(Gençler, çocuklar âmir olur.) [Hâkim]
(Camilerde binden fazla kişi namaz kılar, içlerinde bir mümin bulunmaz.) [Deylemî]
(Camiler ve hafızlar çoğalır, ama, hakiki âlim hiç bulunmaz.) [Ebu Nuaym]
(Kıyamete yakın ilim azalır, cehalet artar.) [İbni Mace]
(İlmin azalması, âlimlerin azalması ile olur. Cahil din adamları, kendi
görüşleri ile fetva verir, insanları doğru yoldan saptırırlar.) [Buharî]
(İşler ehli olmayana verildiği zaman, kıyâmeti bekleyin.) [Buhârî]
(Kıyamet kopmadan önce Deccal çıkar, Deccal’den önce de 30 veya daha fazla
yalancı Deccaller gelir.) Bu yalancıların alâmetleri sorulduğunda buyuruldu ki:
(Yeni âdetler çıkarıp dininizi değiştirenler çıkar, bunlardan sakının ve onlara
düşman olun.) [Taberânî]
(Hakkın peşinde olmak, garip ve yalnız kalmak demektir.) [İbni Asakir]
(Kötülerin arasında kalan salih kimse gariptir.) [Deylemî]
Dini bozmaya çalışanlar 10042003
Dînimiz yeni inmedi.
Dinimizde eksiklik fazlalık yoktur. Bu bakımdan asla reforma ihtiyacı yoktur.
Reforma ihtiyaç olan, din olamaz. Hâşâ Allah noksan göndermiş demektir. Bu
bakımdan dine yeni bir şey ilave etmek veya çıkarmak dini bozmak olur. İmâm-ı
Rabbânî hazretleri buyuruyor ki:
Bazıları yapacağı değişiklikle, dîni düzelteceğini zannediyorlar, dînin
noksanlığını tamamlayacaklarını iddia ediyorlar. Halbuki din noksan değildir.
Kur’ân-ı kerîmde, (Bugün sizin için dîninizi ikmâl eyledim, üzerinize olan
ni’metimi tamamladım, size din olarak İslâmiyeti vermekle râzı oldum) buyuruldu.
Dîni noksan sanıp, tamamlamaya [reform yapmaya] çalışmak, bu âyeti inkâr olur.
(m.260)
Bugün etiketlisi etiketsizi her reformcu, din yeni inmiş gibi, üstelik hâşâ
bunlara inmiş gibi ahkam kesiyorlar. (Yalnız Kur’an) diyerek, herkesi Kur’andan
anladığı ile amel etmeye teşvik ediyorlar. Peygamberimizi kabul etmeyen (Kur’andan
başka şey, hadis madis, fıkıh mıkıh kabul etmem) diyen nasıl Müslüman olabilir.
Böyle iman, böyle Müslüman olur mu? Kur’an kime geldi? Kur’anı kim açıkladı?
Onun muhatabı kim? Gelecekten haber veren hadis-i şeriflerden ikisi şöyledir:
(Bir zaman gelir, beni yalanlayanlar çıkar. “Hadisi bırak, Kur’ana bak” derler.)
[Ebu Ya’la]
(Allahın kitabının dışında uyacağımız bir şey tanımıyorum diyenler çıkar.) [Ebu
Dâvud]
Bugün bid’at ehli olan kişiler, (Peygamber postacıydı, Kur’anı getirince
vazifesi bitti, onun açıklamasına gerek yoktur) diyorlar. Halbuki Allahü teâlâ,
Resulüne ve onun açıklamasına uyulması gerektiğini bildiriyor. Bu konudaki
âyet-i kerimelerden birkaçı şöyledir:
(İhtilafa düşülen şeyleri açıklayasın diye bu kitabı sana indirdik.) [Nahl 64]
(Resule itaat eden, Allah’a itaat etmiş olur.) [Nisa 80]
(Allah ve Resulüne itaat eden, en büyük kurtuluşa ermiştir.) [Ahzab 71]
(Resulüm de ki, “Bana uyun ki, Allah da sizi sevsin!”) [Al-i İmran 31]
(O, kendisine vahyedilenden başkasını söylemez.) [Necm 4]
(Ona uyun ki, doğru yolu bulasınız!) [Araf 158]
(Peygamberin verdiğini alın, yasak ettiğinden sakının!) [Haşr 7]
(Allaha ve Resûlüne karşı gelen kâfirler için Allahın azabı çok şiddetlidir.) [Enfâl
13]
(Allahın yolu ile peygamberlerin yolunu farklı göstermek isteyenler kâfirdir.)
[Nisa 150/1]
(De ki, Allaha ve Peygambere uyun! Eğer [uymayıp] yüz çevirirlerse, [kâfir
olurlar] Allah da kâfirleri sevmez.) [Ali İmran 32]
(O ümmî Peygamber, temiz şeyleri helâl, pis, çirkin şeyleri haram kılar.) [Araf
157]
Demek ki Resulü de haram etme yetkisine sahiptir. Bir hadis-i şerifte
buyuruluyor ki:
(Peygamberin haram kılması, Allahın haram kılması gibidir.) [Tirmizî]
Görüldüğü gibi Resulullaha ve Kur’an-ı kerimin açıklaması olan hadis-i şeriflere
uymak çok önemlidir. Sünnet, [hadis-i şerifler] olmasaydı, namazların kaç rekat
olduğu ve nasıl kılınacağı, zekât, orucun, haccın farzları, hukuk bilgileri
bilinemezdi. Yani hiç kimse, bunları Kur’an-ı kerimden çıkaramazdı. Şu hâlde
Kur’anı anlamak için, onun açıklaması olan hadis-i şeriflere ihtiyaç vardır.
Hadis-i şerifleri de anlamak için âlimlere ihtiyaç vardır. Herkes Kur’anı
anlayabilseydi o zaman peygambere ne lüzum kalırdı? Eğer herkes Kur’an-ı kerimi
doğru anlasaydı, 72 sapık fırka meydana çıkmazdı. Zamanla değişen âdetlerdir.
Din zamanla değişmez. Din düşmanlarının oyunlarına gelmemelidir.
Yetimi gözetmek 13042003
Yetime iyilik etmek çok
sevaptır. Yetime iyilik etmenin veya onu dövmenin veya hakkını yemenin dinimizde
önemli yeri vardır. Akıl-baliğ olan çocuk, yetimlikten çıkar. Hadis-i şeriflerde
buyuruldu ki:
(Yabancı bir yetimi kendisini kurtarana kadar bakana cennet vacip olur.) [Ebu
Davud]
(Allahü teâlâ, yetime iyilik edilen evi sever.) [Taberani]
(Yetime yakın ol, ona acı, başını okşa, beraber yemek ye! Böyle yapanın, kalbi
yumuşar ve ihtiyaçları karşılanır.) [Haraiti]
(Sabredip sevabını umarak yetime bakanla, cennette beraber oluruz.) [Taberani]
(Cennetin kapısını ilk önce ben açarım. O anda, bir kadın, benden önce davranır,
buna kim olduğunu sorarım, o da, “Yetim kalan çocuklarıma bakan anneyim” der.) [Ebu
Ya’la]
(En iyi ev, yetime iyilik edilen, en kötü ev de yetime kötülük edilen evdir.) [İbni
Mace]
(Yetimin başını şefkatle okşayan, elinin değdiği saçlar sayısınca sevaba
kavuşur) [İ. Ahmed]
(Yetimlerin geçimini üstüne alan, Allah yolundaki bir mücahit gibi veya gündüz
oruç tutan, gece ibadet eden gibi sevap kazanır.) [Buhari]
(Cennette “Dar-ül-ferah” köşküne, ancak, yetimi sevindiren girer.) [İ. Neccar]
(Yetimi ağlatmaktan sakının!) [İsfehani]
(Şu iki zaif hakkında Allahtan korkun! Dul kadın ve yetim çocuk.) [Beyheki]
(Yetim talebeye güç işler veren hocaya elim azap vardır.) [İ. Rafii]
(Cennete girmeyecek dört kişiden biri yetim malı yiyendir.) [Hakim]
(Kıyamette bir topluluk ağızlarından alevler çıkarak kabirlerinden kalkar. [Nisa
suresinin 10. âyetinde mealen] “Haksız yere yetim malı yiyenler, karınlarına
ateş sokmuş olurlar. Bunlar, alevli, çılgın bir ateşe [cehenneme] atılacaktır”
buyuruluyor.) [Ebu Yala]
|
Yetimlik olur yaman
Der ki babam olsaydı |
Dertlerini diyemez
Hep suçlu gibi durur |
Alıngan olur her an
Verseler şunu bunu
Gelen giden takılır
|
İnternette dolaşan asırlık bayat hurafe 14042003
1950’de Şeyh Ahmet
Vasiyetnamesi diye, İslam harfleri ile yazılı küçük bir risale okumuştum. Daha
sonra bu risale kâğıtlara basıldı. Şimdi internet çıkınca, misyonerler
tarafından tekrar yayılmasına çalışıldığı görülüyor. Okuyucularımızın bu bayat
hurafeye alet olmaması için gazeteye tekrar yazmak zorunda kaldık. Zamanla bu
yazı duruma göre değiştirilmiş. Eskiden bunu yazana Türbe bekçisi deniyordu.
Daha sonra Harem anahtarının taşıyıcısı dendi. Şimdi ise, Türbe-i şerif hatibi
deniyor. Bu adama rüyada denmiş ki: (Kıyamet alametleri çıkıyor. Çok yakında 3
gece güneş tutulacak üç gün sonra batıdan doğacak, Kur’an insanların gözüne
görülmeyecektir. Kim vasiyetnameyi işitip de yazmazsa bir yere göndermezse, yüzü
kara ola. Vallahülazim bu vasiyetnamede yanlışım varsa, öbür dünyaya imansız
gideyim.)
Bu, misyonerler tarafından dinimize hurafe sokmak için sinsice ve çok cahilce
uydurulmuş bir hezeyan namedir. Maksatları, İslâma hurafe sokmaya çalışmak,
zihinleri bulandırmak, az da olsa, böyle basit yazılarla Müslümanları meşgul
etmek, ciddi konulara eğilmeyi önlemektir. Eskiden (Yalan söylüyorsam kâfir
olayım) denirken, şimdi (Bu dünyadan imansız gideyim) deniyor. Her iki sözü
söyleyen Müslüman ise kâfir olur. Böyle yemin caiz değildir. Hadis-i şerifte, (Allahtan
başkası için yemin etmek şirktir) buyuruluyor.
Bu hurafe yazılalı birkaç asır olduğu hâlde, bu Ş. Ahmet denilen hayâli şahıs
ölmeyip hâlâ misyonerler eliyle mesaj gönderiyor. Eski baskılarında, (Haber
aldım ki, bu vasiyetin yalan olduğunu söyleyen birinin aynı gün oğlu ölmüş, bir
doktor da bu vasiyeti dağıtmadığı için çıldırıp arabası ile bir dereye
yuvarlanmış) deniyor. Tehditler sayıldıktan sonra, bu işe alet olacaklara
ödüller dağıtıyor. Eskisinde, (Bu vasiyeti yayan bir tüccar 90 bin lira
kazanmış) diyordu. Şimdi, bu 90 bin lirayı az diye yüz bin rubleye çıkarmış.
Yeni baskısında ise, para miktarı hiç yok. (3 gün sonra güneş batıdan doğacak)
diyor, asırlar geçtiği halde hâlâ güneş batıdan doğmadı. Kıyametin kopması ile
ilgili, Yehovacılar gibi çok kimseler tarihler vermişse de, hepsi yalan
çıkmıştır.
Dikkat edilecek noktalar: Dinimizde dört delil vardır. Rüya senet değildir. Bu
yazının hiç kıymeti yoktur. Sanki din kitapları noksanmış gibi, din kitapları
yerine, bu uydurma yazı dağıtılıyor. En mühim nokta ise, bu yazı, dinde
noksanlık olduğunu bildiriyor. Eğer bu vasiyette dine uygun şeyler varsa, bunun
özelliği kalmaz. Eğer dinde olmayan şeyler konmuşsa, çok kötüdür. Dinin
emirlerini yapmayan, yasaklarından kaçmayan kimse, bir yazıyı yaymakla nasıl
ilahi rızaya kavuşabilir? Zaten hainlerin maksatları da budur. Müslümanları dini
emirlerden koparıp hurafelerle avutmaktır.
13 rakamlı başka bir hurafe: Bir de 13 rakamlı bir yazı dağıtılıyor. Bu da
hurafedir. Hıristiyanlarca 13 rakamı uğursuzdur. Bu yazıda bakın kaç tane 13
var. Rüyamda Hz. Zeynebi gördüm diyen kızın yaşı 13, fakir 13 gün sonra zengin
olmuş, yaşlı kimse 13 gün sonra hapse düşmüş, zengin 13 gün sonra servetini
kaybetmiş, memur 13 gün sonra işinden olmuş. Bu yazıyı 13 sayfa yazıp, 13 kişiye
gönderen, 13 gün sonra murada kavuşurmuş, yazmayana da 13 gün sonra belâ
gelirmiş. Rakamların toplamı 13 eden önemli olaylardan, Peygamber efendimizin
571’de doğduğu, İstanbul’un 1453’de alındığı hatırlanınca, fanatik
Hıristiyanların neden 13 sayısını uğursuz saydıkları anlaşılır. Bu işlere alet
olup da misyonerlerin oyununa gelmemeli.
Gaflete sebep olanlar 15042003
İnsanların gaflete, hatta
günaha, isyana, küfre dalması çeşitli sebepler yüzünden olur. Bunlar insandan
insana değişmekle beraber, cehalet, kibir, dostunu düşmanını tasnif edememesi
genel olup, bunların başında gelir. İnsanın gafletine sebep olan çok şey varsa
da üçü önemlidir: 1- İnsanı tanımamak, yaratılış gayesini bilmemek 2- İşlerin
sebeplerle yaratıldığını bilmemek 3- Ölümü unutmak.
1- İnsan, niçin yaratıldığını ve başına gelecekleri bilip unutmasa, gaflete
düşebilir veya kibirlenebilir mi? Rabbine isyan edebilir mi? Demek ki insan
yaratılış gayesini düşünmüyor. Eğer insanlar istenildiği gibi düşünebilseydi,
Kur’an-ı kerimde sık sık, (Hiç düşünmüyor musunuz?) diye ikaz edilir miydi?
Bir insan bir alet, bir makine yapınca, bunun nasıl ve nerelerde kullanılacağına
dair bir tarif namesi hazırlanır. Tarif name ile de anlaşılması zor ise,
kullanması için kurslar açar. Bir makine yanlış kullanılırsa, elden çıkar. Her
şeyin yaratıcısı olan cenab-ı Allah da, insan denilen bu muazzam makineyi
yaratıp başıboş bırakmayıp (Sizi boş yere yarattığımızı mı sandınız?)
buyurmuştur. Ne yapması gerektiğini, peygamberleri vasıtası ile kitaplar
göndererek bildirmiştir.
Ne olduğunu, kim olduğunu, saadet ve felaketinin nelerde olduğunu bilmeyen,
öldükten sonra başına gelecekleri düşünmeyen kimse akıllı olamaz. Allahü teâlâ,
(Ben cin ve insanları ancak [beni tanısınlar] bana kulluk, ibadet etsinler diye
yarattım) buyuruyor. (Zariyat 56)
O halde insan kul olduğunu bilip, kulluk görevlerini yerine getirmelidir.
2- Allahü teâlâ her şeyi sebeplerle yaratmaktadır. Kudretini sebepler arkasında
gizlemiştir. Âdeti ilahi böyledir. Ancak bu âdetini bazen bozar, sebepsiz de
yaratır. Bunu sevdiklerinin hatırı için yapar. İnsan çalışır kazanır, benim
malım der, ben kazandım der. Bunun gibi kendisindeki her nimete, her başarıya
(benim) der, (benim başarım, benim kabiliyetim, benim ilmim vs...) der ve nankör
olur.
Dertlerin, belaların gelmesine sebep günah işlemektir. Kur’an-ı kerimde
buyuruluyor ki:
(Size gelen musibet, kendi ellerinizle işlediğiniz [günahlar] yüzündendir.)
[Şûra 30]
(Sana gelen her iyilik, Allahın [bir ihsanı, bir nimeti olarak] gelmekte, her
kötülük de [günahlarına karşılık olarak] kendinden gelmektedir. [Hepsini yaratan
Allahü teâlâdır.]) [Nisa 79]
Peygamberlere ve diğer büyük zatlara ise bela, onların derecelerinin yükselmesi
için gelir.
Tevekkülü ihmal etmemeli. Tevekkül, dinimizin bildirdiği sebeplere yapıştıktan
sonra neticeyi sebeplerden değil, sebepleri yaratandan beklemektir. (Bir işe
başladığın zaman, Allaha tevekkül et, Ona güven) âyeti, tevekkül ile beraber
azmederek çalışmak gerektiğini gösteriyor. (Al-i imran 159)
3- Dünya hayatı rüya gibidir. Ölünce rüya bitecek, hakiki hayat başlayacaktır.
Hadis-i şerifte, (İnsanlar uykudadır, ölünce uyanırlar) buyuruldu. Ölmeden önce
uyanmak gerekir. Peygamber efendimiz, (Şu kişiye şaşılır ki, o, dünyanın
peşinde, ölüm de onun peşindedir) buyurdu. O halde, (Nasihat olarak ölüm yeter)
hadis-i şerifini düşünerek ölenlerden ibret almaya çalışmalıdır.
Genelde çok yaşamayı istemek, dünya zevklerine düşkün olmak, ölümü unutmak,
sıhhat ve gençliğe aldanmaktan ileri gelir. Böyle kimsenin kalbi katı olur,
ibadetleri vaktinde yapmaz, tövbeyi geciktirir, nasihat tesir etmez, ölümü
unutur, hatırına bile gelmez. Hep dünya malına ve makamına kavuşmak için ömrünü
harcar. Ahireti unutur, dünyanın faydasız zevk ve sefasını düşünür. Bunlardan
kurtulmak için ölümün her an gelebileceğini düşünmeli, sıhhatin, gençliğin ölüme
mani olmadığını unutmamalı.
Dünya kötü değildir! 16042003
Dünya, mal, servet, dünyalık,
rızık gibi manalara da gelir. İmam-ı Rabbanî hazretleri buyurdu ki:
Dünya, insanı Allahü teâlâdan uzaklaştıran şeyler, demektir. Kadın, çocuk, mal,
rütbe, mevki düşüncesi Allahü teâlâyı unutturacak kadar aşırı olursa, dünya
olur. Çalgılar, oyunlar, faydasız, boş şeylerle vakit geçirmek [Kumar, kötü
arkadaş, kötü olan film, gazete ve romanlar] bunun için dünya demektir. Din ile
dünyayı birlikte kazanmak imkânsızdır. Ahireti kazanmak isteyenin dünyadan
vazgeçmesi gerekir. Bu zamanda dünyayı tamamen terk etmek kolay değildir. Hiç
olmazsa hükmen terk etmek yani terk etmiş sayılmak gerekir. Bu da her işte
islâmiyete uymak demektir. Yiyip içmekte, giyim kuşamda, ev bark kurmakta
islâmiyete uymak gerekir.
Dünya ahiretin kazanç yeridir. Kazanç yeri kötülenmez. Haram kazanç kötülenir.
Dünya malı değil onun sevgisi kötülenmiştir. Dünyayı kötüleyen hadis-i şeriflere
bu açıdan bakmak gerekir.
(Dünya sevgisi bütün hataların başıdır.) [Hakim]
(Ateşin odunu yediği gibi, dünya sevgisi de imanınızı yer.) [İ. Gazali]
(Allah için olan hariç, dünya melundur.) [İbni Mace]
(Dünya peşinde koşan, açgözlü olur, hep yokluk içinde kıvranır, işleri zorlaşır,
nasibinden de fazla bir şeye kavuşamaz. Ahiret için çalışanın da, işleri
kolaylaşır, gönlü zenginleşir, yüz çevirdiği dünyalık da kendisine teveccüh
eder.) [Tirmizî]
(Emeli dünya olanın, Hak indinde değeri yoktur. Bunun meşgalesi tükenmez,
fakirlikten kurtulamaz, zenginliğe kavuşamaz, sonu gelmeyen boş kuruntularla
oyalanır.) [Taberânî]
(Kalbinizi, dünyadan bahsederek meşgul etmeyin!) [Beyhekî]
(Dünyadan yüz çevir ki, Hak sevsin, kimsenin eline bakma ki halk sevsin.) [İbni
Mace]
(Dünyayı ahirete tercih eden, üç şeye maruz kalır. Sıkıntısı hiç eksilmez,
yokluktan kurtulmaz, doymak bilmeyen bir hırsa kapılır, hiçbir zaman boş vakit
bulamaz.) [Taberânî]
(Cenneti isteyen hayra koşar, cehennemden korkan, haramlardan kaçar. Ölümü
bekleyen dünya lezzetlerini terk eder. Dünyaya meyledene musibetler yağar.) [İbni
Hibban]
(Tahsilsiz ilme, rehbersiz hidayete kavuşmak isteyen, dünyadan yüz çevirsin!)
[İ. Gazali]
Mal ve makam sahibi olmak başka, mal ve makam sevgisi başkadır. Dünya ve ahiret
saadetine kavuşmak ve insanlara hizmet edebilmek için mal ve makam sahibi olmak
çok iyidir. Bütün dünya bir kimsenin olsa, mala mağrur olmadan dine uygun
harcasa, çok büyük sevab kazanır. Süleyman aleyhisselam, büyük bir zenginlik ve
saltanat içinde yüzdüğü hâlde, Cenab-ı Hak, Kur’an-ı kerimde, (O ne iyi kuldur)
diye övmektedir. (Sad 30)
Peygamber efendimizden sonra insanların en üstünü olan Hz. İbrahim’in ovaları
dolduran davarları yanında yalnız yarım milyon sığırı vardı. Dünya malı zararlı
değildir, kötüye kullanmak zararlıdır. Cenab-ı Hak, ahiret için çalışmayı
emrettikten sonra, (Dünyadan da nasibini unutma) buyuruyor. (Kasas 77)
Dünya ahiretin tarlasıdır 17042003
İmam-ı Maverdi hazretleri
buyuruyor ki: Dünya çalışma yeridir. Hadis-i şerifte, (Dünya ne güzel binektir.
Ona binin ki, sizi ahirete kavuştursun!) buyuruluyor. Dünya mutlak manada kötü
değildir. Ahiret azığını hazırlayanlar için servet yurdudur.
Dünya bineğine binersen seni taşır, binemezsen o sana yüklenir ve seni öldürür.
Dünya bir alet, bir vasıtadır. Bu vasıtayı iyi yolda kullanan kazanır, kötü
yolda kullanan kaybeder. Mesela size yeni, güzel bir araba veriyorlar. (Bu araba
ile, şu kadar zamanda şu karşıdaki köprüyü geçerseniz, kurtuluşa ereceksiniz)
deniyor. Siz de, arabaya bakıp, (Ne kadar da güzelmiş) diyerek onu sevmekle
meşgul olur, verilen zaman içinde karşıya geçmezseniz, düşman gelir, sizi
kıskıvrak yakalar, köprüyü geçemezsiniz. Bu vasıta, yolcuları sahile çıkaran bir
gemi de olabilir. Bu vasıtayla binip gitmeyen kurtulamaz. Dinimiz bu vasıtayı,
kötülememiştir. Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki:
(Allah rızasını kazanmak için, dünya ne güzel yerdir. Allah rızasını kazanmayan,
ahiret azığını temin etmeyen için de, ne kötü yerdir. Kim, “Allah dünyayı rezil
etsin!” derse, dünya da ona, “Hangimiz Rabbimize asi ise, Allah onu rezil
etsin!” der.) [Hakim]
(Dünya ahiretin tarlasıdır.) [Deylemî]
(Dünyanızı düzeltmeye çalışın! Yarın ölecekmiş gibi de ahiret için amel edin.) [Deylemî]
(Hiç ölmeyecekmiş gibi dünya için, yarın ölecekmiş gibi de ahiret için çalışın!)
[İ. Asakir]
(Hayırlınız, ahiret için dünyasını, dünya için ahiretini terk etmeyen ve
insanlara yük olmayandır.) [Deylemî]
(Dünya, mümin için ne güzel bir binektir. Hayra onunla erişilir.) [Deylemî]
Bizi maksadımıza ulaştıran bineğin iyi, sağlam olması istenir. Onun için Allahın
bize verdiği akıl, sağlık, mal gibi nimetleri yerinde kullanmalıdır! Cenab-ı
Hak, dünya saadetini de istemeyi emrediyor: (Ey Rabbimiz, bize dünyada da
ahirette de güzellik ver) diye duâ etmemizi istiyor. Hadis-i kudside de, (Ey
dünya, bana hizmet edene hizmetçi ol! Sana hizmet eden de senin hizmetçin olsun)
buyuruldu. Dünya sevgisini kötüleyen hadis-i şeriflerden bazıları şöyledir:
(La ilahe illallah diyen, dünyayı dinden üstün tutmadıkça, azaptan kurtulur.)
[Hakim]
(Dünya işi için üzülen Allaha karşı öfkelenmiş olur.) [Taberânî]
(Din işlerinde kendinden üstün olanı görüp ona uyan, dünya işlerinde ise
kendinden aşağısına bakıp Allaha hamdeden şükretmiş olur.) [T. Gafilin]
(Dünya malından ayrılınca üzülmek, buna kavuşunca sevinmek ve azgınlık yapmak,
insanı cehenneme götürür.) [Tirmizî]
(Dünyayı seven, ahiretine zarar verir. Ahireti seven, dünyasına zarar verir.
O hâlde, devamlı olanı, geçici olana tercih etmelidir.) [Beyhekî]
(İlim, Allah rızası için değil, dünya menfaati için öğrenilip, ibâdetler, dünya
menfaatlerine alet edildiği zaman fitneler zuhur eder.) [A. Rezzak]
Dünyalık için ne kadar üzülürsen o nispette ahiret sevgisi kalbden çıkar. Ahiret
için ne kadar üzülürsen, o nispette dünya sıkıntısı kalbden çıkar. Yani bunlar
doğu ile batı gibidir, birine yaklaşan diğerinden uzaklaşır.
Sıkıntıların sebebi kötü din adamlarıdır 20042003
Bugün dünyanın her yerinde
kötü işler, günahlar rağbettedir. İyi işler, faziletler ise öcü gibi
gösteriliyor. Bunlar kıyamet alametidir. Bir hadis-i şerifte buyuruluyor ki:
(Kötüler iyi, iyiler kötü gösterilmedikçe, kıyamet kopmaz.) [Haraiti]
Sık sık duyarız; (Bak herkes böyle yapıyor, onlar yanlış yolda da sadece sen mi
doğru yoldasın) deniyor. İyilik, güzellik, hak gibi hususlar, her zaman
çoğunluğun bulunduğu yerde olmaz. Mesela Çin’in, Japonya’nın nüfusu çoktur.
Dinleri Budizm’dir. İnsanların çoğu Budist diye, Budizm’in doğru olduğu
söylenemez. Dünyada gayri müslimler, Müslümanlardan daha fazla. Azınlıkta
kaldığı için (Müslümanlık hak din değildir) denemez. Çünkü Kur’an-ı kerimde
buyuruluyor ki:
İnsanların çoğuna uyan sapıtır. (Enam 116), Halkın çoğu kâfirdir. (Nahl 83),
Çoğu fâsıktır. (Maide 49), Çoğu müşriktir. (Rum 42), Çoğu iman etmez. (Rad 1),
Çoğu inkârcıdır. (İsra 89), Çoğu gafildir. (Yunus 92)
‘Herkes öyle diyo’ misali, herkese inanmak yanlıştır. Allahü teâlâ yine
buyuruyor ki:
(Bu dinin [İslâmın] doğru olduğunu insanların çoğu bilmez.) [Rum 30]
Ekseriya kıymetli şey, altın gibi az olur. Kur’an-ı kerimde buyuruluyor ki:
İnananlar azdır. (Sad 24) Şükreden azdır. (Sebe 13)
Çok kimse, Resulullahın vârisleri olan Ehli sünnet âlimlerinin kıymetli
eserlerinden tercüme ederek yayınladığımız kitaplara karşı çıkıyor. Sebebi
basittir. Bu kitaplarda, Allahü teâlânın (Hepsinden razıyım. Hepsine Cenneti söz
verdim) buyurduğu, Eshab-ı kiramın tamamı övülüyor. Sahabe düşmanları, elbette
buna karşı çıkar.
Resulullah efendimizin de, (Ümmetimin âlimlerinin farklı ictihadları, mezheplere
ayrılması rahmettir) buyurduğu bildiriliyor. Mezhepsiz olan elbette karşı çıkar.
Adam gusülde ağzın içini yıkamanın farz olduğunu bilmediği için yıllarca cünüp
gezmiştir. Yıllarca sünnet diye bid’at işlemiştir. Mesela sünnet diye bid’at
sakal bırakmıştır.
Farzların yanında nafile ibadetler denizde damla bile değildir. Adam farzları
bırakıp yıllarca nafile ibadet etmiştir. Bu kıymetli kitaplardan gerçeği
öğrenince elbette şoke olacaktır.
Bid’at ehlinin, Vehhabiliğin, kamufle adıyla selefiliğin, dinde reformculuğun,
Kadıyaniliğin, Behailiğin, Hurufiliğin, 19’culuğun, bozuk ve yanlış olduğu,
maksatlı kurulduğu, kötü din adamlarının eşkıya olduğu açıklanıyor. Bu
gruplardan birini seven, elbette bunları kötüler. İbni Teymiyyeci, Abduhçu olan,
elbette bunlara karşı çıkar. Adam, bir hizbin militanı ise, şucu bucu ise, kendi
hizbinden olmayanı kötüler. Kur’an-ı kerimde buyuruluyor ki:
(Dinde parçalandılar. Her grup, kendi yollarını doğru sanıp sevinmektedir.) [Müminun
53]
O halde kötü din adamlarından uzak durmalıdır. İmam-ı Rabbanî hazretleri
buyuruyor ki:
(Dünyalık peşinde olan din adamlarının sözlerini dinlemek, kitaplarını okumak
zehir yemek gibi zararlıdır. Kötü din adamlarının zararları bulaşıcıdır.
Cemiyetleri bozar, milletleri parçalar. Tarihte İslâm devletlerinin başlarına
gelen felaketlere hep kötü din adamları sebep oldu. Devlet adamlarını doğru
yoldan bunlar saptırdı. Peygamber efendimiz, (Müslümanlar 73 fırkaya bölünecek.
Bunların 72’si cehenneme gidecek, yalnız bir fırkası cehennemden kurtulacak)
buyurdu. Bu 72 sapık fırkanın reisleri, hep kötü din adamları idi. Cehennemden
kurtulacak olan tek fırka ise, Ehl-i sünnettir.) [1/47]
Akıl büyük nimettir 21042003
Büyük bir nimet olan akıl ile
gerçekleri görmek mümkün olur mu? Selim olan akıl ile gerçekler görülür. Selim
olan akıl ise ancak peygamberlerde bulunur. Selim olmayan kendi aklımıza uyarsak
doğruyu bulmak çok güç, hatta imkansızdır. Çünkü her gruptaki insan, “Bu grup
doğru yolda” diyerek ona girmiştir. Bu işte, selim olmayan akıl ölçü olmaz. Ölçü
olsaydı, bu kadar grup meydana çıkmazdı. Bu gruplara girenler de, aklına göre bu
grupları tercih etmişlerdir. Akla uyulduğu için sayısız grup, sayısız hizip
meydana çıkmıştır. Hatta akla uyulduğu için, beşeri dinler uydurulmuştur. Akla
uyulduğu için, bu ümmetin arasından da 72 sapık fırkanın çıkacağını Resulullah
efendimiz haber vermiştir. “Hangi grup çoğunlukta ise doğru odur” mantığı ile
hareket edilirse, yine doğruyu bulmak mümkün olmaz. Çünkü Allahü teâlâ,
(İnsanların çoğuna uyan sapıtır) buyuruyor. (Enam 116)
Bu girişten sonra sanki doğruyu bulmak zor zannedilebilir. Hiç de zor değildir.
Cenab-ı Hak, anlaşamadığımız bir işte, âlimlere uymamızı, âlim olanların da,
Kur’an-ı kerime ve hadis-i şeriflere uymalarını emrediyor. Ehl-i sünnet
âlimlerinin kitaplarını okuyanlar, doğruyu bulur. Doğru olan bir taife her zaman
bulunur. Hadis-i şerifte buyuruluyor ki:
(Her devirde doğru yolda olan bir taife bulunur. Bunlara, hiç kimse zarar
veremez.) [Mişkat]
Kitapçılarda bulunan İslâm kitapları arasında bozuk olanları çok ise de, doğru
olanları da vardır. Bu doğru kitaplar hiçbir zaman yok olmaz. Bunların
koruyucusu Allahü teâlâdır.
Dinimiz ilme ve âlime büyük önem verir. Bize ilmi bildiren âlimlerdir. Hadis-i
şerifte, (Âlimler, Peygamberlerin vârisleridir) buyuruldu. Peygamberlerin
vârisleri olan âlimlere dil uzatan, onları âlim oldukları için kötüleyen
kimsenin imanı gider. Bir de İslâm âlimi sanılan ve dinimizi içten yıkmaya
çalışan dinde reformcular vardır. Bunların ihanetlerini bildirmek, kötülemek
olmaz. Dinin emrine uymak olur. Kötüye kötü, kirliye pis demek yanlış değildir.
Temize pis demek kötülemek olur. Kötülerin kötülüğünü açıklamak, Müslümanları,
onların zararından korumaya çalışmak farzdır. O halde bütün insanları bunların
zararından korumaya çalışmalıdır. İslamiyeti yanlış anlatan kötü din adamları,
büyük vebal altındadır. İnsanların çektikleri sıkıntıların sebebi kötü din
adamlarıdır.
Kötü din adamları için, (Bu kimselerin hiç iyi tarafı yok mudur?) denilmesi
doğru değildir. Cenab-ı Hak, imansızların yol, köprü, cami, yaptırmak gibi
hiçbir ameline sevap vermiyor, cehenneme atıyor. Böyle kötü din adamları, din,
iman hırsızlarıdır. Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki:
(Âlimlerin kötüsü, insanların en kötüsüdür.) [Bezzar]
(İlmini ticarete alet eden kötü âlimlere yazıklar olsun. Devlet adamlarına
yaklaşır, menfaat temin etmeye çalışırlar. Bunların yaptıkları ticaret, kesada
[darlığa, kıtlığa] uğrasın!) [Hakim]
(Bir zaman gelir ki, camiler ve hafızlar çoğalır, ama, [hakiki] âlim bulunmaz.)
[Ebu Nuaym]
(Zebaniler, günahkâr hafızlara, puta tapanlardan daha önce azap yapar. Çünkü
bilerek yapılan günah, bilmeyerek yapılandan daha kötüdür.) [Taberânî]
(İlmi ile amel etmeyen âlim, kıyamette en şiddetli azaba düçar olur.) [Beyhekî]
(Kıyamette, ilmi ile amel etmeyen âlimin cehennemde çıkardığı kötü kokudan,
cehennem ehli rahatsız olarak şöyle seslenir: “Ey kötü kimse, çektiğimiz eziyet
ve bu acı durum yetmiyormuş gibi, bir de senin çıkardığın kötü kokuya mı
katlanalım? Sen ne yaptın da bu duruma düştün?” Âlim ise, “İlim sahibi idim,
fakat ilmimle amel etmezdim” diye cevap verir.) [İ. Ahmed]
En iyi ve en kötü insanlar 22042003
Peygamberlerin vârisleri olan
âlimlere dil uzatan, onları âlim oldukları için kötüleyen kimsenin imanı gider.
Dinimiz ilme ve âlime büyük önem verir. Bize ilmi bildiren âlimlerdir. Hadis-i
şerifte, (Âlimler, Peygamberlerin vârisleridir) buyuruldu. (Tirmizî)
Ancak, bir de İslâm âlimi sanılan ve dinimizi içten yıkmaya çalışan dinde
reformcular vardır. Bunların ihanetlerini söylemek, kötülemek olmaz. Dinin
emrine uymak olur. Kötülerin kötülüğünü açıklamak, Müslümanları onların
zararından korumaya çalışmak farzdır. Daha doğrusu bütün insanları bunların
zararından korumaya çalışmalıdır. Çünkü, İslamiyeti doğru duymak, doğru öğrenmek
insanların hakkıdır. İslamiyeti yanlış anlatan, nakledildiği gibi değil, çürük
aklına, bozuk ilmine, iğrenç nefsine göre anlatan kötü din adamları, insanların
en kötüsüdür. Kur’an-ı kerimde, Cuma suresi 5. ayetinde, kötü din adamları,
kitap yüklü merkebe, A’râf suresi 176. ayetinde ise, dilini sarkıtıp soluyan
köpeğe benzetilmiştir. Hadis-i şerifte buyuruluyor ki:
(Bid’atler yayıldığı, sonra gelenler, öncekilere lânet ettiği zaman, doğruyu
bilenler herkese bildirsin! Doğruyu bilip de gücü yettiği hâlde, doğruyu
bildirmeyen kimse, Allahın Muhammed aleyhisselama indirdiği Kur’an-ı kerimi
gizlemiş olur.) [İbni Asakir]
Bunların ilme ihanetlerini açıklamak, kötülemek olmaz. Böyle kötü din adamları,
din, iman hırsızlarıdır, Allaha giden yolu kesen, Rabbine kavuşmak isteyen
insanın önünü kesen eşkıyalardır. Hadis-i şerifte buyuruldu ki:
(Âlimlerin kötüsü, insanların en kötüsüdür.) [Bezzar]
Vaaz etmek ve dini yazı yazmak, kitap, dergi çıkarmak, ancak Allah rızası için
olunca, mevki, mal ve şöhret kazanmak için olmayınca faydalı olur. Mezhepsizler,
dini dünyaya alet eder, dine çok zarar verirler. Hadis-i şerifte buyuruldu ki:
(Hak teâlâ, Âdem aleyhisselama bin çeşit sanat öğretip buyurdu ki: Çocukların ve
neslin, bu sanatlardan biri ile rızkını talep etsin! Sakın ola ki dini geçim
vasıtası yapmasın! Din ile dünyayı talep edenlere yazıklar olsun!) [Hakim]
İlmi, mala ve mevkie alet etmek uygun değildir. İlmin bunu yasakladığını bildiği
hâlde, ilme uymamak büyük vebaldir. Allahü teâlânın kıymet verdiği ve her şeyin
en şereflisi olan ilmi, mal, mevki kapmaya ve başa geçmeye vesile edenlere, bu
ilim zararlı olur. Hâlbuki, dünyaya düşkün olmak, Allahü teâlânın hiç sevmediği
bir şeydir. O hâlde, Allahü teâlânın kıymet verdiği ilmi, Onun sevmediği yolda
harcamak, çok çirkindir. İnsanların en alçağı, din kisvesi altında dünyâ
menfaati sağlayandır. İlim dini beslemek içindir, yoksa dünya nimetlerini yutmak
için değil.
Kalbinde Allah korkusu yerine dünyâ sevgisi bulunan, haramlardan sakınmayan,
âlim olduğunu söylerse şaşılır, buna inananlara daha çok şaşılır. İslam alimleri
buyuruyor ki:
Şu iki kişinin çıkardığı fitneyi, şeytan bile çıkaramaz: Dünyaya düşkün âlim ve
ilimsiz sofu!
Bir insanın etiketi ve çok şey bilmesi ölçü değildir. Doğruyu bilmesi, buna
inanması ve gereğince amel etmesi önemlidir. İblis de âlim idi. Fakat ilmi ile
amel etmedi. Kötü din adamından, canavardan, yılandan, çıyandan kaçar gibi
kaçmalıdır.
Dinde şahsî görüş olmaz 23042003
Dinde şahsi görüşlerin yeri
yoktur. Dinde nakil esastır. Akla göre din olmaz. İslâmiyet, nakle dayanan,
selim akıl dinidir. Selim akıl, yanılmayan akıldır. Birinin aklına uygun
gelmeyen bir şey, selim akıl sahibi için uygun gelebilir. Akla göre din olsa,
insan sayısı kadar din olur. İslâmiyette aklın ermediği şey çoktur. Fakat, selim
akla uymayan bir şey yoktur.
Bazıları, (İslam artık toplumun gereklerine göre değişmelidir. Mesela (Teknoloji
ilerledi, Avrupa uygarlığı benimsenmelidir, kadınlar daha özgür olmalıdır)
diyorlar. İmâm-ı Rabbânî hazretleri buyuruyor ki: (Yapacakları değişiklikle,
dîni düzelteceğini sanıp dînin noksanlığını tamamladığını söyleyenler çıkıyor.
Hâlbuki din noksan değildir. Kur’ân-ı kerimde, (Bugün sizin için dîninizi ikmâl
eyledim, üzerinize olan ni’metimi tamamladım, size din olarak İslâmiyeti
vermekle râzı oldum) buyuruldu. Dîni noksan sanıp, tamamlamaya [reform yapmaya]
çalışmak, bu âyeti inkâr olur.) [m. 260]
Dini insanlar çıkarmadı ki insanlar değiştirsin. Kadının nasıl giyineceğini
insanlar tespit edemez ki. Allah’a inanan kimse, O ne demişse ona inanması
gerekir, uyarsa daha büyük nimettir. (Ben hepsini uygulayamıyorsam da hepsine
inandım) demelidir. Yoksa, günaha alışıp da bu günah mubah olmalıydı veya (bu
asırda bu da günah olur mu) demek Allah’a inanmamak olur.
Böyle söyleyenler Allah’a inanmıyorlar, inansalar böyle demezler. Allah her şeyi
bilmez mi bugünkü toplumu bilmiyor muydu? İslam’da reform demek ben Allah’a
inanmıyorum demektir, yahut Allah’ı basit bir varlık gibi görüp bu işi iyi
yapmamış demektir.
Hâşâ Allah yirminci, otuzuncu asırlarda toplumların duyacakları ihtiyaçları
bilememiş mi?Toplumun ihtiyacı var diye dini değiştirmek dini yıkmak olur.
Birinin çıkıp açıktan açığa, (ben İslam dinini yıkacağım) dediğini gördünüz mü
hiç. Elbette demez. Niye desin ki, o zaman onu herkes tanıyacak, gerçek suratını
herkes görecektir. Ama dinî kuralları bozarak bu çirkin emeline ulaşmaya
çalışır.
Peygamber efendimiz, (Âlimler benim vârisimdir) buyuruyor. Mezhepsizler ise,
düşünce özgürlüğü diyerek Ehl-i sünnet âlimlerine saldırıp, (Âlimlere göre
değil, hakka göre ölç!) diyorlar. Hakkı biz biliyoruz da, âlimler bilmiyor mu?
Hakkı, âlimler bilemezse biz nasıl bileceğiz? (Elimizde temel ölçü olarak Kur’an
olduğuna göre hakkı bâtıldan ayırırız) diyorlar. Peki, âlimlerin ellerinde
Kur’an-ı kerim yok muydu? Onlar yanılabiliyor da mezhepsizler niye yanılmıyor?
Bütün maksatları âlimler köprüsünü yıkmaktır. Bunlar, fikir anarşisi çıkartmak,
hak ile batılı karıştırmak ve hak yol üzerindeki köprüleri yıkmak istiyorlar.
Ehli sünnet âlimlerinin kurduğu köprüleri yıkıp, bid’at denizinde insanları
boğmak istiyorlar. Fakat, âlimlerimizin kurduğu bu köprüler, bid’at ehlinin
üfürmesiyle yıkılacak kadar zayıf değildir. Ama, kime ve neye hizmet ettikleri
malum olmayan bu mezhepsizlere inanan zavallılara yazık oluyor. Bunu bildiği
halde susanlar da vebal altındadır. Çünkü bir hadisi şerifte buyuruluyor ki:
(Bid’atler yayılıp, bu ümmetin sonra gelenleri, öncekilere lânet edince, ilim
sahipleri bunu herkese bildirsin! Bildirmeyip ilmini gizleyen, Kur’an-ı kerimi
gizlemiş sayılır.) [İ. Asakir]
Her Müslüman gücü nispetinde Ehl-i sünnet âlimlerinin eserlerini yaymaya
çalışarak bu vebalden kurtulmaya çalışmalıdır. Bozuk kitapların dağılmasına
sebep olmak ayrıca vebaldir.
Yanlış vasıtaya binen istediği yere değil, vasıtanın gittiği yere gider. Mesela
Paris’e giden uçağa binen, Kâbe’ye varamaz. Ehli sünnet yolu kurtuluş ve
saadetin tek vasıtasıdır.
Nimetlere şükür gerekir 24042003
|
Saat gibiyse böbrek
Tuttuğun iki ele
Ağrımayan dişine
|
Bak gör her şey aşikâr
|
Hocana eyle hürmet
Rabbimizi bilene
Dertlerin pek çoksa da
|
Dinimiz bir düşünce, bir görüş değildir 27042003
Özellikle Mısırlı, Suriyeli
bazı yazarlar ile onların etkisinde kalan kimseler, İslâm dini yerine, “İslâm
nazariyesi” “İslâm düşüncesi”, “İlâhî şuur”, “İlahi görüş birliği” tabirlerini
çekinmeden kullanıyorlar. Acaba bunlar müsteşrikler gibi, İslamiyetin semavi din
olduğuna inanmıyorlar mı? Küfre düşürücü ifade kullananın imanının gideceğini
bilmiyorlar mı? Yoksa, Ehli sünnet itikadına uygun inanmaya önem vermiyorlar mı?
Piyasada Allahı tanımakla ilgili ve Allahın varlığını ispat etmeye kalkışan
kimisi tercüme birçok kitap vardır. Genelde bu kitaplar, akli ve felsefi
görüşlerle doludur. Kaynakça olarak gösterilen kitapların çoğu da asrımızdaki
sapık yazarların eserleridir.
İmam-ı Rabbani, İmam-ı Gazali, S. Abdülkadiri Geylani gibi büyük İslâm
âlimlerinin kitaplarından nakil yoktur. Milyonlarca hadis-i şerif, âlimlerin
ictihadları ve hikmetli sözleri varken, bunlardan nakil yapılmayıp, şahsi
görüşe, şahsi yoruma yer verilmiştir.
Anlaşılan bu tip yazarlar, küfre düşürücü sözleri bilmiyorlar. Zaten Allahın
varlığını ispat ile uğraşanlar, genelde küfre düşürücü ifadeler kullanıyorlar.
İslâm âlimleri, (Allahın yaratmak, var olmak gibi sıfatlarını insana vermek veya
insanın, akıl, şuur, hafıza ve düşünce gibi yaratılmış olan sıfatlarını Allaha
vermek küfürdür) buyuruyorlar.
Mesela bir kimse, (Allah akılsızdır) dese, bu bir hakaret olacağı için küfre
düşer. (Allah akıllıdır) dese, bu sefer de, onu yaratık kabul ettiği için küfre
düşer. (Allah iyi düşünür) dese yine kâfir olur. Çünkü akıl, şuur, hafıza,
düşünme işi, görüş mahluktur, yani yaratıktır. Allahın böyle sıfatları yoktur.
Bu Yazarlar ise bunun gibi büyük hatalara düşmüştür. (Yaratılmış olanın
özelliklerine bakarak, yaratanın özelliklerini bulmaya çalışacağız) diyorlar.
İslâm âlimleri, (Bilinenle bilinmeyen mukayese edilmez) buyuruyor. Yani yaratıcı
ile onun yarattıkları mukayese edilemez.
Bu Yazarlar işe yanlış başladığından yanlış sonuçlar çıkarıyorlar. İnsan vasfı
sayar gibi, Allahın vasfını sayıyorlar. (Allah çok akıllıdır, hafızası çok
geniştir, çok hızlı düşünür, çok çalışkandır) diyorlar. Senâüllah Pânî-pütî
hazretleri (Allahü teâlânın varlığı, sıfatları, razı olduğu şeyler, ancak
peygamberlerin bildirmesi ile anlaşılır. Akıl ile anlaşılamaz) buyuruyor.
(Allah özenerek yaratır) da diyorlar. Bu da Allahı âciz sanmaktan ileri gelir.
Bir âyet-i kerime meali:
(Bir şeyin olmasını istediğimiz zaman, ona sadece ol deriz, o da, hemen
oluverir.) [Nahl 40]
Bu yazarlar kaderi de iyi bilmiyorlar, (İnsan, kendi kaderine tesir eder) diyor.
Kader, değişmeyen son şekildir. Kaderi Allah da değiştirmez. Allahın vasıflarını
bildirirken, âlimlerin kitaplarından alarak, sıfat-ı zatiyye ile sıfat-ı
sübütiyyeyi, yazsalar, büyük hizmet etmiş olurlar. Kendi görüşleri, kendi
akıllarını din gibi ortaya atıyorlar. Hadis-i şerifte, (Dini aklı ile ölçen
kadar zararlı kimse yoktur) buyuruldu. (Taberânî)
Düşünce, bir iş için düşünülen çare veya kıyaslanan neticedir. Görüş de düşünce
demektir.
Nazariye de, akli, zihni esaslara dayanan görüş, teori demektir.
Allahü teâlânın bildirdiği hükümlere ilahi düşünce, ilahi görüş, ilahi nazariye,
ilahi şuur denmez. Kur’an-ı kerimdeki hükümlere bile “Kur’ani görüş” diyorlar.
Yeni ifadeler kullanmayı marifet sanıyorlar. Bunları kullanmak küfürdür. Böyle
küfür dolu yazılara itibar etmemelidir.
İlim, amel ve ihlâsın önemi 28042003
İhlâs, gerek beden ile, gerek
mal ile yapılan farz veya nâfile bütün ibâdetleri, Allah rızası için yapmaktır.
Mal, mevki, saygı, şöhret kazanmak için yapılan ibâdette ihlâs olmaz, riyâ olur.
Böyle ibâdete sevap verilmez. Günah olur, azaba layık olur. Haram işleyenlerle,
bid’at ehli ile, kâfirlerle, arkadaşlık, komşuluk edenlerin ihlâsları kalmaz.
Her işte Allahü teâlânın rızasını gözetmeli, kötülükleri gizlediği gibi,
iyilikleri de gizlemeli, övülünce sevinmemeli, kötülenince üzülmemelidir. İmam-ı
Rabbanî hazretleri, sonsuz kurtuluşa erişmek için ilim, amel ve ihlasın şart
olduğunu bildiriyor. Bunlardan birisi olmazsa, diğerlerinin kıymeti olmaz. Yani
ilimsiz amel, ihlaslı da olsa kıymetli olmaz. Çünkü ilmi olmadığı için yaptığı
kötü bir şeyi Allah rızasına uygun zanneder. İlimle işlenen amelde ihlas yoksa,
yine o ibâdet kıymetsizdir. İlim ve ihlas olsa, amel olmazsa, zaten ortada
yapılan bir şey yoktur. İlim ve ihlasla yapılan amel, imanın parlayıp
kuvvetlenmesine sebep olur. Buyuruldu ki: Âlimler hariç, insanlar helak
olabilir. İlmiyle amel edenler hariç, âlimler de helak olabilir. İhlas sahipleri
hariç, ilmi ile amel eden âlimler de aldanabilir. Kur’an-ı kerimde, salih [ihlaslı]
amel övülüyor. Salihler için de buyuruluyor ki: (Onlar, kendi canları çekerken
yemeği yoksula, yetime ve esire yedirirler. Biz bunları Allah rızası için
veriyoruz; sizden ne bir karşılık ne de bir teşekkür bekliyoruz” derler.) [İnsan
8,9]
İhlâssız amel içi boş çekirdeğe benzer. Ahirette herkese, bunu niçin yaptın diye
sorulacak. Cevabı Allah için olanlar kabul edilecek, diğerleri atılacaktır.
Hadis-i şeriflerde de buyuruldu ki:
(Allahü teâlâ, ancak ihlâsla yapılan ameli kabul eder.) [Dâre Kutnî]
(İhlasla namazını kılıp, zekâtını verenden Allah razı olur.) [İbni Mace]
(Kırk gün ihlasla ibâdet edenin, kalbinden diline hikmet pınarı akar.) [Ebuş-şeyh]
(Haramlardan kaçıp, ihlasla, “la ilahe illallah” diyen Cennete girer.) [Hatib,
Bezzar]
(İhlas ile amel etmek, az da olsa yetişir.) [Hakim]
(Sabırlı ve ihlâslı olanlar, hesaba çekilmeden cennete girer.) [Taberânî]
(İhlaslılara müjdeler olsun. Onlar fitne karanlıkları içinde, parlayan
ışıklardır.) [E. Nuaym]
(Cennetin güzel köşkleri, Allah rızası için birbirini sevenler içindir.) [Ebuş-şeyh]
(Allah rızasından başka maksat için ilim öğrenen veya ilmini dünya menfaatine
alet eden, cehennemdeki yerine hazırlansın!) [Tirmizî]
(İbadetine riya karıştırana [ihlası noksan olana] ahirette “git sevâbını ondan
iste” denir.) [İ. Mâce]
(Sırf Allah rızâsı için, arkadaşını veya bir hastayı ziyaret eden için, Allahü
teâlâ buyurur ki: Ne güzel ettin. Cennette kendine bir köşk hazırlamış oldun.) [Buhârî]
(Kim Allah için yenerse gazabını, Allah da, ondan def eder azâbını.) [Taberani]
(Allah rızası için affedeni, Allahü teâlâ yükseltir.) [Müslim]
(Sabırlı ve ihlâslı olanlar, hesaba çekilmeden cennete girer.) [Taberânî]
İmanla ölenin günahı dağlar kadar da olsa, sonunda Cennete gider. Ancak,
(Cennete gitmek için iman şart, amel şart değil) diyen kimse, ibâdet etmezse,
işlediği günahlar kalbini karartır ve imanı gidebilir. Çünkü iman, muma benzer,
ibâdetler mum etrafındaki fener gibidir. Mum ile birlikte fener de, İslâmiyettir.
Fenersiz mum çabuk söner. İmansız, İslâm olamaz, İslâm olmayınca, iman da
yoktur.
Abdestli durmanın fazileti 29042003
Hep abdestli durmak çok
sevaptır. Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki:
(Abdestli duran oruç tutan gibi sevap kazanır.) [Deylemi]
(Can alıcı melek gelince, abdestli olan, şehidliğe kavuşur.) [Taberani]
Abdestli olmaya devam edene, Allahü teâlâ şunları ihsan eder: Rahmet melekleri
onun yanından ayrılmaz, devamlı sevap yazarlar. Uyuyunca onu, insan ve cin
şerrinden korurlar. Bütün azaları tesbih eder. Ölümü kolaylaşır. Abdestli iken
Allahü teâlânın emânında olur. İftitah tekbirini kaçırmaz.)
Allahü teâlâ, Hz. Musa’ya buyurdu ki: (Ya Musa, sana bir musibet gelince
abdestsiz isen, kusuru kendinde bul!) [Şir’a]
Yatağa abdestli girmenin fazileti de büyüktür. Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki:
(Kim, yatağa abdestli yatarsa, o gece bir melek sabaha kadar “Ya Rabbi bu kulunu
affet!” diye dua eder.) [Hakim]
(Abdestli yatan, gece ölürse şehid olur.) [İbni Sünni]
(Güzel abdest alan günahlarından sıyrılmış olur). [Buhari]
(Soğukta, sıcakta güzelce abdest almak, günahlara kefaret olur.) [Müslim]
(Güzelce alınan abdest, imanın yarısıdır.) [İbni Hibban]
(Hiçbir günahkâr yoktur ki, güzelce abdest alıp iki rek’at namaz kılarak
mağfiret dilesin de, günahları affedilmiş olmasın.) [Tirmizi]
Güzel abdest nasıl alınır?
CEVAP: Peygamber efendimiz güzel abdesti şöyle tarif etmiştir:
(Güzel abdest almak, abdestin farz ve sünnetlerini yerine getirmek suretiyle,
alınan abdesttir.) [Tirmizi]
Yatalak bir hasta, nasıl abdest alır, nasıl namaz kılar?
CEVAP: Abdest alması veya aldırtılması mümkün değilse, teyemmüm eder,
namazlarını ima ile kılar. (Merakıl-felah)
Bayılıp iki gün sonra ayılanın, namazlarını kazâ etmesi lâzım mı?
CEVAP: Bayılan kimse, 24 saat veya daha fazla zaman ayılmazsa, iyi olunca,
namazlarını kazâ etmez. Afyon ve ilâç gibi şeylerle aklı giden kimse, ne kadar
baygın kalırsa kalsın ayılınca kılmadığı namazlarını kazâ eder.
Dilsiz olan veya ses telleri kuruyup konuşamayan, namazı nasıl kılar?
CEVAP: Dînimiz, hiç kimseye gücünün yetmediğini emretmez. Dilsizden veya
konuşamayan kimseden kırâat farzı sâkıt olur. Okuyamaması namazına zarar vermez.
Namazda ayakta durmak farzdır. Fakat ayakta duramayan hasta veya ayakları
olmayan oturarak namaz kılar. Oturamayan yatarak îma ile kılar. (Merâkıl-felâh)
Ayakta zor kılan hasta veya hamile kadın nasıl namaz kılar?
CEVAP: Ayakta duramayan veya zarar gören, başı dönen kimse, farzları da, secde
ettiği yerde oturarak kılar. Rüku için eğilir. Secde için, başını yere koyar.
Duvara, değneğe, insana dayanarak, biraz ayakta durabilenin, ayakta tekbîr
alması ve o kadarcık ayakta okuması farzdır.
Dayanarak oturmak mümkün iken, yatarak îmâ câiz olmaz.
Farz kılarken özürsüz, duvara, direğe dayanmak mekruhtur. Bir özür olursa mekruh
olmaz.
Hamile veya hasta, sağ ve soluna tabure gibi bir şey koyup onlara dayanarak
ayağa kalkabilirse öyle kılması gerekir. Bu da mümkündür.
Hastalık halinde namaz kılmak 30042003
Kuyruk sokumunda kıl dönmesi
nedeniyle ameliyat olan bir yakınımız var. Ameliyat yerindeki dikişler açıkta,
doktorlar iki hafta su değdirmeyeceksin demişler.Yaranın üzerinde sargı falan
yok. Bu hasta gusül abdesti alırken nasıl hareket etmeli. Dikişli yaralı
bölgenin üzerini bir bezle örtüp sargı gibi yaptıktan sonra bunun üzerini mesh
edebilir mi?
CEVAP: Evet edebilir.
Bir hasta bir ay falan yüz üstü hareket etmeden yatması gerekiyor. Yürümesi dahi
yasak, sadece ayakta dikilebiliyor. Fakat rüku ve secde yapamıyor. Bu hasta
namazlarını nasıl kılar?
CEVAP: Oturup ima ile kılar. Oturamıyorsa yatarak ima ile kılar.
Bacağına ameliyatla protez takılan bir hastanın bir ağrısı ve sızısı yok, namazı
nasıl kılar?
CEVAP: Ayakta kılamazsa oturarak kılar.
Beli ağrıyan namazını nasıl kılar?
CEVAP: Secdeye gidemeyen, yere oturup ayaklarını kıbleye doğru uzatarak ima ile
kılar. Yani rüku için azıcık eğilir, secde için ondan biraz daha fazla eğilir,
böylece namaz kılınır. Sandalyeye oturarak kılınmaz. İlla ki sandalyeye veya
koltuğa oturmak gerekiyorsa, o zaman önüne başka bir sandalye, tabure vesaire
koyarak ayaklarını onun üstüne koyar, yani ayaklar kıbleye karşı uzatılarak
namaz kılınır. Sandalyede oturup ayakları aşağı salarak kılınmaz.
Ağır hasta namazını nasıl kılar? Namaz, üzerinden sakıt olmuyor mu?
CEVAP: Aklı başında ise namaz sakıt olmaz. Oturarak veya yatarak kılması lazım.
Secdeye gidemezse, oturarak rüku için başını biraz eğer, secde için biraz daha
fazla eğer. Secdeye gidebiliyorsa oturarak kılar. Ayağa bir şeye dayanarak
kalkabiliyorsa yanına tabure gibi bir şey koyarak ayağa kalkar. Ayakta duramayan
oturarak kılar. Oturamayan yatarak kılar. Dinimizde kolaylık var. Bu herkesin
kolayına, işine geleni yapması demek değildir. Ayağa kalkabiliyorsa oturarak
kılamaz. Oturarak kılıyorsa ima ile kılamaz.
Hasta olan için abdest almak zor ise, Maliki’de iki namazı cem edip kılması caiz
olur. Ağzında dolgusu yoksa, Hanbeli mezhebini de taklit ederek iki namazı cem
ederek sadece farzlarını kılar. Bir yakını abdest aldırmazsa ancak o zaman
teyemmüm edebilir.
Yolculukta namazları kılmak zor oluyor. Namazı kazaya bırakmakta mahzur var
mıdır?
CEVAP: Namazı dînî bir özür olmadan kazaya bırakmak, büyük günahtır. Namazı
vaktinden sonraya bırakabilmek için, 5 özür vardır:
1- Savaşta, oturarak ve kıbleden başka tarafa dönerek bile namaz kılmaya imkân
yoksa, hayvan üstünde giderek de kılamazsa, 2- Yolda hırsız, eşkıya, yırtıcı
hayvana yakalanacaksa, 3- Anne veya çocuğu telef olacağı zaman ebe,
ameliyatlarda doktor namaz kılamamışsa, 4- Unutmuşsa, 5- Uyuyup kalmışsa. Böyle
bir özür olmadan namazı kazaya bırakmak haramdır, büyük günahtır.
Kaza namazları ne zaman ve nasıl kılınır?
CEVAP: Üç mekruh vakit haricinde her zaman kılınır. Günlük namazların arkasından
da kılınır.
Aynen vakit namazı gibi kaza edilir. Kaza namazı için mekruh vakitler:
1- Sabah güneş doğunca, 50 dakika geçinceye kadar kaza ve nafile namaz kılınmaz.
2- Öğleye 20 dakika kalınca, öğleye kadar kaza ve nafile kılınmaz.
3- Akşama 45 dakika falan kaldıktan sonra artık o günün ikindisi hariç kaza
namazı kılınmaz.