SOHBET 2003 KASIM

Hasta ve ihtiyarlıkta oruç  2 Kasım 2003

Hastaların oruç tutması    3 Kasım 2003

Fitre vermenin önemi  4 Kasım 2003

Oruç tutmak için kolaylıklar   5 Kasım 2003

Krem sürmek orucu bozmaz   6 Kasım 2003 

Göz damlası orucu bozmaz    9 Kasım 2003

Astımlının ilaç kullanması   10 Kasım 2003

Oruç için fidye vermek 11 Kasım 2003 

İftar vermek 12 Kasım 2003

Günah, iyilik etmek ve itikaf   13 Kasım 2003

Seher vakti ve sahur   16 Kasım 2003 

Orucu bozan ve bozmayanlar   17 Kasım 2003

Zekatın önemi   18 Kasım 2003

Zekatla ilgili bilgiler   19 Kasım 2003

Yarın Kadir gecesidir   20 Kasım 2003  

Kurumlara zekat vermek   23 Kasım 2003

Kağıt para ve zekat    24 Kasım 2003

Bugün bayram   25 Kasım 2003

Farkında olmadan Allah’a inanmak   26 Kasım 2003

İlham dinde senet değildir   27 Kasım 2003

Şevval ayında [bu ayda] oruç   30 Kasım 2003

Hasta ve ihtiyarlıkta oruç  2 Kasım 2003

Oruç tutamayacak kadar yaşlı veya iyi olmasından ümit kesilen hasta, orucunu nasıl tutar?

CEVAP

Çok yaşlanıp, ölünceye kadar Ramazan orucunu veya kaza oruçlarını tutamayacak ihtiyar ve iyi olmasından ümit kesilen hasta, gizli yiyip içmeli. Hadis-i şerifte buyuruluyor ki:

(Oruç tutamayacak kadar yaşlı veya iyi olmasından ümit kesilen hasta fidye verir.) [Nesai]

Çok yaşlı olup oruç tutamayan kimse, zengin ise, her günün orucu için fidye verir. Fakir olan fidye vermez, dua eder. Fidye olarak, her gün için bir fıtra miktarı un, hurma veya üzüm verilir. Mesela 30 gün oruç için 53 kg un veya 105 kg hurma veya üzüm verilmesi kâfidir. Yahut bu kadar unun kıymeti kadar altın tutulamayan otuz gün orucun fidyesi olarak, bir veya birkaç fakire, Ramazanın başında veya sonunda verilebilir. Fakir, aldığı fidyeyi kendisi kullandığı gibi, başka birine de verebilir. Fidye verdikten sonra, oruç tutabilecek hale gelen tutamadığı oruçlarını kaza eder. (Nehr-ül-fâık)

Hastalık, yaşlılık gibi bir özürden dolayı Ramazan orucunu tutamayan zenginin, bu durumu ölünceye kadar devam etse, fakirlere yemek verilmesini vasiyet eder. Velisi de, onun tutamadığı her oruç için, fakire bir fıtra veya değerini verir.

 Bir hastalık sebebiyle iğne [enjeksiyon] yapılınca oruç bozulur mu?

CEVAP

Evet bozulur kaza gerekir. Böyle bozulan oruçtan sonra yiyip içmekle kefaret gerekmez.

 Bir hasta, ilaç alarak orucunu bozsa, kefaret gerekir mi?

CEVAP

Gerekmez. Çünkü dinimizin bildirdiği bir özürle, yani zaruretle oruç bozulunca yalnız kaza gerekir. Fakat basit bir hastalık için oruç bozmamalıdır!

 Ağızdaki yara için oruçlu iken ilaçla gargara uygun mu?

CEVAP

Ağızdaki yara, namazda okumaya mani değilse, ilaçla gargara mekruh olur. Okumaya mani olursa, ilaçla gargara etmek mekruh olmaz. Çünkü özür vardır.

 İşyerinde iş gereği toz oluyor, ayrıca sigara içen de oluyor. Bunlar orucuma zarar verir mi?

CEVAP

Tozlu, dumanlı şey koklamak, başkasının içtiği sigara dumanı yahut tütsülerin dumanını çekmek orucu bozar. Fakat ağzından veya burnundan boğazına toz, duman kaçsa, oksijen gazı tüpü ile suni hava verilse, başkalarının içtiği sigaranın dumanı ağzına, burnuna girmesinden sakınmak mümkün olmasa, oruç bozulmuş olmaz. Unlu işlerde çalışanın sakındığı halde, ağzına burnuna giren un tozları orucu bozmaz. Kömür işinde çalışan kimsenin ağzına, burnuna kömür tozu girse, orucu bozulmuş olmaz. Çünkü bundan sakınma imkanı yoktur.

 Midesi tamamen alınan kimse, oruç tutabilir mi?

CEVAP

Evet tutabilir.

 Bir kadın ramazanda hayz olursa, yiyip içebilir mi? Hayzı sona erince, yiyip içebilir mi?

CEVAP

Ramazan-ı şerifte, gündüz hayzı sona eren kadın, bir şey yiyip içmeden oruçlu gibi durur. Fakat oruçlu iken hayzı başlayan kadın, oruçlu gibi durmaz, yiyip içebilir. Ancak oruçluların gözü önünde yememelidir!

 Gündüz uyurken ihtilam olunca oruç bozulur mu?

CEVAP

Hayır bozulmaz. Uyanınca ilk fırsatta gusledilir. Hadis-i şerifte, (İhtilam olmak orucu bozmaz) buyuruldu. (Beyheki)  Gusletmekle de oruç bozulmaz. Su içine oturmamalı. Vücudun içine su girerse oruç bozulur.

 

Hastaların oruç tutması    3 Kasım 2003

Rahatsızım, oruç tutmasam günah olur mu?

CEVAP

Orucun, birçok hastalığa faydalı olduğu, tıp mütehassısları tarafından açıklanmıştır. Hadis-i şerifte, (Her şeyin bir zekatı vardır. Bedenin zekatı da oruçtur) buyuruldu. (Beyheki)

Zekat veren, malını kirden temizleyip, tehlikelerden koruduğu gibi, oruç tutan da vücudunu hastalıklardan korur. Hadis-i şerifte buyuruldu ki:

(Sağlığa kavuşmak için oruç tutun!) [Taberani]

Midesinden veya başka bir yerinden rahatsızlığı olan bazı kimseler, hastayız diyerek oruç tutmuyorlar. Oruç tutmanın kendisine zararı olup olmayacağını bilemeyen hasta, salih ve uzman bir doktora sorar. Böyle bir doktor, “Oruç tutmak sana zarar verir” derse, orucunu kazaya bırakır. Salih olmayan doktorun sözü ile hareket edilmez. İlaç kullanan hastalar da, doktorun tavsiyesine uygun olarak ilaçların dozunu sahur ve iftara göre ayarlayarak oruçlarını tutabilirler. Oruç tutmaya mani olan hastalık çok azdır. Bu bakımdan salih bir doktora sormadan, orucu kazaya bırakmamalı!

 Şeker hastası oruç tutabilir mi? Hamile ve emzikli kadın oruç tutmayabilir mi?

CEVAP

Şeker hastalığı çeşitlidir. Salih bir doktor, “oruç tutamaz” demişse, tutmaz, fidye verir. Hamile veya emzikli kadın, zayıf olursa, oruç tutmayıp, iyi olunca kaza eder.

 Akşamdan yarınki oruca niyet eden kadın, gündüz hayzı başlasa o gün oruç tutması gerekir mi?

CEVAP

Hayz başlayınca oruç bozulmuş olur, yer içer.

 Maliki’yi taklit eden bir kadının hayzı, 7 gün iken 13 veya 15 gün devam etse, 10 günden sonra, namazını kılması gerekir mi? Oruç işini nasıl yapar?

CEVAP

Maliki'de kan geldiği günler namaz kılmaz. 15 güne kadar böyledir. 15 günden sonra kan gelse de yine namazını kılar. Hanefi'de hayzı 7 gün olduğu için yedi günden sonra kılamadığı namazları kaza eder. Dört mezhepte de, hayz sebebiyle tutulamayan oruçlar kaza edilir.

Oruçta Maliki’yi taklit etmediğimiz için, Hanefi mezhebine göre hareket edilir.

 Bazı kimseler, “Allah’ın bildiği kuldan saklanmaz” diyerek, oruç tutan Müslümanlara saygısızlık yapıyorlar, açıktan oruç yiyorlar. Açıktan oruç yemek günah değil mi?

CEVAP

Evet günahtır. Günahı, açık da, gizli de işlemek caiz olmaz. Fakat nefsine, şeytana uyarak günah işleyen, günahını gizlemeli! Günahı gizlemek faydalıdır: Cenab-ı Hak, (Günahı gizleyin) buyuruyor. Peygamber efendimiz de, (İnsan günahını dünyada gizlerse, Allahü teâlâ da, Kıyamette, bu günahı kullarından saklar) buyurdu. (Müslim)

Allahü teâlâ açıktan, çekinmeden günah işleyenlere daha çok buğz eder. Fakat üzülerek günahını gizleyenleri, gizlediği için affedebilir. Hadis-i şerifte, (Bir günaha düşen, günahını gizlesin! Allahü teâlânın örtüsünü onun üzerinde bulundursun!) buyuruldu. (Müslim)

Günah işlerken halktan olsun utanmalı! Başkasını kendi hakkında konuşturmamak, gıybetini ettirmemek için günahı gizlemeli! Çünkü (Haya imandandır) buyuruluyor. (Buhari)

Kötü örnek olmamak, başkalarının da günah işlemesine cesaret vermemek için de günahı gizlemeli! Ancak, gizli de olsa günah işlemekten sakınmalıdır!

 

Fitre vermenin önemi  4 Kasım 2003

İhtiyacı olan eşyadan ve borçlarından fazla olarak zekat nisabı kadar malı, parası bulunan Müslümanın fıtra vermesi vacip olur. Nisaba malik değilse fıtra vermesi vacip olmaz. Fakat vermesi iyidir. Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki:

(Ramazan orucu, gökle yer arasında durur. Sadaka-i fıtr verilince yükselir.) [Ebu Hafs]

(Sadaka-i fıtr, oruçlunun, uygunsuz sözlerinden meydana gelen günahları temizler.) [Beyheki]

(Sadaka-i fıtr, zenginlerinize bir tezkiyedir. Fakirleriniz de verirse, Allahü teâlâ onlara daha çoğunu verir.) [Ebu Davud] [Tezkiye, temize çıkarma, temizleme demektir.]

Diğer üç mezhepte, bir günlük yiyeceği olanın fıtra vermesi farzdır. Hadis-i şerifte, (Sadaka-i fıtrı, küçük büyük, zengin fakir herkesin vermesi gerekir) buyuruldu. (Ebu Davud)

Dinen zengin olmayan herkes, fıtra, zekat alabilir. İhtiyacı olan eşya ve borçlarından fazla olarak, zekat nisabı kadar malı, parası bulunan Müslümanın, fıtra vermesi vacip olur. Fıtra, zekat alması, haram olur. Fıtra nisabına katılacak malın ticaret için olması şart olmadığı gibi, elinde bir yıl kalmış olması da gerekmez

Halk arasındaki zenginlikle, dinin bildirdiği zenginlik farklıdır. Nisap miktarı malı veya parası olmayan bir kimse, fakir demektir. Evi olmayan, kirada oturan bir kimse nisap miktarı paraya, altına veya ticaret malına sahip ise dinen zengin sayılır, böyle bir kimsenin zekat vermesi gerekir ve zekat alması caiz olmaz.

Ticaret için olmayan malların zekatı verilmez. Gelirleri nisaba dahil edilir.

Nisaba malik olmayan herkes fakir sayılır, zekat alabilir. Nisaba malikse fıtra vermesi vacip olur.

Asgari maaş alan bir kimse, borçları çıktıktan sonra, nisaba malik ise, zengin sayılır, fıtra vermesi gerekir. [Nisap, 96 gr altın veya bu değerde para, ticaret malı demektir.]

Sadaka-i fıtr, Ramazan-ı şerifte verilir. Ramazandan önce ve bayramdan sonra da vermek caiz ise de bayram namazından önce verilmiş olması daha çok sevaptır. Şafii’de Ramazandan önce verilmez. Bayramdan sonraya da bırakılmaz. Hastalık gibi herhangi bir özürden dolayı oruç tutamayan kimsenin de, zengin ise fıtra vermesi gerekir.

Sadaka-i fıtrın miktarı her yıl değişmez. Fıtra olarak yarım sa’ buğday veya un, yahut bir sa’ arpa, hurma veya kuru üzüm verilir. Yarım sa’ ölçek, ihtiyatlı olarak 1750 gramdır. Bir sa’ ise 3500 gramdır. Bu miktarlar kıyamete kadar hiç değişmez. Fıtra olarak, ya bizzat buğday, un, arpa, hurma veya kuru üzüm verilir. Yahut değeri kadar altın veya gümüş verilir. Buğday, un ve diğerlerini vermek güç olursa, bunların kıymeti kadar, ekmek veya mısır verilebilir. Fıtra miktarları ve bugünkü değerleri yaklaşık olarak şöyledir:

Fıtranın cinsi        Miktarı (gr)       Değeri (TL)

Buğday                  1750                 1.000.000

Un                         1750                 1.200.000       

Un (İyi)                   1750                   1.500.000

Arpa                       3500                  1.100.000      

Kuru üzüm             3500                   7.000.000      

K. Üzüm(İyi)           3500                 9.000.000

Hurma                   3500                 5.000.000

Hurma (İyi)             3500                 85.000.000

 

Oruç tutmak için kolaylıklar   5 Kasım 2003

Oruç tutmak için aşağıdaki kolaylıklardan istifade etmek caiz midir?

1- Susayınca, harareti azaltmak amacıyla ağza su almak, serinlemek için başa soğuk su dökmek, soğuk su ile yıkanmak.

2- Sigara ihtiyacı hissedince, sigara yakısı vurmak.

3- Ağrılı, romatizmalı yerlere, sprey veya merhem sürmek. Kalb krizlerinde göğse konularak emilen ilaç, yakı koymak.

4- Açlık hissedince, akupunktur iğnelerini batırmak. Bu hem açlık hissini gideriyor, hem de kilo vermeye yardımcı oluyor.

5- Ramazanı aksatmamak, tam tutmak amacıyla hayzı geciktirmek için ilaç kullanmak.

CEVAP

Bunların hepsi caizdir. Ancak, birinci maddedeki husus, imam-ı a'zam hazretlerine göre tenzihen mekruhtur. Çünkü böyle bir hareket, ibadetten bıkkınlığı gösterebilir. Ama imam-ı Ebu Yusuf hazretlerine göre, bunun mahzuru olmaz. Çünkü böyle yapmakla ibadete yardım edilerek sıkıntı nispeten giderilmiş olur. İmam-ı Ebu Yusuf’un kavline uyularak, yukarıdakilerin hepsi yapılabilir.

 Depresyon halinden şuursuz olarak oruç bozunca kefaret gerekir mi?

CEVAP

İmsaktan sonra, ezan okunurken, ne yaptığınızı bilmeden orucu bozmuşsanız kaza gerekir. Eğer orucu bozduğunu biliyorsanız, kefaret gerekir. Anlattığınız depresyon halinden sanki şuursuz olarak bozduğunuz anlaşılmaktadır. Şuursuz bozulunca da kaza gerekir.

 Morfinle dişini çektirdikten sonra, "orucum bozuldu" diye yiyip içene kefaret mi gerekir?

CEVAP

Kefaret gerekmez, kaza gerekir. Bir hastalık sebebiyle de iğne yapılınca oruç bozulur ve kaza lazım gelir. Oruç bozulduktan sonra yiyip içmek, kefaret gerektirmez.

 Abdest alırken hata ile boğazına su kaçan, orucu bozulduğu için yiyip içse, kefaret mi gerekir?

CEVAP

Orucu kasten bozmadığı için, yalnız kaza gerekir.

 Nisaiyeci bir kadın doktora muayene olanın, orucu bozulur mu? Bozulursa, kefaret mi gerekir?

CEVAP

Doktor, eldivene ilaç, yağ gibi bir şey sürerse, oruç bozulur, sadece kaza gerekir.

 Oruçlu olduğunu unutarak yiyen, sonra bilerek yiyip içmeye devam ederse, kefaret gerekir mi?

CEVAP

Oruçlu olduğunu unutarak yiyip içen kimse, orucunun bozulduğunu zannederek yiyip içmeye devam ederse kaza lazım olur, kefaret lazım olmaz. Eğer unutarak yiyip içmenin orucu bozmadığını bildiği halde, kasten yiyip içmeye devam ederse, hem kaza, hem de kefaret lazım olur.

 Ramazanda birkaç gün oruç tutmadım. Kefaret gerekir mi?

CEVAP

Ramazanda mazeretsiz oruç tutmamak büyük günahtır. Önce tutulmayan oruçlar için tövbe edilir. Sonra gününe gün yani kaç gün tutulmamışsa o kadar gün kaza orucu tutulur. Bir kimse, Ramazan ayında 30 gün oruç tutamasa, tutamadığı gün kadar kaza gerekir, kefaret gerekmez. Kefaret, oruç tutmamanın değil, niyetli iken Ramazan orucunu mazeretsiz bozmanın cezasıdır.

 

Krem sürmek orucu bozmaz   6 Kasım 2003 

Omuzlarımda ağrılar için doktor iğne yapılması gerektiğini söyledi. Yapılacak iğne ve sürülecek krem orucu bozar mı?

CEVAP

İğne olmak (enjeksiyon) orucu bozar, kaza gerekir. Hiçbir krem orucu bozmaz.

 Abdest alırken diş etlerinden kan gelirse abdest bozulur, oruç bozulur mu?

CEVAP

Kan ağızdan dışarı çıkarsa abdest bozulur. Yutulursa abdest bozulmaz, fakat bu sefer de oruç bozulur. Tükürükten az ise, oruç da abdest de bozulmaz.

 Porno film seyrederken, kendiliğinden cünüp olanın orucu bozulur mu?

CEVAP

Sadece bakarak cünüp olunca oruç bozulmaz. El ile veya başka bir şeyle cünüp olmaya yardım edilince, oruç bozulur ve kaza gerekir.

Porno film seyretmek haramdır. Haram işleyenin ibadetleri sahih olur, farz borcundan kurtulur ise de, kazandığı günahlardan dolayı kavuşacağı büyük sevaplardan mahrum kalır. Her haram böyledir.

Nezle olduğu için burnunun içine gelen akıntıyı geri çekip yutanın orucu bozulur mu?

 CEVAP

Bozulmaz.

 Ağza gelen balgamı yutmak orucu bozar mı?

CEVAP

Balgamı yutmakla oruç bozulmaz.

 İmsak çıktıktan sonra, sahurda yenilen yemek ağza geliyor, yutuyorum. Orucum bozuluyor mu?

CEVAP

Bozulmaz. Hatta ağza gelen kusmuğun geri gitmesi de orucu bozmaz.

 Oruçlu iken burna çekilen su ağzımızdan çıksa oruç bozulur mu?

CEVAP

Bozulur. Buruna ilaç çekmek gibi su da çekip genze ulaşırsa oruç bozulur, kaza gerekir.

 Abdest alınca veya ağzımızı yıkayınca kalan yaşlığı yutmak orucu bozar mı?

CEVAP

Ağzı yıkadıktan sonra ağızda kalan yaşlığı tükürük ile yutmak orucu bozmaz.

 Erkeklerden idrar damlası gelip abdest bozulmasın diye idrar yoluna konan pamuk orucu bozar mı?

CEVAP

Orucu bozmaz. Maliki’de de pamuk koymak bozmaz. Şafii’de pamuk koymak orucu bozar ama, Şafii’yi namazda taklit eden hanefinin orucu yine bozulmuş olmaz.

 Hasta, özel olarak su buharını teneffüs etse orucu bozulur mu?

CEVAP

Ciğerlere giderse bozar.

 Banyo yapınca, banyoda oluşan su buharını teneffüs etmek orucu bozar mı?

CEVAP

Bozmaz.

 Ramazanda bir insan yatsıdan sonra hanımıyla beraber olsa daha sonra geç vakitte uyuyup biraz sonra guslederiz deseler uyandıklarında da güneş doğmuş olsa kefaret mi gerekir?

CEVAP

Kaza da gerekmez. Yani oruçları bozulmuş olmaz. İhtilam olanın da orucu bozulmuş olmaz. Fakat namaz kılmak için ilk fırsatta yıkanmak gerekir. [Daha önceden tedbir alıp cünüp olarak sabahlamamalı.]

 

Göz damlası orucu bozmaz    9 Kasım 2003

Göz damlası orucu bozar mı? Lens ıslakken göze takılırsa oruç bozulur mu?

CEVAP

İkisi de bozmaz.

 

Ramazanda sahurda yatmadan önce dişlerimizi fırçalıyoruz. Ağzımızı yıkamamıza rağmen tadı ağzımızda hissediliyor, bu durum orucu bozar mı?

CEVAP

Hayır olmaz.

 

Tükürünce, tükürükte az kan olursa abdest bozulur mu, yutunca oruç bozulur mu?

CEVAP

Kan tükürükten az ise dışarı çıkmakla abdest bozulmaz, yutulunca da oruç bozulmaz.

 

Sigara tiryakisiyim, sigara içmezsem oruç tutmam çok zor. Sigara yakıları var. Bunları koluma koysam, deri nikotini emiyormuş. Oruç bozulur mu?

CEVAP

Sağlam deriye konan hiçbir yakı, ilaç, krem orucu bozmaz. Emilmesinin önemi yok.

 

Kan aldırınca oruç bozulur mu?

CEVAP

Bozulmaz.

 

Oruçlu iken kulağa pamuklu çubuk sokmakta mahzur var mı?

CEVAP

Şafii’de bozar, Hanefi’de bozmaz.

 

Buruna ilaç sürmek orucu bozar mı?

CEVAP

Katı ilaç bozmaz, sıvı ilaç bozar.

 

Jöle, krem, deodorant orucu bozar mı?

CEVAP

Hiçbirisi bozmaz.

 

Oksijen gazı tüpü ile suni hava verilince oruç bozulur mu?

CEVAP

Teneffüs ettiğimiz hava orucu bozmaz. Tüple verilen oksijen de temiz hava demektir, oksijeni bol hava demektir. İçinde ilaç olursa bozar.

 

Hanımını öpenin orucu bozulur mu?

CEVAP

Öpmekle orucu bozulmaz. Öperken cünüp olursa bozulur.

 

Yıkanırken kulağa sabunlu su kaçsa, oruç bozulur mu?

CEVAP

Bozulmaz.

 

Denize girmek orucu bozar mı?

CEVAP

Denize girdiği için değil, su girecek deliklerden içine su kaçtığı için oruç bozulur. Eğer su girmezse oruç bozulmaz.

 

Bacağına ameliyatla protez takılan bir hastanın Ramazan ayı içerisinde göründüğü kadarı ile bir ağrısı ve sızısı olmadığı takdirde namaz kılıp oruç tutmasına engel teşkil eder mi?

CEVAP

Teşkil etmez. Ayakta kılamazsa oturarak kılar.

 

Sabah yatarken susadığımı hissettim ve saatime baktım saati 05.10 geçiyor olarak gördüm. Dikkatli olarak baktığıma eminim. Suyumu içtim ve gayri ihtiyari saate bir baktım ki saat 06.10 çok üzüldüm. İmsak 5,30’du. Orucum bozuldu mu?  Bozulduysa kefaret mi gerekir?

CEVAP

Evet bozuldu. Sizin kastınız olmadığı için sadece kaza gerekir.

 

Astımlının ilaç kullanması   10 Kasım 2003

Astım hastası, mecburiyet halinde ilaç kullanınca oruç bozulur mu?

CEVAP

Evet bozulur. Sadece kaza gerekir.

 

Ventolin, Salbutol gibi ağıza püskürtülen astım ilaçları orucu bozar mı?

CEVAP

Evet bozar. Çünkü içinde ilaç vardır. Ama oksijen gazı bozmaz.

 

Astım tabletinin gazını teneffüs etmek orucu bozar mı?

CEVAP

Sigara dumanı gibi orucu bozar.

 

Evi haşere için ilaçladım. Bu ilacı teneffüs orucu bozar mı?

CEVAP

Az olursa bozmaz. Çünkü sakınmak zordur.

 

Kadın hastalıklarında bir çubukla hap ve fitil veriliyor. Guslü gerektirir mi, orucu bozar mı?

CEVAP

Genelde zevk alınmadığı için gusül gerekmez. Gündüz kullanılırsa oruç bozulur, kaza gerekir. Pamuk konsa, pamuk tamamen içeri girerse oruç bozulur. Yaş parmak girse de oruç bozulur.

 

Gündüz taharette basuru yıkayıp içeri sokmak orucu bozar mı?

CEVAP

Dışarıdan içeri su veya herhangi bir şey girerse oruç bozulur. Eğer taharetlendikten sonra, bir havlu ile kurulanırsa basurun [hemoroidin] içeri girmesi orucu bozmaz.

 

Karşı tarafın ağız salgısını yutmak orucu bozuyor mu?

CEVAP

Karşı tarafın tükürüğünü, salgısını yutunca oruç bozulur. Eğer bu sevdiğimiz bir kimse ise sadece kaza değil, kefaret de gerekir.

 

Oruçlu iken alışkanlıktan dolayı rujumu yalıyorum, oruç bozuluyor mu?

CEVAP

Ruj sürmek orucu bozmaz. Fakat yenirse oruç bozulur. Kaza gerekir.

 

Oruçlu olduğunu unutup taharette mübalağa ederek içeriye su kaçsa oruca zarar verir mi?

CEVAP

Unutulunca mahzuru olmaz. Unutarak yiyip içmek de orucu bozmaz. Oruçlu olduğunu bilerek taharette mübalağa eder ve içeri su kaçarsa oruç bozulur ve kaza gerekir.

 

Balıkların suyunu temizlerken ağzıma ister istemez su kaçtı orucum bozuldu mu?

CEVAP

Ağza kaçtı ise bozulmaz, boğazdan içeri girmişse oruç bozulur, kaza gerekir

 

Oruçlu iken misvak kullanmak mekruh mudur?

CEVAP

Mekruh değildir. Şafii’de öğleden sonra kullanmamak iyi olur, çünkü ağızdaki kokuyu giderdiği için, öğleden sonra misvak kullanmayı mekruh sayarlar. (Oruçlunun ağız kokusu Allah için kıymetlidir. Öyle ise Allah’a sevimli gelen bir şeyi biz niye yok edelim) derler.

 

Ayak tırnağımda yara var ve bu yaradan gün içerisinde sarı su, irin ve bazen de kan geliyor ve tırnak arasında birikiyor, bunlar tekrar içeri girip orucu bozar mı?

CEVAP

Orucu bozmaz.

 

İstemeyerek yağmur suyu ağzımıza kaçsa orucu bozar mı?

CEVAP

Boğaza kaçarsa bozar.

 

Ben diyabet hastasıyım. Kan alıp ölçü aletine koyup şekerimi ölçmem orucu bozar mı?

CEVAP

Kan aldırmak orucu bozmaz.

 

Arı soksa oruç bozulur mu? 

CEVAP

Bozulmaz.

 

Kadın geceden niyet ettiği orucu öğleyin bozsa, öğleden sonra da âdet görse, kaza mı gerekir?

CEVAP

Âdet olmasa idi kefaret gerekirdi. Âdet olduğu için kaza gerekir. Bir kimse de orucunu bozsa, sonra oruç tutamayacak kadar hastalansa yine kaza gerekir.

 

Oruç için fidye vermek 11 Kasım 2003 

Bir arkadaşın migren ağrısı olduğu için Ramazan orucunu tutmuyor. Ne yapması lazım?

CEVAP

Çok yaşlanıp, ölünceye kadar Ramazan orucunu veya kaza oruçlarını tutamayacak ihtiyar ve iyi olmasından ümit kesilen hasta, gizli yiyip içmelidir! Hadis-i şerifte (Oruç tutamayacak kadar yaşlı veya iyi olmasından ümit kesilen hasta fidye verir) buyuruluyor. (Nesai)

Çok yaşlı olup oruç tutamayan kimse, zengin ise, her günün orucu için fidye verir. Fakir olan fidye vermez, dua eder. Fidye olarak, her gün için bir fıtra miktarı un, hurma veya üzüm verilir. Mesela 30 gün oruç için 53 kg un veya 105 kg hurma veya üzüm verilmesi kâfidir. Yahut bu kadar unun kıymeti kadar altın, tutulamayan otuz gün orucun fidyesi olarak, bir veya birkaç fakire, Ramazanın içinde verilebilir. Fakir, aldığı fidyeyi kendisi kullandığı gibi, başka birine de verebilir. Fidye verdikten sonra, oruç tutabilecek hale gelen kimse, tutamadığı oruçlarını kaza eder

 

Oruç tutamayan hasta fidyeyi ne zaman verir?

CEVAP

Ramazanın içinde verilebilir.

 

Hayzlının, Ramazanda oruç tutması caiz mi?

CEVAP

Hayır.

 

Ramazanda şeytani rüya görülür mü?

CEVAP

Görülmez. Nefsani rüya görülür.

 

Ramazanda şeytanların azgınları mı bağlanır?

CEVAP

Hayır hepsi bağlanır.

 

Fıtır bayramına şeker bayramı denir mi?

CEVAP

Bayramdan önce hurma, şeker gibi bir tatlı yemek müstehab olduğu için caizdir.

 

Seferde olana da Ramazan orucu farz mı?

CEVAP

Evet. Ama kazaya bırakması caizdir.

 

Ele iğne batıp kırığı içinde kalsa orucu bozar mı?

CEVAP

Hazım cihazına girmeyince bozmaz.

 

Oruçlu iken kalbi ağrıyınca trinitrin alana kefaret gerekir mi?

CEVAP

Kefaret gerekmez, kaza gerekir.

 

Burna tuzlu su çekmek, ilaç gibi orucu bozar mı?

CEVAP

Evet. Beyne veya boğaza kaçarsa bozar.

 

Mastürbasyon orucu bozarsa kaza mı kefaret mi gerekir?

CEVAP

Mastürbasyon için yalnız kaza lazım olduğu, Fetava-i Hindiyye, Bahr-ür-raik ve Dürr-ül-muhtar kitaplarında yazılıdır. Kefaret gerektirmez. 

 

Açlık veya susuzluğa dayanamayıp orucunu bozana kaza mı gerekir?

CEVAP

Gerçekten dayanamamışsa, kaza gerekir.

 

Kalb için, dil altına konup, emilen hap, orucu bozar mı?

CEVAP

Evet bozar.

 

Hasta, ağzına sık sık su alsa orucu bozulur mu?

CEVAP

Yutmadıkça bozulmaz. Ama böyle yapmamalı.

 

Burun kanı, genizden mideye giderse, oruç bozulur mu?

CEVAP

Evet.

 

Kulağa kaçan sabunlu su orucu bozar mı?

CEVAP

Bozmaz.

 

Orucun aksamaması için hayzı ilaçla geciktirmek caiz mi?

CEVAP

Caizdir.

 

İftar vermek 12 Kasım 2003

Yolda giderken bir oruçluya bir hurma veya bir zeytin verilse de, iftar verme sevabına kavuşulur. Peygamber efendimiz, (Bir kimse, bu ayda bir oruçluya iftar verirse günahları affolur. O oruçlunun sevabı kadar ona sevap verilir) buyurunca, Eshab-ı kiramdan bazıları, bir oruçluyu iftar ettirecek kadar zengin olmadıklarını söylediler. Onlara cevaben buyurdu ki:

(Bir hurma ile iftar verene de, yalnız su ile oruç açtırana da, biraz süt ikram edene de bu sevap verilir.) [Beyheki]

Peygamber efendimiz, (Ramazan ayında bir oruçluyu su ile iftar ettiren, anasından doğduğu günkü gibi günahsız olur) buyurunca da, Eshab-ı kiram, “Su az ve kıymetli iken mi?” diye sual etti. Onlara cevaben (İsterse nehir kenarında versin, aynıdır) buyurdu. (V.Necat)

Yine bir hadis-i şerifte, (Ramazanda bir misafire oruç açtırana, Sırat köprüsünü geçmek kolaylaşır) buyuruldu. (V.Necat)

Yemek yedirmek çok sevaptır. Hele oruçluya yedirmek daha çok sevaptır. Oruç tutanın sevabı kadar sevap alır, oruçlunun sevabından eksilme olmaz. Yemek yedirmeyi nimet bilmelidir! Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki:

(Amellerin en faziletlisi, bir müminin aybını örtmek, karnını doyurmak ve bir ihtiyacını karşılamak suretiyle onu sevindirmektir.) [Taberani]

(Allah, yemek yediren cömertle meleklerine övünür.) [İ. Gazali]

(Misafir, sofrada bulunduğu müddetçe, melekler, ev sahibine dua eder.) [Taberani]

(Cennette öyle güzel köşkler vardır ki, bunlar, tatlı konuşan, yemek yediren ve herkes uyurken namaz kılanlar içindir.) [Tirmizi]

(Arkadaşına, sevdiği yemeği verenin günahları affolur.) [Bezzar]

Dost ve arkadaşlara yemek yedirmek, sadaka vermekten efdaldir. Hz. Ali buyurdu ki:

(Dostlara yedirdiğim bir ekmek, fakirlere verdiğim beş ekmekten daha kıymetlidir. Dostlarla yenilen yemek, köle azat etmekten daha makbuldür.)

“O beni yemeğe çağırmıyor. Onu niye çağırayım” dememeli! Yemeğe çağırırken de, yemeğe giderken de yalnız Allah rızasını düşünmelidir!

Yemekte günah işlenen davetlere gidilmez. Fakirlerin davetine gitmeyip de, zenginlerinkine gitmek kibirdendir. Kendinden aşağı olanları ziyaret etmek de tevazu alametidir.

Düğün yemeğine davet olunanın gitmesi sünnet, başka ziyafetlere gitmek müstehaptır.

Bazı âlimler ise, (Düğün yemeğine gitmek vacip, diğer davetlere gitmek sünnettir) demişlerdir.

Müslümanın Müslüman üzerindeki beş haktan biri, davetine icabettir. Yani davetini kabul edip gitmektir. Hadis-i şerifte, (Davete icabet ediniz) buyuruldu. (Müslim) Külfete girenin davetine gitmek gerekmez. Cimrinin davetine de gitmemelidir! Peygamber efendimiz, bu hususta, (Cömerdin yemeği şifa, cimrinin yemeği hastalıktır) buyurmaktadır. (Dare Kutni)

Samimi olarak davet edilen yere gitmelidir! Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki:

(Müslüman kardeşine ikram eden, Allah’a ikram etmiş olur.) [İsfehani]

(İki kişi birden davet ederse, kapısı yakın olana git! Çünkü kapısı yakın olanın hakkı daha önce gelir.) [Buhari]

(Davete icabet etmeyen, Allah’a ve Resulüne asi olmuş olur.) [Buhari] [Yani dinimizin bu konudaki emrine uymamış olur]

Oruçlunun uykusu bile bir ibadettir.

Ramazan mümin için ne büyük saadettir.

 

Günah, iyilik etmek ve itikaf   13 Kasım 2003

Oruçlu iken günahtan sakınmak daha önemlidir. Hadis-i şerifte, (Gıybet etmek, söz taşımak, yalan yere yemin etmek, namahreme şehvetle bakmak orucu bozar) buyuruldu. (Deylemi)

İmam-ı a’zam hazretleri, bu hadis-i şerifi açıklıyor ve (Bu günahlar orucun sevabını bozar, sıhhatini bozmaz, oruç mekruh olur) buyuruyor. Yani bu günahları işleyen, oruç borcundan kurtulur ise de, oruca mahsus olan büyük sevaba kavuşamaz. Hadis-i şerifte, (Nice oruç tutan vardır ki, açlık ve susuzluktan başka bir şey elde etmez) buyuruldu. (İbni Mace) Oruç, müminler için bir nimet ve emanettir. Emanete riayet etmek gerekir. Onun zayi olmaması için şartlarını gözetmek gerekir. Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki:

(Harama bakmak, şeytanın zehirli oklarından bir oktur. Allah korkusu ile bunu terk edene, Allahü teâlâ öyle bir iman verir ki, tatlılığını kalbinde bulur.) [Hakim]

(Oruç, ateşe kalkandır. Gıybet ile parçalanmadıkça korur. Oruçlu, cahillik edip de kötü söz söylemesin! Birisi kendine sataşmak isterse, “Ben oruçluyum” desin!) [Buhari]

Gözü ve dili günahlardan koruduğumuz gibi, kulağımızı da korumamız gerekir. Konuşulması haram olan şeyi, dinlemek de haramdır. El, ayak ve diğer uzuvları da haramdan korumalıdır! Oruç tutup azaları ile günah işleyen, ilaç yerine zehir içen hastaya benzer. Çünkü günah zehirdir, sevapları yok eder. Bir günah işledikten sonra pişman olmak ve iyilik ve ibadet etmeye devam etmek gerekir. Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki:

(Bir günah işleyince hemen bir iyilik yap, bir sevap işle ki onu mahvetsin!) [Beyheki]

(Her yerde her zaman Allah’tan kork, kötülükten sonra bir iyilik et ki onu yok etsin!) [Tirmizi]

Kur'an-ı kerimde de buyuruluyor ki: (Elbette hasenat, seyyiatı yok eder.) [Hud 141] [Hasenat, her çeşit iyilik, seyyiat ise, her çeşit kötülük demektir]

Kötü-iyi ayrımı yapmadan herkese iyilik etmelidir! Güçsüzlere yardım etmek, ihtiyarlara, muhtaçlara yardım etmek dinimizin emirlerindendir. Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki:

(Güçsüzlere, hastalara, yaşlılara ve küçüklere merhamet ediniz!) [Şir'a]

(Büyüklerimizi saymayan, küçüklerimize acımayan bizden değildir.) [Buhari]

(Bir genç, bir ihtiyara, yaşından dolayı hürmet ederse, onun yaşına varınca, Allahü teâlâ, ona gençleri hürmet ettirir.) [Şir'a]

(Bütün insanlar Allah’ın ıyâli [ev halkı] gibidir. Allah’ın en çok sevdiği kimse, Onun ıyâline [insanlara] en faydalı olandır. En buğzettiği kişi de Onun ıyâline iyilik etmeyendir.) [Bezzar]

(Şu iki şeyden daha iyisi yoktur: Allah’a iman ve Onun kullarına iyilik etmek. Şu iki şeyden de kötüsü yoktur: Şirk ve insanlara kötülük etmek.) [Deylemi]

(En iyi kimse, kendisinden hep iyilik beklenendir.) [Tirmizi]

(İyilik etmek ömrü uzatır.) [Taberani]

(İyilik yapılan, o iyiliği ansın! İyiliği anmak şükür, gizlemek ise nankörlüktür.) [Ebu Davud]

İtikaf nedir?: İtikaf, camiye girip ibadetle meşgul olmak demektir. Ramazan-ı şerifte itikaf, sünnet-i müekkededir. Ancak itikaf, sünnet-i kifaye olduğu için bir mahallede birkaç kişi itikafa girerse, diğerlerinden bu sünnet sakıt olur. Bu bakımdan imkanı olanlar itikafa girmelidir! İtikaf eden kimse camide yiyip içer, yatar. Abdest için dışarı çıkabilir. Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki:

(İtikafta olan, günahlardan uzaklaşır, her iyiliği işlemiş gibi sevaba kavuşur.) [İbni Mace]

(Ramazanda on gün itikaf eden, 2 defa [nafile] hac yapmış gibi sevap kazanır.) [Beyheki]

Oruç sabrın yarısı, ateşe perde olur.      

Mükafatı büyüktür, oruçlu felah bulur.

 

Seher vakti ve sahur   16 Kasım 2003 

Seher vakti gecenin son altıda biridir. Yani güneşin batışından imsak vaktine kadar olan zamanın son altıda biridir. Mesela akşam 16.30’da, imsak da 5.30’da oluyorsa, gecenin tamamı 11 saat demektir. Bunun altıda biri 1 saat 50 dakika eder. 5.30’dan çıkarılınca 3.40 kalır. Saat 3.40’dan saat 5.30’a kadar seher vakti demektir. Yaz ve kış bu vakit azalıp çoğalır.

Teheccüd namazını ve vitri seher vaktinde kılmak iyidir. Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki:

(Gecenin sonunda uyanamayacağından korkan, gecenin evvelinde vitri eda etsin! Sonra yatsın! Gece sonunda uyanacağını ümit eden, vitri o zaman kılsın! Çünkü gecenin sonundaki kalkmakta rahmet melekleri hazır olur.) [Müslim]

(Gece seher vaktinde ve namazlardan sonra yapılan dua kabul olur.) [Tirmizi]

(Seher vakti Allahü teâlâ buyurur ki: İstiğfar eden yok mu, onu mağfiret edeyim. İsteyen yok mu, istediğini vereyim, duasını kabul edeyim.) [Müslim]

Seher vakti, dua ve istiğfarların kabul olduğu zamandır. Ramazan ayında sahur için kalkınca seher vaktinde kalkılmış olur. Bu vakitte dua etmeyi ganimet bilmelidir! Allahü teâlâ iyileri överken, (Onlar seher vaktinde istiğfar eder) buyuruyor. (Zariyat 18) Hz.Yakub, oğullarına, (Sizin için yakında [seher vakti] Rabbime istiğfar edeceğim) dedi. (Yusüf 98)

Al-i İmran suresinin 17. âyetinde, sabredenler, sadıklar, namaz kılanlar, zekat verenler ve seher vakitlerinde istiğfar edenler övülmektedir. Hepsinden sonra, istiğfar edenlerin bildirilmesi, insanın her ibadetini kusurlu görüp, daima istiğfar etmesi içindir.

Fırsat ganimettir. Ömrü faydasız işlerle geçirmemeli, Hak teâlânın rızasına uygun şeylere sarf etmeli! Beş vakit namazı, tadil-i erkan ile ve cemaat ile eda etmeli! Teheccüd namazı kılmalı, seher vakitlerini istiğfarsız geçirmemeli, gaflet uykusuna dalmamalı, ölümü ve ahireti düşünmeli, haram olan dünya işlerinden yüz çevirip, ahiret işlerine yönelmeli! Zaruri olan dünya kazancı ile meşgul olup, diğer vakitleri, ahireti imar etmekle meşgul olmalıdır!. (Mek.Masumiyye)

Sahura kalkmadan oruç tutmakta mahzur yoktur. Yani günah değildir. Ancak sahura kalkmak çok sevaptır. Bir yudum su içmek için de olsa, sahura kalkmalıdır! Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki:

(Sahura kalkın, sahurda bereket vardır.) [Buhari]

(Sahurda yemek yiyerek, oruç tutmanıza yardımcı olun!) [Beyheki]

(Sahur yemeğine kalkmak, Allah’ın size bağışladığı berekettir, bunu kaçırmayın!) [Nesai]

(Yedikleri helal olmak şartı ile hesaba çekilmeyecek üç kişi; oruçlu, sahur yemeği yiyen ve Allah yolunda nöbet tutandır.) [Nesai]

(Bir lokma olsa da sahur yemeği yiyin! Çünkü onda bereket vardır.) [Deylemi]

(Müminin sahurunun hurma ile olması ne güzeldir.) [Ebu Davud]

(Allahü teâlâ, sahura kalkanlara rahmet eder.) [Taberani]

(Sahur yemeği mübarektir. Sahurun tamamı berekettir. Bir yudum su için de olsa sahura kalkın! Allahü teâlâ ve melekleri, sahura kalkanlara salat ve selam ederler.) [İ.Ahmed] (Yani Allahü teâlâ, sahura kalkanları mağfiret eder, melekler de onlar için dua eder.)

Sahur yemeklerinin fazileti çoktur,

Sahur yemeği için sual ve hesap yoktur.

 

Orucu bozan ve bozmayanlar   17 Kasım 2003

Kadın ve erkeğin ilaç olarak kullandıkları fitil, orucu bozar mı ve guslü gerektirir mi?

CEVAP

Gündüz kullanırsa oruç bozulur. Fakat guslü gerektirmez.

 

Burnu kanayan genzine giden kanı yutarsa orucu bozar mı?

CEVAP

Burundan genze giden kanı veya dişi kanayan ağzındaki kanı yutunca, yani kan mideye gidince oruç bozulur. Sadece kaza gerekir.

 

Buruna sıvı ilaç veya tuzlu su çekmek orucu bozar mı?

CEVAP

Beyne veya boğaza giderse bozar.

 

Kulağı antiseptikli su ile yıkatmak orucu bozar mı?

CEVAP

Bozar. İlaçsız su ile yıkamak bozmaz.

 

Ağrıyan dişe, göze ve kulağa ilaç konsa oruç bozulur mu?

CEVAP

Kulağa damlatılan ilaç orucu bozar. Göze damlatılan ilaç bozmaz. Dişe konulan ilaç, yutulmazsa orucu bozmaz. Hatta ilacın tadı boğazda hissedilse de bozmaz.

 

Yaraya konan ilaç orucu bozar mı?

CEVAP

Yaraya sürülen merhemin, sindirim yoluna gittiği bilinmezse oruç bozulmaz.

 

Oruçlu iken esans koklamak orucu bozar mı?

CEVAP

Çiçek, esans koklamakla oruç bozulmaz, mekruh da değildir.

 

Ağızdaki az bir kanı yutanın namazı ve orucu bozulur mu?

CEVAP

Az olduğu için bozulmaz.

 

Gusletmek ve epilasyon orucu bozar mı?

CEVAP

Gusletmekle oruç bozulmaz. Ancak ağızdan, burundan içeri su kaçarsa veya su içine oturulunca veya taharetlenirken içeri su kaçarsa oruç bozulur. Epilasyon orucu bozmaz.

 

Dudaktaki yaşlığı yutmak orucu bozar mı?

CEVAP

Bozmaz.

 

Makata konan pamuğun bir kısmı dışarıda kalsa orucu bozar mı?

CEVAP

Bozmaz, hepsi içeri girerse bozar.

 

İmsak vakti sona ererken yaraya konan sıvı ilaç, gündüz emilmeye başlasa oruç bozulur mu?

CEVAP

İmsaktan önce konulduğu için bozulmaz.

 

Kalb hastasıyım. Bazen çok ağrıyınca hap alıyorum. Ramazanda oruçlu iken ağrı tuttuğunda ilaç alırsam, kefaret gerekir mi? Kalb hastasının göğsüne sürdüğü ilaç, orucu bozar mı?

CEVAP

Zaruret olduğu için yalnız kaza gerekir. Sağlam deriye sürülen ilaç, içeriye gitse de orucu bozmaz. Dil altına konulup emilen bozar.

 

Diş çektirmek orucu bozar mı?

CEVAP

Diş çektirmek orucu bozmaz. Eğer diş çektirilirken iğne vurulursa, oruç bozulur. Dişten çıkan kanı yutmakla da oruç bozulur. Ramazan orucunu tutarken iğne vurduranın veya dişinden çıkan kanı yutanın orucu bozulur, gününe gün kaza gerekir, kefaret gerekmez.

 

Zekatın önemi   18 Kasım 2003

Bir günlük yiyeceği olanın, zekat veya sadaka istemesi haramdır. Fakat istemeden verilen sadakayı, zekatı alması caizdir. Muhtaç olmayan fakirin, verilen zekat veya sadakayı almaması iyi olur. Birisi zekat toplamak için vazife isteyince, Resulullah sallallahü aleyhi ve sellem, (Seni, insanların yıkayıp attıkları kirleri toplamaya memur etmek istemem) buyurdu. (İ.Huzeyme)

Zekat olarak verilen bir deveyi isteyen bir zata, (Şişman birinin, sıcakta terleyip vücudunu yıkadığı kirli su içilir mi? Zekat böyle kir gibidir) buyurdu. (İ.Malik)

Zekatı muhtaçlara vermeli! Kur’an-ı kerimde, çok yerde namaz ile zekat beraber bildiriliyor. (Namazı kılın, zekatı verin) buyuruluyor. (2/43)

Zekat önemlidir. Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki:

(Allah’a ve Resulüne inanan zekat versin!) [Taberani]

(En faziletli ibadet namaz, sonra zekattır.) [Taberani]

(Hastayı sadaka ile, malı zekat ile koruyun!) [Deylemi]

(Malın temizlenmesi için zekat farz kılındı.) [Hakim]

(Zekat vermeyen, kıtlıklara maruz kalır.) [Taberani]

(Zekat vermeyene Allah lanet eder.) [Nesai]

(Zekat vermeyen, temiz malını kirletir.) [Taberani]

(Zekat vermeyen, kıyamette ateştedir.) [Taberani]

(Zekat vermeyen toplum, rahmetten mahrum kalır.) [Taberani]

(Zekatı verilmeyen mal, kara veya denizde telef olur.) [Taberani]

(Zekatını veren o malın şerrinden korunur.) [Beyheki]

(Zekat vermeyenin namazı kabul olmaz.) [Taberani] [Zekat vermemek haram olduğu için, böyle günahkârın kıldığı namaz sahih olup, borcu ödenirse de; namazdan hasıl olacak sevaba kavuşamaz. Her günah böyledir.]

(Zenginlerin zekatı, fakirlere kâfi gelmeseydi, Allahü teâlâ fakirlerin rızkını başka yollardan verirdi. Aç kalan fakir varsa, zenginlerin zulmü yüzündendir.) [El-Askeri] [Eli ayağı tutup da çalışabilenlerin zekat istemesi haramdır. İstemediği halde, kendisine zekat verilirse, alması günah olmaz. Zekat, çalışamayacak kadar hasta, sakat olanlara ve çalışıp da güç geçinenlere verilir. Allahü teâlâ böyle fakirleri de milletin içinde kırkta bir yaratmıştır.]

(Zekat, karıştığı malı ifsat eder) [İmam-ı Ahmed hazretleri, bu hadis-i şerifi, (İhtiyacı olmadığı halde, zekat olarak alınan mal, diğer malları helak eder) diye açıklamıştır. (Tergib)

Resulullah, (Zekatı verilmeyen mallar, ejderha olup sahibinin boynuna sarılır) buyurduktan sonra şu mealdeki âyet-i kerimeyi okudu: (Hak teâlânın ihsan ettiği malın zekatını vermeyenler; iyi ettiklerini, zengin kalacaklarını zannediyorlar. Halbuki kendilerine kötülük etmiş oluyorlar, o mallar Cehennemde azap aleti olacak, yılan şeklinde boyunlarına sarılıp, baştan ayağa kadar onları sokacaktır.) [3/180]

Bu acı azaplardan kurtulmak için malların zekatını, tarla mahsullerinin, sebze ve meyvenin uşrunu vermek şarttır. Zekat kırkta bir, uşur onda bir verilir. Kur’anda, (Malı, parayı biriktirip zekatını vermeyene çok acı azabı müjdele! Zekatı verilmeyen mal, para, Cehennem ateşinde kızdırılıp, sahibinin alnına, böğrüne, sırtına mühür gibi basılacaktır) buyuruldu. (Tövbe 34,35)

Fakire verilen altın, onu zengin edecek kadar fazla olmamalıdır. Borçsuz fakire nisap miktarı veya daha çok zekat vermek mekruh olarak caizdir. 10 g altın kadar borcu var ise, 100 g altını alması mekruh olmaz. Altın ile gümüş, ne niyetle saklanırsa saklansın ticaret eşyası kabul edilir. Nisap miktarı ise zekatı verilir. “Ev, araba almak için biriktirilen paranın bana göre zekatı olmaz” diyen mezhepsizlere itibar edilmemelidir.

 

Zekatla ilgili bilgiler   19 Kasım 2003

Zekat nisabı, 20 miskal, yani 96 g altın veya bu değerde para veya ticaret eşyasıdır. Zekat nisabına malik olan kimseye zengin denir. Zekata tabi malların veya paranın, sene içindeki azalıp çoğalmasına itibar edilmez. Nisaba malik olduktan bir yıl sonra elde kalan mal, nisabı buluyorsa, kırkta biri zekat olarak fakirlere verilir. Nisabdan aşağı ise verilmez. Zekat; kârdan değil, ticaret malının veya paranın tamamından verilir.

Alacaklar nisap hesabına dahil edilir. Alacaklar tahsil edildikten sonra zekatları verilir. Daha almadan verilebilir. Borçlar, mevcut para veya maldan çıkarılır. Geri kalanın zekatı verilir. Ticaret için olmayan evler, arsalar, vasıtalar, demirbaş eşyalar zekat nisabına dahil edilmez. Ticaret için alınıp ticaret için saklanan malların, altın, gümüş, her çeşit paranın zekatı verilir. Evin, arabanın, zekatı olmaz. Araba, ev ve arsa alıp satan, bunların zekatını verir. Çünkü bunlar ticaret malı olmuştur.

Bir zenginin bir fakirden alacağı olsa, fakire borç senedini verip, “Sana alacağım kadar zekat vermeye niyet ettim. Sen de borcuna karşılık kabul et, böylece ödeşmiş olalım” dese, fakir de kabul etse, zengin zekatını vermiş olmaz. Çünkü zekat, borç senedi vermekle, razı olmakla verilmiş olmaz. Ancak mal teslim etmekle olur. Bu zenginin zekatını fakire vermesi, fakirin de, aldıktan sonra, tekrar zengine geri vererek borcunu ödemesi gerekir. Ev kirasını ödeyemeyen fakir kiracıya, mal sahibi kirayı almadan ona bağışlasa, bu para zekat yerine geçmez sadaka olur. (R.Muhtar)

Zekat verirken bilezik, yüzük gibi altınların işçilik ve sanat değerine değil, ağırlığına itibar edilir. Mesela Reşat altını ile Aziz lira 7.2 g olarak kabul edilir. Yani 12 ayardan fazla olan bütün altınlar, tartılır. Kırkta biri zekat olarak verilir. Bilezik, küpe, yüzük gibi çeşitli ayarlarda altını olan, bunların içinden en yüksek olanının ayarından vermesi evla, ortalamasından vermesi caiz, en düşüğünden vermesi ise, mekruhtur. Zekata tabi mallar, altın liraların en düşüğünün alış fiyatına göre hesap edilir.

Kadınların altın ve gümüşten başka diğer süs [ziynet] eşyaları zekata tabi değildir. Pırlanta, elmas gibi ziynet eşyalarının zekatı verilmez. Şafii’de, kadınların taktıkları altınların zekatı verilmez.

Nisabın üstünde bileziği olan kadın, zekatını kendi verir. Veya (Zekatımı sen bir fakire ver) diye kocasını veya başka birini vekil ederse, vekil kendi parası ile zekatı verebilir. Borçlu ve fakire, hanımı zekat verebilir. Namaz kılmayan, oruç tutmayan bir müslümanın da zekat vermesi gerekir. Borçsuz fakire nisap miktarı veya daha çok zekat vermek mekruhtur. Zekat verirken, zekat demek gerekmez. Hediye denilse de caizdir. Zekat, ticareti yapılan maldan veya aynı değerde altın olarak verilir.

Zekat, farz olduktan sonra verilir. Nisaba ulaşan, zengin olduğu tarihi, kameri aya göre bir yere yazar. Mesela, 3 Recepte zengin olmuşsa, bir yıl sonra Recebin üçü gelince yine nisap kadar parası ve ticaret malı varsa zekatını verir. Ramazan ayını beklemez. Günü gelmeden zekat vermekte de mahzur yoktur, çok iyi olur. Hatta gelecek birkaç yılın zekatını önceden vermek de caizdir. Bir kimse, zekatını yanlış hesap edip, bir altın zekat vermesi gerekirken iki altın hesap etse, fakire verdikten sonra tekrar hesap etse, bir altın vereceğini anlasa, ikinci yıl vereceği zekata bu bir altını mahsup eder.

Ana babaya, dedeye, büyük anneye, evlada, toruna, hanıma ve kâfire zekat verilmez. Fakir olmak şartı ile geline, damada, kayınvalideye, kayınpedere, kayınbiradere, üvey çocuğa zekat verilir. Hala, amca, dayı, teyze gibi akrabaya zekat vermek daha çok sevap olur.

 

Yarın Kadir gecesidir   20 Kasım 2003   

Kadir gecesinin hangi gece olduğu, kesin olarak belli değildir. (Allahü teâlâ, rızasını taatte, gazabını günahlarda, orta namazı beş vakit namazda, evliyasını halk arasında, Kadir gecesini Ramazan ayı içinde gizlemiştir) buyuruluyor. O halde Allahü teâlânın rızasına kavuşmak için, hiçbir iyiliği küçük görmemeli! Gazabı günahlar içinde saklı olduğu için, hiçbir günahı küçük görmemeli; orta namazı kaçırmamak için, beş vakit namazı vaktinde kılmalı; evliya halk arasında gizli olduğu için herkese iyi muamele etmeli. Her geleni Hıdır, her geceyi Kadir bilmelidir.

V.Necat’taki hadis-i şeriflerde buyuruldu ki:

(Allah indinde en kıymetli gece, Kadir gecesidir.)

(Bin aydan daha kıymetli olan Kadir gecesinin hayrından mahrum kalan, her hayırdan mahrum kalmış sayılır.)

(Kadir gecesinde bir defa, Kadr suresini okumak, Kur’anı hatmetmekten daha sevaptır. Bu gece bir koyun sağma müddeti kadar namaz kılmak, ibadet etmek, bir ay her geceyi ibadetle geçirmekten daha kıymetlidir.)

Kadir gecesi ile ilgili hadis-i şeriflerden birkaçı da şöyledir:

(Kadir gecesini Ramazanın son on gününde arayın.) [Müslim]

(Kadir gecesini, Ramazanın son on gününün 21, 23, 25, 27 ve 29 gibi tek gecelerinde veya Ramazanın son gecesinde arayın. Sevabını umarak Kadir gecesini ibadetle geçirenin günahları affolur.), [İ.Ahmed]

(Kadir gecesi Ramazanın 27. gecesidir.) [Ebu Davud]

İmam-ı a’zam hazretleri, Kadir gecesinin, Ramazanın 27. gecesine çok isabet ettiğini bildirmiştir. (Kadir gecesine rastlamış olan bir geceyi ihya eden, Kadir gecesini ihya etmiş gibi sevap kazanır) hadis-i şerifini düşünerek sık sık vaki olan 27. gece ihya edilirse, o gece Kadir gecesi olmasa bile, büyük sevaba kavuşulur. Kadir gecesini soran bir zata, Peygamber efendimiz, (Bu yıl Kadir gecesi Ramazanın ilk gecesi idi geçti. 27. geceyi ihya et! Ramazanın 27. gecesini ihya edene, vücudundaki kıllar sayısınca, hac, umre, şehid ve gazi sevabı verilir) buyurdu. Başka birisine de, (Bu yıl Kadir gecesi geçti, fakat Ramazanın 27. gecesini ihya et! Kadir gecesi sevabına kavuşursun. Şefaatten nasipsiz kalmazsın) buyurdu. Hz. Âişe validemize de, (13. gece idi geçti. Kadir gecesini kaçırdıysan, 27. geceye kavuşursun. O geceyi ihya edersen, ahiret yolculuğu için azık olarak o geceki ibadet sana yeter) buyurdu. Hz. Âişe (Resulullah, Ramazanın son on gününde çok ibadet ederdi) buyuruyor.

İmam-ı Şarani hazretleri, (Ramazan, pazar günü başlarsa, Kadir gecesi 29. gecedir. Salı başlarsa 27. gece, perşembe başlarsa 25., cumartesi başlarsa 23., pazartesi başlarsa 21., çarşamba başlarsa 19., cuma başlarsa 17. gecedir) diyor.

Mübarek vakitlerde, günahlardan titizlikle uzak durmalı, tâatları, ibadetleri ve her çeşit hayratı artırmalıdır. Zira Allahü teâlâ, tarafından sevilen kimse, faziletli vakitlerde faziletli amellerle meşgul olur. Buğzettiği kul ise; faziletli vakitlerde kötü işlerle meşgul olur. Kötü işlerle meşgul olanın bu hareketi azabının daha şiddetli olmasına ve Allahü teâlânın, ona daha çok buğzetmesine sebep olur. Çünkü o, böyle yapmakla vaktin bereketinden mahrum kalmış ve onun hürmet ve şerefini çiğnemiş olur. Bu geceyi ihya için ilim öğrenmeli, mesela ilmihal okumalı, kaza namazı kılmalı, Kur’an-ı kerim okumalı, dua, tövbe etmeli, sadaka vermeli, Müslümanları sevindirmeli, bunların sevaplarını ölü diri bütün müminlere göndermeli! Kadir gecesini ihya edenin, Ramazan orucunu tutanın, haccı kabul olanın, bütün günahları affolursa da, namaz, oruç ve kul borçları ödenmiş olmaz. Bunları kaza ederek, ödeyerek borçtan kurtulmak gerekir. Resulullah, Kadir gecesinde, (Allahümme inneke afüvvün kerimun tühıbbül afve fa’fü anni) duasını okumayı bildirmiştir. (Ya Rabbi, sen affedicisin, kerimsin, affı seversin, beni de affeyle) demektir.

Bin aydan faziletli, ne kadar kadri yüce!

Sayısız günahkâr kul, affa uğrar bu gece.

 

Kurumlara zekat vermek   23 Kasım 2003

Bazıları, Kur’an-ı kerimdeki Fi-sebilillah kelimesini, Allah yolunda olan her kurum ve kuruluş dahil diyerek, dernekten partiye kadar her kuruluşa zekat verileceğini söylüyorlar. Kur’an-ı kerimde zekat verileceği bildirilen 8 sınıftan birisi de Fi-sebilillah yani (Allah yolundakiler)dir. Bu sınıfa girenler:

1- Fi-sebilillahtan murad, fakir askerlerdir. (Nur-ül izah)

2- Fi-sebilillahtan murad, cihad ve hac yolundaki muhtaçlardır. (R. Muhtar)

3- İmam-ı Ebu Yusuf’a göre, savaşa gidemeyen fakirler, imam-ı Muhammed’e göre de hac yolundaki fakirlerdir. (Dürer)

4- Gaza veya hac için çıkıp da nafakası tükenenlerdir. (Tahtavi)

5- Üç mezhebe göre, gazi ve askerlerdir. Hanbeli’ye göre hac yolundakiler de dahildir. (Mizan)

6- Gaziler olduğunda dört mezhepte ittifak vardır. (M.Erbea)

7- Zahid-ül Kevseri hazretleri, Makalat kitabında, (Hayır kurumlarına zekat verilmesi caiz değildir. Müctehid imamların hiçbirisi, hayır kurumlara zekat verileceğini bildirmemiş ve bu konuda icma hasıl olmuştur. Sonra gelen âlimlerin sözleri icmayı bozamaz) buyuruyor. [Demek ki, bugün bir âlim çıksa, kurumlara zekat verilmesine fetva verse, icmayı bozamayacağı için fetvası geçersiz olur. Zaten hakiki âlim de icmayı bozucu fetva vermez.]

İbni Abidin hazretleri, Bedayi’de, fi-sebilillah kelimesinin bütün kurbetler (Allah için olan bütün işler) olarak açıklandığını bildirmekte ve Nehr kitabından alarak, (Âlimler, zekat toplayanlardan başka, bütün sınıflara fakirlik şartı ile zekat verileceğinde ittifak etmişlerdir) buyurmakta, ayrıca, (Mescid, köprü, yol yaptırmak, hac ve cihad etmek gibi temlik sayılmayan yerlere zekat verilmez) hükmünü Zeylai’den naklen bildirmektedir. [Temlik, zekatı fakirin eline vermektir.]

Bedayi’de, fi-sebilillah kelimesi ile Allah yolunda çalışanlar bildirilmiştir. Mesela zengin de olsa, ilim talebesine zekat verilir. Dürr-ül-muhtar’da diyor ki: Din bilgilerini öğrenmekte ve öğretmekte olanlar da, zengin olsalar bile, çalışıp kazanmaya vakitleri olmadığı için zekat alabilirler. İbni Abidin hazretleri bunu açıklarken buyuruyor ki: Hadis-i şerifte, (İlim öğrenmekte olanın 40 yıllık nafakası olsa da, buna zekat vermek caizdir) buyuruldu. Durum böyle iken, çeşitli kurumlar, zekat fonu diye bankaya bir hesap numarası açıyorlar, yahut makbuzla para topluyorlar. Yukarıdaki vesikalardan anlaşılacağı gibi, bu yolla verilen paralar zekat yerine geçmez.

Dinden haberi olmayan bazı kimseler de, kitaptan değil de, kendi aklını ölçü alarak, (zekattan gaye, fakirin istifadesidir. Her ne şekilde olursa olsun fakire yardım edilirse, zekat yerine geçer) diyorlar. Bu çok yanlıştır. Zekat fonundan fakire yardım etmekle, fona yatan para zekat yerine geçmez. Mesela, “Oruç tutmaktan maksat aç kalmaktır. Ha Ramazan ayında aç kalınmış, ha Recebde aç kalınmış fark etmez” denilemez. “Kurbandan maksat, bir hayvan boğazlamaktır” denilerek bu hayvanı istenildiği zaman kesmek, kurban olmaz. Kurban vasfı olan bir hayvanı, kurban bayramında kesmek gerekir. Zekatı da dinimizin emrettiği şekilde vermek gerekir.

Ülkemizde, dine hizmet eden, ilim talebesi yetiştiren yurtlar, Kur’an kursları, vakıflar ve başka hayır kurumları vardır. Buraları desteklemek gerekir. Bunun için bu kurumların bir yetkilisi, bir fakirden vekalet alır. Fakir, kurumdaki yetkili şahsa vekalet verirken, (Benim adıma zekat almaya ve aldığın zekatı dilediğin yere vermeye seni vekil ettim) der. Yahut sadece (Seni umumi vekil ettim) demesi de kâfidir. Vekil de, aldığı zekatı, talebelerin ihtiyaçlarına, kurumun başka ihtiyaçlarına sarf edebilir. Böylece hem dine uygun zekat verilmiş, hem de istenilen hayır kurumuna yardım edilmiş olur.

On bir ayın sultanı, bize veda ediyor,

İçimiz kan ağlasın, sevap ayı gidiyor.

 

Kağıt para ve zekat    24 Kasım 2003

Günümüzde herkes, dinden bahseder, aklına göre fetvalar verir. Niye böyle olmasın ki, bence bal gibi olur diyorlar. Allah ne emrediyor, Peygamberimiz ne buyuruyor, din kitaplarımız ne yazıyor demiyorlar. Akla göre ölçü olsa, akıl sayısı kadar din olur. Onun için dinde nakil esastır. Bazı kimseler, para paradır, kağıt para ile niye zekat verilmez ki diyorlar. Şimdi bu konudaki muteber din kitaplarındaki ifadelere bakalım:

Zekat olarak verilecek mallar yerine, bunların kıymetlerini de vermek caizdir. Kıymet denilince, altın ve gümüş anlaşılır, başka mal, çek, senet veya paralar anlaşılmaz. Çünkü eşyanın kıymeti altın ve gümüş ile anlaşılır. (Keşfi rümuz-i gurer)

Fülus [bakır] paraların kıymetleri nisabı bulunca zekat olarak, bu fülusun değerlerinin kırkta birini gümüş olarak vermek gerekir. (Miftah-üs-seade)

Bakır paranın zekatı, aynı cins bakır paradan verilmez, gümüş olarak verilmesi gerekir. İmam-ı Ebu Yusuf hazretleri buyurdu ki: “Toprak sahiplerinden uşur ve zekat olarak, altın ve gümüş yerine, başka geçer akçe [kağıt para] almak haram olur. Her ne kadar bunlar, herkesin kabul ettiği damgalı para ise de, altın değil, bakır paradır.“ (Redd-ül-Muhtar)

 Altın ve gümüş olmayan, tedavüldeki para ile zekat verilmez. Zekat, ya altın veya gümüş, yahut ticareti yapılan maldan verilir. İmam-ı Nesefi hazretleri buyuruyor ki: “Bir zengin, yemek satın alıp fakire yedirse, zekat vermiş olmaz.” (Zahire)

Zekat olarak altın ve gümüş yerine, bunların kıymeti kadar uruz [Ticaret malı] vermek sahihtir. Elbise tüccarı, ya ticaretini yaptığı elbiseden veya değeri kadar altın, gümüş verir. (Tahtavi)

Zekat olarak, erkek deve verilmez. Erkek develerin zekatı bile dişi deve olarak verilir. Dişi devesi yoksa değeri kadar altın veya gümüş verilir. Başka mal verilmez. (Hindiyye)

Niye dişi deve verilmesi gerektiğini bilemeyiz. Deveye binilir, eti yenir, yük taşır. Dişi devenin erkek deveden farkı var, süt verir, yavru doğurur. Fakat dişi deve, erkek deve olmadan yavru doğuramaz. Buna rağmen dinimiz erkek deveyi zekat olarak vermeyi caiz görmemektedir. Bir bakkal, dükkanında sattığı mallardan zekat verebilir, konfeksiyon malından zekat veremez. Bir konfeksiyoncu da, ceket pantolon gibi sattığı mallardan zekat verebilir, pirinç, yağ gibi bakkalın sattığı mallardan zekat veremez. Bir eczacı ancak, sattığı ilaçları zekat olarak verebilir. Yahut altın olarak verir. Konfeksiyon veya bakkal malzemeleri veremez. Halıcı veya mobilyacı ancak ticaretini yaptığı, sattığı malları zekat olarak verebilir. Halıcı mobilya, mobilyacı halı veremez.

Bazıları (Fakire ne versen alır, yeter ki ver, fakir razı olur) diyorlar. Evet fakir razı olur. Fakat fakirin rızası önemli değildir, önemli olan Allah’ın rızasıdır. Kumarda da, faizde de, zinada da tarafların rızası vardır. Ama Allah’ın rızası yoktur. Önemli olan Allah’ın emridir. Niye?, Niçin? demeden kitaplarda ne yazıyorsa ona uymak gerekir. Aklını kullanarak, niye altın veya ticareti yapılan maldan zekat veriliyor da, başka maldan ve kağıt paradan zekat verilmiyor demeye kimsenin hakkı yoktur.

Çok şükür Rabbimize orucu ettik edâ.

Bugün ayrılıyoruz, yâ Ramazan elvedâ.

 

Bugün bayram   25 Kasım 2003

Bayramda erken kalkmak, gusletmek, misvak kullanmak, güzel koku sürünmek, yeni ve temiz elbise giymek, sevindiğini belli etmek, fıtr, yani Ramazan bayramında, bayram namazından önce tatlı yemek, hurma yemek, hurmayı 1, 3, 5 gibi tek adet yemek, teke riayet etmek, yüzük takmak, karşılaştığı müminlere güler yüzle selam vermek, fakirlere çok sadaka vermek, İslamiyet’e doğru olarak hizmet edenlere yardım etmek, dargınları barıştırmak, akrabayı, din kardeşlerini ziyaret etmek, onlara hediye götürmek sünnettir.

Ramazan gittiği için değil, günahlarımızın affolduğu için, büyük sevap ve nimete kavuştuğumuz için bayram yapıyoruz. Hadis-i şerifte buyuruldu ki:

(Bayram sabahı Müslümanlar, namaz için camilerde toplanınca, Allahü teâlâ, meleklere, “İşini yapıp ikmal edenin karşılığı nedir?” diye sorar. Melekler de, “Ücretini almaktır” derler. Allahü teâlâ da, “Siz şahit olun ki, Ramazandaki oruçların ve namazların karşılığı olarak kullarıma kendi rızamı ve mağfiretimi verdim. Ey kullarım, bugün benden isteyin, izzet ve celâlim hakkı için istediklerinizi veririm” buyurur.) [Beyheki]

Peygamber efendimiz, (Ramazanın son günü Allahü teâlâ, oruç tutanları affeder) buyurunca, Eshab-ı kiram, (Ya Resulallah, o gün Kadir gecesi mi?) diye sual etti. Peygamber efendimiz, (Bilmez misiniz ki, iş yapana, işi bitirince ücreti verilir) buyurdu. (Beyheki)

Bu mükafatları bilen bir Müslüman nasıl sevinmez ve bayram etmez ki? Bayram günleri sevinmek, neşelenmek gerekir. Hz. Ebu Bekir, kızı Âişe validemizin evine gidince, iki cariyenin tef çalıp oynadığını gördü. Ensar-ı kiramın kahramanlıklarını övüyor, destan söylüyorlardı. Hz. Ebu Bekir, Resulullahın evinde böyle şey yapılmasının uygun olmayacağını bildirerek, onların susmalarını söyledi. Peygamber efendimiz, Hz. Ebu Bekir’e, (Onlara mani olma! Her kavmin bir bayramı vardır, bu da bizim bayramımızdır. Bayram, sevinç günleridir) buyurdu. (Buhari)

Hz. Ali buyurdu ki: (Bugün, orucu kabul edilmiş, çalışmasının mükafatını görmüş ve günahları affedilmiş olanların bayramıdır.)

Hadis-i şerifte, (Allahü teâlâ, Ramazanda dört sınıf insan hariç, herkesin günahlarını affeder. Bunlar, içki içmeye devam eden, ana-babasına âsi olan, sıla-i rahmi terk eden, mümin olmaktan ümidini kesendir) buyuruldu. (Gunye)

Eğer bunlar tövbe ederse, Allahü teâlâ günahlarını affeder. Ramazandaki sevaplar bilinseydi, her günün Ramazan olması istenirdi. Hadis-i şerifte, (Ramazandaki özel sevaplar bilinmiş olsaydı, bütün yılın Ramazan olması istenirdi) buyuruldu. (Ebu Nasr)

Ne mutlu günahlardan sakınarak oruç tutanlara. Bunlar, asıl bayramı ahirette yapacaklardır.

Dargın olanların, bayramı beklemeyip, hemen barışması gerekir. Allahü teâlâyı ve Peygamber efendimizi seven kimse, insanların kusurlarına bakmaz, hoşgörülü olur. İyi insan yani mümin, herkesle iyi geçinir. Başkalarına sıkıntı vermediği gibi, onlardan gelecek eziyetlere de katlanır.

Kimseye darılmamalı, dargınlık olduysa, 3 günden fazla sürmemeli, bayrama kadar süren bir dargınlık olduysa, daha fazla gecikmeden barışmalıdır. Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki:

(Din kardeşiyle 3 günden çok küs durmak caiz değildir. Üç gün sonra, onunla karşılaşırsa, ona selam verip hatırını sormalıdır. O kimse selamını alırsa, birlikte sevaba ortak olurlar. Selamını almazsa günaha girer. Selam veren de küs durma mesuliyetinden kurtulmuş olur.) [Ebu Davud]

(Ameller pazartesi ve perşembe günü Hak teâlâya arz olunur. Hak teâlâ da, şirk koşmayan herkesi affeder. Ancak bu mağfiretten birbirine kin tutan istifade edemez. Cenab-ı Hak, “Onlar barışıncaya kadar amellerini bana getirmeyin” buyurur.) [İ.Malik]

Ramazan-ı şerifi memnun ederek salan,

Bugün artık sevinsin, orucu kabul olan.

 

Farkında olmadan Allah’a inanmak   26 Kasım 2003

Evrende gördüğümüz maddelerin ezeli olması mümkün müdür?

CEVAP

İslam âlimleri diyor ki:

Ezeli olan şey değişmez. Sonradan olan değişir. Maddenin [elementlerin] fizik ve kimya özellikleri değişmektedir. Demek ki maddeler ezeli değildir. Maddeler, ezelde değişmemiş olsalardı, şimdi de, hiç değişmezdi. Önceden değişmek yoktu, sonradan değişmeler oldu da denilemez. Çünkü, değişmek için, bir kuvvetin tesir etmesi gerekir. Değişmek sonradan başlayınca, kuvvetin de, sonradan var olduğu, ezeli olmadığı anlaşılır.

Görülüyor ki, maddenin ezeli olduğunu söylemek, tabiat kuvvetlerinin sonradan olduklarını, ezeli olmadıklarını ortaya koymaktadır.

Fen ve tabiat bilginleri, birçok bitki ve hayvan nesillerinin tükenip yok olduklarını, birçok türlerin de, sonradan meydana geldiklerini anlamışlardır. Canlı, cansız her şeyin bir ömrü vardır. Her şeyin ömrü, yani varlıkta kalma zamanı başkadır. Ömrü saniye ile ölçülen varlıklar olduğu gibi, asırlarca yaşayanlar da vardır. En uzun ömürlü varlıklar, element denilen basit cisimlerdir. Bunların ömürlerinin çok uzun olması, tabiatçıları şaşırttığı için, (Cisimler yok olur, maddenin fizik ve kimya özellikleri değişir; fakat, madde yok olmaz) demişlerdir. Halbuki, maddenin, cisimlerin değişmelerinin sonsuz olarak, böyle gelip, böyle gideceğini söylemek, ister istemez, ezeli ve ebedi olan varlığa inandığını söylemek ve kabul etmektir. Bu da Allahü teâlânın varlığının, öncesiz olduğunu, maddecilerin ve tabiatçıların da inkâr edemeyeceklerini göstermektedir.

Ateistler, canlı cansız, her şeyin sonsuz olarak, birbirlerinden meydana geldiklerini, bu arada, elementlerin hiç yok olmadıklarını söylüyorlar. Halbuki, elementler de atomlardan meydana gelmiştir. Atom yığınlarıdır. Atomlar da yoktan var edilmiştir. Elementler sonsuz öncelerde var olup, her şey bunların çeşitli birleşmelerinden, öncesiz meydana gelseydi, bunları birleştirmek için, sonsuz öncelerde, muazzam enerjinin, sonsuz kudretin bulunması gerekirdi. Çünkü, enerji olmadan, atomlar birleşemez. Öncesiz olması gereken o kudret, her şeyi yoktan yaratanın kudretidir. Demek ki, ateist de kendi mantığına göre, ister istemez, Allah’ın varlığını kabul etmiş olmaktadır. Atomlar da, elementler de, sonsuz öncelerde yoktu, sonradan oldu. Öncesiz olan yalnız Allah’tır.

Diyorlar ki: Bir şeyin var olması için, o şeyi meydana getiren şeyin önceden var olması gerekir. Bunun da var olması için, bunu meydana getiren şeyin de var olması gerekir. Öncesiz demek, ucu, başlangıcı yok demektir. Başlangıçta bir şey olmazsa, ondan meydana gelecek şeyler de olmaz. Mevcut şeylerin hiçbirinin var olmaması gerekir. O halde, her maddenin, her cins varlığın, önceden yok iken sonradan var edilmiş, tek bir şeyden çoğaldığı anlaşılmaktadır.

Maddecilerin (sonsuz öncelerde var olmak = öncesiz var olmak) sözleri, maddeler, cisimler için, mümkün değildir. Ancak madde olmayan, bir yaratıcı için bu mümkün ve gereklidir. Varlıkların meydana gelmesinde çelişki olmaması, yani bir başlangıcın olması için bu şarttır.

Görülüyor ki, ezeli olan yani öncesiz madde olmayan bir varlık vardır. Bu varlık inkâr edilirse, şu görülen bütün varlıklar inkâr edilmiş olur. Mevcut varlıkları inkâr etmek mümkün olmadığına göre, zaruri olarak bunları yoktan yaratan ve kudreti sonsuz olan bir varlığa inanmak mecburiyeti ortaya çıkmaktadır. Bu varlık elbette Allah’tır.

 

İlham dinde senet değildir   27 Kasım 2003

Evliyadan Şafii bir zat, (Dişleri kaplama lehinde, âlimler fetva vermeye cesaret edemiyor. Halbuki bu diş meselesi umum-i belva halini almış, her tarafa yayılmış ki, kaldırılması kabil değil. Ümmeti bu büyük beladan kurtarmak çaresini düşündüm; birden kalbime bu ilham geldi. Haddim ve hakkım değil ki, ehl-i ictihadın vazifesine karışayım. Ama, bu umumi belva zaruretine karşı, fetvalara taraftar olmadığım halde diyorum ki: Eğer Müslüman bir diş hekimi kaplamaya ihtiyaç var derse, kaplama gusle mani değildir) diyor. Bu Şafii evliyanın ilhamı senet olmaz mı?

CEVAP

Evet, hiçbir evliyanın ilhamı senet değildir. Evliya ilhamından sorumlu da olmaz. Hallac-ı Mansur hazretleri enel hak demiş, İbni Arabi ve Bayezid-i Bistami hazretleri gibi büyük zatların da hatalı ilhamları olmuştur. İlhamların doğruluğu, İslamiyet bilgilerine uygun olmalarından anlaşılır. İmam-ı Rabbani hazretleri buyurdu ki:

(Edille-i şer’iyyeye yani dindeki dört delile uymaya emrolunduk. Ama Evliyanın ilhamlarına uymaya emrolunmadık. İlham, yalnız sahibi için delildir, başkaları için senet değildir.) [1/ 272]

(Evliyanın ilhamında yanılması, müctehidin ictihadda yanılması gibidir; kusur sayılmaz. Bundan dolayı, Evliyaya dil uzatılmaz. Ancak Evliyanın yanlış ilhamlarına uymak caiz değildir. Müctehidlerin hata ihtimali olan sözlerine uymak ise vaciptir.) [m.31]

(Tasavvuf büyüklerinden birkaçı, kendilerini hâl kaplayınca, doğru yolun âlimlerinin bildirdiklerine uymayan bilgiler, marifetler söylemişler ise de, keşf yolu ile ilham ile söyledikleri için suçlu sayılmaz. Bunlar ictihadında yanılan müctehidler gibidir. Hatta, bunların yanılmalarına da bir sevap verilir. Böyle, farklı bilgilerde, Ehl-i sünnet âlimlerinin bildirdikleri ancak doğrudur. Çünkü bu bilgiler, vahy ile bildirilmiştir. Tasavvuf büyüklerinin marifetleri ise, ilham iledir. İlhamda kıl ucu kadar uygunsuzluk varsa, yanlış demektir.) [1/112]

Umumi belva için çare

Şimdi yukarıda bildirilen ilham hakkında ihtimalleri sıralayalım:

1- Şafii’de gusülde ağzın içini yıkamak farz olmadığı için, Şafii olan veli böyle söylemiş olabilir.

2- Ulemanın diş dolgusuna fetva vermekten çekindiği bildiriliyor. Elbette çekinirler. Müslümanları cünüp gezdirmeye hangi âlim cüret edebilir ki? Musa Kazım gibi ittihatçıların mason şeyhülİslamları buna fetva verdi ise de salih âlimler, buna cesaret edemedi.

3- Evet diş meselesi umumi belva halini almıştır. Mesela açık gezmek, içki, kumar, çalgı da umumi belva halindedir. Şimdi bir evliya, (Milleti bu büyük günahlardan kurtarmak için kalbime şöyle bir ilham geldi) dese ve bu haramlara izin verse, ilhamı senet olur mu? Nitekim aynı mantıkla kızların başlarını açmaya ve göz ile namaz kılmaya ruhsat verenler çıkmıştır.

4- (Müslüman bir diş hekimi, “kaplama ihtiyaçtır” derse, kaplama gusle mani olmaz) deniyor. Diş hekiminin sözü dinde senet midir? Senetse, başka bir diş tabibi de, zaruret değil dese, onunla da amel edilir mi? Bu işi diş tabibi mi çözer, yoksa ulema mı?

5- Haddim ve hakkım değil ki… ifadesine rağmen aksine hareket edilmesinin hikmetini bilemeyiz. Bilmemiz de gerekmez. Çünkü sonuçta bu bir ilhamdır. İlham ise senet olmaz.

 

Şevval ayında [bu ayda] oruç   30 Kasım 2003

Her zaman oruç tutmak sevaptır. Hadis-i şerifte, (Oruç, Cehennem ateşinden koruyan bir kalkandır) buyuruldu. (Buhari) Şevval ayında tutulan orucun çok sevabı vardır. Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki:

(Ramazandan sonra Şevval ayında da 6 gün oruç tutan, anasından doğduğu günkü gibi günahsız olur.) [Taberani]

(Ramazan orucu ile Şevvalde de altın gün oruç tutan kimse, bir yıl oruç tutmuş sayılır.) [İ.Mace]

(Ramazan ayı orucu on aya, Ramazandan sonra tutulan 6 gün oruç da iki aya mukabil olur ki, böylece bir yıl oruç tutma sevabına kavuşulur.) [İbni Huzeyme]

Bazı âlimler, bu 6 gün orucun vakit geçirmeden, bayramdan sonra hemen tutulmasının iyi olacağını bildirmişlerdir. Bu oruçları aralıklı tutmak da caizdir.

Şevval ayında tutulan nafile veya kaza oruçlarını pazartesi ve perşembe günleri tutmak daha iyidir. Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki:

(Ameller, pazartesi ve perşembe günleri arz olunur. Ben de amelimin oruçlu iken arz olunmasını isterim.) [Tirmizi]

(Pazartesi ve perşembe, günahların affedildiği gün olduğu için oruç tutuyorum.) [Müslim]

(Cennetin kapıları pazartesi ve perşembe günleri açılır.) [Müslim]

Oruç kazası olmayan nafile oruç tutmalıdır. Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki:

(Bir gün nafile oruç tutana, yeryüzü dolusu altın verilse, o orucun sevabını karşılamaz.) [İbni Neccar]

(Gizleyerek, bir gün nafile oruç tutana, Allahü teâlâ, Cennetini ihsan eder.) [Hatib] 

Her ay 3 gün oruç tutmak çok iyidir. Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki:

(Her [kameri] ayda, üç gün oruç tutmak, bütün yılı oruçlu geçirmek gibi sevaptır.) Buhari]

(İbrahim aleyhisselam, her ayda 3 gün oruç tuttu. Allahü teâlâ da ona ömrü boyu oruç tutmuş gibi sevap verdi ve ömür boyu sanki yiyip içmiş gibi kuvvet, zindelik verdi.) [Beyheki]

(Her ay 3 gün oruç tutan, yılın tamamında oruç tutmuş gibi olur.) [Müslim]

(Her ay 3 gün oruç tutanın kalbindeki kin yok olur.) [Bezzar]

“Eyyâm-ı biyd” denilen kameri ayların 13, 14 ve 15. günleri de tutmak iyi olur. Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki:

(Ayda 3 gün oruç tutan, ayın 13, 14 ve 15. günlerinde tutsun!) [Nesai]

(Her ay, eyyâm-ı biyd’de oruç tutan, yılın tamamında oruç tutmuş gibi sevaba kavuşur.) [Nesai]

Nafile oruç tutarken uygun bir davete gidilince, orucu bozmak günah değildir. Bir mümin arkadaşı sevindirmek ve onu üzmemek için davetine gidilir. Davete gidip de orucunu bozmayan bir kimseye Peygamber efendimiz, (Arkadaşın senin için bu kadar külfete girdiği halde, sen hâlâ “Oruçluyum” diyorsun. Şimdi ye, sonra yerine bir gün tutarsın) buyurdu. (Dare Kutni) Yine buyurdu ki:

(Davete giden, Ramazan, kaza ve adak orucu değilse, [nafile] orucunu bozsun!) [Taberani]

(Din kardeşinin hatırı için nafile orucu bozana, bin günlük oruç sevabı yazılır. Bu orucu kaza edince de iki bin günlük sevap yazılır.) [Şir’a]

Öğleden sonra, bir zaruret olmadıkça, nafile orucu bozmamalıdır! Hadis-i şerifte, (Nafile oruç tutan kimse, öğleye kadar muhayyerdir) buyuruldu. (Taberani)

 

ekim2003    2003    aralık2003