SOHBET 2003 HAZİRAN

·  Namaz bir özürle kazaya kalabilir (Makale) (01/06/2003)

·  Bir iş için birkaç niyet (Makale) (02/06/2003)

·  Sünneti terk etmek, felâkettir (Makale) (03/06/2003)

·  Nâfile, farz ile mukâyese edilmez (Makale) (04/06/2003)

·  Sünnetlere de nafile denir (Makale) (05/06/2003)

·  İlim ehlinin söz birliği (Makale) (08/06/2003)

·  İnsan başı boş değildir (Makale) (09/06/2003)

·  Hızlanan misyoner faaliyetleri (Makale) (10/06/2003)

·  Ehl-i kitabı kötüleyen, Allah'tır (Makale) (11/06/2003)

·  Yalan büyük günahtır (Makale) (12/06/2003)

·  Paha biçilmeyen sözler (Makale) (15/06/2003)

·  Haramdan sadaka ve hediye (Makale) (16/06/2003)

·  Ücretle Kur’an-ı kerim okumak (Makale) (17/06/2003)

·  Evliya ile eşkıya kıyas edilmez (Makale) (18/06/2003)

·  Âlimlere olan itimadı sarsmak (Makale) (19/06/2003)

·  Günahsız çocuklara gelen bela (Makale) (22/06/2003)

·  Dini kitapların ticareti (Makale) (23/06/2003)

·  İrâb hataları namazı bozmaz (24/06/2003)

·  İnanmayanların iyi işleri (Makale) (25/06/2003)

·  Başlık parası almak (Makale) (26/06/2003)

 ·  Farklı ictihad ve farklı hadisler (Makale) (29/06/2003)

·  Yakınlarımıza yardım etmek (Makale) (30/06/2003)

 

Namaz bir özürle kazaya kalabilir 01062003

 

Kaza namazı borcumuz var iken, duha ve tesbih gibi nafile namazları kılmak caiz mi?

CEVAP: Namazın kazaya kalma sebebi önemlidir. Eğer namaz şer’i bir özürle kazaya kalmışsa, mesela, seferde; sel, yırtıcı hayvan, eşkıya, anarşist gibi bir tehlike varsa, namazı oturarak veya hayvan üzerinde ima ile de kılmak mümkün değilse, annenin veya çocuğunun telef olacağı zaman ebenin ve acil ameliyatlarda doktorun müdahalesi esnasında kılınamamışsa ve uyku, unutmak gibi bir özürle namaz kaçırılmışsa, kazayı önce kılmak gerekmez, bahsedilen nafile namazları kılmakta hiç mahzur olmaz. Çünkü namazın bu özürle kazaya kalması günah değildir. Böyle bir özürle kaçırılan namazlara faite namaz denilmektedir. Çünkü, bir Müslüman namazlarını terk etmez. Ancak yukarıda bildirilen bir özür ile kaçırabilir. Bir özür ile kaçırılmış namaz ile özürsüz, kasten terkedilmiş namazın hükmü aynı değildir. Namazları, bir özürle fevt ederek kazaya bırakmak günah olmadığı için, bunların kazalarını, nafile kılacak kadar geciktirmek de günah olmaz. (R. Muhtâr, Halebi, Hindiyye)

Terk edilmiş namazın hükmü ise şöyledir: Büyük âlim İbni Nüceym’e soruldu ki, kaza namazı olan kimse, sünnetleri kılarken kazaya niyet ederek kılsa, sünnetleri terk etmiş olur mu? Cevabında, (Sünnetleri terk etmiş olmaz. Çünkü sünnetleri kılmaktan maksat, o vakit içinde farzdan başka bir namaz daha kılmaktır. Kaza kılmakla, sünnet de yerine getirilmiş olur.) [Nevâdir-i fıkhiyye fi mezheb-il-eimmet-il Hanefiyye s.36]

Hamza Efendi hazretlerinin (Bey’ ve Şirâ) risâlesinin şerhinde, (Kaza borcu var iken, nafile kılmak ahmaklıktır) buyuruluyor. Sünnetlere nafile denir. S. Abdülhakim Arvâsi hazretleri buyuruyor ki: (Kaza borcu olan, sünnetleri kılarken, kazaya da niyet etmelidir.) Hz. Ebu Bekir, Hz. Ömer’e vasiyetinde, (Farz olan ibadetler ödenmeden nafileler kabul olmaz) buyurdu. (Kitab-ül Harac)

Peygamber efendimiz buyuruyor ki:

(Kaza namazı olanın, kıldığı nafile namaz kabul olmaz.) [Dürret-ül-fâhire], (Herkes nafile ile meşgul iken sen farzları tamamla!) [Miftâh-ün-necât], (Hak teâlâ “Farz ibâdetle bana yaklaşıldığı gibi, hiçbir şeyle yaklaşılamaz” buyurdu.) [Buhâri], (Farz namaz borcu olanın nafile kılması, doğurmak üzere olan hâmileye benzer. Doğumu yaklaşmışken, çocuğu düşürür. Artık bu kadına, hâmile de, ana da denmez. Bu kimse de böyle olup, farz namazlarını ödemedikçe, nafile namazları kabul olmaz.) [Fütuh-ul-gayb m.48] Bu kitabı şerh eden Hanefi âlimi Abdülhak-ı Dehlevi, (Bu hadis, farz borcu olanın, sünnetlerinin de kabul olmayacağını bildiriyor) buyuruyor. Abdülkâdir-i Geylâni hazretleri (Farz borcu varken sünnet ile meşgul olmak ahmaklıktır. Çünkü sünnetleri kabul olmaz) buyuruyor. (Fütuhul gayb ve şerhi)

Farzın yanında nafile ve sünnet, deniz yanında bir damla bile değildir. (Mekt. Rabbani)

Bu vesikalara rağmen, Allahın emri olan farzı bıraktırıp, Duhâ, Tesbih, Teheccüd gibi nafileleri kıldırmaya çalışıyorlar. Bir kimse, ömründe hiç nafile kılmasa, âhirette ceza verilmez. Fakat bir farzı terk etmenin cezası çok büyüktür. Düşman karşısında, bir farz namazı kılmak mümkün iken, terk etmenin cezası, 700 büyük günaha bedeldir. (Câmi’-ül-fetâvâ)

O halde Resulullah efendimizin emrine uyup bir an önce kazaları bitirmeye çalışmalıdır.

 

Bir iş için birkaç niyet 02062003

 

Bir iş için birkaç niyet edilir mi? Mesela teheccüd kılan kaza ve sübha namazına da niyet eder mi?

CEVAP: Evet iyi olur. Camide oturmak taattır. Caminin Allahü teâlânın evi olduğunu düşünerek giren, onu ziyarete de niyet ederse sevabı daha çok olur. Namaz kılmayı beklemek için, camide itikaf edip ahireti düşünmek için, vaaz dinlemek için de niyet ederse, her niyeti için ayrı sevaba kavuşur. Bunun gibi, bu kimse, sünnet olduğu için koku sürünür, şık giyinirse, camiye saygı için, camideki müslümanları incitmemek için, temiz olmak, sıhhatli olmak için, İslâmın vakarını, şerefini korumak için niyet edince, her niyeti için ayrı sevap kazanır. İbni Abidin hazretleri buyuruyor ki:

(Sünnet namazlar da nafiledir. Camiye girince, iki rekat namaz kılmak sünnettir. Buna Tehiyye-tül-mescid denir. Camiye girince, farz veya başka namaz kılmak bunun yerine geçer. Başka namaz kılarken tehiyyetülmescid için de ayrıca niyet gerekmez ise de, niyet edilirse iyi olur.) [R. Muhtar s. 710]

Sünnet kılarken kazaya da niyet edince kaza da sünnet de kılınmış olur. (Necat-ül müminin s.90)
Sünnet kılarken kazaya da niyet gerekir. (Ramiz-ül-mülk Trablus Fetva emini)

Tatarhaniyye’de, (Sünnet kılarken kazaya da niyet daha iyidir) deniyor. (Uyun-ül-besair s.103)

İlk veya son sünnet demeden hepsini farz diye niyet ederek kılanın namazı sahih olur. Çünkü, sünnete, farz diye niyet edilirse, sünnet sahih olur. İlk kıldığı farz, sonraki sünnet olur. (Fetava-i kübra)

Resulullah, beş vakit namazın sünnetlerini kılarken, yalnız, (Allah rızası için namaz kılmaya) derdi. Sünnet demezdi. Farzdan başka namaz kılınca sünnet de kılınmış olur. (Halebi-yi kebir)

Öğlenin farzına dururken, hem farz, hem de sünneti olarak iki niyet yapılırsa, iki imama göre, yalnız farz kılınmış olur. İmam-ı Muhammed’e göre ise, o namaz sahih olmaz. Çünkü, farz ile sünnet ayrı cinsten iki namazdır. İki imama göre, farzı kılınmış olur. Halbuki, camiye girince kılınan herhangi bir namaz, tehiyyetülmescid yerine de geçtiği için, farz kılarken tehiyyetülmescid olarak da niyet etmek de caiz olur. Yalnız farza niyet edince de, iki namaz birlikte kılınmış olur. (İbni Abidin)

Sünnet, farzdan başka kılınan namaz demek olduğu için, sünnetin kazaya benzerliği tehiyyetülmescid namazının farza benzerliği gibidir. Yani, sünnet kılarken vaktin farzına niyet edilmez ama, kazaya kalmış bir namaza veya başka bir nafileye de niyet edilebilir. (İslâm Ahlâkı, Tahtavi)

Sünnet yerine kaza kılan, sünneti terk etmiş olmaz. Vaktin farzını kılarken, sünnete de niyet edilirse, sünnet sahih olmaz. Fakat, kaza kılarken sünnete de niyet etmek sahih olur. (Eşbah)

Nafile kılmak isteyen, önce namaz kılmayı adamalı, sonra, nafile yerine, bu adak namazı kılmalı. Sünnet namazları adadıktan sonra kılan, bu sünnetleri kılmış olur. (Dürr-ül-muhtar s.458)

Nezr edilen namazı kılmak vacip olduğu için, vacip sevabı hasıl olur. Sünnet yerine, nezr olunan namaz kılınınca, sünnet de kılınmış olur. (Redd-ül muhtar)

Sünnetleri önceden nezr edip de, nezir olarak kılmak daha iyidir. (Halebi, Merakıl-felah)

Öğle sünnetini kılmadan önce (4 rekat namaz kılmak nezrim olsun) dense, sonra nezir olarak kılınsa, hem vacip sevabı kazanır, hem de öğle namazının sünneti kılınmış olur. Kulun, kendine vacip ettiği namazı kılması ile, sünnet terk edilmiş olmayınca, farz olan namazı kılınınca, sünnet elbette terk edilmiş olmaz. Hem kaza kılınmış olur, hem de sünnet kılınmış olur. (S. Ebediyye)

 

Sünneti terk etmek, felâkettir 03062003

 

Farzı bırakıp haram işleyenler şefaate kavuşurken, “Sünneti kılarken kazaya da niyet eden şefaate kavuşamaz” demek uygun mudur?

CEVAP: Çok yanlıştır. Çünkü oradaki sünnetten maksat İslamiyettir, İslamiyeti terk eden şefaate kavuşamaz. Sünneti değil, farzı bile terk eden şefaate kavuşur. Çünkü sünnetin üç anlamı vardır:

1- Kitab ve Sünnet ifadesindeki sünnet, hadis-i şerifler demektir.

2- Farz ve Sünnet ifadesindeki sünnet, Resulullah'ın farz olmayarak yaptıkları işler demektir.

3- Sünnet yalnız olarak kullanılınca, İslâmiyet demektir.

Çocukların sünnet olmasına da sünnet denir. Bir de, sünnet âdet, iş anlamındadır. Mesela Sünnetullah tabiri, Allahın âdeti, Allahın işi demektir. Hz. Ömer’in sünneti demek, Hz. Ömer’in âdeti demektir. Sünnet bir de yol, çığır anlamındadır. Mesela bir hadis-i şerifte buyuruluyor ki:

(Dinimizde bir sünnet-i hasene çıkaran [iyi bir çığır açan] bunun sevabı ile, bununla amel edenlerin sevabına kavuşur.) [Müslim]

(Sünnetimi terk edene şefaatim haramdır) hadis-i şerifinin (İslâmiyetten ayrılan şefaate kavuşamaz) manâsına geldiği, Şerh-i hadis-i erbain’de yazılıdır.

Peygamber efendimizin binlerce sünneti vardır. Bazıları şunlardır: Camiye girince, iki rekat nafile namaz kılmak, Sübha, Kuşluk, Tehiyyetül mescid, Evvabin, Teheccüd namazlarını kılmak, abdestte başın tamamını mesh etmek, misvak kullanmak, ezanı yüksek yerde okumak, siyah başlık giymek, sarıkla gezmek, sarığın ucunu iki kürek arasına sarkıtmak, cübbe ve entari giymek, sakal bırakmak, sakalı bir tutamdan uzun veya kısa yapmamak, bıyığı kaş kadar kısaltmak, saçları uzatıp ikiye ayırmak, gözlere sürme çekmek, kesilen saç ve tırnakları gömmek, temiz işleri yaparken sağdan başlamak, evimize sağ ayakla girip sol ayakla çıkmak, yemeğe tuz ile başlayıp tuz ile bitirmek, masada değil yerde yemek, deveye binmek, kıbleye dönüp oturmak, ödünç verirken iki şahit bulundurmak, bayramlarda yüzük takmak, teke riayet etmek, hacamat olmak, davul çalarak düğünü duyurmak, istişare yani danışarak iş yapmak sünnettir.

Sünneti terk edene şefaat yok diyerek, sünnet yerine kaza namazına mâni olanlar, bu sünnetleri terk edenler için niye aynı şeyi söylemiyorlar. Bu da, sözlerinde samimi olmadıklarını göstermektedir. Orada bildirilen sünnetler, terki halinde şefaat haram olan sünnetlerse, bu sünnetleri niye kendileri de terk ediyor veya terk edenlere size şefaat haram demiyorlar? Onlar da biliyor ki, sadece sünnetleri değil, farzları terk edene de şefaat vardır. Çünkü hadis-i şeriflerde buyuruluyor ki:

(Şirk üzere ölmeyen herkese şefaat edeceğim.) [Buharî, Müslim]; (Eshabıma dil uzatanlardan başka herkese şefaat edeceğim.) [Deylemî], (O kadar çok kimseye şefaat ederim ki, Rabbim bana, “Razı oldun mu?” diye sorar, “Evet razı oldum” diye cevap veririm.) [Bezzar, Taberânî]; (Büyük günah işleyenlere şefaat edeceğim.) [Nesâî, Tirmizî], Peygamber efendimiz, son hadis-i şerifi bildirince Ebüdderda hazretleri, (Hırsızlar ve zina eden müminler de şefaate kavuşacak mı?) diye suâl etti. Resulullah efendimiz, (Evet onlara da şefaat edeceğim) buyurdu. (Hatib)

Bu kadar vesikaya rağmen, sünneti terk edene şefaat haram diyen, cahil değil ise, dinimizi değiştirmeye çalışan ancak, maksadını gizleyen bir reformcudur.

 

Nâfile, farz ile mukâyese edilmez 04062003

 

İş yerinde bazı namazları kılamadığım için bir hocaya ne yapacağımı sordum. O da, (Nafile namaz, kılınmamış farzların yerine geçer. Akşam eve gidince o kadar nafile kılarsın. Yahut daha önce nafile kılmış isen, bu nafileler farza sayılır) dedi. O zaman bir gece bir haftalık nafile kılsam, bir hafta hiç namaz kılmasam bir sakıncası olur mu?

CEVAP: Çok yanlış. Namazı, zaruretsiz kazaya bırakmak haramdır. Namazı kazaya bıraktığı için tövbe etmek ve kaza borçlarını ödemek farzdır. Milyon rekat nafile namaz, iki rekat farzın yerine geçmez. Milyonlarla nafile sadaka, bir lira zekât borcunu ödeyemez. Ömür boyu nafile oruç tutan kimse, Ramazan ayındaki bir günlük farz orucun yerine geçmez. Bin kere umreye gidilse bir farz hac yerine geçmez. İmam-ı Rabbanî hazretleri buyuruyor ki:

Zekât niyeti ile fakire bir altın vermek, yüz bin altın sadaka vermekten daha sevaptır. Çünkü zekat vermek, farzı yapmaktır. Sadakalar ise, nafile ibadettir. Farz ibadetin yanında nafile ibadetlerin hiç kıymeti yoktur. Deniz yanında, damla bile değildir. Şeytan aldatarak, kazaları kıldırtmayıp ve zekat verdirmeyip, nafileleri güzel gösteriyor. (3/17), İnsanı Allahü teâlânın rızasına kavuşturacak işler, farzlar ve nafilelerdir. Farzların yanında nafilelerin hiç kıymeti yoktur. Bir farzı vaktinde yapmak, bin yıl nafile ibâdetten daha çok faydalıdır. Hangi nafile olursa olsun, ne kadar halis niyetle yapılırsa yapılsın hepsi böyledir. Hatta farzları yaparken, bu farzın sünnetlerinden bir sünneti, hatta bir edebi gözetmek de böyle çok faydalıdır. (1/29), Bir hadis-i şerifte, (Allahü teâlânın bir kulunu sevmemesi, onun faydasız şeylerle uğraşmasından anlaşılır) buyuruluyor. Bir farzı yapmayıp, bir nafile ibadeti yapmak da, boşuna uğraşmaktır. (1/123)

Nafilenin kıymeti, farzın yanında hiç gibidir. Okyanus yanında bir damla gibi bile değildir. Sünnet de farzın yanında okyanus yanındaki bir damla su gibidir. (1/260)

Büyük fıkıh âlimi allame seyyid Ahmed Tahtavi hazretleri, Dürr-ül-muhtar haşiyesinde buyuruyor ki: (Farzdan bir şey noksan yapılırsa, nafile namazlarla tamamlanır) hadis-i şerifi de nafilelerin farzlardaki kusurları tamamlayacağını bildirmektedir. (Tahtavi)

(Tamam yapılmamış olan namaz, zekât ve başka farzlar, nafilelerle tamamlanır) hadis-i şerifini İbni Abidin hazretleri şöyle açıklıyor: İmam-ı Beyhekî, “Bu hadis-i şerif, yapılmış olan farzlar içindeki sünnetler noksan kalırsa, nafilelerin bunları tamamlayacağını bildirmektedir. Yoksa yapılmamış farzların yerine nafilelerin geçeceğini bildirmiyor” dedi. Şu hâlde, nafileler, terkedilmiş olan farzları değil, noksan olarak kılınan namazlardaki kusurları tamamlar. (R. Muhtar)

İnsan kusursuz iş yapamaz. Nafileler farzlarda olan kusurları tamamlar. Kurtuluş ise, farzları noksansız yapmaktadır. Kaza namazını geciktirmek büyük günah olur. Kaza geciktikçe; günahlar katlanarak artar, sayılamayacak kadar çoğalır. Hadis-i şerifte, (Bir farz namazı özürsüz kılmayan, 80 hukbe cehennemde kalacaktır) buyuruluyor. (Tergib-üs salât)

Farz namazları kazaya bırakmak büyük günahtır. Kaza etmeye gücü varken kaza etmezse, ayrıca büyük bir günah daha işlemiş olur. (Kebair ve segair)

Müslim’deki bir hadis-i şerifte, (Farzlardan sonra en faziletli namaz, gece [teheccüd] namazıdır) buyuruldu. Bir kimse, ömründe hiç teheccüd kılmasa, ahirette hiçbir ceza verilmez. Çünkü nafiledir. Bir hadis-i şerifte buyuruldu ki: (Farz namaz borcu olanın, nafile namazı kabul olmaz.) [Dürret-ül fahire Fütuh-ul-gayb, Zahire-i Fıkh]

 

Sünnetlere de nafile denir 05062003

 

Namazın sünnetleri de nafile namaz mıdır?

CEVAP: Bütün fıkıh kitapları, sünnetlerin de nafile olduğunu bildirmektedir. Birkaç misal verelim:

1- Nafile; sünnet, müstehap ve belli bir vakti olmayan nafile ibadetlerdir. (Halebi-i Sagir)

2- Nafile, farz ve vacip olmayan ibâdetler demektir. Bütün sünnetlere nafile denir. (Tahtavi)

3- Beş vakit namazla beraber kılınan sünnetler nafiledir. (Cevhere, Hidaye, Dürer, R. Muhtar)

4- Nafile, farz ve vacip olmayan namazlar demektir. Nafileler, revatib ve regaib olarak ikiye ayrılır. Revatib, müekked ve gayrı müekked olarak farzlardan önce veya sonra kılınan sünnetlerdir. Regaib ise duha ve teheccüd gibi diğer nafilelerdir. Sünnetlere nafile denmesi, nafile tabirinin daha şümullü olmasındandır. Her sünnet nafiledir, ama her nafile sünnet değildir. (Nimet-i İslâm)

Sünnetlerin nafile olduğu hadis-i şerifle de bildirilmiştir. Bunlardan biri şöyledir:

(Öğlenin farzından önce dört, sonra iki, akşamın ve yatsının farzından sonra iki, sabahın farzından önce iki rekat olmak üzere günde 12 rekat nafile namaz kılan Cennete girer.) [Nesâi]

[Bu nafileleri Peygamber efendimiz kıldığı için sünnet denilmiştir. Aişe validemiz, (Resulullah, sabah namazının iki rekat nafilesi [sünneti] hariç, diğerlerini devamlı kılmazdı) buyurdu. (Buhari)

5- Diğer 3 mezhepte de aynen Hanefi’deki gibi sünnetler nafiledir. (Mezahib-i erbea)

Avret yerini açmadan, necaseti temizlemek mümkün olmazsa, namazı, öyle kılar. Çünkü, temizlemek emirdir. Açmak yasaktır. Günahtan kurtulmak önce gelir. Sünnet emirden de sonra gelir. Sünnet, sevap kazanmak için yapılır. Mekruh olan bir şeyi işleyerek de sünnet yapılmaz. Fakat farz yapılır, borç ödenmiş olur. Mesela başkasının suyu ile abdest almak, mekruh ise de, farz olan taharet hasıl olur. Abdestli olan, başkasının suyu ile abdest alınca, sünnet sevabı hasıl olmaz. (R. Muhtar)

Kaza kılıp büyük günahtan kurtulmak, sünnet kılmaktan önce gelir. Zaten sünnet yerine kaza kılınca sünnet de terk edilmiş olmuyor. Vaktin farzı ile vaktin sünneti için niyet edilmesi caiz olmaz. Ancak sünnet ile geçmiş bir farzın kazasına niyet edilirse bütün imamlara göre sahih olur. (İ. Abidin)

Vacibi geciktirmemek için de sünnet terk edilir. İmam, sabah namazını kılarken gelen, direk arkasında sünneti kılar. Böyle, cemaatten ayrı bir yer bulamazsa, sünneti cemaatin arkasında kılmaz. Hemen imama uyar. Çünkü, cemaat ile namaz kılınırken, yalnız namaza başlamak mekruhtur. Mekruh işlememek için, sabah sünneti bile terk edilir. (İmdad)

Şafii’de kazası olanın, sünnet veya nafile kılması haramdır. (Fetava-i fıkhiyye)

Özürsüz terk edilen namazı kılmakta dört mezhep arasında fark yoktur.

Bazı kimseler de; (Kuşluk, tehiyyet-ül mescid, evvabin, tesbih namazı gibi nafile namazları kılmak, kaza namazı kılmaktan iyi olduğu için; kaza namazı kılmak yerine, bu nafileleri kılmak gerekir) diyorlar. Halbuki, nafileler hiçbir zaman farzın yerine geçmez. Bir kimse farzları, vacipleri kılsa fakat ömründe hiç nafile kılmasa; nafile kılmadığı için sorumlu bile olmaz. Müslim’deki bir hadis-i şerifte, (Farzlardan sonra en faziletli namaz, gece [teheccüd] namazıdır) buyuruldu. Bir kimse, ömründe hiç teheccüd kılmasa, ahirette hiçbir ceza verilmez. Çünkü nafile namazdır. İmam-ı Rabbanî hazretleri buyuruyor ki: Nafilenin kıymeti, farzın yanında hiç gibidir, okyanus yanında bir damla gibi bile değildir. Sünnet de farzın yanında okyanus yanındaki bir damla su gibidir. (1/260)

 

İlim ehlinin söz birliği 08062003

 

İsmail Hakkı Bursevi hazretleri, Ruh-ul-beyân tefsirinde özetle diyor ki:

En’am suresinin 160. âyetinde, (Bir iyilik yapana on katı sevap verilir; bir kötülük ise ancak misli ile [bire bir] cezalandırılır; kimseye haksızlık yapılmaz) buyuruluyor. Bu, Allahü teâlânın Müslümanlara bir lutfüdür. Gayri Müslimlerin iyiliklerine sevap verilmez. Onlara, önce iman etmek farzdır. İmansız olarak yapılan iyiliğin ahirette faydası olmaz.

Regaib ameller, revatib amellerden efdal değildir. [Nafileler revatib ve regaib olarak ikiye ayrılır. Revatib, farzlardan önce veya sonra kılınan sünnetlerdir. Regaib ise duha, evvabin ve teheccüd gibi diğer nafilelerdir.] Mesela hadis-i şerifte, (12 rekat kuşluk namazı kılana Allahü teâlâ cennette altından köşk ihsan eder) buyuruluyor. Halbuki öğlenin sünneti kuşluk namazından üstündür. Yine hadis-i şerifte, (Akşamla yatsı arasında altı rekat [evvabin] kılana Allahü teâlâ 12 yıllık ibadet yazar) buyuruluyor. Halbuki akşam namazının sünneti ondan daha faziletlidir. Böyle örnekler çoktur. Regaib nafilelerin ecirleri, sevapları bildirilmemiş olan revatib sünnetlerden efdal değildir.

Ehli ilim ittifak etti [âlimler sözbirliği ile bildirdiler] ki, regaib ve revatib ameller ile vacibler, sevapta, hükümde ve üstünlükte farza ulaşamaz. Sünnetler farzların eksiklerini tamamlar. Nafileler ise sünnetlerin eksiklerini tamamlar. Hiçbir nafile ile farz borcu ödenmiş olmaz. Bazı avamın [cahillerin] iddia ettiği gibi farzı bırakıp da nafile ile uğraşmalarının, mesela, evvabin namazının kazaların yerine geçeceğini iddia etmelerinin dinde yeri yoktur. (Ruh-ul-beyân 3/127)

Yine Ruh-ul-beyân’da En’am suresinin 165. âyetinin tefsirindeki hadis-i şerifte bildiriliyor ki:
Kıyamet gününde hesaba çekilmek üzere, haram yollardan mal edinip haramlara harcayan biri getirilir. (Bunu cehenneme götürün) denilir. Helal yollardan mal edinip helal yerlere harcayan biri getirilerek hesaba çekilir. Ona denir ki:

(Bu malları kazanırken ve sarf ederken üzerine farz olan bir namazı vaktinde kılmamış veya namazın rüku, secde ve abdestte farzları tam yapmamış olabilirsin.)

Kul der ki: (Ya Rabbi helalden kazanıp helal yerlere harcadım, hiçbir farzı zayi etmedim.)

Tekrar denir ki: (Bu kazançlarınla mal, mülk, makam ve binek elde ettin onunla övünüp, verilmesini emrettiğim hak sahiplerine, mahrem akrabalara, yetimlere, yoksullara ve yolda kalmışlara vermemiş olabilirsin.)

Kul der ki: (Ya Rabbi helal yollardan kazandım ve helal yollarda harcadım bana farz ettiğin hiçbir farzı zayi etmedim, farzları yerine getirirken ihlasıma halel getirmedim malımla övünmedim, vermemi emrettiğin her şeyi zayi etmeden verdim.)

Bu zengin adamdan yardım görenler [zekat vs. alanlar] huzura getirilip yüzleştirilir onlar derler ki: (Ya Rabbi aramızda ona mal verip zengin ettin ve ona [zekat vs.] vermesi için emrettin. O da hiçbir farzda noksanlık yapmadan, hileye kaçmadan bize verdi.) Ve böyle sorguya devam edilir. (Ruh-ul-beyân 3/132)

Dikkat edilirse hep farzdan sual ediliyor. Allahü teâlâ, (Farz ile bana yaklaşıldığı gibi, hiçbir şeyle yaklaşılamaz) buyururken, Resulü de, (Kazası olanın, kıldığı nafilesi kabul olmaz) buyururken, âlimler, “sünnet ve nafileler, farzın yanında denizde damla bile değil” buyururken, farz borcu varken nafilelerle meşgul olmak ahmaklık olmaz mı?

 

İnsan başı boş değildir 09062003

 

Bir okuyucu, ateist bir bayanın şu görüşlerini yazmış:

“İnsanın et yemeye gereksinimi [ihtiyacı] vardır. İslam dini domuzu yasaklamakla bizi bu gıdadan yoksun ediyor. İnsanın cinsel gereksinimi vardır. İslam, yabancılarla veya kendi yakınları ile beraber olmayı yasakladığı için bekarlar cinsel gereksinimden yoksun kalıyor. Vücudun güneşe yani D vitaminine gereksinimi vardır. D vitamini olmazsa raşitizm hastalığı olur. Bayanları kapatmakla D vitamininden yoksun bırakıyor. Bunun gibi yasaklar kalkıp Müslümanlar özgürlüğe kavuşturulmadıkça İslamiyet çağdaş din olamaz.”

Okuyucu soruyor: Böyle düşünenlerin sesini kesmek için bunlar düzeltilemez mi?

CEVAP: Biz okuyucuyu daha çok yadırgadık. Dini biz mi kurduk da, biz değiştirelim. Kanunları bile kim yapmışsa, yine onlar değiştirmiyor mu? Millet Meclisi koymuşsa, yine Meclisin değiştirmesi gerekir. Herkes dini değiştirirse, ortaya insan sayısı kadar din çıkar. Artık buna da din denmez.

Ateistin iddiaları ilimden yoksundur. Domuz eti yemeyince gıdasız kalmayız. O Allah, besmelesiz kesilen kuzu etini de yasaklıyor. Kim emir dinleyecek diye imtihan ediyor. Domuz eti, serçe eti gibi lezzetli olsa da, imtihanı kazanmak için Allah’ın emrine uymak gerekir.

Ateist, nikâha da saldırıyor. İnanmayan toplumlarda bile, nikâh belli bir düzen sağlar. Hayvanlar gibi düzensiz yaşamayı savunmak çok tuhaftır. Nikâh kalkınca ana baba mefhumu kalkar.

Ateistin tesettürü, D vitaminine engel gibi göstermesi de çok gülünçtür. Soğuk ülkelerde yaşayan insanlar ister istemez kapalı geziyorlar. D vitamini alamadıkları için hasta mı oluyorlar? İslam ülkelerindeki tesettürlü bayanlar, kapandıkları için, raşitizm hastası mı oluyorlar? Uzmanların bildirdiğine göre, yüzün yeteri kadar güneş ışığına mâruz kalması sonucunda gerekli olan D vitamini alınır. Fazla D vitamini zehirlenmelere, önemli zararlara yol açar. Sıcak bölgelerdeki insanların esmer veya siyah olması D vitamininin yeterinden fazla meydana gelmesine mâni olur. D vitamini mutlaka güneşten alınması gerekmez. Birçok gıdada D vitamini vardır. Mesela, balık, et, süt, tereyağı yumurta gibi gıdalarda D vitamini vardır. Tesettürü D vitamini almaya engel göstermek çürük bir iddiadır. Büyük İslâm âlimi İmam-ı Rabbani hazretleri buyuruyor ki:

Allahü teâlânın mubah ettiği, izin verdiği şeylerin çeşidi ve sayısı pek çoktur. Haram ettiği, yasak ettiği şeyler ise, pek azdır. Mubahlardaki fayda ve lezzet haramlardan çok fazladır. Allahü teâlâ mubah işleyeni sever, haram işleyeni sevmez. Aklı olan kimse, çabuk geçen bir lezzet için, Allahü teâlâyı gücendirmeyi elbette istemez. (m.163) Allahü teâlâ kullarına çok merhamet ve ikram ederek, mubahlarla zevklenmeye izin vermiş ve pek çok şeyi mubah etmiştir. Helâl olan bu sayısız zevkleri, lezzetleri bırakıp da, haram edilen birkaç zevke sapmak, Allah’a karşı, ne kadar edepsizlik olur. Hem de, haram ettiği lezzetleri, daha fazlası ile mubahlarda da yaratmıştır. Helâl olan çeşitli nimetlerin zevkleri bir yana, insanın işinden, Rabbinin razı olmasından daha büyük zevk olur mu? Bir kölenin işini, efendisinin beğenmemesinden daha büyük sıkıntı olur mu? Biz kuluz, sahibimiz olan Allahın emrindeyiz. Başı boş değiliz. (m.73)

Kur’an-ı kerimde buyuruluyor ki: (Allahü teâlâ, kullarına zulmetmez, onlar kendilerine zulmediyorlar. [Yani onları azaba, sürükleyen çirkin işleridir.]) [Nahl 33]

 

Hızlanan misyoner faaliyetleri 10062003

 

Din adamı kılığına giren misyonerler, devamlı şöyle söylüyorlar: (Muhammedün Resulullah demeye lüzum yok, La ilahe illallah diyen herkes cennete girer. Allahın rahmeti her şeyi kuşattığı için Ehli kitap olan Yahudi ve Hıristiyanlar da cennete gidecektir. Zaten Müslümanların Ehl-i kitapla iman birliği vardır. Bu bakımdan onlara yakınlık gösterip kiliselerine gitmek ve ayinlerine katılmak lazımdır.)

CEVAP: Hak din yalnız İslamdır. Sadece Allaha inanan Müslüman olamaz, Resulüne de iman edip uyması gerekir. Bu konudaki âyet-i kerimelerden bazıları şöyledir:

(Allah indinde hak din ancak İslâm’dır.) [A. İmran 19]

(Sizin için din olarak İslâm’ı beğendim.) [Maide 3]

(Kim İslâm’dan başka din ararsa, bilsin ki, o din asla kabul edilmez.) [A. İmran 85]

(Allaha ve Onun ümmi nebi olan Resulüne iman edin, Ona tâbi olun ki doğru yolu bulasınız.) [Araf 158]

(De ki, “Allaha ve Peygambere itaat edin! Eğer [uymayıp] yüz çevirirlerse, [kâfir olurlar] Elbette Allah kâfirleri sevmez.) [A. İmran 32]

(Allah ile resullerinin arasında farklı bir yol tutmak isteyenler kâfirdir.) [Nisa 150, 151]

(Allah ve Resulüne itaat eden cennete, isyan eden cehenneme gider.) [Nisa 13, 14]

(Allaha ve Resulüne inanmayan [kâfir olur] kâfirler için de çılgın bir ateş hazırladık.) [Feth 13]

(Allaha ve Resulüne karşı gelen, bilsin ki, Allahın azâbı çok şiddetlidir.) [Enfâl 13]

(Kimi, ona [Resulüme] iman etti, kimi de, ondan yüz çevirdi. Bunlara da çılgın ateşli cehennem yetti. Âyetlerimizi inkâr ederek kâfir olanları elbette ateşe atacağız.) [Nisa 55-56]

Resulullaha uymakla ilgili hadis-i şeriflerden birkaçı şöyledir:

(Allahtan başka ilâh olmadığına ve benim de, Onun kulu ve resulü olduğuma şehadet eden, Cennete girer.) [Deylemî]; (Beni duyup da iman etmeyen Yahudi ve Hıristiyan elbette cehenneme girecektir.) [Hakim], (Cennete sadece Müslüman olan girer.) [Buharî, Müslim]

Resulullah efendimiz, imanı şöyle tarif etmiştir: (İman; Allaha, meleklere, kitaplara, peygamberlere, âhiret gününe, ölüme, öldükten sonra dirilmeye, cennete, cehenneme, hesaba, mizana, kadere, hayrın ve şerrin Allah’tan olduğuna inanmaktır.) [Nesâî]

Amentü’deki bu altı esastan birini inkâr eden kâfir olur. Sadece Allaha inandım ve la ilahe illallah demek kâfi değildir. Hıristiyan ve Yahudiler, bizim peygamberimiz dahil bütün peygamberlere inanmadıkça kâfirlikten kurtulamazlar.

Ehli kitapla iman birliğimiz yoktur. Amentü’deki altı esasa inanmayanlarla iman birliği olur mu? Ehli kitap, bütün peygamberlere [mesela bizim peygamberimize] inanıyor mu ve bütün kitaplara [mesela Kur’an-ı kerime] inanıyor mu? Onların Allaha inançları bile farklıdır. Hıristiyanlar teslise [üç tanrıya] inanırlar, Hz. İsa’ya Allahın oğlu derler. Böyle iman birliği mi olur?

Cennete girmek için Müslüman olmak, yani Amentü’deki altı esasa inanmak şarttır. Ehli kitap, misyonerlerin istemesiyle Cennete, bizim istememizle Cehenneme girmez. Müslüman olmadıkları için Cehenneme girer. Mülkün sahibi Allahü teâlâdır. Cennetine girmek için Müslüman olma şartını koymuştur. Müslüman olsunlar, onlar da girsin. (Yarın: Ehl-i kitap cennete giremez)

 

Ehl-i kitabı kötüleyen, Allah'tır 11062003

 

Kur’an-ı kerimde, Ehli kitabın kâfir olduğunu bildiren âyet-i kerimelerden bazıları şöyledir:

(İbrahim ne Yahudi, ne de Hıristiyandı. O Allahı tanıyan doğru bir Müslüman idi.) [A. İmran 67] [Her peygamber gibi Hz. İbrahim de Müslüman idi. Ehli kitap hak olsa idi, böyle denmezdi.]

(“Yahudi veya Hıristiyan olun ki, doğru yolu bulasınız” diyenlere de ki: “Aksine biz, hanif [doğru olan] İbrahim’in dinine uyarız.”) [Bekara 135] [Ehli kitap hak olsa idi, sözleri red edilmezdi. Hz. İbrahim’in dini olan İslam’a uyan kurtulur.]

([Ehl-i kitap] “Yahudi ve Hıristiyanlar hariç hiç kimse Cennete girmeyecek” dediler. Bu, onların kuruntusudur. De ki: “Doğru söylüyorsanız delilinizi getirin.” Hayır onların dedikleri gibi değildir.) [Bekara 111, 112] [Şu halde Ehli kitabın iddiaları kuruntudur, gerçek değildir.]

(Yahudiler, Üzeyr’e, Hıristiyanlar da İsa’ya Allah'ın oğlu dediler. Daha önceki kâfirlerin sözlerini taklit ettiler. Allah onları kahretsin.) [Tevbe 30] [Ehl-i kitap kâfir olduğu için lanetlendi.]

(Ehli kitap [İslâm’a] iman edip, [kötülüklerden] sakınsalardı, kötülüklerini örter ve onları nimetleri bol cennete sokardık.) [Maide 65] [Ehli kitap hak olsa idi, imana davet edilmezdi.]

(Ey iman edenler, Yahudi ve Hıristiyanları dost edinmeyin! Onlar, [İslâm düşmanlığında] birbirinin dostudur. Onları dost edinen de onlardan [kâfir] olur. Allah, [kâfirleri dost edinip kendine] zulmedenlere hidayet etmez.) [Maide 51] [Ehli kitap hak olsa, onlara dost olana kâfir denmezdi.]

(Sen, onların dinine uymadıkça, Hıristiyanlar ve Yahudiler senden hoşnut olmazlar. De ki “Doğru yol, ancak Allahın yoludur.”) [Bekara 120] [Yani, Ehli kitabın bozuk dinine girmedikçe, hoşnut olmazlar. Kiliseye gitmekle, Papazın elini öpmekle de hoşnut olmazlar.]

(İbrahim, İsmail, İshak, Yakub ve torunlarının Yahudi veya Hıristiyan olduğunu söyleyenlere de ki: Siz mi iyi bilirsiniz, yoksa Allah mı? Allahın bildirdiğini gizleyenden daha zâlim kim olur.) [Bekara 140] [Her peygamber Müslüman idi, Ehli kitap ise bâtıldır.]

[Ehl-i kitaba] de ki: (Eğer Allahı seviyorsanız, bana uyun ki Allah da sizi sevsin.) [A. İmran 31] [Yani Ehli kitap, Resulullaha iman etmedikçe, Allah onları sevmez.]

(De ki: “Ey Ehli kitap, gelin aramızda şu müşterek söze uyalım: “Ancak Allaha kulluk edelim, Ona şirk koşmayalım, Allahı bırakıp insanları Rabler edinmeyelim” Yine de, yüz çevirirlerse, “Şahit olun ki, biz Müslümanız” deyin!) [A. İmran 64] [Ehli kitap kâfir olduğu için, onlara biz Müslümanız deyin buyuruluyor.]
([Senden önce peygamberlere] iman edenler, Yahudi, Hıristiyan ve sabiinlerden Allaha ve ahirete inanıp salih amel işleyenler için elbette Rablerinin katında mükâfatlar vardır.) [Bekara 62]

[Hz. Musa zamanında, ona inanan Yahudiler ve Hz. İsa zamanında ona inanan Hıristiyanlar, elbette cennete gidecektir. Çünkü, bütün peygamberler gibi Hz. Musa da, Hz. İsa da Müslüman idi.]

İki hadis-i şerif meali de şöyledir: (Beni duyup da iman etmeyen Yahudi ve Hıristiyan elbette cehenneme girecektir.) [Hakim] , (Cennete sadece Müslüman olan girer.) [Buharî, Müslim]

Bu vesikalara rağmen, (Muhammedün Resulullah demeye lüzum yok) diyenler çıkarsa, bunların cahil değil, sinsi birer misyoner olduklarında şüphe kalmaz.

 

Yalan büyük günahtır 12062003

 

Yalan çok büyük günahtır. Ancak bazı yerlerde caiz olur. Savaşta, iki Müslümanı barıştırmak ve eşi ile iyi geçinmek için. Din düşmanlarının zararından korunmak veya Müslümanları korumak için yalan söylemek caizdir. Zalimden, bir Müslümanın bulunduğu yeri, malını, günahını saklamak caizdir. İki Müslümanın, karı-kocanın arasının açılmasını önlemek için, malını korumak için, Müslümanın ayıbının meydana çıkmaması için, fakire ucuza satmak için pahalıya aldığı malı ucuza aldım demek ve benzeri olaylarda yalan caiz olur. Ölmemek için leş yemeye benzer. İyiliğe vesile olan yalan, fitneye sebep olan doğrudan iyidir. Bir arkadaş kravatım nasıl dese, biz beğenmesek de çok güzel demek günah olmaz. Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki:

(Yalan üç yerde caizdir: Savaşta, çünkü savaş hiledir. İki müslümanı barıştırmak için, birinden diğerine iyi söz getirmek. Hanımını idare etmek için.) [İbni Lal]

(İki kişinin arasını düzeltmek ve hayırlı bir iş için söylenen söz, yalan sayılmaz.) [Müslim]

(Eşini idare etmek için yalan söylerse günah olmaz.) [Müslim]

İbni Erkam hazretleri, Hz. Ömer’e, (Eşim beni sevmiyor. Onunla nasıl yaşarım) dedi. Hz.Ömer, kadına (Eşine “seni sevmiyorum” dedin mi?) dedi. Kadın, “Bana yemin ettirdi. Ben de yalan söyleyemedim. Burada yalana izin var mı?” dedi. Hz. Ömer de, “Elbette burada yalan söylemeye izin vardır. Bir kadın, kocasını sevmese de, onu üzmemek için, sevdiğini söyleyebilir” dedi.

Düşmanın biri, oturmakta olan Hz. Ali’nin karşısına aniden kılıçla çıkıp, “Şimdi seni benim elimden kim kurtarabilir?” der. Hz. Ali de, parmağı ile adamın arkasını gösterip “Peki ama iki kişiyle mi?” der. Düşman, arkadaki kim diye bakınca, Hz. Ali, hemen kılıcını çekip, düşmanını zararsız hâle getirir. Düşmanı, “Bana hile yaptın” der. Hz. Ali de, (Savaş hiledir) hadis-i şerifini bildirip, “Ama sen de beni gafil avlayacaktın” der. Yani seninki hile değil miydi der. Hz. Sevban, (Bir mümine faydası dokunan veya bir müminin zararını kaldıran yalan hariç, her yalan günahtır) buyurdu.

Yalan söylemek zorunda kalan, sözün manâsını değiştirerek, doğru söylemeyi tercih etmeli. Muaz ibni Cebel hazretleri, vazifesinden dönünce, hanımı (Bu kadar çalıştın, zekat topladın, bize ne getirdin?) dedi. O da, (Beni gözeten vardı, bir şey getiremedim) dedi. O, Allahü teâlâyı kastetti, eşi ise, Halifenin onu kontrol ettirdiğini sanıp, Hz. Ömer’in evine giderek, (Muaz, Resulullahın ve Ebu Bekr-i Sıddık’ın yanında emin idi. Siz niçin onun peşine adam takıyorsunuz?) diye söylendi. Hz. Ömer, işin aslını Hz. Muaz’dan öğrenince gülümseyip hanımına vermesi için ona bir miktar hediye verdi.

Müşrikler, Hz. Ammar’ın ana babasını işkence ile öldürüp sıra ona geldi. Lat ve Uzza putu, İslamdan iyi demezsen seni de öldüreceğiz dediler. O da kâfirlerin işkenceleri üzerine dili ile söyleyince onu serbest bıraktılar. Bu olay üzerine şu âyet nazil oldu: (Allaha küfredenlere şiddetli azap vardır. Ancak kalbine iman yerleşmiş olduğu halde [küfre] zorlanıp, sadece dili ile söyleyenler hariç.) [Nahl 106] Resulullah efendimiz, Hz. Ammar’a (Müşrikler eziyet ederse, yine böyle söylersin) buyurdu. Yalan söylemek zorunda kalan, kinayeli konuşmalı. Mesela birini evden arasalar, onun da bir mazereti olup gitmek istemese, oğlu da, (Babam, genelde falanca parka gider) dese, günah olmaz. Yahut bahçede ise, (Babam evde yok) diyebilir.

 

Paha biçilmeyen sözler 15062003

 

Hikmet ehli büyük zatlar buyuruyor ki:

Herkes imtihandadır. Aldatan aldanmıştır, ezen ezilmiştir.

Tepeden bakan tepetakla gider.

En büyük bela dilden gelir.

Kişinin işi olursa işi, sever onu her kişi. Kişinin işi olursa kişi, çıkmaza girer işi.

Sevginin temeli karşılıklı güvendir. Güven varsa sevgi de vardır. İkisi varsa başarı da vardır.

Mümin gıda gibi olmalıdır. Her zaman ihtiyaç duyulmalıdır.

Yüzü dünyaya dönük olan herkesle kavgalı olur, yüzü ahirete dönük olan, herkesle barışıktır.

İnsanların sıkıntılarına katlanmak güzel ahlâktır.

İnsan ancak bu kadar iyi olabilir denilenlere ne mutlu.

Kırıldığı kimselere iyilik eden, hediye veren rahat eder.

Kalbi en fazla nurlandıran şey; kızdığınız kimseye dua etmektir.

Kul hakkından korkan ayağını uzatıp rahat yatamaz.

Fütüvvet [mertlik], seni sevmeyene ihsanda bulunmak ve sevmediğin ile de tatlı konuşmaktır.

Mürüvvet, insanlık, iyilik yapmak arzusudur.

Kötünün iyi, iyinin de kötü huyu bulunabilir. İyi huylarını örnek almalı! Peygamber efendimiz (Bir müminin iyiliğini unutup, kötülüğünü hatırlayanı Allah sevmez) buyuruyor.

Takva akıllıca yapılan işlerin en güzelidir. Hakka âsi olmak ahmakça yapılan işlerin en çirkinidir.
Cömert olmayan, insanların sevgisini kazanamaz.

Ömrünü faydasız, boş şeylerle geçiren, tarlaya tohum ekme mevsimini kaçırmış olur. Vaktinde tohum ekmeyen ise, hasat zamanı gelince elbette pişman olur.

Omzunda iki müfettiş var, hep teftiş halindedir. Şu halde, az konuş, ağızdan çıkan sözün hayır veya şer yazıldığını unutma.

Bir söz söylerken, hem kendinin, hem karşıdakinin ahiretini düşünerek konuş.

Herkeste şef olmak arzusu vardır. Bu hâl yalnız yüzü ahirete dönük olanlarda olmaz.

Güler yüzlü olmayanın, sevgi ve itimat kazanması zordur.

Bir müslüman, bir müslümanın yanına, herhangi bir iş için, rahat gidemiyorsa, çekinerek gidiyorsa, o kendisinden çekinilen müslümanın son nefesinden korkulur.

Ölümü hatırlamak, ömrü uzatır, çok yaşama arzusu ömrü kısaltır. Böyle biri, üç şeye hasret gider. İsteklerine doymaz, umduğuna kavuşamaz. Ahiret için kâfi hazırlık yapamaz.

Halinden şikayetçi olma, beterin beteri vardır.

Bulaşıcı hastalıkların bulaşmama ihtimali de vardır. Fakat bir binada bulunan kötü bir insan, başka bir odada da olsa, ondaki kötü huyların geçmeme ihtimali yoktur. Kötülük çabuk yayılır.

Başarının sırrı, güler yüz, tatlı dil ve güzel siyasettir. Güzel siyaset, herkesin memnun olmasıdır.

Sevgi yakınlık ister, kaçan mahrum kalır, gözden ırak olan gönülden de ırak olur.

Her sıkıntının sebebi günah işlemektir.

Kibir ve öfke başa çok felâketler getirir.

İyilerle dost olan kötülerden emin olur.

Kalbdeki kibre göre, akılda noksanlık olur.

Başkasına yük olan alçalır.

Söz taşımak, emanete hıyanettir.

Kendine acımayan, başkasına hiç acımaz.

Âlimle gezen aziz, cahille gezen zelil olur.

Dini hükümleri akıl ile anlamaya çalışan Peygamberliğe inanmamış olur.

Mümin az konuşur, çok iş yapar. Münafık ise çok konuşur, az iş yapar.

Ahlâk ve edep, aklın dışarıdan görünüşüdür. Kişinin aklı edebi kadardır.

Akıl gibi sermaye, iyi huy gibi dost, edep gibi miras, ilim gibi şeref olmaz.

Dil canavar gibidir, serbest bırakılırsa parçalar.

Kişi, dilinin altındadır, konuşunca belli olur.

Kötü insan, herkesi kendisi gibi kötü bilir.

Bütün kötülüklerin başı kötü arkadaştır.

Kalb temiz olursa, dilden güzel sözler çıkar.

Kendi görüşünü beğenen doğruyu bulamaz.

Her iyilik, sabırla ele geçer.

 

Haramdan sadaka ve hediye 16062003

 

Haramdan sadaka verilse, alan fakir de haramdan olduğunu bilerek, verene, Allah razı olsun dese veya Allah kabul etsin dese ve veren de, amin dese, ikisi de küfre girer.

Bir kimsenin elindeki malın haram mal olduğu bilinmedikçe, çalınmış veya kumardan almış olsa bile, elindeki bu malın onun helal mülkü olduğu kabul edilir. Bunu verince, mülk-i habis ise de, almak caiz olur. Verilenin haram mal olduğu kesin bilinirse, bunu almak caiz olmaz.

Haram malı, hediye vermek caiz olmaz. Haram olduğunu bilenin de, bunu alması caiz olmaz.

Eline, haram mal, mesela para geçen, bunu sahibine vermeli, sahibi bilinmiyorsa, fakire sadaka vermelidir. Başka yere vermesi günah olur. Bu malı almak, fakirlerden başka kimseye caiz olmaz. Yalnız vârisin, haram mal olduğunu bildiği halde, mirası alması caiz olur. Sadaka olarak verdiği fakir, haram malı kendisine hediye ederse, bunu kendisi de kullanabilir.

Malının çoğunun helal olduğu sanılanın verdiği hediyeyi almak caiz olur. Malı haram ise caiz olmaz.
Kazancının çoğu haramdan olan kimsenin verdiği malın haramdan olduğu kesin olarak bilinmedikçe, bu malını almak haram olmaz, mekruh olur.

Malının çoğu helal olanın hediyesi alınır. Çoğu haram ise, helal diyerek verdiği alınır. Verirken söylemedi ise, araştırıp zannına göre amel eder.

* * *

Bizimle aynı varlıkta komşu bir hanım var. Evimizde un, şeker, yağ gibi gıda maddesi, veya herhangi bir kitap, bir alet görse, ödünç olarak, ariyet olarak ister. Getirme huyu da yoktur. Hani maddi durumları kötü olsa, varsın getirmesin diyeyim. Bizden aşağı tarafları yok. Beyim, “Ne isterse istesin hiçbir şey verme!” diyor. Komşu hakkından korkuyorum. Vermesem günah olur mu? Komşumun her gördüğünü istemesi ve aldığını getirmemesi günah değil midir? Bu komşu, sadece bizden değil, başkalarından da böyle şeyler istiyormuş.

CEVAP: Beyiniz, sizin malınızı, siz de beyinizin malını izinsiz harcayamazsınız. İzinsiz harcamak, başkasına vermek günah olur. Komşu gelince, “Beyim razı olmuyor. Ondan izinsiz bir şey vermem günahmış” derseniz, o da bir daha bir şey isteyemez. Ondan bundan bir şey istemek doğru değildir. Hadis-i şerifte buyuruldu ki:

(İnsanlardan bir şey istemeyin, velev ki bir misvakı bir defa kullanmak için de olsa.) [Bezzar]

Ödünç alıp da imkanı varken vermemek veya borçlarını ödememek günahtır. Hadis-i şerifte buyuruldu ki:

(Borcunu ödemeyenlere Allahü teâlâ, kıyamette “Bunun hakkını sizde bırakacağımı mı zannettiniz?” buyurarak o kimsenin iyi amellerini alıp diğerine verir. Eğer borcunu vermeyenin iyi ameli yoksa, borç verenin kötü amellerini, günahlarını borçluya yükler.) [Taberani]

Bir kimseye zarar vermek, kalbini kırmak kötüdür. Fakat komşuya zarar vermek, onu incitmek daha kötüdür. Hadis-i şerifte buyuruldu ki:

(Komşusu, zararından emin olmayan kimse, Allaha iman etmiş sayılmaz.) [Bezzar] [Yani bu kimse kâmil mümin değildir.]

Komşu kötü de olsa, ona elden gelen iyiliği yapmaya çalışmalıdır!

* * *

Zekat olarak, fakire altın lira veya bilezik veriyoruz. Sonra da, (Eğer bozduracaksan rayiç fiyattan satın alabilirim) diyoruz. Satarsa alıyoruz. Bunun mahzuru var mıdır?

CEVAP: Zekat olarak verilen altını rayiç fiyattan geri almakta mahzur yoktur. Rayiç fiyattan ucuza almak ise mekruh olur. Zekat olarak verilen ticaret eşyasının fiyatı her yerde aynı değildir. Geri alınırsa, fakir zarara uğratılabilir. Bu bakımdan ticaret eşyasını fakirden geri satın almak mekruh olur. Altını almak ise mekruh olmaz.

 

Ücretle Kur’an-ı kerim okumak 17062003

 

Ücretle Kur’an okumak, hazır hatim satmak caiz midir?

CEVAP: Kur’an-ı kerim geçim vasıtası yapılmaz. Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki:

(Kur’an okuyun, fakat geçim vasıtası yapmayın.) [İ. Ahmed]

(Bir zaman gelir, Kur’an, Allah rızası için değil, dünyalık için okunur.) [Ebu Davud]

(Kur’an okuyup da, okun yaydan çıktığı gibi dinden çıkanlar olacaktır.) [İbni Mace]

(Kur’an-ı kerim, okuyanlarına ya şefaat eder veya düşman olur.) [Müslim]

Ücretle okunan Kur’andan ölüye sevap hasıl olmaz. (Hidaye)

Para ile Kur’an-ı kerim okutmak haramdır. (Bey ve şir’a)

Hafız, pazarlık etmeden, sırf Allah rızası için hatim veya mevlid okursa, okutanın hediye ettiğini alması caiz olur. (Hadika, Berika)

Kur’an-ı kerim okuyup hediye almayı meslek haline getirmemeli! Çünkü âdet haline gelen hediyeler, şart edilen ücret gibidir. (Dürr-ül muhtar)

* * *

Beyim kendi paramı harcamama, zekatımı bile vermeme razı değil. Ne yapayım?

CEVAP: Kendi paranızı meşru yerlere, dilediğiniz gibi harcayabilirsiniz. Onun parasını onun istemediği yerlere harcamanız uygun değildir. Eğer izin almışsanız, dilediğiniz yerlere verebilir, dilediğiniz gibi de harcarsınız. İzinsiz harcamanız doğru olmaz. Bileziklerinizin zekatını siz vereceksiniz. Kendi paranızdan vermeniz gerekir. Beyinizin hediye ettiği para varsa ondan da verebilirsiniz. Hediye olarak aldığınız para da sizindir. Zekat vermeye beyiniz razı olmasa da, muhakkak vermeniz gerekir. Ondan habersiz verirsiniz. Kocanın rızası meşru işlerde olur. Siz zekat verdiğiniz için sizden razı olmasa, bunun hiç kıymeti olmaz.

* * *

Hacizli ve birkaç yıllık vergi borcu olan bir arabam vardı. Bir arkadaşa sattım. Satarken, (Benim arabamın hacizi macizi var. Bütün borçları ile al) dedim. (Aldım) dedi. Sonra vergi borçlarının olduğunu öğrenince, (Bana, vergi borcu da olduğunu söylemedin. Söylemediğin borçları ödemem) dedi. Halbuki ben ona bütün borçları ile satmıştım. Hacizi macizi var demiştim. Vergi borçları macizin içinde idi. Vergi borçlarını da ödemesi gerekmez mi?

CEVAP: Hayır ödemesi gerekmez. Çünkü, Müslümanlıkta aldanmak ve aldatmak yoktur. Hadis-i şerifte buyuruldu ki:

(Satılan malın kusurunu gizlemek ve söylememek helal değildir.) [Hakim]

Satışa çıkarılan malın kötü tarafını gizlemek hile ve zulüm olur. Resulullah efendimiz, buğday satan bir köylünün çuvalındaki buğdayına, mübarek parmaklarını sokup, yaş olduğunu görünce, buyurdu ki:

(Islak yerini gizlemişsin. Hile yapan bizden değildir.) [Müslim]

Hacizi macizi ile arabayı almak ve satmak caizdir. Ancak hacizi ne kadar, macizi ne kadar belli olması lazım. Peşin mi taksitli, ne kadar para verilecek bunlar bilinmeden alış veriş sahih olmaz.

* * *

Tembellikten, boş şeylerden nasıl kurtulabiliriz?

CEVAP: Resulullah efendimiz de tembellikten Allahü teâlâya sığınmış, (Ya Rabbi, beni keselden = tembellikten koru!) diye dua etmiştir. Tembelliğin ilacı, çalışkanlarla konuşmak, tembel, uyuşuk kimselerden kaçınmak, Allahü teâlâdan hayâ etmek lazım geldiğini ve azabının şiddetli olduğunu düşünmek ve namazları vaktinde kılmaktır. Namaza önem veren tembellikten kurtulur. Erkekler mutlaka namazı cemaatle kılmalı ve sabah namazı için camiye gitmelidir.

* * *

Kendisine “Şeyh baba” denilen biri, komşumuzun hanımına, (Kocandan çaldığın parayı bana getir. Ben haram parayı helale çeviririm) demiş. Şeyhin kara parayı aklama yetkisi var mıdır?

CEVAP: Şeyhin haram parayı helale çevirmek gibi bir yetkisi yoktur. Böyle kimseler sahte şeyhtir. Kimi (Namazı senden kaldırdım) diyor, kimi (sizi kardeş yaptım) diyerek kadınla erkeğin halvetine zemin hazırlıyor. Zamane şeyhlerinden uzak durmalıdır.

 

Evliya ile eşkıya kıyas edilmez 18062003

 

İbni Teymiyeciler, “Felsefeciler’in nasslarla çatışan aklî delilleri onları tekfirden kurtarmadığı halde, tasavvuf ehlinin nasslarla çatışan keşifleri onları nasıl küfürden kurtarabiliyor” diyerek İbni Arabi hazretleri gibi bazı evliyayı tekfire yelteniyorlar. Bu mukayese doğru olur mu?

CEVAP: Doğru olmaz. Mukayesenin doğru olması için müşterek benzerliklerin olması lazımdır. Dost ile düşman mukayese edilmez. Meselâ, Allahü teâlâ kâfirler için ölü buyuruyor. Kâfir ile mümin yani ölü ile diri mukayese edilir mi? Kur’an-ı kerimde buyuruluyor ki:

(Kâfirler, sağır, dilsiz, kör oldukları için doğru yola gelmezler.) [Bekara 18]

(Körle gören [kâfir ile mümin] karanlıkla aydınlık [Bâtıl ile hak], gölge ile sıcak [cennetle cehennem] bir olmaz. Dirilerle ölüler de bir olmaz.) [Fatır 19]

Yunan felsefecileri kâfirdir, tasavvuf ehli ise Allahın dostu, evliyasıdır. Evliya ile kâfir hiç mukayese edilir mi? Yunan felsefecileri, (Kâinat, Allah gibi, ezelî ve ebedidir, Allah cüzi olan şeyleri bilmez, cismani, bedeni bir haşr yoktur) gibi birçok düşünceleri yüzünden kâfir oluyorlar. İslâm filozofu denilen kimseler de, böyle düşünüyorsa, onlar da aynı hükme girer. İmam-ı Gazalî hazretleri, böyle düşünen din adamlarının da aynı hükme girdiğini (El münkız), (Tehafüt) ve (İlcam) da bildiriyor. Kâinatı ezelî ve ebedi bilen felsefecilerin küfre düştüklerini bildirdikleri için İmam-ı Gazalî ve İmam-ı Rabbanî hazretleri gibi Resulullahın vârisleri olan büyük âlimlere felsefeciler tarafından dil uzatılıyor. İbni Rüşd, felsefecileri savunmak için İmam-ı Gazali hazretlerini tenkit eden bir kitap bile yazmıştır. Felsefeci ve İbni Teymiyeci bir genç, (El-Gazzalinin uydurma hadisler üzerine bina ettiği bütün hükümler sapıklıktır, bu bakımdan onun eserlerini okuyan sapıtır) demişti. İmam-ı Gazali hazretlerini sevmeyenlerin daha çok felsefeciler ile İbni Teymiyeciler olduğu görülmektedir. Ne maksatla olursa olsun, o büyük zatı kötülemek asla caiz değildir. Çünkü büyük âlim İbni Hacer-i Mekki hazretleri, (İmam-ı Gazalînin yazılarında kusur bulan, ya hasetçidir veya zındıktır) buyuruyor. (El- i’lam bi-kavâti’il-islam)

İbni Abidin hazretleri buyuruyor ki: İmam-ı Gazali, zamanının hüccet-ül-İslâmı ve âlimlerin en üstünü idi. Ona dil uzatan kimse, cahillerin en cahili, fâsıkların en kötüsüdür. (El-Ukud-üd-dürriyye)

Kâtip Çelebi de diyor ki: Bütün din kitapları yok olsa, İmam-ı Gazalinin kitapları, bu boşluğu doldurabilir, hatta onun İhyâ kitabı bile kâfi gelir.

Seyyid Abdülhakim efendi de, (İmam-ı Gazali’nin İhyâ kitabı, bütün âlimlerce doğru ve yüksektir. Bir gayri müslim, severek yapraklarını çevirirse, Müslüman olmakla şereflenir) buyuruyor.
Tefsir, hadis, fıkıh, tarih, ahlâk ve tıb hakkında üç yüzden fazla eseri olan İmam-ı Süyutî hazretleri Tenbih-ul-gabi kitabında İbni Arabi’nin büyüklüğünü vesikalarla isbat etmektedir. Cinlere de fetva veren Ebüssüud efendi İbni Arabi’ye dil uzatılamaz diye fetva vermiştir. Fıkıh, tefsir, hadis ve tasavvufta çok derin âlim olan Abdülgani Nablüsi hazretleri, İbni Arabi gibi büyük bir evliyaya dil uzatanın cahil ve gafil olduğunu, bunların başında İbni Teymiye’nin geldiğini bildirmektedir. (Hadika)

Tefsir, fıkıh, tasavvuf, tarih, nahv ve tıb üzerinde çok kitap yazan, ârifibillah ve kutb-i zaman olan İmam-ı Şaranî hazretleri buyurur ki: İbni Teymiye, tasavvufu inkâr eder, evliyaya dil uzatır. Böyle kitapları okumaktan, yırtıcı hayvandan kaçar gibi kaçmalıdır. İbni Teymiye ve onun yolunda giden sapıklar, İbni Arabi hazretlerine kâfir demişlerse de, âlimler, arifler onun büyük bir velî olduğunu bildirmiştir. (Kibrit-i Ahmer, El-yevakit, Tabakat)

 

Âlimlere olan itimadı sarsmak 19062003

 

Selman Rüşdi'nin Şeytan rivayetleri diye bildirdiği "Garanik olayı" gerçek midir, değil midir? Elbette bu olay, onun anlattığı gibi değildir. Ama işin gerçeğini de bilmek gerekir. Ehl-i sünnet âlimlerinin kitaplarında bu olay var, ama onun anlattığı tarzda değildir.

Garanik olayını bildiren Ehl-i sünnet âlimlerine, bu olayı bahane ederek (Resulullaha iftira edilmiş ve Kur'anı yaralamışlardır) denilemez.

Resulullaha en büyük iftirayı yapan ve Kur'an-ı kerimi yaralayan kimse, bırakın Ehl-i sünnet âlimi olmayı, Müslüman bile olamaz. Hâşâ Peygamber efendimizin vârisleri olan Ehl-i sünnet âlimleri Resulullah efendimize en büyük iftirayı yapabiliyorsa, Kur'an-ı kerimi yaralayabiliyorsa, artık onlara nasıl itimat edilir, ortada din diye bir şey kalır mı?

Biz hadis-i şeriflere ve hadis-i şerifleri bildiren âlimlere inanmayıp da kime inanacağız?

Allahü teâlâ, (Bilmiyorsanız âlimlere sorun) buyurmuyor mu? Resulullah efendimiz, (Alimler benim vârisimdir) buyurmuyor mu? Bu vârislere suizannın büyük vebali vardır.

Şimdi 'Garanik olayı'nın iç yüzünü öğrenelim:

Ehli sünnet âlimlerinin en büyüklerinden birisi olan, İmam-ı Rabbani müceddidi elfi sani Ahmed Faruki hazretleri faideli ilimler hazinesi Mektubat'ında buyuruyor ki:

(Çok kimsenin bildiği gibi, bir gün Seyyid-ül-beşer "aleyhi ve ala alihi ve eshabissalatü vesselam" Eshabı ile oturuyordu. Kureyş'in ileri gelenleri ve kâfirlerin şefleri orada idiler. Seyyid-ül-beşer onlara (Necm) suresini okudu. Onların putlarını anlatan âyet-i kerimeye gelince, melun şeytan putları öven birkaç sözü, o Serverin sözüne ekledi. Dinleyenler, bunları da o Serverin sözü sandılar. Orada bulunan kâfirler, "Muhammed bizimle barış yaptı, putlarımızı övdü" dediler. Oradaki Müslümanlar da, buna şaşırıp kaldılar. O Server, (Ne oluyorsunuz?) diye sordu. Eshab-ı kiram, siz okurken bu sözler de araya karıştı dediler. Hemen Cebrail-i emin vahy getirdi. O sözleri şeytanın karıştırdığını, bütün Peygamberlerin sözlerine de karıştırmış olduğunu bildirdi.

Allahü teâlâ, o sözleri âyet-i kerime arasından çıkardı. Kendi kelamını sapasağlam yaptı.) [m. 273]
Bu olayın Kur'an-ı kerimi yaralamakla ne ilgisi vardır? Bu olayda Resulullaha iftira neresinde? Allahü teâlâ kitabına şeytanın sözünü sokar mı hiç? Şeytanın araya laf soktuğunu duymaması gâyet normal. Allah bildirmedikçe her şeyden haberdar olamaz. Aişe validemize iftira ettiklerinde günlerce üzüldü. ^Ayet gelince Resulullah efendimiz gerçeği öğrendi. Resulullah gaybı bilir demek küfürdür. Gaybı ancak Allah bilir. Ama birçok gaybı habibine elbette bildirmiştir. İmam-ı Rabbani hazretleri, bu olayı bildirdiği için en büyük iftirayı yapıp Kur'an-ı kerimi mi yaraladı? Evet denirse o zaman Allahü teâlâ elbette Resulullahın vârislerine yapılan bu çirkin iftiranın hesabını müfterilerden soracaktır.

Bid'at ehli şu bâtıl mantıkla hareket eder:

Memeli hayvanlar uçmaz

Yarasa memeli hayvandır

O halde yarasa da uçmaz.

Birinci önerme yanlış olduğu için netice de yanlış olmuştur.

Ehli sünnet âlimi uydurma hadis nakleder.

Ebu Hanife Ehli sünnet âlimidir.

O halde o da uydurma hadis nakleder.

Yine birinci önerme yanlış, netice de yanlış olmuştur.

 

Günahsız çocuklara gelen bela 20062003

 

Deprem, trafik kazası, savaş, yangın gibi sebeplerle birçok suçsuz kimse, hatta günahsız çocuklar ölüyor veya sakat kalıyor. Suçsuz insanlara böyle bela niçin gelir?

CEVAP: Böyle belalar müminler için bir nimet kâfirler için bir azaptır. Hadis-i şerifte buyuruldu ki: (Bela, herkes için hayır değil, sadece Müslüman için hayırdır.) [Ebu Nuaym]

Bir olay, sonucu ile ölçülür. Bir öğrenci, bütün sınıflarını başarı ile geçse, son sınıfta çalışmayıp, mezun olamasa, önceki başarılarının hiç kıymeti olmaz ve diploma alamaz. Tembel öğrenci de, bütün sınıflarda başarısız olmasına rağmen, herhangi bir şekilde, diploma almışsa, maksadına kavuşmuş olur. Sakatlanan kimse de, sabrederse günahları affolur; ayrıca büyük bir sevaba da kavuşur. Hadis-i şerifte, (Mümine gelen her bela, günahlarına kefaret olur) buyuruldu. (Buhari) Günahları affolan da Cennete gider. Bu durumda bela bir azap değil, bir nimet olmuş olur. Nefsimize kolay ve tatlı gelen şeyleri iyilik, nefsimize güç ve acı gelenleri de felaket sanmamalıyız. Bir âyet meali: (Hoşlanmadığınız şey sizin iyiliğinize; sevdiğiniz şey de, kötülüğünüze olabilir. Siz bilmezsiniz, Allah bilir.) [Bekara 216]

Bela, ekseriya suçlu suçsuz ayırmadan herkese umumi gelir. Hadis-i şeriflerde buyuruluyor ki:

(Günahlar açıktan işlenince, iyi kötü herkes genel bir azaba maruz kalır.) [Taberani]

(Bir kötülük, [gücü yetenlerce] önlenmezse, azap hepsine umumi gelir.) [Hakim]

(Eski milletlerden bir kısmına deprem ile azap yapıldı. İyiler de helak oldu. Çünkü günah işlenirken susmuşlar, önlememişlerdi.) [Taberani]

(Allahü teâlâ, bir meleğe, bir beldeyi yıkmasını emreder. O melek, bu beldede günah işlemeyen bir zatın da olduğunu bildirince, Cenâb-ı Hak, “Belde halkı ile onu da alt üst et! Çünkü o zat, günah işleyenlere yüzünü ekşitmemiştir” buyurdu.) [Beyheki]

Peygamber efendimize, (İçinde iyilerin de bulunduğu bir ülke helak olur mu?) dendi. Cevabında, (Evet günah işlenirken, iyiler, sükut ederse, hepsi helak olur) buyurdu. (Bezzar)

İmam-ı Rabbanî hazretleri buyuruyor ki: Belâların gelmesine sebep günah işlemektir. Kur’an-ı kerimde buyuruluyor ki:

(Size gelen musibet, kendi ellerinizle işlediğiniz günahlar yüzündendir.) [Şura 30]

(Sana gelen her iyilik, Allahü teâlânın [bir ihsanı, bir nimeti olarak] gelmekte, her kötülük de [günahlarına karşılık olarak] kendinden gelmektedir.) [Nisa 79]

(Allah, kullarına zulmetmez, [haksızlık etmez], onlar, kendilerine zulmediyorlar, [yani işledikleri günahlar yüzünden acı azaba maruz kalıyorlar.]) [Nahl 33]

Kula bela gelmez Hak yazmayınca,

Allah, bela yazmaz, kul azmayınca...

Görüldüğü gibi herkes kendi cezasını çeker.

Hâşâ zulmetmez hiç, kula Hüdası,

Herkesin çektiği, kendi cezası...

Büyüklere gelen bela ise, onların derecelerinin yükselmesi içindir. Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki: (Malı gitmeyen, parası bitmeyen ve hasta olmayanda hayır yoktur. Çünkü Allahın sevdiği kul, belaya maruz kalır.) [Ebu Davud], (En şiddetli bela, enbiya, evliya ve benzerlerine gelir.) [Tirmizi]

Müslüman Allahın dostudur. Dostluğun alameti ise, dostun belalarına sabretmektir. Kur’an-ı kerimde buyuruluyor ki: (Sabredenlere, mükâfatları hesapsız olarak verilir.) [Zümer 10]

 

Dini kitapların ticareti 23062003

 

Sadece Mushaf, dini kitap, dini levha ve ilahi kasetlerinin ticaretinin mahzuru var mıdır?
CEVAP: Mushafı, Kur’an-ı kerim öğretilmesine sebep olmak niyetiyle satmak caiz ve sevap olur. Aldığı para helal olur. Fakat böyle niyetin alameti mal oluş fiyatına yakın az bir kârla satmaktır. Geçimi başka kitaplardan sağlanıyorsa, Mushafları kârsız satmalıdır! (Şir’a)
Mushaf, dini levha, ilmihal kitapları ticaret malı değildir. Emr-i maruf için satılır. Çarşıda pazarda satılmaz. Dükkanlarda rafa konur. Okumak, bereketlenmek için odaya asılır. Ziynet eşyası değildir. Dini levhaları ve diğer dini eserleri yere sermek onlara hakaret olur.
ººº
Çok kazanmak için çok çalışmakta mahzur var mıdır?
CEVAP:
Kendinin ve çoluk çocuğunun nafakasını kazanacak ve borçlarını ödeyecek kadar çalışıp kazanmak farzdır. Hadis-i şerifte buyuruldu ki:
(Çalışıp kazanmak farzdır.) [Taberani]
Çoluk çocuğunun bir yıllık nafakasını toplayacak kadar çalışmak mubahtır. Müslümanlara yardım için, dine hizmet etmek için fazla çalışıp kazanmak müstehaptır, iyidir. Hadis-i şerifte buyuruldu ki:
(İnsanların en iyisi, insanlara faydalı olandır.) [Kudai]
Gösteriş için, övünmek için kazanmak tahrimen mekruhtur. Çalışmak rızkı artırmaz. Çalışmak takdir edilen rızka kavuşturmaya vesiledir. Rızkı veren Allahü teâlâdır. Çalışmak sebebe yapışmaktır. Sebeplere yapışmak sünnettir. (El-İhtiyar)
Çok sevap kazanmak için, çok mala ihtiyaç vardır. Çok mal kazanmak için de çok çalışmak gerekir. İslamiyete uygun yapılan her kazanç dünyaya sarılmak olmaz, ahiret için olur.
ººº
Dua ederken dünyalık istemek caiz midir?
CEVAP: Evet dünyalık istemekte bir mahzur yoktur. Mümin, dünyalığı da ahiret için kullanır. Dinimizde malın kıymeti, önemi büyüktür. İnsan, canını, malını, sağlığını, dinini ve şerefini mal ile korur. Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki:
(Ahir zamandaki ümmetim için mal sahibi olmak saadettir.) [İ. Rafii]
(Bir zaman gelir ki, parası olmayan rahat edemez.) [Taberani]
(Şerefinizi, mallarınızla koruyun!) [İbni Asakir]

ººº
Dilencilere para vermek yanlış mı?
CEVAP:
Bir günlük yiyeceği bulunan kimsenin dilenmesi haramdır. Hiç yiyeceği bulunmayıp, sağlam, çalışacak, ticaret edecek halde olan kimsenin de, yiyecek, içecek veya bunları almak için para istemesi, dilenmesi haramdır. Bunun varlığını bilerek, istediğini vermek de haramdır. Ancak istemeden verilen malı alması caizdir. Aç veya hasta olanın yiyecek istemesi gerekir. Bir günlük yiyeceği olup da çalışabilecek haldeki kimse, ilim öğrenmekle veya öğretmekle meşgul ise, yiyecek istemesi caiz olur.
ººº
Bazı kimseler, “Taksi tutacak adamın dolmuşla eve gitmesi hırsızlıktır. Bu ekonomi kanununun ana maddesidir. Bunu öğreneli, herkesin bende alacağı olduğu vehmi ile yaşıyor, hırsız olmamaya çalışıyorum” diyor. Evime taksi ile gidecek param varken, dolmuşla veya yaya gitsem, taksiye vereceğim parayı muhtaç birisine versem veya vermesem hırsızlık mı etmiş olurum? Bazıları da, “Dolmuş parası bulamayan fakirlerin bulunduğu bir toplumda, taksi ile eve gitmek haramdır” diyor. İhtiyaç halinde taksi tutmak haram olur mu?
CEVAP: Her iki görüş de yanlıştır. Taksi ile evine gidebilecek adamın, acelesi yoksa, yaya gitmesi, günah ve hırsızlık değildir. Aksine iyi olur. O parayı başkasına vermesi gerekmez. İhtiyaç olunca da taksi ile eve gitmek de günah olmaz.

 

İrâb hataları namazı bozmaz 24062003


Namazda yanlış okumak dört şekilde olabilir:
1- İrâb hatası, harekelerde ve sükunde olabilir. Mesela şedde hafif okunur, medler kısa okunur veya aksi olur. [Önceki âlimlere göre irâb hatalarının çoğu namazı bozar. Sonra gelen âlimler, Arap olmayan Müslümanların, yanlış okuyabileceğini, namazlarının bozulmaması için ruhsatlar aradılar. İrâb hatasının namazı bozmayacağına fetva verdiler. Allahü teâlâ hiç kimseye yapamayacağı işi teklif etmez. Kekeme veya elsağ olanlara [sin harfini, se harfi gibi okuyanlara] da kolaylık gösterilmiştir.]

2- Harflerde yanlışlık yapılır: Harfin yeri değiştirilir veya harf ilave edilir, yahut azaltılır, veyahut harfi ileri geri alınır. [Böyle hatalar yapılınca mana bozulursa namaz da bozulur]

3- Kelime ve cümleler yanlış okunur. [Bunda da mana bozulursa namaz da bozulur.]

4- Durulacak yerde durulmaz. Geçilecek yerde durulur. Bu hatalar namazı bozmaz.
Yanlış okumalarda bozulan ve bozulmayanlara bazı örnekler verelim:

1- (İnnellahe beriun minelmüşrikine ve Resülühü)deki resülühü'yü, resülihi diye okumak namazı bozmaz. (Allah ve resulü müşriklerden beridir) demek iken Resülihi denince, (Allah müşriklerden ve Resülünden beridir) anlamına gelir.

2- (Ve ente hayrul-münziline)'deki son kelimeyi (münzeline) diye okumak da bozmaz. (Sen indirenlerin en hayırlısısın) demek iken, (sen indirilenlerin en hayırlısısın) olur.

3- Nahnü halakna'daki halakna kelimesini halakana diye okumak da bozmaz.

4- (Ve izi'btelâ İbrâhime Rabbühü) deki son kelimeyi Rabbehü okumak namazı bozmaz.

5- (Hatta) kelimesini (atta) şeklinde okumak da bozmaz. (Semi'allahü limen hamideh) derken, nun yerine lam okumak yani (semi'allahü limel hamideh) demek de bozmaz.

6- (İyyâke na'büdü)(iyake na'büdü) şeklinde okumak, manâ değiştiği halde namazı bozmaz.

7- (İhdina's-sırata) lafzını (ihdina'l-sırata) diye okumak namazı bozmaz.

8- Rabbilâlemin yerine Rabilâlemin demek bozmaz.Ya mâlik yerine ya mâli deyince, bozulmaz.

9- (Et-tehiyyâtü) yerine (Tı) ile (eT-Tahiyyâtü) veya (dal) ile (ed-dahiyyâtü) dense, manâ değiştiği halde namaz bozulmuş olmaz. Ed-dahiyyatü kurbanlar anlamına gelir.

10- (Allahümme salli...)derken (sad) yerine (sin) okumak, (Allahümme selli.) demek, bazı âlimlere göre bozar, bazılarına göre bozmaz. Böyle ifadelerde ihtiyatlı olmak iyi olur.

11- Kaf harfini kef harfine benzeterek okumak veya kef harfini kafa benzeterek okumak namazı bozmaz. Sin harfini sad harfine benzetmek veya sad harfini sine benzeterek okumak da namazı bozmaz. (sad) ile (sin) aynı mahrecden çıkar. Genelde yanlışlık yapılan sad yerine sin, sin yerine sad okumak bozmaz. Mesela (iza cae nasrullahi) lafzını (sin) ile (iza cae nesrullahi) şeklinde okumak ve (Allahüs-samed) kelimesini (sin) ile (Allahüs-semed) şeklinde okumak da namazı bozmaz.

12- Harf hatalarından şunlar namazı bozar: zel yerine zı, dat yerine okunursa namaz bozulur. harfini zel gibi okumak da caiz değildir. (Kul hüve'llahü ehad)'i (Kul hüve'llahü ehet) şeklinde Dal harfini Te olarak okumak, namazı bozar. (Halebi)
 

İnanmayanların iyi işleri 25062003

 

Kitaplarda, kelime-i tevhidin, insanlara faydalı olmak, onları hoş görmek, cömertlik, sabır, şükür gibi güzel huyların faziletinden bahsediliyor. Peygamberimize inanmayıp sadece tek tanrıya inananlar da aynı sevaplara kavuşur mu?
CEVAP:
İmanı olmayanın hiçbir iyi ameline sevap verilmez. İman ise, Amentü’de bildirilen altı esasa inanmaktır. Birine bile inanmayan mümin olamaz. Mümin olmayana da kâfir denir. Kâfirin de hiçbir ameli makbul değildir. Kur’an-ı kerimde buyuruluyor ki:
(Kâfirlerin [iyi] işleri, engin çöllerde görünen seraba benzer. Susayan kimse onu uzaktan su sanır. Ama, yanına varınca, umduğunu bulamaz. [Kâfir de, kıyamette, iyiliklerini serap gibi yapan, yani yok eden] Allahı bulur ve Allah da onun hesabını eksiksiz görür.) [Nur 39]
(Rablerini inkâr edenlerin [imansızların faydalı] işleri, fırtınalı bir günde, rüzgârın şiddetle savurduğu küle benzer; o işlerin hiç faydası olmaz.) [İbrahim 18]
 Kerahat vaktinde namaz
Kerahat vaktinde örneğin akşam ezanına 10-15 dk. kala ikindi namazını kılmak mı uygun olur yoksa bekleyip akşamdan sonra kaza mı etmek daha uygundur?

CEVAP: Akşam ezanına 3 saniye bile kalsa hemen ikindiyi kılmak farzdır, yani Allahü ekber diyecek kadar bir zaman varsa kılmak farzdır, kılmamak haram olur. Hele 10-15 dakika kala kılmamak büyük günahtır haramdır. Sabah namazı hariç diğer vakit namazlarında da böyledir. Allahü ekber diyecek kadar zaman varsa kılınır ve namaz vaktinde kılınmış olur. Eğer bir mazeretle o vakte bırakılmışsa mekruh da olmaz. Basit mazeretlerle bırakılmışsa elbette tahrimen mekruh olur. Ama kazaya bırakmak ise daha büyük günah olur.
 Doğruyu bulmak için
Piyasada birçok sapık var, birçok kitap var, birçok grup var. Bunlar için ne diyebiliriz?
CEVAP:
Bizim iyi veya kötü dememizin bir kıymeti yok. Yani bir insan biz iyi deyince iyi olmaz, biz kötü deyince kötü olmaz. Şahıs ismi kitap ismi önemli değil. Binlerce âlim ve kitap var. Elimizde ölçü olursa rahat ederiz, kendimiz anlarız. Ölçüyü İmam-ı Rabbani hazretleri veriyor:
(Bir hükmün doğru veya yanlış olduğu Ehl-i sünnet âlimlerinin bildirdiklerine uygun olup olmamakla anlaşılır. Çünkü Ehl-i sünnet âlimlerinin bildirdiklerine uymayan her manâ, her buluş kıymetsizdir, yanlıştır. Çünkü her sapık, Kur’an ve sünnete uyduğunu sanır, sapıklığının doğru olduğunu iddia eder. Yarım aklı, kısa görüşü ile, bu kaynaklardan yanlış manâlar çıkarır. Doğru yoldan kayar, felakete gider. Ehl-i sünnet âlimlerinin bildirdikleri manâlar doğrudur, bunlara uymayan yanlıştır.) [1/ 286]
Demek ki doğru olmanın ölçüsü, Ehl-i sünnet âlimlerinin kitaplarına uyup uymamakla anlaşılır.
 Mezhepsiz kime denir?
Din kitabı yazarak dine hizmet etmiş şahıslara, belli bir mezhebe bağlanmadı diye mezhepsiz diye hakaret ve iftira etmek Müslümanlığa yakışır mı?
CEVAP:
Dini olmayana dinsiz, aklı olmayana akılsız, parası olmayana parasız, mezhebi olmayana da mezhepsiz denir. Bunun kadar tabii [doğal] başka şey ne olabilir ki? Mesela Efgani, Abduh ve Kardavi bizim mezhebimiz yok diyorlar. Onlara, kendi söylediklerini söylemek yani mezhepsiz demek yalan ve iftira olmaz. Gerçeği açıkça söylemek olur.
Mezhepsizce kitap yazmak da dine hizmet olmaz, dini değiştirmek olur. Dört mezhebin hükümlerini bildiren bir kitap yazmak çok iyi olur. Mesela Mizan-ül-kübra, Mezahib-i erbea uygun kitaplardır. Ama her mezhebin ictihadını yazıp doğrusu budur demek yanlıştır.

 

Başlık parası almak 26062003

 

Kızın babasının veya akrabasının nikaha veya kızı vermeye razı olmaları için damattan istedikleri para veya mal rüşvet olur. Rüşvet ise haramdır.
Erkek de, kız da evlattır. İnsan evladının mesut olması için elinden gelen yardımı yapmalı, damattan para almak yerine, gücünün yettiği nispette damada yardım etmeli! Başlık parası yüzünden evlenemeyenler, kötü yola düşenler görülmektedir. Evliliği zorlaştırmak günahtır.
::.::::::::::::::::::::
 Ben her zaman 800 milyona peşin satılan bir malı veresiye 1 milyara alıyorum. Bir arkadaş, sana 800 milyon vereyim git peşin al, oraya vereceğin 1 milyar liralık çeki, bana ver dedi. Bu caiz olur mu?
CEVAP:
Kitaplarda diyor ki: Zengin on bin lira değerindeki malı fakire, mesela 12 bin liraya veresiye satar. Fakir, malı alıp, başkasına, peşin on bin liraya satarak, on bin lira almış olur. Zengine 12 bin lira borçlu olur. Bu şekildeki satış caizdir. Yine kitaplarda diyor ki:
Zengin, bin lira ödünç isteyen fakire, bir malı 2 bin liraya veresiye satar. Sonra arkadaşı Ali’yi gönderir, Ali de kendi için o malı fakirden bin liraya peşin alır, ama parasını henüz vermeden, o malı, zengine bin liraya satar, parasını fakire vermesini söyler. Zengin de, bin lirayı fakire öder. Günü gelince fakirden iki bin lirasını ister. Böyle satışa, Resulullah izin vermiştir. (Kadihan)
Bu ifadelere göre, o arkadaştan 800 milyonu almak için, bir tükenmez kalemi veya başka bir malı ona 800 milyona peşin satarsınız. 800 milyonu fabrikaya götürüp malınızı alırsınız. O arkadaş da, bir tükenmez kalemi veya başka bir malı size bir milyara veresiye satar. Fabrikaya vereceğiniz bir milyarlık çeki o arkadaşa verirsiniz. Günü gelince arkadaşa bir milyar ödersiniz. Böylece faizden kurtulmuş olursunuz.
…………

Birinin çok acil paraya ihtiyacı var, etrafındakilerden de borç para bulamıyor. Bu kişi arabasını 10 milyara satarak aynı anda 12 milyara vade ile geri alıyor. Bu caiz midir?
CEVAP:
Caiz değildir. Eğer arabayı peşin 10 milyara satar, birkaç gün sonra, 12 milyara taksitle geri alırsanız bu faiz olmaz. Ama anlaşmalı değil bu. Tam İlmihal’de şöyle bir bilgi var:
Faiz günahından kurtulmak için (Iyne) yolu ile de ödünç vermek caiz olur. İbni Âbidin (Sarf) ve (Kefâlet) sonunda buyuruyor ki:
Iyne satışında zengin on lira değerindeki malı fakire mesela 12 liraya veresiye satar. Fakir, malı alıp, başkasına, peşin on liraya satarak, on lira almış olur. Zengine 12 lira borçlu olur. İmam-ı Ebu Yusüfe göre caizdir.
Iyne, bir malı veresiye satıp, bunu aynı mecliste, bu müşteriden peşin ve ucuz satın almaktır.
İki fiyat, önceden kararlaştırılıp şart edilirse, sözbirliği ile haramdır. Önceden şart edilmezse, Şâfi’ide caiz olur. Müşteri, bu malı aynı mecliste, başkasına satarsa, caizdir. (Hadika, Berika)
……………
İçki içmek ve kumar oynamak gibi bir haramdan kaçmak mı daha sevap, yoksa namaz kılmak, oruç tutmak mı daha sevaptır? Demek istediğim şu: Bir kimse içki içiyor, kumar oynuyor, namaz da kılıyor ahirette kârlı mı çıkar zararlı mı?
CEVAP:
Zararlı çıkar. Çünkü haramdan kaçmanın sevabı, farzları yapmanın sevabından daha fazladır.
……………..

Bir insan içki içip kumar oynasa mı daha çok günah kazanır, yoksa namaz kılmasa mı?
CEVAP:
Namaz kılmasa veya oruç tutmasa yani bir farzı yapmasa daha çok günah kazanır. Çünkü farzları yapmamanın günahı, haram işlemek günahından daha çoktur. Haramdan sakınmanın sevabı, farzı yapmanın sevabından kat kat çoktur.

 

Farklı ictihad ve farklı hadisler 29062003

 

Ateistlerle çeşitli sapıklar, farklı ictihad ve farklı hadis-i şerifleri bahane ederek İslamiyete saldırıyorlar. Allahü teâlâ (Resulüme uyun) buyuruyor. Resulü de, rahmet ve kolaylık olması için farklı hükümler bildirmiştir. Onun dindeki her sözü vahiydir. Ona uymak için, onun vârisleri olan âlimlere uymak lazımdır. Bir hak mezhebe uyan âlimlere uymuş olur. İctihad seviyesine yükselen âlim, ictihad yapar. İctihadında yanılsa bile sevap alır. Hadis-i şerifte buyuruluyor ki:
(Müctehid, ictihadında hata ederse bir, isabet ederse iki sevap alır.) [Buhari]
Hatası bile sevap olan âlimlerin böyle farklı ictihadları Allahü teâlânın bir rahmetidir. Hadis-i şerifte buyuruldu ki: (Âlimlerin farklı ictihadları rahmettir.) [Beyheki]
Farklı ictihadından dolayı bir âlim, öteki âlimin ictihadının yanlış olduğunu söylemez, söyleyemez. Çünkü Mecelle’de (İctihad ictihadla nakzedilemez) buyuruluyor. (Madde 16)
Farklı ictihadlar rahmet olduğu gibi, hadis-i şeriflerin farklı olması da rahmettir. Resulullah efendimiz, Müslümanlara rahmet olması için farklı hükümler bildirmiştir. Eğer tek hüküm olsaydı, mezhebler hasıl olmazdı. Kıyamete kadar, dünyanın her yerinde, her mevsimde, her şartta tek bir nizam olur, Müslümanların halleri, yaşamaları güçleşirdi. İmam-ı Şarani hazretleri, farklı ictihadların ve farklı hadis-i şeriflerin rahmet olduğunu bildirmek için koca bir kitap yazmıştır. Kitabına Mizan ismini vermiştir. Bu kıymetli eserinde birbirine zıt görünen hadis-i şeriflerin hikmetlerini açıklamıştır. Peygamber efendimiz, bazı emirleri zata mahsus [kişiye özel] olarak bildirmiştir. Mesela, erkeklere ipek yasak olmasına rağmen, Hz. Zübeyr ve Hz. Abdurrahman için, ipek giymelerine izin vermişti ve bu izin yalnız bunlara mahsustu. Hz. Arfece’ye de, altın burun takmasına izin vermişti. Bu hüküm umuma şâmil [genele geçerli] değildi. Bazı izin vermeler de, her ne kadar o şahsa ise de, herkes için geçerli idi. Bazıları da yalnız izin verilen şahsın durumunda olanlara mahsustu. Mesela hasta ise, secde edemeyene, ima ile kıl buyurmaları gibi. Bazılarına da zor işleri yapmasına izin verirlerdi, o da kuvveti yerinde olanlar içindi. Böylece birbirinden farklı birçok hadis-i şerif meydana çıkmıştır. İmam-ı Şarani, bunları teşdid ve tahfif olarak ayırmıştır. Farklı sahih hadis-i şeriflerden bazıları şöyledir:
(Kan aldırmak abdesti bozmaz.) [Beyheki] (Hanefi hariç, üç mezhepte böyledir.)
(Akar kan abdesti bozar.) [Beyheki, D. Kutni] (Hanefi’de böyledir.)
(Burnu kanayan abdest alsın.) [Beyheki] (Hanefi’de böyledir.)
(İmamın kıraati, cemaatin kıraatidir.) [Hatib] (Hanefi’de böyledir.)
(Fatihasız namaz olmaz.) [Buhari] (Şafiilerin ameli böyledir.)
(Ön avretine dokunan erkeğin abdesti bozulur.) [E. Dâvud, Tirmizi, Nesâi] (Maliki’de böyledir.)
(Ön avretine dokunan erkeğin abdesti bozulmaz.) [E. Dâvud,Tirmizi, Nesâi] (Hanefi’de böyledir.)
(Fercine dokunan kadının abdesti bozulur.) [Beyheki] (Şafii’de böyledir.)
(Abdestte, ağzı ve burnu yıkayın.) [Beyheki] (Sadece Hanbeli’de farzdır.)
(Ağzı ve burnu yıkamak sünnettir.) [Müslim] (Hanbeli hariç diğer üç mezhepte sünnettir.)
(Deve eti yemek abdesti bozar.) [Müslim, Ebu Davud, Tirmizi, Nesâi] (Hanbeli’de böyledir.)
(Besmelesiz abdest olmaz.) [E. Davud, Tirmizi, Beyheki, Hakim] (Hanbeli’de böyledir.)
(Ateşte ısınmış bir şeyi yiyip içmek abdesti bozar.) [Müslim, Ebu Dâvud, İbni Mace, Tirmizi, Nesâi] (Dört mezhebin ameli böyle değildir.)
(Denizin hayvanları helâldir.) [Ebu Davud, Tirmizi, Nesâi] (Hanefi hariç, 3 mezhepte böyledir.)

 

Yakınlarımıza yardım etmek 30062003

 

Yardım yaparken, ödünç verirken akrabayı, yakınları tercih etmek mi lazım?
CEVAP:
Herkese iyilik etmek, ödünç veya sadaka vermek çok sevaptır. Akrabaya, yakınlara, beraber çalıştığımız arkadaşlara, komşularımıza yapılan iyilik daha sevaptır.
(Fakir kocama infakta bulunsam, sadaka yerine geçer mi?) diye sual eden bir kadına, Peygamber efendimiz buyurdu ki:
(İki sevap vardır. Biri sadaka, diğeri de sıla-i rahim sevabı.) [Buhari]
Bu husustaki hadis-i şeriflerden birkaçı şöyledir:
(Senden yüz çeviren akrabana verilen sadaka daha faziletlidir.) [Taberani]
(Yakın akraba ve komşuya verilen sadakanın sevabı iki misli fazladır.) [Taberani]
(Paranızı önce kendi ihtiyaçlarınıza, artarsa çoluk çocuğunuzun ihtiyaçlarına sarf edin! Bundan da artarsa akrabalarınıza yardım edin!) [Müslim]
(Bir kimseden amcasının oğlu yardım ister de, o da gücü yettiği halde, vermezse, kıyamet günü Allahın fazlından mahrum kalır.) [Taberani]

* * *
Salih olan erkek ve kız çocuğa hediyeyi, eşit vermek gerekir mi?
CEVAP:
Evet gerekir. Hadis-i şerifte buyuruldu ki:
(Hediye verirken çocuklarınız arasında eşitliğe riayet edin!) [Taberani]
Bir kimse, malının hepsini çocuğunun birine verip diğerlerine vermese, bu mal, çocuğun mülkü olur. Diğer çocukların, bundan bir şey istemeye hakları olmaz. Fakat babası, salih çocukları arasında ayırım yaptığı için günaha girer. (Hindiyye)
Salih veya ilim tahsilinde olan çocuğa daha çok mal vermek caizdir. Salihlikleri eşit ise, eşit vermelidir! Çocukları fasık olan kimsenin, miras bırakmayıp, salihlere, hayrata vermesi iyidir. Çünkü onların işleyeceği günaha yardım etmemiş olur. (Bezzâziyye)
Fasık çocuğa nafakadan fazla yardım yapmamalıdır!
* * *
Halamın oğlu bize geliyor ve her türlü eşyalarımdan giyip gidiyor, kendininkileri bırakıyor. Benim bir şey demeyeceğimi biliyor fakat bazen bazı eşyalar için kalbimden aman onun olsun geri istemem diye geçiriyorum. Sonradan onlara gidince hangisi için böyle düşünmüştüm şaşırıyorum. Lisanen o eşya için al senin olsun demedikçe onun mülkü olur mu?
CEVAP:
Para hariç, al kullan diye verilen şey hediye olur. Giyip gitmekle, kendi eşyasını bırakmakla giydikleri ona hediye edilmiş olmaz. Kalbinden geçirmekle de olmaz. Sendeki eşyalarımı sana hediye ettim dersen hepsi hediye olur.
* * *
Ödünç altın, ödenirken, değerine göre kağıt lira, döviz veya başka mal verilse caiz midir?
CEVAP:
Ödünç veren razı olursa her mal verilebilir.
* * *
Ödünç alınan parayı, başkasına ödünç vermek caiz midir?
CEVAP:
Bir mahzuru olmaz.
* * *
Benden ödünç isteyen arkadaştan, rehin olarak bir şey istemem caiz midir?
CEVAP:
Evet caizdir.

 

mayıs2003     haziran2003    2003    temmuz2003