|
SOHBET 2003 AĞUSTOS |
|
|
· Baba kelimesinin anlamları (Makale) (03/08/2003) · Kur’an-ı kerimi tercüme etmek (Makale) (04/08/2003) · Kur’an'ı yanlış tercüme etmek (Makale) (05/08/2003) · Ölüler, elbette işitir (Makale) (06/08/2003) · Resulullah'ı yalanlayanlar (Makale) (07/08/2003) · Kolu açık namaz kılmak (Makale) (10/08/2003) · Arş da sonradan yaratıldı (Makale) (11/08/2003) · Kaderin de kaderi var mı? (Makale) (12/08/2003) · İmanı kurtarmanın çaresi (Makale) (13/08/2003) · Dini kolaylaştırmaya çalışmak (Makale) (14/08/2003) |
· İnsanlarda üstünlük sırası (Makale) (17/08/2003) · Ziynetli elbise ile namaz (Makale) (18/08/2003) · Emanetin önemi üzerine (Makale) (19/08/2003) · Allah’ın halifeleri vardır (Makale) (20/08/2003) · Mekr-i ilâhî ne demektir? (Makale) (21/08/2003) · Melekleri kız sanmak yanlıştır (Makale) (24/08/2003) · Sevgi beslemek, günah mıdır? (Makale) (25/08/2003) · İmanın zirvesine çıkmak (26/08/2003) · Belaya sabretmenin önemi (27/08/2003) · Dört kıymetli aydan biri (28/08/2003) · Hıristiyanlık nedir? (31/08/2003) |
Baba kelimesinin anlamları 03082003
Hıristiyanlar niçin Allah’a baba diyorlar. Bir de Peygamber
efendimizin dedelerinden olan Hz. İbrahim’in babasına kâfir denir mi?
CEVAP:
Kur’an-ı kerimde, Hz. Yakub’a, (Baban İbrahim, İsmail ve İshak) buyuruluyor.
(Bekara 133) Bilindiği gibi, Hz.Yakub, Hz. İshak’ın oğludur. Hz. İsmail
amcası, Hz. İbrahim ise dedesidir. Demek burada, amcaya da, dedeye de baba
denmiştir. Hz. İbrahim’in babası Taruh olduğu halde, amcası ve üvey babası Azer
için Kur’an-ı kerimde (İbrahim’in babası) ifadesi geçmektedir. (Enam 74)
Hz. Âdem’e baba dendiği gibi, Hz. Nuh’a da ikinci baba denmektedir. Hadis-i
şerifte, (Âdem ile Nuh arasında on baba vardır) buyuruldu. (Taberani)
Resulullah, amcası Ebu Talib’e baba ve bunun hanımı Fatıma binti Esed’e anne
demiştir. Bu hadis-i şeriflerle sabittir. Türkistan’da, hürmet edilen kimselere
de baba denildiği, Reşehat kitabında yazılıdır. Çeşitli milletlerde, amcaya,
üvey babaya, kayınpedere ve yardımsever zatlara baba demek âdettir. İnsanlara
iyilik eden, onları himayesine alanlara mecaz olarak, baba adam veya fakir
babası denir. Yaşlı kimselere de hürmeten baba denir. Eskiden tekke büyüğüne de
baba denirdi. Bektaşi babası gibi. Bugün çete başlarına mafya babası
denmektedir. Yaşlı kadınlara da, Ayşe ana, Fatma ana veya Hacı anne dendiği
meşhurdur. Böyle söylemekle, yani baba demekle, o kimse bizim babamız olmadığı
gibi anne dediğimiz kadın da annemiz olmaz. Bunlar hürmet için söylenir. Yine
yaşlı kimselere, bir akrabalığımız olmadığı halde, Amca, dede, yaşlı kadınlara
da, Teyze, nine deriz. Bunlar, gerçek anlamda değil, bir saygı ifadesidir.
Kayınvalideye ve kayınpedere, Ana-baba demek ise pek normaldir. Ceddimiz,
kayınvalideye ve kayınpedere, Hanım anne, Bey baba da demişlerdir. Hakiki ana
baba ile karışmamaları için böyle söylemek daha iyidir. Bazı yerlerde
kayınvalideye Cici anne de diyorlar. Bunlar mubah âdetlerdir. Günah olmayan
âdetlere uymakta mahzur yoktur. Hatta mubah olan âdete uymamak şöhrete, kalb
kırmaya sebep olursa böyle âdetlere uymak gerekir. (Hadika)
Bugün bazı Hıristiyanlar, (Hepimiz Allah’ın çocuğuyuz. Allah hepimizin
babasıdır. İncillerdeki Baba ve oğul kelimelerini böyle anlamak gerekir)
diyorlar. Hıristiyanların çoğu ise, İncillerdeki baba kelimesini yanlış
anladıkları için, hâşâ Allahü teâlâya İsa’nın babası demişlerdir. İncillerde
baba, mübarek bir varlık ve oğul da sevgili bir kul demektir. Yani maksat, üç
tanrı değildir. Baba ve oğul kelimelerinin kullanıldığı yerlerden çıkan mana
şöyledir: (Her şeyin hakimi ve maliki Allahü teâlâ, Hz. İsa gibi sevgili bir
kulunu insanlara peygamber olarak göndermiştir.)
İncillerin eski İbranice nüshalarından yanlış tercüme edildiğini söyleyenler
haklıdır. Zira İbranice’de Baba kelimesi, (Hürmete layık büyük bir şahsiyet)
manasına da gelmektedir. Bunun için Kur’an-ı kerimde, Hz. İbrahim’in amcası olan
Azer’e, (Azer denilen babası) denilmektedir. Oğul kelimesi de İbranice’de,
kendisine son derece bir sevgi ile bağlı bulunduğu bir şahsı tasvir etmek için
kullanılır. Matta İncilinin 5. babı, 9. âyetinde, (Ne mutlu barışçılara! Onlara
Allah’ın oğlu denecektir) deniliyor. Burada Oğul kelimesi, (Allah’ın sevgili
kulu) demektir. O halde, hakiki İncilde Baba, mübarek bir mevcut ve oğul da
sevgili bir kuldur.
Kur’an-ı kerimi tercüme etmek 04082003
Kur’an-ı kerimin
tefsiri ve tevili ancak ehli olan âlimler tarafından yapılır. Fakat kelime
kelime tercümesi mümkün olmaz. Tercüme ile murad-ı ilahi anlaşılamaz. Hadis-i
şeriflerin de kelime kelime tercümesi çok zaman yanlış manalara gelir. Hatta bir
dildeki deyim, terim ve atasözlerinin kelime kelime tercümesi çok yanlış olur.
Mesela Fransızca, (De bonne guerre), kelime olarak, iyi savaştan
demektir. Deyim olarak, kanunlara uygun demektir. İngilizce, (Rain cats and
dogs)=kedi köpek yağıyor demektir. Deyim olarak sağanak halinde yağmur
yağıyor demektir. Bir gazetenin İngilizce bilen muhabiri, bu ifadeyi okuyunca,
(Amerika’ya kedi köpek yağdı) diye haber vermişti. İngilizce’de bu hatayı
yapan, Kur’an-ı kerimdeki ifadelerde ne çamlar devirmez ki... Selefilerin Allah
gökte demesi bu yüzdendir. Allah’ı eli gözü kulağı olan bir insan gibi
düşünmeleri bu sebepledir. Arapça’daki deyimlere geçmeden önce Türkçe’deki
deyimlere bakarsak konunun önemi daha iyi anlaşılır. Mesela (Göz boyamak)
tabirini kelime kelime yabancı bir dile çevirirsek, gözün üstüne boya sürmek
gibi bir mana çıkar. Halbuki, Türkçe’de göz boyamak, aldatmak demektir. (Göze
girmek) gözün içine girmek değil, takdir toplamak, itibar kazanmak demektir.
(Gözden düşmek) de itibarını kaybetmek demektir. Eli açık deyiminde de,
el ve açık kelimelerini kullanmadan, cömert anlamına gelen kelimelerle tercüme
etmek gerekir. Türkçe’de hırsızlık yapana eli uzun derler. Arapça’da ise cömert
demektir. Hz. Zeyneb binti Cahş, cömert ve marifetli idi. Peygamber efendimiz
onun hakkında, (Bana en önce kavuşacak olanı, eli uzun [cömert] olanıdır)
buyurmuştur.
Dünya kelimesi, Türkçe’de, yeryüzü manasından başka, fikir ve inanç
bütünlüğü manasına (İslam dünyası) denir. Görüş manasına da gelir.
(Dünyaları ayrı iki insan) gibi. Çok kalabalık manasına da, (Dünyanın
insanı gelmiş) denir. Başka manaları da vardır. Bunlar dünya olarak başka
dile nasıl tercüme edilir ki. Elbette açıklayarak çevrilir. Kur’an-ı kerimin
böyle kelime kelime yapılan mealleri çok yanlıştır.
Dünya, Arapça’da alçak, mal gibi başka manalara da gelir. Üç örnek:
(Dünya [deni, alçak şeyler, haram ve mekruhlar] melundur.) [İbni Mace]
(Dünya [dünya malı] bana yaklaşmak istedi. “Benden uzaklaş” dedim. Giderken,
“Sen benden kurtuldun ama, senden sonrakiler benden kurtulamaz” dedi.) [Bezzar]
(Cennet anaların ayakları altındadır) hadis-i şerifini, (Cennet, ananın
rızası altındadır) şeklinde açıklamak gerekir. Ancak bu kadar bir açıklama
da kâfi gelmez. Çünkü ana babanın gayri meşru emirlerine de riayet edilmesi
gerekeceği anlaşılır. Ayrıca bir çocuk, Müslüman olmasa; ama ana babasının
rızasını alsa, Cennete gideceği de zannedilebilir. O halde hadis-i şerifi İslam
âlimlerinin açıkladığı şekilde bildirmelidir. Yani, (Müslüman bir evlat,
Müslüman ana babanın dine uygun emirlerine riayet edip rızalarını kazanırsa,
Cenneti kazanır) demek gerekir. (Eş-şeru tahtesseyf) ve (El
Cennetü tahte zılalissüyuf) hadis-i şeriflerini kelime kelime tercüme
edersek (İslam kılıç altındadır) ve (Cennet kılıçların gölgesi
altındadır) demektir. İslam kılıcın altında ne demektir? Kılıç ile atom
bombası, roket, radar, füze gibi her çeşit savaş araçları kastedilmektedir.
Müslümanlar, ekonomide, teknolojide ileri seviyede olursa, dinlerini korumuş
olurlar. Yani, İslamiyet, kılıç ve diğer araçların koruması altındadır.
Amerika’nın, Rusya’nın tekniğini almak gerekir. O halde yukarıdaki hadis-i
şeriflerin açıklaması şöyle olur:
(İslamiyet, kâfirlerdeki silahların hepsini yapmakla ve bunları iyi
kullanmakla sağlam kalır.)
Kur’an'ı yanlış tercüme etmek 05082003
Birçok kelimenin
bir hakiki manası, bir de, kinaye mecaz manası olur. Kinaye, bir şeyi, açık
anlamı başka olan kelimelerle anlatmaktır. Kur’an-ı kerimde mecazi ifadelerden
başka, Müteşabih âyetler vardır. Bunlara görünen manayı vermek çok yanlış olur.
Bilhassa Allahü teâlâ ile ilgili mecazlar, müteşabih olanlar daha önemlidir.
Allahü teâlâ hiçbir yaratığa benzemez. Çünkü, Kur’an-ı kerimde buyuruluyor ki:
(Leyse ke mislihi şeyün=Onun benzeri hiçbir şey yoktur.) [Şura 11]
(Sübhanekellahümme=Allah’ım, Seni noksan sıfatlardan tenzih, kemal sıfatlarla
tavsif ederim.) [Yunus 10]
Allahü teâlâ hiçbir
şeye benzemezken benzediği sanılan âyetler de vardır. Birkaçı şöyledir:
(Kıyamet günü yeryüzü Allah’ın kabzasında olur, gökler de sağ eliyle
dürülür.) [Zümer 67]
(Yahudiler, Allah’ın eli bağlıdır, dediler. Hayır, Allah’ın iki eli de açıktır.)
[Maide 64]
(Allah’ın eli onların ellerinin üzerindedir.) [Fetih 10]
(Doğu da batı da Allah’ındır. Nereye dönerseniz Allah’ın yüzü oradadır.)
[Bekara115]
(Allah Arş’a istiva edendir. Nerede olsanız, O sizinle beraberdir.) [Hadid 4]
Bu âyetlerde bildirilen el, yüz ifadeleri, bir mahlukun eli veya yüzü gibi
sanılabilir. Halbuki Allah hiçbir mahluka benzemez. Benzemediğini de birinci
âyette bildirdik. İstiva kelimesi oturmak sanılırsa Allah mahluklara benzetilmiş
olur ve yukarıdaki âyetlere aykırı olur. Nerede olursanız sizinle beraberdir
ifadesi de mecazidir. Çünkü O mekandan münezzehtir. Selefiler bu âyeti tevil
ettikleri halde, ötekileri tevil etmiyorlar. Selefilere değil, Ehl-i sünnet
âlimlerinin açıklamalarına itibar etmeli.
Açıklamasız tercümeler yanlış olur. Kur’an-ı kerimde buyuruluyor ki:
(Kadınlara dokununca gusledin.) [Maide 6] (Cima için lems=dokunmak
kelimesi kullanılmıştır. Bu haliyle yazılırsa kadına dokunanın gusletmesi
gerektiği anlaşılır.)
(Kanadını müminler için indir.) [Hicr 88] (Şefkat et, tevazu göster
demektir. Sadece kanadını indir dememeli.)
(Ellerini boynuna bağlama, büsbütün de açma.) [İsra 29] (Cimrilik etme,
israfa da kaçma demektir. Açıklamasız yazmamalı.)
(İbil’in nasıl yaratıldığına bakmazlar mı?) [Gasiye 17] (İbil deve
demektir. İbil’in başka manalarını da düşünen bir Yahudi dönmesi, İbil’i yağmur
yüklü bulut diye tercüme ederek Kur’anın manasını değiştirmeye çalışmıştır.)
Rahman suresinin baş taraflarında vezn, mizan kelimeleri geçiyor. Piyasadaki
bazı meallerde vezn=tartı, terazi diye tercüme edilmiştir. Vezn kelimesinin
tartı, terazi olarak tercüme edilmesi hatalı olur. Ayette güneş ve ayın bir
hesap, bir muvazene, bir denge, bir sistem, bir nizam üzere hareket ettikleri
bildirilmektedir.
Mümin, kâfir, fasık, salih, münafık gibi kelimeler aynen alınmalı, bundan sonra
gerekli açıklamalar yapılabilir. Bunların yerine tercümesi diye uydurma bir
kelime konursa manası bozulur. Mesela bir mezhepsiz, kâfirun suresindeki kâfir
kelimesini nankör diye tercüme etmiştir. Bir başka mezhepsiz de salih kelimesini
barışsever olarak tercüme etmiştir. Bir başka mezhepsiz de, Salat kelimesini dua
diye tercüme etmiştir. Salat kelimesi dua anlamına gelirse de, birçok yerde
namaz yerine kullanılmaktadır. Salat=dua diye yazan mezhepsizin mealini
esas alan ve kendilerine mealciler denen bir grup türemiştir. Bunlara göre namaz
diye bir şey yoktur. Biraz dua etmekle namaz kılınmış olur.
Bu acı örnekler gösteriyor ki, Kur’anı kelime kelime tercüme etmek yanlış olduğu
gibi, böyle yanlış tercümelerle amel etmeye kalkmak da çok yanlış olur.
Ölüler, elbette işitir 06082003
Tevil gereken
Kinaye, Mecaz ifade eden birçok âyet vardır. Selefiler, hem ruh ölmez diyorlar,
hem de Resulullah ölüdür, işitmez, şefaat ya Resulallah demek şirktir diyorlar.
Mecazı bilmiyorlar. Bu konudaki bazı âyet-i kerime mealleri şöyledir:
(Savaşta öldürülenleri siz değil, Allah öldürdü. Attığın zaman da, sen değil,
Allah attı.) (Enfal 17) Birileri, ötekileri öldürüyor, Allah, ben öldürdüm
diyor, Resulullah atıyor, sen atmadın ben attım buyuruyor. Aynen bunun gibi
aşağıda da kabirdekilere sen değil, ben işittiririm buyuruyor.
(Kâfirler, sağır, dilsiz, kör oldukları için doğru yola gelmezler.) [Bekara 18]
(Kâfirler sağır, dilsiz ve kör oldukları için, akıl edemezler, düşünemezler.)
[Bekara 171] Yani hakkı işitmedikleri için sağır, doğruyu söylemedikleri
için dilsiz, gerçeği görmedikleri için kör, denilerek hidayete kavuşmadıkları
bildirilmiştir. Buradaki işitmek, kabul etmek demektir. (Beydavi)
(Bu dünyada kör olan, ahirette de kördür.) [İsra 72] (Bu âyette de yaşayan
ve ölen kâfirlere kör deniyor. Yoksa dünyadaki körler ahirette kör
olmayacaktır.)
(Sağırlara işittiremezsin. Körleri ve sapıkları doğru yola eriştiremezsin.) [Zuhruf
40] Bu âyette işittiremezsin demek, sen hakkı kabul ettiremezsin demektir.
Kabirlerdekilere işittiremezsin demek de, inatçı kâfirlere işittiremezsin, yani
hakkı kabul ettiremezsin demektir. (Beydavi)
(Körle gören [kâfir ile mümin] karanlıkla aydınlık [Bâtıl ile hak], gölge ile
sıcak [cennetle cehennem] bir olmaz.Dirilerle ölüler de bir olmaz. Elbette
Allah, dilediğine işittirir. Sen kabirdekilere [inatçı kâfirlere]
işittiremezsin, sen sadece bir uyarıcısın.) [Fatır 19-22 Celaleyn]
Bu âyette, kâfire kör, mümine gören, cennete gölge deniyor. Resulullah
kabirdekilere ne söyleyecek de işittirecek? Haşa bu abesle iştigal olmaz mı?
Haşa peygamberimiz cahil mi de kabirdekileri hidayete kavuşturmaya uğraşsın?
Hemen âyetin devamında, (Sen sadece bir uyarıcısın), yani vazifen
kâfirleri hidayete kavuşturmak değil, sadece tebliğdir buyuruluyor. Demek ki
kabirdekilerden maksat, yaşayan inatçı kâfirlerdir. (Beydavi)
(Kâfirlerin gözleri değil, göğüslerindeki kalbleri kördür.) [Hac 46]
Burada kâfirlerin gözleri değil, basiretlerinin kör olduğu açıkça bildiriliyor.
Yani öteki âyetleri de açıklamış oluyor. Yukarıdaki âyetlerde sadece onlar kör,
sağır ve dilsiz diye geçiyordu. Bu âyette ise kör demek, maddi gözün olmadığı,
kalblerinin kör olduğu yani kâfir oldukları bildiriliyor. O halde kör denilince
baş gözü anlaşılmadığı gibi, ölü veya kabirdekiler denilince de, mezardaki ölü
anlaşılmamalıdır.
(Sen, ölülere işittiremezsin; arkalarını dönüp giden sağırlara da daveti
duyuramazsın. Körleri sapıklıklarından vazgeçirip doğru yola getiremezsin; ancak
âyetlerimize inananlara duyurabilirsin.) [Neml 80, 81 Rum 52, 53]
Burada diri olup, gözü kulağı ve beyni olan kâfirler ölüye benzetiliyor,
(Ölüleri [kâfirleri] imana kavuşturamazsın) deniyor. (Ölülere, sağırlara
işittiremezsin) ifadesinden sonra, (Sen ancak âyetlerimize iman
edeceklere işittirebilirsin) buyuruluyor. Kâfirlerin işitmeyeceği, yani
hakkı kabul etmeyeceği, ancak iman edeceklerin işitecekleri, yani kabul
edecekleri açıkça bildirilmektedir. Eğer gerçekten kabirdekilerden maksat ölü
olsa idi, ölü de işitmeseydi iman edenlere işittirebilirsin ifadesi yersiz ve
yanlış olurdu. Hem de kâfir ölü işitmez, mümin ölü işitir anlamı çıkardı.
Halbuki Buhari’deki hadis-i şerifte, (Kâfir ölü de işitir) buyuruluyor.
Resulullah'ı yalanlayanlar 07082003
Okuyuculardan
e-mailler geliyor. Hadis, icma, âlim, mezhep falan tanımayanlar çıkıyor. Yalnız
Kur’an diyorlar ama Kur’ana da inanmıyorlar. Kur’an-ı kerimde buyuruluyor ki:
(Resule itaat eden, Allah’a itaat etmiş olur.) [Nisa 80]
(O, kendisine vahyedilenden başkasını söylemez.) [Necm 4]
(Allah’ın yolu ile, peygamberlerin yolunu farklı göstermek isteyenler kâfirdir.)
[Nisa 150-1]
Bunları kabul etmeyen Kur’ana inanmış sayılmaz.
İbret vesikası olacak bir sapığın yazısı:
Sayın hocam, şunu peşinen söyleyeyim ki ben hiçbir gruptan değilim. Bana
hizbulKur’an derler. Kur’an ne diyorsa o benim yolumdur. Ben mezhep meşrep
tanımam. Kur’ana aykırı kim ne söylerse ret ederim. Babam bile olsa teper
atarım. İmam-ı a’zam dediğiniz Ebu Hanife olsun, İmam Buhari olsun, İmam Gazzali
olsun Kur’ana aykırı ise hiçbirisini kabul etmem. Hatta Resulullah bile Kur’ana
aykırı söylese asla kabul etmem. Rivayetleri sahih de olsa Kur’ana aykırı olan
hiçbir hadisi kabul etmem. Mesela Buhari’de, aynı zamanda Müslim’de senedi
sahih, rivayeti kuvvetli olmasına rağmen Kur’ana aykırı olan şu hadis
naklediliyor. Resulullah kâfir ölülerine seslenmiş, Hz. Ömer de leşlere mi
söylüyorsun demiş. Resulullah da, onlar sizden daha iyi işitir demiş. Bu rivayet
istendiği kadar sahih olsun, isterse Resulullah bizzat benim yanımda söylesin,
bu hadis Kur’ana aykırıdır. Birçok âlim bunu kitabına almışsa da hepsi Kur’ana
aykırı hareket etmiştir. Çünkü Kur’anda, (Sen ölülere, kabirdekilere
işittiremezsin) deniyor. Resulullah da diğer ölülerden farksızdır. O da
ölüdür. Ona şefaat ya Resulallah diyen müşrik olur. Sahabe kabirleri yıkıldığı
gibi, Resulullahın kabri de yıkılması gerekirdi. Çünkü onun kabrinden şefaat
isteyip müşrik oluyorlar. Onun kabrini yıkmayanlar milletin müşrik olmasına
sebep oldukları için sorumludur. Peki onlar sorumlu oluyor da sizler bu
hadisleri nakletmekle sorumlu olmuyor musunuz?
CEVAP: Sen inkâr etsen de, düşünce olarak tam selefi fikirlisin. Bunlara
cevap vermek için bir kitap yazmak gerekir. Zaten bu konularda kitaplar da
yazılmıştır. Kıyamet ve Ahiret kitabının Müslümana Nasihat kısmında vesikaları
ile gerekli cevaplar verilmiştir. Dünkü yazımızda da yeterli cevap vardı. Dünkü
yazıda deniyordu ki: (Körle gören [kâfir ile mümin] karanlıkla aydınlık
[Bâtıl ile hak], gölge ile sıcak [cennetle cehennem] bir olmaz. Dirilerle ölüler
de bir olmaz. Elbette Allah, dilediğine işittirir. Sen kabirdekilere [inatçı
kâfirlere] işittiremezsin, sen sadece bir uyarıcısın.) [Fatır 19-22 Celaleyn]
Bu âyette, kâfire kör, mümine gören, cennete gölge deniyor. Resulullah
kabirdekilere ne söyleyecek de işittirecek? Hâşâ bu abesle iştigal olmaz mı?
Hâşâ peygamberimiz cahil mi de kabirdekileri hidayete kavuşturmaya uğraşsın?
Hemen âyetin devamında, (Sen sadece bir uyarıcısın), yani vazifen kâfirleri
hidayete kavuşturmak değil, sadece tebliğdir buyuruluyor. Demek ki
kabirdekilerden maksat, yaşayan inatçı kâfirlerdir. (Beydavi)
Müfessirlerin şahı İmam-ı Beydavi’ye, en kıymetli iki hadis kitabı olan Buhari
ve Müslim’e inanmayana söylenecek söz olmaz ki? Üç âyet meali: (Bu misalleri
ancak âlimler anlar.) [Ankebut 43], (Bilmiyorsanız âlimlerden sorunuz.) [Nahl
43], (Hiç bilenle bilmeyen bir olur mu?) [Zümer 9]
Hadis-i şeriflerde de buyuruldu ki: (Âlimlere tâbi olun.) [Deylemi], (Âlimler
vârislerimdir.) [Tirmizi], (Âlimler birer rehberdir.) [İ. Neccar]
Kolu açık namaz kılmak 10082003
Bazı kimseler, “Eskiden padişahın huzuruna başı açık
çıkılamayacağı için, başı açık namaz kılmak mekruhtu. Artık buna gerek kalmadı.
Kısa kollu gömlekle ve haşema ile namaz kılmak mekruh değildir. Bu her zaman
giydiği kıyafetidir” diyerek dinde reform yapmak istiyorlar. Dinimiz bu konuda
ne diyor?
CEVAP:
Muteber kitaplardaki ifadeler şöyledir:
1- Nimet-i İslam’da, namazın mekruhlarının 11’incisinde, (Erkek
kısmı namazda kolunu açık bulundurmaktır) deniyor. Dipnotta ise, etekleri
toplayıp bacakları açmak da mekruh diyor. (s.564) [Aynı kitabın
mekruhların 12’ncisinde ise, sadece şalvar ile, izar ile namaz kılmanın mekruh
olduğu bildiriliyor. Çünkü vücudun üst kısmı açılarak ten görünmektedir.]
2- Elbisenin kollarını sıvayarak kolları açık namaz kılmak mekruhtur.
Fetava-i Kadıhan’da da böyledir. (Hindiyye) [Burada sıvamak değil,
kolları açmanın, teni göstermenin mekruh olduğu bildiriliyor. Nitekim, yine aynı
kitapta deniyor ki: Gömleği varken, gömleksiz namaz kılmak mekruhtur, Hulasa’da
da böyle yazmaktadır. Bir omzu açık bırakarak namaz kılmak da mekruhtur. (Hindiyye)]
3- İzarının ön ve arkasını, toz olmasın diye yukarı çekmek mekruhtur.
Yenleri ve izarı sığalı olarak namaz kılmak da mekruhtur. (Halebi) [İzar;
etek, peştamal gibi belden alta giyilen elbisedir. Etek yukarı çekilince bacak
görülür. Kıvırmak değil, bacağın görülmesi mekruhtur. Yere sürünüp, toz toprak
olmasın diye yukarı çekmek de mekruhtur. Çünkü bacak görünür. Eğer bacağı
göstermeyen uzun don varsa mekruh olmaz. Yine aynı kitapta diyor ki: Namazı
sadece izar ile kılmanın mekruh olduğu hadis-i şerifle bildirildi. [Çünkü
vücudun üst kısmı açık kalmaktadır.] Fakat başka elbisesi yoksa mekruh olmaz.
(Halebi)]
4- Dürrül-muhtar’da diyor ki: (Namazda toz, topraktan korunmak
için yen ve paçasını sıvamak mekruh olduğu gibi; elbiseyi toplamak, yani
kaldırmak da mekruhtur.) İbni Abidin hazretleri burayı açıklarken buyuruyor
ki: Elbiseyi secdeye giderken kaldırmak da mekruhtur. Bahr sahibi diyor ki: Az
sıvansa da mekruhtur. Çünkü elbiseyi toplamak sözü hepsini içine alır.
5- İbni Abidin’in oğlu Muhammed Alaeddin Hediyyetül alaiyye isimli
kitabında, namazın mekruhlarının 10’uncusunda (Erkekler için kolları açmak)
tabiri var. Mekruhların 16’ncısında ise, izarını kaldırmak ifadesi var. İzar
kaldırılınca bacaklar görünür. Demek ki mekruh olan, sıvamak değil tenin
görünmesidir.
6- Erzurumlu İbrahim Hakkı hazretleri buyuruyor ki: Çiğini
[omuzlar] ve kollar açık olarak namaz kılmak mekruhtur. (Marifetname
s.268)
7- Şir’a şerhindeki hadis-i şerifte, (Yakası kapalı kılınan
namaz, yakası açık kılınandan yetmiş derece daha sevaptır) buyuruluyor.
Demek ki yakayı bağrı açıp teni göstermemelidir.
Kısa kol için, bu her zaman giyilen kıyafettir deniliyor. Bir erkek de şortla
gezebilir bu onun kıyafeti olabilir. [Bu kıyafet namazı bozuyor veya mekruh
ediyorsa giymemek gerekir. (Dürer)]
Bu vesikalara rağmen, hâlâ kısa kollu gömlek ile namaz kılmak mekruh değil diyen
kimse, ya çok mutaassıptır [bağnazdır], yahut sünnete, mekruha önem vermeyen bir
cahildir. Yahut bir reformcudur. Kısa kol ile namaz kılmanın mekruh olmadığını
söyleyen hakiki bir âlim ve muteber kitap yoktur.
Arş da sonradan yaratıldı 11082003
Hıristiyan
taraftarı görünen Yahudiler, Hz. İsa’nın, göğe çıkıp, Allah’ın sağına oturduğu
ve Allahü teâlânın gökte olduğu inancını Hıristiyanlığa sokmuşlardır. Hıristiyan
İngilizler tarafından uydurulan selefi inanışına göre de tanrı gökte, Hz.
Muhammed de sağ tarafında oturmaktadır. Kitabül-Arş isimli kitapta,
“Allah Arş’a oturur, yanında Resulullaha da yer bırakır” deniyor.
Hıristiyanlarla selefilerin böyle konularda birbirine benzemesi tesadüf
değildir. Yahudiler Hıristiyanlığı bozdukları gibi, Hıristiyanlar da
Müslümanlığı bozmaya uğraşıyorlar. İstisnasız Ehl-i sünnet âlimlerinin hepsi
“Allah mekandan münezzeh” buyuruyor.
İmam-ı Gazali hazretleri buyuruyor ki:
Ehl-i bâtıl, istiva, vech, yed gibi kelimeleri tevil etmedikleri için
sapıtmışlardır. Allah’ın, Arş’ı istiva etmesi, Arş’ı hükmü altına alması
demektir. (İlcam-ül-avam)
M. Halid Bağdadi hazretleri buyuruyor ki:
Müteşabih âyet ve hadisler, kısa veya uzun olarak, tevil olunur. Yani, Allah’a
yakışacak mana verilir. Mesela, (Arş’a istiva eden Allah, nerede olursanız
olun, sizinle beraberdir) mealindeki âyet için, bu âyette ne murat
edilmişse, öylece inandım demeli. Allah’ın ilmi, bizim ilmimize, benzemez. Onun
istivası da bizim istivamıza benzemez, beraber olması bizim beraber olmamıza
benzemez demelidir. (İtikadname)
Selefiler, bu âyetin, beraber olma kısmını tevil ettikleri halde, istiva
kısmını tevil etmiyorlar. Böylece Allah’a mekan ve acizlik isnat ediyorlar.
Allahü teâlâ hiçbir mahluka benzemez ve noksan sıfatlardan da münezzehtir.
Beraber olma âyetini, bir kimsenin bir kimse ile beraber olması gibi zannetmek
küfür olur. O zaman mahluka benzemiş olur. O her yerde demekle de, mekan isnat
edilmiş olur. Allah’ın mekana ve oturmaya ihtiyacı olur mu? (O hiçbir şeye
benzemez) mealindeki âyet nasıl inkâr edilir? İki âyet meali de şöyledir:
(Onun benzeri hiçbir şey yoktur.) [Şura 11]
(Allah’ım, Seni noksan sıfatlardan tenzih eder, kemal sıfatlar ile tavsif
ederim.) [Yunus 10]
İmam-ı Rabbani hazretleri buyuruyor ki:
Allah, zamanlı, mekanlı, cihetli değildir. Bir yerde, bir tarafta değildir.
Zamanları, yerleri, cihetleri O yaratmıştır. Bir şey bilmeyen Onu Arş’ta veya
gökte sanır. Arş da, Onun mahlukudur. Sonradan yaratılan bir şey, kadim olana
yer olamaz. Allah, bildiğimiz, düşünebileceğimiz şeyler gibi değildir. Nasıl
olduğu anlaşılamaz, düşünülemez. Hatıra gelen her şey yanlıştır. Allahü teâlâ,
kâinatın ne içinde, ne de dışındadır. Çünkü kâinat, hayal mertebesinde
yaratılmıştır. Kâinatın devamlı var görünmesi Allahü teâlânın kudreti ile
oluyor. (2/67; 3/17)
Bir kimse hayal kursa, hayalinde çeşitli işler yapsa, “Bu kimse, hayalinin
içinde veya dışında denemez. Çünkü hayal gerçek değildir. Rüya gören de,
rüyasının ne sağında, ne solundadır. Rüyasında yer, içer. Hatta rüyasında rüya
bile görür. Allahü teâlânın kudreti ile hep devam etse, insan rüyayı gerçek
bilir. Rüyadan başka hayat yok zanneder. (İnsanlar uykudadır. Ölünce
uyanırlar) hadis-i şerifi, bu dünyanın bir rüyadan ibaret olduğunu
bildirmektedir. Yalnız dünya değil, bütün gezegenler, Cennet, Cehennem ve her
varlık, hayal mertebesinde yaratılmıştır. Allahü teâlânın kudreti ile devam
etmektedir.
Kaderin de kaderi var mı? 12082003
Dua ile kader değiş mi? “Allah yazdıysa bozsun” deyimindeki
mana nedir? Dua etmeyi dilemek de kaderden mi? Kaderin ömrü nereye kadardır?
Ezeli mi, yoksa ebedi mi? Kaderin de bir kaderi var mı?
CEVAP:
Önce kaza ve kader ile çeşitlerini bilmek gerekir.
Kader, Allahü teâlânın, olacak şeyleri ezelde bilmesidir. Kaza, kaderde bulunan
şeyleri, zamanı gelince yaratmasıdır. Yani kader, maaş bordrosu gibidir. Kaza
ise, bu maaşın dağıtılmasıdır. Allahü teâlâ, herkesin ne yapacağını, nerede
nasıl öleceğini bilir. Buna şans, kader, kısmet, baht, nasip, talih, yazgı,
alınyazısı deniyor. Kur’an-ı kerimde buyuruluyor ki:
(Allah, onların işlediklerini ve işleyeceklerini bilir.) [Bekara 255]
Bir film tekrar tekrar gösterilse, bunu önceden seyretmiş birisi, ikinci,
üçüncü defa seyrederken, (Başrolde oynayan oyuncu, attan düşüp ölecek) dese, o
dediği için mi filmdeki oyuncu ölüyor, yoksa, söyleyen daha önce seyrettiği için
mi biliyor? Takvimlere, bir yıl içinde güneşin ne zaman doğup, ne zaman
batacağı, hesaplanarak yazılıyor. Güneş, takvimde bildirilen saatlerde doğup
batar. Güneş, takvime öyle yazıldı diye bilinen saatlerde doğup batmaz. Takvime
yazılması, güneşin doğmasına ve batmasına tesir etmez. Allahü teâlâ da
insanların başlarına ne geleceğini bildiği için, bunları levh-i mahfuza
yazmıştır. Bir âyet meali şöyledir: (Allah her canlının durduğu yeri ve
sonunda bırakılacağı mekanı bilir. Hepsi açık bir kitapta [levh-i mahfuzda]
dır.) [Hud 6]
Kaderin değişeni de, değişmeyeni de vardır. Mesela değişmeyen ecele, ecel-i
müsemma denir. Bir âyet-i kerime meali şöyledir: (Ecel bir an gecikmez ve
vaktinden önce de gelmez.) [Araf 34]
İnsanın işine göre, ömrü ve rızkı değişebilir. Kur’an-ı kerimde buyuruluyor
ki:
(Allah, dilediğini siler, dilediğini değiştirmez. Ümm-ül-kitab [levh-i
mahfuz] Ondadır.) [Ra’d 39]
Ümm-ül kitap, ezeli olan kelam-ı İlahinin yazılı olduğu kitaptır. Melekler,
bunu anlayamaz. Zamanlı değildir. Allah’tan başka, kimse bilmez. Hiç yok olmaz.
Levh-i mahfuzda değişiklik olur. Bunu melekler görür. İnsanın, işine göre, ömrü
ve rızkı değişir. İyiler kötü, kötüler iyi olarak değiştirilebilir. Bir başka
âyet meali de şöyledir: (Herkesin ömrü ve ömürlerin kısalması elbette kitapta
yazılıdır.) [Fatır 11]
Değişebilen kaza kadere kaza-i muallak denir. Bir kimse, iyi amel yapıp
duası kabul olursa, o kaza değişebilir. Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki:
(Kaza-i muallakı hiçbir şey değiştirmez. Yalnız dua değiştirir.) [Hakim]
(Kader, tedbirle, sakınmakla değişmez. Ama kabul olan dua, bela gelirken korur.)
[Taberani]
(Sıla-i rahm ömrü uzatır.) [Taberani]
Kaderin levh-i mahfuzda yazılması kazadır. Bir kimseye takdir edilen bela,
kaza-i muallak ise, o kimsenin dua etmesi de takdir edilmişse, dua eder, kabul
olunca belayı önler. Duanın belayı önlemesi de kaza ve kaderdendir. Şemsiye
yağmura siper olduğu gibi, dua da belaya siper olur.
Ecel-i müsemma değişmez ama; Ecel-i kaza değişebilir. Bir örnek: İki kişi, Hz.
Davud’a birbirini şikayet etti. Azrail aleyhisselam gelip, (Bu iki kişiden
birinin eceline bir hafta kaldı. İkincisinin ömrü de, bir hafta önce bitmişti;
ama ölmedi) dedi. Hz. Davud, hayret edip sebebini sorunca cevaben dedi ki:
(İkincisinin bir akrabası vardı. Buna dargın idi. Bu gidip onun gönlünü aldı.
Bunun için Allahü teâlâ, bunun ömrünü 20 yıl uzattı.) [Levh-i Mahfuz ve Ümm-ül-kitab
risalesi]
İmanı kurtarmanın çaresi 13082003
(Dinin onda birini yapan kurtulur) anlamında bir hadis
varmış. Yani on farzdan birini yapan ve on haramdan birinden kaçan kurtulacak
mıdır?
CEVAP: O
hadis-i şerifin meali şöyledir: (Ey eshabım, siz öyle bir zamandasınız ki,
dinin emir ve yasaklarının onda birine uymazsanız helak olur, Cehenneme
gidersiniz. Öyle bir zaman gelecek ki, emir ve yasakların onda birine uyabilen,
Cehennemden kurtulur.) [Tirmizi, Taberani]
Bir başka hadis-i şerif meali de şöyledir: (Siz öyle bir zamandasınız ki,
âlimleri çok, hatipleri azdır. Bugün bildiğinin onda birini terk eden helak
olur. Bir zaman gelecek ki, bilenler az konuşanlar çok olacaktır. O zamanda,
dinin emir ve yasaklarının onda birine uyan kurtulacaktır.) [İ. Ahmed]
İmam-ı Türpüşti diyor ki: Bu hadis-i şerif, emir olunanların hepsi için
değildir. Çünkü dinin aslında bildirildiği gibi öyle emirler vardır ki,
müminlerden hiçbir fert onu terk edemez. Onu ihmal etmek için özür makbul olmaz.
O farzlar muaf olamaz. Bu hadis-i şerif emr-i maruf ve nehy-i münker içindir.
Yani, siz öyle bir zamandasınız ki, emr-i maruf ve nehy-i münkerden birini terk
etseniz helak olursunuz. Çünkü din kuvvetlenmiş, hak meydana çıkmıştır. Dinin
yardımcıları çoktur. Hiçbiriniz mazur olmaz. Gevşeklik özür olmaz. Fakat, fitne
fesat zamanında, hak gizli olur. O zaman böyle değildir.
Müslümanların kimsesiz kaldığı bir zamanda. İslamiyet için, azıcık yardım etmek,
binlerce altın vermiş gibi sevap olur. Hele dinsizlerin, Müslümanlarla alay
edenlerin çoğaldığı, Müslüman evlatlarını dinden çıkaran propagandaların
yayıldığı zamanda yapılan az bir ibadete, kat kat çok sevap verilir.
Büyük bir âlimin açıklaması da şöyledir: Bu hadis-i şeriften maksat, imanı
kurtarabilmektir. İmanı kurtarabilmek yani imanla ölmek için de iki şey
lazımdır: 1- Doğru imana yani Ehl-i sünnet itikadına sahip olmak. 2- Salih
amellere sarılmak. İman, muma benzer, ibadetler mum etrafındaki fener gibidir.
Mum ile birlikte fener de, İslamiyet’tir. Olmazsa fener, mum çabuk söner.
İmansız İslam olmaz, İslam olmayınca, iman da yoktur. Bunun için Kur’an-ı
kerimde, (İman edip salih amel işleyenler) ifadesi geçmektedir. Demek ki
imanı muhafaza edebilmek için, salih ibadetlere sarılmak şarttır. Salih
ibadetlere sarılabilmek için de fıkhı iyi bilmek şarttır. Çünkü bilmeden yapılan
ibadet boşa gider. Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki:
(Her şeyin dayandığı bir direk vardır. Dinin temel direği, fıkıh bilgisidir.)
[Beyheki]
(Allah, iyilik etmek istediği kulunu fakih yapar.) [Buhari]
(Allah indinde en üstün kimse fakihtir.) [M. Zühdiyye] (Fakih=fıkhı bilen)
(İbadetlerin en kıymetlisi fıkhı öğrenmek ve öğretmektir.) [İbni Abdilberr]
(Her şeyin dayandığı direk vardır. Dinin temel direği, fıkıh ilmidir.) [Beyheki]
(Âlimlerin en hayırlısı fıkıh âlimleridir.) [İ. Maverdi]
(Fıkhı bilmeden ibadet etmek, gece karanlıkta bina yapıp, gündüz yıkmak
gibidir.) [Deylemi]
(Az fıkıh bilmek çok ibadetten iyidir. İhlasla ibadet edene fıkhı öğrenmek nasip
olur.) [Taberani]
Fıkıh bilmeden Allah’ın varlığını ispata çalışmakla iman kurtarılmaz. Küfre
düşürücü söz ve hareketleri bilmeyen her zaman küfre düşer. Mesela Allah düşünür
demek veya İslamiyet bir düşünce sistemidir demek, ilahi şuur demek küfürdür.
Allahü teâlâ, (İman edip salih amel işleyenler hariç herkes zarardadır)
buyurdu. (Asr suresi)
Dini kolaylaştırmaya çalışmak 14082003
Bid’at sakallı
birisi, “Tesettür konusunda önce ne kadarını yapabiliyorsan ondan başla. Sonra
da daha iyisini zamanla yaparsın. İşe en mükemmelinden başlamak gerekmez.
Kadınlar pantolon giyemez diye bir hüküm yoktur. Kadınlar, arka kabalarını
teşhir edecek derecede dar pantolon giymemeli, beden hatlarını belli edecek
şekilde görüntü vermemeli. Böylece pantolon erkek giyimi olmaktan çıkar, kadın
giyimi haline gelir. Beğendiğin başörtüyü de tak. Bunları ileride istediğin gibi
geliştirebilirsin. Çünkü Allah resulü, (Kolaylaştırın güçleştirmeyin)
buyuruyor” diyor. Bu bir taviz mi?
CEVAP: Bunu kendisine sormalı. Pantolon erkek kıyafetidir. Bol giyinmekle
pantolon kadın kıyafeti haline gelmez. Erkeğin kadına, kadının da erkeğe, her ne
şekilde olursa olsun benzemeye çalışması caiz değildir. Mesela erkeklerin kolye,
bilezik, küpe takmaları kadınlara benzemek olur. Pantolon giyinmek, erkek gibi
tıraş olmak da erkeğe benzemek olur. Üç hadis-i şerif meali: (Kadın elbisesi
giyen erkeğe, erkek elbisesi giyen kadına lanet olsun!) [Hakim], (Kadın gibi
davranan erkeğe, erkek gibi davranan kadına lanet olsun!) [Buhari], (Kendini
erkeğe benzeten kadın Cennete girmez.) [Taberani]
Peygamber efendimiz, erkek kılığına girip mızrak kuşanmış bir kadını
görünce, (Erkeğe benzemeye çalışan kadına, kadına benzemeye çalışan erkeğe
lanet olsun) buyurdu. El ve ayaklarını kınalayıp kadınlara benzemeye çalışan
birini sürgüne gönderdi. (Taberani, Ebu Davud)
Dinimiz bu konunun önemini bildirirken, zamanla daha iyisini yaparsın demek
yanlıştır. Bize düşen, dinin emrini olduğu gibi bildirmektir. O ne kadar
uyabilirse uyar. Tam uyar, yarım uyar veya hiç uymaz. Namaza yeni başlayan
birisine, (Beş vaktin hepsini kılmana gerek yok, şimdilik günde bir vakit
kılsan da olur, zamanla daha iyisini yaparsın) denir mi? Güya bu ümmete,
dinin sahibinden daha çok merhamet göstermesi, rahmani mi, yoksa şeytani mi?
S. Ebediyye’de, (Pantolon, manto altına giyilebilir ise de, mantonun
pantolon yokmuş gibi dizleri örtmesi lazımdır) demesi, pantolon giymeye izin
vermek demek değildir. Pantolon giymeyi gerektiren şartlar varsa, hiç değilse
böyle giyilebilir demektir. Böyle giyilince, pantolon erkek kıyafeti olmaktan
çıkmaz, ancak görünmediği için giyilmesi caiz olur. Altın yüzüğü gümüşle
kaplatınca, altın görülmediği için kullanılmasının caiz olması gibidir. Adamın,
(Erkek kıyafeti kadın kıyafeti halini alır) demesi çok yanlıştır. Erkek
tedavi niyetiyle bilezik, kolye kullanırsa, bunlar kadın ziyneti olmaktan
çıkmaz, fakat tedavi maksadı olduğu için caiz olur. Kolaylaştırın,
güçleştirmeyin demek, kolayınıza geleni yapın, dini istediğiniz gibi değiştirin
demek değildir. Dinimizin tanıdığı ruhsatlardan faydalanın, aşırı gitmeyin,
fitneye sebep olmayın demektir. Yoksa, (Herkes hoşuna giden şeyleri yapsın,
hoşlanmadığı şeyleri yapmasın, ibadetleri keyfine göre değiştirsin) demek
değildir. Kolaylığın ölçüsü ne? Birine kolay gelen bir başkasına zor gelebilir.
O zaman her insana göre dini değiştirmek lazım. O zaman dine ne lüzum vardı.
Dini emir ve yasaklar niye bildirildi. Hâşâ dinin kuralları lüzumsuz yere mi
bildirildi? Kolayıma böyle geliyor diye, dinde ufak bir değişiklik yapmak dini
değiştirmek olur.
İlmihalde, (Şalvar, çok geniş olduğu için, âdet olan yerlerde, kadınlar için
de, iyi bir örtü ise de, âdet olmayan yerlerde fitneye sebep olursa, kullanmak
caiz olmaz) deniyor. Demek ki hem dinin emrine uyacağız, hem de fitne
çıkarmaktan kaçacağız.
İnsanlarda üstünlük sırası 17082003
Hz. Âdem’den beri en üstün on kişinin ismini üstünlük sırası
ile bildirmek mümkün mü?
CEVAP:
En üstünleri Peygamberlerdir. Peygamberlerin en üstünü, son peygamber
Muhammed aleyhisselamdır. Bir hadis-i şerifte, (Beni insanların en iyisi
bilmeyen kâfirdir) buyuruldu. [Hatib]
İkincisi, Hz. Ebu Bekir’dir. Bir hadis-i şerifte, (Peygamberler hariç,
Ebu Bekir, insanların en üstünüdür) buyuruldu.) [Deylemi].
Üçüncüsü, Hz. Ömer’dir. Bedir’e ve diğer savaşlara katılmış ve âyetlerle
övülmüştür.
Dördüncüsü, iyilikler hazinesi, haya, iman ve irfan kaynağı, Zinnureyn Hz.
Osman’dır.
Beşincisi, şaşılacak üstünlükler sahibi, Allah’ın aslanı Hz. Ali’dir.
Altıncısı Aşere-i mübeşşere yani Cennet ile müjdelenmiş on kişidir.
Yedincisi, Bedir gazasındaki 313 kişidir. Hatib bin Ebi Beltea,
Mekke’deki müşriklere, Mekke’nin fethi için hazırlık yapıldığını bildiren bir
mektup gönderdi. Vahy ile durumu öğrenen Peygamber efendimiz, Hz. Hatib’e niçin
böyle yaptığını sordu. O da (Mekke’de çoluk çocuğum var. Müşriklerin zararı
dokunmasın diye yazdım) dedi. Hz. Ömer, (Ya Resulallah, izin ver kellesini
uçurayım) dedi. Ama Resulullah, (Allahü teâlâ, Bedir gazasında
bulunanlara “İstediğinizi yapın! Sizin her işinizi affettim” buyurdu. Bu da
onlardandır) buyurunca, Hz. Ömer hatası için ağladı. Hz. Hatib’in de yaptığı
bu iş uygun olmadığı için, (Ey iman edenler, düşmanımı ve düşmanlarınızı dost
edinmeyin) âyeti indi. (Mümtehine 1) [Mevahib-i ledünniyye]
(Bedir savaşında bulunanları Cennetle müjdele.) [Dare kutni]
(Bedir savaşında bulunan birine nasıl söz söylersin? Eğer sen Uhud dağı kadar
altın infak etsen, onun derecesini ulaşamazsın.) [Hakim]
Hz. Cabir anlatır: (Bedir ve Rıdvan bi’atında bulunan bir sahabinin
cenazesi getirildiğinde, onun üzerine 9 tekbir alırdı. Ama Bedir’de bulunup da
Rıdvan bi’atında bulunmamış veya bi’at-ı Rıdvan’da bulunup da Bedir’de
bulunmamış bir sahabinin üzerine 7 tekbir alırdı. Bedir’de de, Bi’at-ı Rıdvan’da
da bulunmayanın cenazesinde ise 4 tekbir alırdı.) [İ. Asâkir]
(Bedir’de, Huneyn’de sarıklı melekler yardım etti.) [Deylemi]
(Cebrail aleyhisselam gelip “Bedir’de hazır olanları nasıl sayarsınız?” dedi.
“Hayırlılarımızdır” dedim. O da, “Meleklerden Bedir’de bulunanlar da bizim
hayırlılarımızdır” dedi.) [Buhari]
Sekizincisi, Uhud gazasındaki 700 kişidir.
Dokuzuncusu, ağaç altında söz veren 1400 kişidir. [Biat-ür-rıdvan] Kur’an-ı
kerimde buyuruldu ki:
(Ağaç altında, sana söz veren müminlerden, Allah razıdır. Kalblerinde olanı
bilmiş, onlara güven duygusu vermiş ve onları pek yakın bir fetihle
ödüllendirmiştir.) [Fetih 18]
Onuncusu, diğer Eshab-ı kiramdır. Hepsi cennetliktir. Kur’an-ı kerimde
buyuruluyor ki:
(Mekke’nin fethinden önce Allah için mal verip savaşanlar, daha sonra
harcayıp savaşanlarla eşit değildir. Onların derecesi, sonradan Allah yolunda
harcayan ve savaşanlardan daha yüksektir. Bununla beraber Allah hepsine de en
güzel olanı [Cenneti] vâdetmiştir.) [Hadid 10]
İmam-ı a’zam, Abdülkadir-i Geylani ve İmam-ı Rabbani hazretleri gibi büyük
zatların hiçbiri sahabi derecesine ulaşamaz. Zira Eshabın en aşağı derecede
olanı, en yüksek evliyadan üstündür. (Mevahib)
Ziynetli elbise ile namaz 18082003
Sokakta giyemediğimiz eski veya iş elbisesi ile veya pijama
ile namaz kılmakta mahzur var mıdır? Namazdan sonra edilecek dualardan birkaçını
yazar mısınız?
CEVAP:
İş elbisesi ile ve büyüklerin yanına çıkılamayacak elbise ile ve pis kokulu
elbise ve çorap ile namaz kılmak mekruhtur. Kur’an-ı kerimde buyuruluyor ki:
(Her namaz kılarken, ziynetli [temiz, sevilen, güzel] elbiselerinizi
giyiniz.) [Araf 31]
Bir hadis-i şerifte de buyuruluyor ki:
(Namaz kılarken en iyi elbisenizi giyinin. Allah, kendisi için ziynetlenmeye,
süslenmeye en layık olandır.) [Beyheki]
Temiz ve bol pijama ile veya gecelikle namaz kılmak mekruh değildir.
Namazdan sonra edilecek dua çoktur. Bir tanesini bildirelim. Peygamber efendimiz
buyuruyor ki:
(Ya Muaz vallahi seni seviyorum, her namazdan sonra, şu duayı bırakmadan oku:
Allahümme eınni alâ zikrike ve şükrike ve hüsni ibadetike.) [Nesai] (Ya
Rabbi, seni zikretmeyi, sana şükredip güzel ibadet etmeyi bana nasip eyle)
mealindedir.
Taberani’de bildirilen, (Günde 25 kere, erkek ve kadın müminlere dua eden,
kendisi için dünyaya rızık ihsan edilen ve duası kabul olanlardan olur)
hadis-i şerifindeki müjdeye kavuşabilmek için aşağıda bildirilen duayı
okumalıdır:
(Günde 25 defa (Allahümmağfir li ve li-valideyye ve li-üstaziyye ve lil
müminine vel müminat vel müslimine vel müslimat el ahya-i vel emvat bi-rahmetike
ya erhamerrahimin) okuyan, abidlerden olur. Allahü teâlâ, bu kimsenin
kalbinden kin ve hasedi çıkarır. Ona, bütün müminler adedince, sevap yazılır.
Kıyamette, bütün müminler: Ya Rabbi, bu kulun bizim için, istiğfar okurdu. Sen
de onu af eyle derler..) [Miftah-ün-necat]
İçinde bulunduğumuz hale de şükretmek gerekir. Mesela şöyle demelidir:
El-hamdülillahi alâ külli hâl sivel küfri ved-dalâl=Küfür ve dalalet hariç
her halimize hamd olsun.
Şöyle bir ifade de var: (El-hamdülillâhi alâ külli hâl ve E’ûzü billâhi min
hâl-i ehlinnâr)=Her hâlükârda Allahü teâlâya hamd olsun. Cehennem ehlinin
halinden Allahü teâlâya sığınırım.]
Resulullah’ın ümmeti
Hz. Âdem’den beri binlerce peygamber, binlerce
millet geldi. Onların içinde de iman edenler, cennete gidecekler vardır.
Cennette bizim peygamberimizin ümmeti mi daha çoktur, yoksa diğer
peygamberlerinki mi?
CEVAP:
Diğer peygamberlere inanan kimse çok az oldu. Hatta birçok peygambere bir kişi
bile iman etmedi. Mesela Yahudiler, Hz. Musa’ya çok eziyet ettiler. Hz. İsa’yı
öldürmeye kalktılar. Sonra gelenleri, bin Peygamberi şehid etti. Onun için diğer
peygamberlerin iman eden ümmeti az idi. Kıyamete kadar peygamber efendimize iman
edenlerin, diğer peygamberlere iman edenlerin toplamı kadar olduğu
bildirilmiştir. Bir hadis-i şerifte buyuruluyor ki:
(Siz, ehl-i Cennetin yarısını teşkil edersiniz. Cennete ise Müslüman’dan
başkası girmez. Siz ise müşriklere göre siyah öküzdeki beyazlık kadar veya
kırmızı öküzdeki siyahlık kadarsınız.) [Buhari]
Bu hadis-i şerif de Peygamberimizin ümmetinin, diğer peygamberlere iman eden
ümmetlerin toplamı kadar olduğunu göstermektedir.
Emanetin önemi üzerine 19082003
Kur’an-ı kerimde insanın yüklenmekten çekinmediği bildirilen
emanet nedir? Mezheplere ve âlimlere itibar etmeyen bir yazar, benim düşünceme
göre emanet mülk diyor. Doğrusu nedir?
CEVAP:
Ahzab suresinin, (Emaneti göklere, yere ve dağlara bildirdik. Onlar bunu
yüklenmekten çekinip sorumluluktan korktular. Onu insan yüklenerek, nefsine
zulmetti, o çok cahil yani sonunu bilemedi) mealindeki 72. âyet-i
kerimesinden önceki âyette, (Allah ve Resulüne itaat edenler [emirleri
ile yasaklarına uyanlar], büyük kurtuluşa [ebedi saadete] kavuşurlar)
buyuruluyor. Bu emirlerle yasaklar, emanete benzetiliyor. Emaneti yerine vermek
gerektiği, ibadetleri yapmanın önemi bildiriliyor. Emanete, akıl ve İslamiyet
diyen âlimler de oldu. Çünkü, aklı olan İslamiyet’e uyar.
İmam-ı Beydavi hazretleri buyuruyor ki:
Bu emanete akıl da denilse, âyet-i kerime, ibadetleri yapmanın, beş vakit namaz
kılmanın önemini bildirmektedir. Nisa suresinin 58. âyet-i kerimesindeki emanet
kelimesini Allah’ın Resulü, ibadet olarak açıklayıp beş vakit namaz kılmayı
emretmiştir.
Müminun suresinin 8. âyetinde de, (O müminler, emanetlerine ve ahidlerine
riayet ederler) buyuruluyor. Mearic suresinin 32. âyeti de aynı mealdedir.
Her iki surede de ondan sonra gelen âyetlerde namaza riayetin önemi
bildirilmektedir.
Demek ki, Allahü teâlânın emir ve yasaklarına riayet eden, namaz kılan emanete
riayet etmiş olur.
Emanetin başka anlamları da vardır. Emanet ile ilgili hadis-i şeriflerde
buyuruluyor ki:
(Emanet zayi edilirse kıyamet yaklaşır. İşleri, ehli olmayana vermek, emaneti
zayi etmektir.) [Buhari]
(Dininizden ilk kaybedeceğiniz şey emanet, sonra namazdır.) [Z. Makdisi,
Taberani]
(Kadınlar size Allah’ın emanetidir. Sizin onların üzerinde, onların da sizin
üzerinizde hakları vardır.) [İbni Cerir]
(Fakirlik emanettir. Onu gizleyen ibadet etmiş olur. Fakirliğini açığa vuran da,
din kardeşlerini borçlu çıkarmış olur.) [İbni Asâkir]
(Sözleriniz emanettir. Çirkin bir sözü götürmek [laf taşımak] helal olmaz.) [Ebu
Nuaym]
(Kara şehidinin borç ve emanet hariç, bütün günahları affedilir. Deniz şehidinin
ise bütün günahları affedilir.) [Ebu Nuaym]
(Allahü teâlâ Âdem aleyhisselama, “Emaneti kabul eden olmadı, sen yüklenir
misin?” buyurdu. O da, “Yüklenmenin mesuliyeti nedir” dedi. Allahü teâlâ da,
“Emanete riayet edene sevap, etmeyene azap vardır” buyurdu. Âdem aleyhisselam,
emaneti kabul edince Cennette öğleden ikindiye kadar kalabildi. Sonra İblis’in
hilesi ile oradan çıkarıldı.) [Ebuş-şeyh]
(Emanete riayet etmeyenin imanı, abdesti olmayanın namazı yoktur. Namazı
olmayanın da dini yoktur. Namazın dindeki yeri, başın gövdedeki yeri gibi
önemlidir.) [Taberani]
(Vedalaşırken, emanetleri kaybolmayan Allah’a seni emanet ediyorum deyin.) [İbni
Mace]
(Şu altı şeyi koruyan Cennete girer: Namaz, zekat, emanet, namus, mide ve dil.)
[Taberani]
(Size iki emanet bırakıyorum: Allah’ın kitabı ve Ehl-i beytim.) [İ. Ahmed]
(Hanımının cinsellikle ilgili sırlarını yaymak, emanete hıyanetin
büyüklerindendir.) [Müslim]
(Allah ve Resulünün, kendisini sevmesini isteyen kimse, emanete riayet etsin.) [Taberani]
Allah’ın halifeleri vardır 20082003
Hizbürrahmanım diyen ve mezhep kabul etmeyen birisi, (Allah
mabuddur, Allah’ın halifesi olmaz. Var diyen halifeye mabud demiş olur ve küfre
düşer) diyor. Allah’ın halifesi olmaz mı?
CEVAP:
Allahü teâlânın elbette halifeleri vardır. Bu husus, âyet-i kerime ve hadis-i
şeriflerle bildirilmiştir. Bu açık nasları ancak hizbüşşeytan olanlar inkâr
eder. Mesela iki âyet-i kerime meali şöyledir:
(Ey Davud, biz seni yeryüzünde halife yaptık. O halde adaletle hükmet.) [Sad
26]
(Sizi yeryüzünde halifeler yapan O’dur. İnkâr edenin zararı kendinedir.) [Fatır
39]
Bu konudaki hadis-i şeriflerde de buyuruluyor ki:
(Âdil sultan Allah’ın yeryüzündeki halifesidir.) [Beyheki]
(Neslimden gelecek olan Mehdi, Allah’ın halifesidir.) [Deylemi, Hakim]
(Emr-i maruf ve nehy-i münker yapan Allah’ın ve Resulünün halifesidir.) [Deylemi]
Peygamber efendimiz halifeyi şöyle açıklıyor:
(Allahü teâlâ halifelerime rahmet etsin. Sünnetimi ihya edip yayan
halifemdir.) [İ. Asâkir]
Davud aleyhisselamın adaletle hükmetmesi isteniyor. Demek ki peygamber,
sultan birer halifedir. Sultan, âdil olursa, Allah’ın dinine hizmet eder. Bir
hadis-i şerifte buyuruluyor ki: (Sultan yeryüzünde zıllullahtır. Ona ikram
eden ikram görür, ihanet eden ihanete uğrar.) [Taberâni]
Zıllullah demek, Allah’ın emirlerini tatbik etme yetkisine sahip halife
demektir. Ahir zamanda gelecek olan Hz. Mehdi de Allah’ın dinini yayacağı için
ona da Allah’ın halifesi denmiştir. Emr-i maruf ve nehy-i münker yaparak
Allah’ın dinine hizmet edenlere de Allah’ın halifesi denmiştir. Resulullah’ın da
halifeleri vardır. Halifeleri hâşâ Resulullah gibi peygamber olmadığı gibi,
Allah’ın halifeleri de hâşâ mabud değildir.
İmam-ı Rabbani hazretleri, faydalı ilimler hazinesi Mektubat’ta buyuruyor
ki:
Bir şeyin sureti, onun halifesidir, vekilidir. Bir şey onun suretinde
yaratılmazsa, onun halifesi olamaz. Halife olmaya yakışmayan, emanet yükünü
taşıyamaz. Sultanın hediyelerini, ancak onun vasıtaları taşır. Ahzab suresinin
(Emaneti göklere ve yere ve dağlara bildirdik, yüklenmek istemediler. Ondan
çekindiler. Onu insan yüklendi) mealindeki 72. âyetinde anlaşılıyor ki,
insandaki kemaller, Vücub mertebesinin kemallerinin suretleri, görüntüleridir.
İnsandaki kemallerin, Vücub mertebesindeki kemallere yalnız isimleri
benzemektedir. Bunun içindir ki, hadis-i şerifte, (Allahü teâlâ, Âdem’i kendi
suretinde yarattı) buyuruldu. Çünkü insanın nefsinde bulunan her şey, birer
surettir, görüntüdür. Bu suretlerin hakikati, aslı, Vücub mertebesindedir.
İnsanın halife olmasının inceliği buradan anlaşılmaktadır. Çünkü, bir şeyin
sureti, o şeyin halifesidir, vekilidir. Zındıklar ve Allahü teâlâya madde diyen
kâfirler, burada çok yanıldılar. Allah’ı insan suretinde sandılar. İnsanlarda
olduğu gibi organları, duygu aletleri var dediler. Böylece, çok kimseleri de
saptırdılar. Müteşabihat âyet-i kerimeler de, böyledir. Âl-i İmran suresinin
(Bu âyetlerin bildirdiklerini yalnız Allah bilir) mealindeki 7. âyet-i
kerimesi gösteriyor ki, müteşabih olan âyet-i kerimeler, gösterdiklerinden başka
şeyleri bildirmektedir. Ulema-i Rasihin denilen derin Ehl-i sünnet âlimlerine
de, bu başka bilgiler ihsan olunmuştur. Bunun gibi, gaybı yalnız Allahü teâlâ
bilir. Peygamberlerin yükseklerine bu bilgisinden ihsan etmektedir. (1/312)
Mekr-i ilâhî ne demektir? 21082003
Âl-i İmran ve Enfal sûresinde, (ve mekeru ve mekerallah,
vallahü hayrül makirin)=(Allah mekr [hile] yapanların hayırlısıdır) buyuruluyor.
Allah’ın hile yapması ne demektir?
CEVAP:
Mekr, hile yapmak, tuzak kurmak suretiyle zarar vermek demektir.
Mekr-i ilahi, Allahü teâlânın mekr [hile] yapanların mekrini kendilerine
çevirmesi, kötülüklerini, kurdukları tuzaklarını bozması, mekrlerine karşılık
onları cezalandırması gibi anlamlara gelir. Cenab-ı hak, insanların yaptığı
mekrden [hileden] münezzehtir, her istediğini yapmaya kadirdir, hâşâ hileye
muhtaç değildir. Mekr-i ilahi, mekr yapanların mekrini bozmak suretiyle onlara
mekrin kötülüğünü bildirmek ve bazılarının tövbelerine sebep olmak yönünden
iyidir. Mekr-i ilahi için birkaç örnek:
1- Allahü teâlâ, Müslümanları, müşriklerin gözlerine az gösterdi. Onları
Bedir’e getirdi Onlar da, müslümanlara hücum ettiler. Ama hezimete uğrayıp,
öldürüldüler. Bu bir mekr-i ilahi idi.
2- Yahudiler, Hz. İsa’yı öldürmek için hile yaptılar. Allahü teâlâ da Hz.
İsa’yı kurtarıp Yahudileri de felaketlere maruz bıraktı. Kralları Yahuda, Hz.
İsa’yı öldürmek için evine bir münafık gönderdi. Hz. Cebrail ise daha önce gelip
Hz. İsa’yı semaya kaldırdı. Münafık, Hz. İsa’yı bulamayınca dışarı çıktı. Cenab-ı
hak o münafığı, Hz. İsa gibi gösterdi. Onlar da Hz. İsa sanıp o münafığı çarmıha
gerip öldürdüler. Münafığı böyle cezalandırması da bir mekr-i ilahidir.
3- Müşrikler, fesat ocağı olan Dar-ün nedve’de toplanarak, her gün
yayılan İslamiyet’i durdurmak için çareler arıyorlardı. Kimi, Peygamber
efendimizi ölünceye kadar bir zindanda hapsetmek, kimi bir deveye bindirilip
Mekke’deki yurdundan çıkarıp sürgün için planlar düşünüyorlardı. Ebu Cehil ise,
her kabileden seçilecek gençler tarafından kılıçlarla bir anda öldürülmesini
teklif etmişti. Böylece kim öldürdüye gideceği, belli birine düşmanlık
beslenemeyeceği fikri beğenilmişti. O gece bu plan uygulanacaktı. Ama Cebrail
aleyhisselam, durumu Resulullaha haber vermişti. O da yatağına Allah’ın arslanı
Hz. Ali’yi yatırarak şerefli evinden ayrılıp, en güvendiği arkadaşı Hz. Ebu
Bekir ile birlikte hicret etmişti. Bunları takip eden kişinin atının ayaklarının
kumlara batması ve mağaranın kapısına örümceğin ağ yapması gibi mucizeler
görülmüştü. Bir âyet meali şöyledir: (Habibim, hani kâfirler seni bağlayıp
hapsetmek, öldürmek veya sürgün etmek için sana mekr ederken [tuzak
kurarken] Allah da onlara mekr etti. [tuzaklarını boşa çıkardı.])
[Enfal30]
4- Mekrin, azap anlamı da vardır. Bir âyet meali şöyledir: (Hüsrana
uğrayanlardan başkası mekr-i ilahiden [azab-ı ilahiden] emin olamaz.) [Araf 99]
5- Haram işlemeye sebep olan harika işlere de mekr veya istidrac
denir. Mesela Firavun’un ömründe hiç başı ağrımamıştır. Dişlerinin arasına et ve
yemek artıkları girip rahatsız olmaması için dişleri çok sık idi. Atı ile
yokuştan inerken atının ön ayakları uzardı. Kendinde böyle haller görünce,
“ben tanrıyım” demişti. “19’cu” bir kâfir de, buna benzer haller
olduğu için, o da “ben peygamberim” demişti.
6- Mekrin istidrac manası da vardır. Yani Allahü teâlâ, bir kimseye bir
müddete kadar hakkında hayırlı olmayan nimetler verir. Bunlar nimet gibi görünen
musibetlerdir. Bir âyet meali şöyledir:
(Kâfirler, kendilerine çok mal ve evlat vermekle, iyilik ettiğimizi mi
sanıyorlar? Hayır; işin farkında değiller. Bunların nimet değil, musibet
olduğunu anlayamıyorlar.) [Müminun 55-56]
Demek ki, kâfirlere verilen dünyalıklar, hep felakettir. Şeker hastasına verilen
tatlılar, helvalar gibidir. Onu bir an önce helake sürükler.
Melekleri kız sanmak yanlıştır 24082003
Melekleri hep kanatlı kız şeklinde yapıyorlar. Kızlara melek
ismini veriyorlar. Dört büyük meleğin ismini kızlara koymakta mahzur var mıdır?
CEVAP:
Melekleri kız şeklinde yapanlar, Hıristiyanlardır. Bir de onların etkisi altında
kalan cahillerdir. Meleklerde erkeklik, dişilik yoktur. Melek ismini, kız
çocuğuna değil de, erkek çocuğa koymak daha uygun olurdu. En azından melekleri
kız sanma ihtimali ortadan kalkardı. Ama şimdi alışılmıştır. Erkeğe melek ismi
koymak yadırganabilir. Ecdadımız, dört büyük meleğin ismini erkeklere koymuşlar,
böylece onların kız olmadıkları intibaı yayılmış olmaktadır. Erkek çocuklarına
Cebrail, Mikail, İsrafil ismini koymak uygun olur. Cennet meleklerinin en büyüğü
Rıdvan’dır. Cehennem meleklerinin büyüğü de Malik’dir. Bunların ismi de erkek
çocuğa konabilir. Kız çocuklarına da koymak caiz ise de, Hıristiyanlara
benzememek için koymamalı. Azrail ismi de caizdir. Ancak diğer çocukların alay
etmesine yol açabilir. Onun için Azrail ismini koymak uygun görülmemiştir.
Melekler hakkında Kur’an-ı kerimde buyuruluyor ki:
(Ahirete inanmayanlar, meleklere dişilerin adlarını takıyorlar.) [Necm 27]
(Rabbiniz oğulları size ayırdı da, kendisi için kız olarak melekleri mi edindi?)
[İsra 40]
(Putperestlere de ki: Kızlar Rabbinin de erkekler onların mı? Yoksa biz
melekleri onların gözü önünde kız olarak mı yarattık?) [Saffat 149,150]
Meleklere iman
Meleklere iman, şöyle olmalıdır: Melekler, Hayat sahibi, diri, nurani
cisimler olup, akıl sahibidirler. Allahü tâlânın sevgili ve kıymetli kullarıdır,
ortakları ve kızları değildir. Kâfirler, müşrikler, öyle zan ettiler. Allahü
teâlânın emirlerine itaat ederler, isyan etmezler. Günah işlemezler. Erkek ve
dişi değildir. Evlenmezler, doğurmazlar, çoğalmazlar, çocukları olmaz, yiyip
içmezler. Allahü teâlâ, bunlardan bazılarını peygamber olarak seçmiştir. Diğer
meleklere vahy [haber] götürmek görevi ile şereflendirmiştir. Peygamberlerin
kitaplarını ve sayfalarını getiren de bunlardır. Mesela Enam suresini Cebrail
aleyhisselam ile birlikte 70 bin melek getirmiştir. Bunlar hata etmez, unutmaz.
Hile yapmaz, aldatmazlar. Bunların Allahü teâlâdan getirdikleri hep doğrudur,
şüpheli, ihtimalli değildir. Kendilerine verilen emirleri yapmaktan başka işleri
yoktur. En üstünleri 4 tanedir:
Cebrail aleyhisselam: Vazifesi, Peygamberlere vahy getirmek, emir ve
yasakları bildirmektir.
İsrafil aleyhisselam: Sura üfürmekle vazifelidir. Birinci üfürmesinde
hasıl olan sesi işiten, Allahü teâlâdan başka her diri ölecek, ikincisinde hepsi
tekrar dirilecektir.
Mikail aleyhisselam: Rızk gönderilmek, ucuzluk, bolluk, kıtlık, pahalılık
ve her maddeyi hareket ettirmekle vazifelidir.
Azrail aleyhisselam: İnsanların ruhunu almakla vazifelidir.
Bunlardan sonra dört sınıf melek vardır. Hamele-i Arş denen melekler dört
tanedir. Huzur-i ilahide bulunan meleklere, Mukarrebin denir. Azab
meleklerinin büyüklerine Kerubiyan, rahmet meleklerine Ruhaniyan
denir. Cennet meleklerinin büyüğünün adı Rıdvan, Cehennem meleklerinin
büyüğünün adı Malik’tir. Cehennem meleklerine Zebani denir.
İnsanların iki omuzunda bulunup, iyiliklerini ve kötülüklerini yazan Kiramen
katibin ismindeki iki melek ile, cinden koruyan meleklere, Hafaza
melekleri denir. Sayısı en çok olan mahluk meleklerdir.
Sevgi beslemek, günah mıdır? 25082003
Evli birisini seviyorum. Buluşmuyoruz, sadece kalben
seviyorum. Yine de çok günah işliyor muyum?
CEVAP:
Sevgi, insanın elinde olmayan bir duygudur. İffeti [namusu] korumak ve günah
olan işlerden kaçmak şartı ile birisine karşı sevgi duymak günah olmaz. Hatta
iffetini koruyarak sevgisini gizlemek çok sevaptır. Hadis-i şeriflerde buyuruldu
ki:
(Aşkını gizleyip, iffetini muhafaza ederek ölen şehiddir.) [Hakim, Hatib]
(Aşkını gizleyip, iffetini muhafaza ederek sabredeni Allahü teâlâ, affedip
Cennete koyar.) [İ. Asakir]
Demek ki, dinimizde iffeti muhafaza etmek ve sevgisi sebebiyle günah
işlememeye sabretmek, çok sevaptır. Çünkü genel olarak sevgi insanı sağır ve kör
ettiği için, insanın kendisini günah işlemekten alıkoyması zordur. Zor olan
işleri başarmanın sevabı da büyük olur. Hadis-i şerifte buyuruldu ki:
(Ümmetimin hayırlıları, aşk belasına maruz kalınca iffetini muhafaza
edenlerdir.) [Deylemi]
***
Âşık olmak hadis-i şerifi
Âşık olup iffetini saklarken ölenin şehid olduğunu bildiren hadis-i şerife
Aliyyülkari, Acluni, Elbani gibi zatlardan kaynak gösterilerek uydurma deniyor.
Bu hadis hangi kitaplarda vardır?
CEVAP: Her gün dinin bir hükmü sorgulanmakta, İslam âlimlerine olan itimat
yıkılmaya çalışılmaktadır. İslam âlimlerine itimat kalmayınca din yıkılmış
demektir. O hadisleri bize bildirenler Eshab-ı kiramdır. Eshab-ı kiram töhmet
altında kalınca, Kur’an-ı kerime de gölge düşürülmüş olur. Çünkü Kur’an-ı kerimi
toplayan da onlardır. Kur’an-ı kerime bile ilave yapıldığını söyleyen bu
kimselerin esas maksatları dini yıkmaktır. Bazı gafiller de bilmeden bu hainlere
alet oluyorlar. Elbani süper mezhepsizdir. Aliyyülkari ise, Peygamber
efendimizin mübarek ana-babasına kâfir diyen biri olup, birçok sahih hadise
uydurma damgasını vurmakla meşhurdur. Acluni ise sahih hadislere uydurma demekle
sabıkalıdır. Böyle kimselere kanıp da Ehl-i sünnet âlimlerine çamur atmaktan
sakınmalıdır.
Bu hadis-i şerif birçok muteber kitaplarda bulunmaktadır.
1- Hüccet-ül İslam İmam-ı Gazali hazretlerinin İhya’sında.
2- Evliyanın büyüklerinden derin âlim ve şeyhülislam Molla Cami
hazretlerinin Baharistan’ında.
3- Fıkıh âlimlerinden Muhammed Rebhami hazretlerinin Riyad-ün
nasıhin’inde.
4- İbni Abidin hazretleri Redd-ül -muhtar (Şehidler)
babında bu hadis-i şerifi açıklamaktadır.
5- Fıkıh, tefsir gibi ilimlerde mütehassıs olan muhaddis İmam-ı Süyuti
hazretleri, Camius-sagir isimli hadis kitabında bu hadis-i şerifi
nakletmektedir. Ayrıca Feyzulkadir şerhinde de geçmektedir. Diğer muteber
kitaplarda da bu hadis-i şerif vardır.
İmam-ı Gazali hazretleri, bu hadis-i şerifi açıklarken, (Bu sıddıklar
makamıdır) buyurmaktadır. Çünkü bir kimse, aşık olup, günah işlememek için
sabrederse nefsini ıslah etmiş, yenmiş olur. Nefsini yenmek, düşmanı yenmekten
daha büyük cihaddır. Kur’an-ı kerimde buyuruluyor ki:
(İnanıp nefsini ıslah edene korku ve üzüntü yoktur.) [Enam 48]
(Nefsini temizleyen kurtuluşa ermiş, kötülükte bırakan, zarar etmiştir.) [Şems
8, 9]
Sahih hadislere uydurma demekle meşhur bir mezhepsize şöyle demiştim:
Erimiş aynı potada
Gidiyor aynı rotada
Hakkı teslim edemiyor
Israrlı aynı hatada
İmanın zirvesine çıkmak 26 Ağustos 2003
Hep Allah’ın varlığını ispat eden yazıları okumakla kolayca imanın zirvesine çıkabilir miyiz?
CEVAP
O tip yazı okumakla imanın zirvesine çıkılmaz. Resulullah efendimiz, zirveye nasıl çıkılacağını bildirmiştir. Bir hadis-i şerifte buyuruluyor ki:
(Şunları yapmak imanı zirveye çıkarır:
1- Allah’ın hükmüne karşı sabretmek
2- Kaza ve kadere rıza göstermek
3- Tam tevekkül sahibi olmak
4- Allah’a tam teslim olmak.) [Ebu Nuaym]
Şimdi bu dört maddeyi kısaca açıklayalım:
Sabır:
Bir farzı yapmak veya bir günahtan kaçınmak sabırsız ele geçmez. Resulullah efendimize (iman nedir?) diye sorulduğunda, (Sabırdır) buyurdu. (Deylemi)
Sabır, acı ise de meyvesi tatlıdır. Üç hadis-i şerif meali:
(Sabrın imandaki yeri, başın vücuttaki yeri gibidir.) [Deylemi]
(Sabreden kuldan Allah razı olur.) [Deylemi]
(Sabırlı ve ihlaslı Cennete gider.) [Taberani]
Üç âyet-i kerime meali de şöyledir:
(Sabredenlere mükafatları hesapsız verilir.) [Zümer 10]
(Sabredenlere [ihsanımı] müjdele!) [Bekara 155]
(Sabretmekte yarışınız!) [A.İmran 200]
Hz. Hızır, (Günah işlememeye sabretmek sayesinde ledün ilmine kavuştum) buyurmuştur.
Kadere rıza:
Allah’tan gelen her şeye razı olmak büyük nimettir. Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki:
(Kadere rıza, saadet alametidir.) [Tirmizi]
(Şu 3 şeyi yapan dünya ve ahiret hayrına kavuşur: Kazaya rıza, belaya sabır, rahatlıkta dua.) [Deylemi]
(Şu 3 şeyi yapan 40 evliyadan biri olur: Kazaya rıza, haram işlememeye sabır, buğdi fillah.) [Deylemi]
(Şu üç şey iman alametidir: Belaya sabır, nimete şükür, kazaya rıza.) [İhya]
(Hak teâlâ buyurdu: Kaza ve kaderime razı olmayan, beğenmeyen ve belaya sabretmeyen, benden başka Rab arasın!) [Taberani]
(Ya Rabbi, beni kaza ve kaderine rıza gösteren, belana sabreden ve nimetlerine şükredenlerden eyle!) diye dua etmenin en güzel dualardan biri olduğu bildirilmiştir.
Tevekkül:
Tevekkül farzdır. Kur'an-ı kerimde buyuruldu ki:
(İmanınız varsa Allah’a tevekkül edin.) [Maide 23]
(Tevekkül edene Allah kâfidir.) [Talak 3]
(Allah tevekkül edenleri sever.) [Al-i İmran 159]
En büyük makam, Allahü teâlânın sevgisine kavuşmaktır. Hasbiyallah, Allah bana yetişir, kâfi gelir demektir. İbrahim aleyhisselam, ateşe atılırken, Hasbiyallah ve ni’mel vekil dedi ve kurtuldu. Allahü teâlâ, Davud aleyhisselama şöyle vahyetti:
(Bir kul, kullara değil de bana ihlasla tevekkül ederse, herkes ona tuzak kursa, ona mutlaka bir çıkış kapısı açarım. Bir kul da bana değil mahluka güvenirse, bütün yükseliş sebeplerini keser ve çöküş yollarını kolaylaştırırım.) [İbni Asakir]
Ağaca dayanma kurur, insana dayanma ölür.
Allah’a teslimiyet:
Teslim olmak, esir olmak, kul köle olmak demektir. Allah’a teslim olmak da Allah’ın kulu olmak ve onun her emrini yapmaya hazır beklemek demektir. Zaten Müslüman, Allah’a teslim olan insan demektir. Kur’an-ı kerimde de teslim olmak emredilir:
(Biz sadece Allah’a teslim olduk deyin!) [Bekara 136]
(Âlemlerin Rabbine teslim olarak namaz kılın.) [Enam 71, 72]
Belkıs imanını bildirmek için, (Âlemlerin Rabbi olan Allah’a teslim oldum) dedi. (Neml 44)
Hadis-i şerifte de buyuruldu ki:
(Şu beş şey imandandır: Allah’a teslimiyet, kaderine rıza, işini Allah’a havale etmek, ona güvenmek, musibete sabır.) [Bezzar]
İşte bunları uygulayan imanın zirvesine çıkar.
Belaya sabretmenin önemi 27 Ağustos 2003
İbadetlerimizi aksatmıyoruz. Ancak malımıza canımıza bela eksik olmuyor. Çocuklarımız ölüyor. Nerede hata yaptığımızı anlamıyoruz. Çeşitli belalara maruz kalmamızın sebebi ne olabilir?
CEVAP
İman düzgün ise, ibadetlerin şartlarına riayet ediliyorsa, belalar günahların affı için gelir. Günah yoksa derecenin yükselmesine sebep olur. Başka hikmetleri de vardır. Peygamber efendimiz buyuruyor ki:
(Benim çektiğim acı gibi, hiçbir Peygamber acı çekmedi.) [Ebu Nuaym]
(En şiddetli bela, enbiya, evliya ve benzerlerine gelir.) [Tirmizi]
Gelip geçen milyarlarca insan içinde en fazla sıkıntıyı Resulullah efendimiz çekmiştir. Onun vârisleri olan ehl-i sünnet âlimleri de çok sıkıntılara maruz kalmıştır. Bela acı ise de meyvesi tatlıdır. Hadis-i şeriflerde buyuruluyor ki:
(Belaya uğrayan Müslüman, kıyamette mizan, sırat gibi şeyler görmez.) [İbni Neccar]
(Bela, müminin canına malına ve evladına hiç günahı kalmayana kadar devam eder.) [Hakim]
(Hayra kavuşacak kul musibete maruz kalır. Meşgul olacağı mal ve evladı kalmaz.) [Taberani]
(Bir kul yüksek bir dereceye ameli ile erişemezse, musibetlere maruz kalır.) [İbni Şahin]
(Şu dört şeye sahip olan dünya ve ahiret hayrına kavuşmuştur. Zikreden dil, şükreden kalb, belaya sabreden beden ve saliha kadın.) [Taberani]
(Beni seven, belaya hazırlansın. Ya Rabbi beni sevenin rızkını yeteri kadar ver. Sevmeyenin malını da evladını da çoğalt.) [İ.Asakir]
Mümine dünyada rahat olmaz. Bir hadis-i şerifte buyuruluyor ki:
(Dünya mümine yâr olmaz. Çünkü dünya mümine bela ve zindandır.) [Hakim]
Bela için yapılacak iş
İstiğfara devam edip sabr-ı cemil göstermeli, belayı gizlemeye çalışmalı. Hadis-i şeriflerde buyuruluyor ki:
(Evladına veya malına bir musibet gelince bunu sabr-ı cemille [güzellikle] karşılayan Müslümanı, Allahü teâlâ sorguya çekmekten haya eder.) [Hakim]
(Musibete uğrayan “inna lillâhi ve inna ileyhi râciun desin. Sonra Ya rabbi bu musibetten bana ecir ver. Durumumu da daha hayırlı hale çevir” diye dua etsin.) [Tirmizi]
(Musibet ve sıkıntının geçmesini sabırla beklemek ibadettir.) [Kudai]
(Cennet hazinesi dört şey: Sadakayı gizli vermek, musibeti saklamak, Sıla-i rahim ve Lâ havle velâ kuvvete illâ billah demek.) [Hatib]
(Üç şey iyilik hazinesidir! Hastalığı, musibeti ve sadakayı gizlemek.) [Taberani]
(Levh-i mahfuzda şöyle yazılıdır: “Kazama teslim olan ve hükmüme razı olan ve belama sabredeni kıyamette sıddıklarla haşrederim) [Deylemi]
(Acıkmadan yemek, uykusu yokken uyumak, tuhaf bir şey olmadan gülmek, musibette feryat etmek, nimete kavuşunca çalgı çalmak gazab-ı ilahiye sebep olabilir.) [Deylemi]
Peygamber efendimizin Müslümanlar için bir duası şöyledir:
(Ya Rabbi bana inanana, az mal, az çocuk ver ve ölümünü de çabuklaştır.) [Beyheki]
Bilhassa dertli, hasta, garip kimselerden dua istemelidir. Bir hadis-i şerif meali şöyledir:
(Musibete uğramış müminin duasını ganimet bilmelidir.) [Ebuş-şeyh]
Dört kıymetli aydan biri 28 Ağustos 2003
Yarın üç kıymetli aydan biri olan Receb ayına giriyoruz. Ayrıca Receb ayı, hürmet edilmesi gereken dört kıymetli aydan birisidir. Kur'an-ı kerimde buyuruluyor ki:
(Allah’ın, gökleri ve yeri yarattığı günden beri, ayların sayısı on ikidir. Bunlardan dördü, haram [hürmetli] olan aylardır.) [Tövbe 36]
Resulullah efendimiz, Receb ayına çok değer verir ve "Ya Rabbi, Recep ve Şaban'ı bizler için mübarek kıl ve bizi Ramazan'a eriştir" diye dua ederdi. Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki:
(Haram aylar, Receb, Zilkade, Zilhicce ve Muharremdir.) [İbni Cerir]
(Haram aylarda Perşembe, Cuma ve Cumartesi günleri oruç tutana iki yıllık ibadet sevabı yazılır.) [Taberani]
(Haram aylarda bir gün oruç tutup bir gün yemek çok faziletlidir.) [Ebu Davud]
(Receb ayında Allah’a çok istiğfar edin; çünkü Allahü teâlâ Receb ayının her vaktinde Cehennemden azat ettiği kulları vardır. Ayrıca Cennette öyle köşkleri vardır ki, ancak Receb ayında oruç tutanlar girer.) [Deylemi]
(Allahü teâlâ, Receb ayında oruç tutanları mağfiret eder.) [Gunye]
(Receb-i şerifin bir gün başında, bir gün ortasında ve bir gün de sonunda oruç tutana, Receb’in hepsini tutmuş gibi sevap verilir.) [Miftah-ül-cenne]
(Ramazan ayı dışında Allah rızası için bir gün oruç tutan, iyi bir yarış atının bir asırda alacağı mesafe kadar Cehennemden uzaklaşır.) [Ebu Ya’la]
(Şu beş gecede yapılan dua geri çevrilmez: Regaib gecesi, Şabanın 15. gecesi, Cuma gecesi, Ramazan bayramı ve Kurban bayramı gecesi.) [İ.Asakir]
(Receb büyük bir aydır. Allah bu ayda hasenatı kat kat eder. Receb ayında bir gün oruç tutan, bir yıl oruç tutmuş gibi sevaba kavuşur. 7 gün oruç tutana, Cehennem kapıları kapanır. 8 gün oruç tutana Cennetin 8 kapısı açılır. On gün oruç tutana, Allah istediğini verir. 15 gün oruç tutana, bir münadi, "Geçmiş günahların af oldu” der. Receb ayında Allahü teâlâ Nuh aleyhisselamı gemiye bindirdi ve o da, Receb ayını oruçlu geçirdi. Yanındakilere de oruç tutmalarını emretti.) [Taberani]
(Receb ayında, takva üzere bir gün oruç tutana, oruç tutulan günler dile gelip "Ya rabbi onu mağfiret et" derler.) [Ebu Muhammed]
Receb’in ilk cuma gecesine Regaib gecesi denir. Bu gece regaib gecesidir. Her cuma gecesi kıymetlidir. Bu iki kıymetli gece bir araya gelince, daha kıymetli oluyor. Allahü teâlâ, bu gecede, müminlere, ragibetler [ihsanlar, ikramlar] yapar. Regaib, ihsanlar, ikramlar demektir. Bu geceye hürmet edenleri affeder. Regaib gecesi yapılan dua kabul olur, namaz, oruç, sadaka gibi ibadetlere, sayısız sevaplar verilir.
Regaib gecesini ibadetle geçirmeli, kazası olan, hiç değilse bir günlük kaza namazı kılmalı! Kazası olmayan da nafile namaz kılar, Kur’an-ı kerim okur, tesbih çeker, tövbe istiğfar eder. Bugün oruç tutup, gecesini de ihya etmek çok sevaptır. Mübarek gecelerde ve her zaman ilim öğrenmek hepsinden daha faziletlidir. İlmihal bilgileri en kıymetli ilimdir.
Hıristiyanlık nedir? 31 Ağustos 2003
İncilde Allah’ın bir olduğu, Hz.İsa’nın, Allah’ın kulu ve Resulü olduğu yazılı idi. Hz.İsa’nın hak olan dini, az zaman sonra Yahudiler tarafından sinsice değiştirildi. Yahudi Bolüs [pavlos], İsevi görünerek, hakiki İncili yok etti. Sayısız İncillerin yazılmasına sebep oldu. Büyük Kostantin, bütün İncilleri birleştirmek için, miladi 325’de, İznik’te 319 papazı toplayıp, yazdırdığı yeni İncile eski dini olan putperestlikten de birçok şey sokturmuş, yeni bir Hıristiyanlık dini kurmuştu. Hz.İsa’nın ve Barnabas’ın yazdığı İncilde Allah’ın bir olduğu bildirilmişti. Eflatunun 3 tanrı fikri de yeni İncile kondu. papaz Arius = Arius, bu yeni İncillerin yanlış olduğunu, bildirince aforoz edildi. Yeni Hıristiyanlık Arius’ün mezhebinden farklı idi. 6 defa meclis kurulup, yeni İnciller ortaya çıktı. Papaz Luther Martin ve Calvin son değişiklikleri yaptı. Bu yeni İncile inanan Hıristiyanlara Protestan denildi. Böylece, Hıristiyanlık, iyice değişti.
Yahudiler, Hz.İsa’yı katletmek isteyince, İncili yakıp, ortadan kaldırdılar. O zaman, İncil yayılmamış idi. Çünkü, Hz.İsa’nın peygamberlik zamanı 3 yıl olup, iman edenler de pek az idi, çoğu da, okur yazar değildi. 325’de birbirine uymayan 40-50 İncil vardı. Arius mahkeme edilirken, dördü hariç diğer İncillerin yasaklandığı kilise tarihlerinde yazılıdır. Matta İncilinin 15. fıkrasında, (Milletler yoluna gitmeyin ve Samiriyelilerin şehirlerine girmeyin) denildiği halde, 24. babın 14. fıkrasında, (İncil, bütün milletlere vaaz edilecektir) demektedir. Bunun gibi sayısız tenakuz vardır. Hıristiyan bilginleri, dört incildeki tezatlar yüzünden şaşkınlık içinde kalıp, Ekharn, Kiser, Haysi, Ghabuth, Wither, Fursen gibi araştırmacılar, (İncillerde, ihtilaf çoktur) dediler.
Joseph Barnabas’ın yazdığı İncil, miladi 325’e kadar İskenderiye kiliselerinde okunuyordu. Papa 5. Sixtus, 1585-1590’daki papalık zamanında, bunu İbranice’den İtalyanca’ya tercüme ettirdi. Prusya kralının müşaviri J.F.Gramer, bunu bulup prens Öjene [Eugen’e] hediye etti. Bu ölünce kitaplar Hofbibliyotheke kondu. Bu el yazma İncil, Viyana imparatorluk kütüphanesinde, hâlâ mevcuttur. Bu İncilde Hz.İsa diyor ki:
Ben günah affedemem, günahları ancak Allah affeder. (Bab 71)
Ben, Allah’ın resulünün yolunu hazırlamak için geldim. Bu Resul, bir müddet sonra, İncil tahrif edilip inananların 30 kişi kadar kalacağı bir zamanda gelir. O zaman, Allah elçisini gönderir. Onun başının üzerinde beyaz bir bulut bulunur. O, putları kırar. Onun sayesinde, insanlar Allah’ı tanır. Ben de hakiki olarak tanınırım. (Bab 72)
O resul güneyden gelir. (Bab 96)
O resulün adı Ahmeddir. (Bab 97)
Barnabas İncili Allah’ın bir olduğunu bildirmekte ve teslisi yalanlamaktadır. Bugünkü İncillerde ve Ahd-i atikte de, bütün tahriflere rağmen, Hz. İsa’dan sonra bir Peygamber geleceği yazılıdır. Yuhanna İncilinin bu yazısı, 1886’da İstanbul’da Boyacıyan Agob matbaasında basılan Kitab-ı Mukaddesin Türkçe tercümesinin s.885’de, (O, gelince dünyayı günah, salah ve hüküm hususlarında ilzam edecektir) deniyor. Buradaki "O" nun Latince aslında, (Paraclet) yazılıdır. Bu kelime, "teselli edici" demektir. Papazlar her şeye rağmen, (benden sonra bir teselli edici gelecektir) ibaresini İncilden kaldıramadı. Pavlos’un yazdığı ve Hıristiyanların Kitab-ı mukaddesten kabul ettikleri mektuplardan "Korintoslulara 1.mektubun, 13/ 8 de, (Peygamberler sona erecek, diller de kaybolacak [Latince gibi], ilim iptal olacak [Ortaçağ ilmi gibi], ama O kâmil gelince, yarım kalan ve kusurlu olan bilgiler ortadan kalkacaktır) deniliyor. [Bu yazı Türkçe Kitab-ı Mukaddeste de vardır.]