SOHBET 2002 TEMMUZ

   Hayz ve nifaslıya yasak olanlar 01072002

·  Dinimizde tesettürün önemi (Makale) (02/07/2002)

·  Yakayı örtmek ne demek (Makale) (03/07/2002)

·  Kadınların kıyafet şekli (Makale) (04/07/2002)

·  Diyalogcuyu sollayan kişi (Makale) (07/07/2002)

·  Allah’ın azabı çok şiddetlidir (Makale) (08/07/2002)

·  Cennete ancak Müslüman girer (Makale) (09/07/2002)

·  Hıristiyanlarla dostluk kurmak (Makale) (10/07/2002)

·  Mezhepsizleri tanıma yolları (Makale) (11/07/2002)

·  Firavun’un çürümeyen cesedi (Makale) (14/07/2002)

·  Âdetle ilgili sünnetler (Makale) (15/07/2002)

·  Zevaid sünnetlerin açıklanması (Makale) (16/07/2002)

·  İlk insan, ilk peygamber idi (Makale) (17/07/2002)

·  Peygamberler aya, güneşe tapmaz (Makale) (18/07/2002)

 ·  Eshabı kiramın hepsi cennetlik idi (Makale) (22/07/2002)

·  Hz. Ömer’in görüşleri isabetli idi (Makale) (23/07/2002)

·  Hazret-i Ömer cennetliktir (Makale) (24/07/2002)

·  En faziletli sahabiler (Makale) (25/07/2002)

 ·  Geçici nikâh haramdır (Makale) (28/07/2002)

·  Müta ve muvakkat nikah bâtıldır (Makale) (29/07/2002)

·  İbni Sebe’nin kitabı (Makale) (30/07/2002)

·  Mütada iddet var mı? (Makale) (31/07/2002)

Hayz ve nifaslıya yasak olanlar 01072002


19'cuların bâtıl dininde olanlarla, bazı mezhepsizler, kadın özel hallerinde, yani hayzlı ve [lohusa] iken (Namaz kılar, oruç tutar ve Kur'an okur, bunu kadınların iyiliği için yapıyoruz) diyorlar. Hasta kadına bunları yaptırmak iyilik mi? İyilik, Allah'ın ve Resulünün emri ne ise ona uymaktır.


Allahü teâlâ, (Bir işte anlaşmazlık olursa o işi Kur'an'a ve sünnete arz edin), (Resulüm Kur'an'ı açıkla), (Bilmiyorsanız âlimlere sorun) buyuruyor.

 

Bu emirlere göre hayzlı, nifaslı şunları yapamaz:
1- Namaz kılamaz. Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki: (Hayzlı kadın namaz kılamaz.) [Buhârî, Müslim], (İstihazalı [özürlü], hayzı bitince yıkanır, namazını kılar, orucunu tutar.) [Dârimî]
 

Aşağıdaki hadis-i şerifler de, istisnalar hariç, hayzın da cünüplük gibi olduğunu göstermektedir:
(Hayızlı ile cünübe rahmet melekleri yaklaşmaz.) [Nesâî] (Hayz bittikten sonra ve sebepsiz guslü geciktirenlere rahmet getiren meleklerin yaklaşmadığı bildirilmiştir.) (Hayızlı ile cünüp kadının saç diplerine su ulaşıyorsa, guslederken örgülerini çözmesi gerekmez.) [Ziya el Makdisi, Hattâbî]
Resulullah, hanımına, (şu seccadeyi getir) dedi. O da, ben hayzlıyım deyince, (Hayzın elinde değil ya) buyurdu. (Müslim) [Demek ki hayzlıya bazı yasaklar var.]


2- Oruç tutamaz. Hadis-i şerifte, (Hayzlı iken tutulamayan oruçlar kaza edilir, kılınmayan namazlar affolur) buyuruldu. Hayız veya nifas sebebiyle Ramazanda oruç tutmayan kadınların öteki Ramazana kadar kazalarını geciktirebilecekleri de Resulullah tarafından bildirildi. (Buhari, Müslim)


3- Kur'an okuyamaz. Hadis-i şerifte, (Hayzlı ve cünüp, Kur'an okuyamaz) buyuruldu. (Tirmizî)


4- Mushafa el süremez. (Kur'an'a temiz olanlardan başkası dokunamaz) mealindeki [Vakıa 79]. ayeti açıklayan Allah'ın Resulü buyurdu ki: (Kur'an'a ancak [hadesten] temiz olan dokunabilir.) [Nesâî], Abdestsiz iken bile Mushafa dokunulmaz. (Dürer ve bütün fıkıh kitapları) Mezheplerin hepsinde de hükümler aynıdır. Ancak Maliki'de, hayzlının Kur'an okuması caizdir. Ancak hayzlı bir kız, Maliki'yi taklit ederek Kur'an okuyamaz. Çünkü başka bir mezhebi taklit etmek, ancak bir farzı yapmak için, kendi mezhebinde imkan bulunmadığı veya güç olduğu zaman caiz olur. Hayzlıya Kur'an okumak farz olmadığı için başka bir mezhep taklit edilemez. (Hülasat-üt-tahkik)


5- Camiye giremez. Hadis-i şeriflerde buyuruluyor ki: (Cünübe ve hayzlıya mescide girmek helal olmaz.) [İbni Mace], (Hayzlı, duaları okur, ancak musallaya [namaz kılınan yere] girmez.) [Buhârî]
 

6- Tavaf edemez. Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki: (Hayzlı Beytullahı tavaf edemez, ancak veda tavafı affedilmiştir.) [Buhârî], (Tavafta namaz gibi abdestli olmak lazımdır.) [Tirmizî]

 

7- Cima edemez. (Sana kadınların ay halini sorarlar. De ki: O, bir rahatsızlıktır. Hayz halindeki kadınlardan uzak durun, temizleninceye kadar yaklaşmayın. Temizlendikleri vakit de, Allah'ın size emrettiği yerden yaklaşın.) [Bekara 222] Yahudiler hayzlı ile bir odada oturmaz, beraber
yemek yemezdi. Eshabı kiram hayz halini sorunca Resulullah, bu ayeti okuyup, (Cima hariç, her şeyi yapabilirsiniz) buyurdu. (Müslim)


Bir dinde reformcu, (Kadın, özel halinde Namaz ve oruç hariç, birçok ibadeti yapabilir, mesela Kur'an okuyabilir, mescide girebilir, tavaf yapabilir. Bu konular, çoğunluğa rağmen birer müctehid olan İbni Kayyim [İbni Teymiye'nin talebesi], zahiri mezhebinden İbni Hazm ve felsefeci İbn Rüşd bunlara cevaz vermiştir) diyor. Bu üç kişinin hiçbiri Ehl-i sünnet değildir. Böyle konuşmaları dinde senet olmaz.

Dinimizde tesettürün önemi 02072002

Kur’an’a inanmadıkları halde, (Yalnız Kur’an) diyen zındıklarla, On dokuzculuk bâtıl dinine sarılanlar, tesettürü inkâr ediyorlar. Halbuki Kur’an-ı kerimde buyuruluyor ki: (Mümin kadınlara söyle, gözlerini sakınsınlar, ırzlarını korusunlar, görünen kısmı hariç, ziynetlerini göstermesinler, başörtülerini yakalarına kadar örtsünler!) [Nur 31] Bu âyette bazı hususlar açık değil. Mesela kadın, gözünü neden sakınacak, ırzını nasıl koruyacak, ziynetten maksat ne? Kına, sürme mi, altın, gümüş mü, küpe, kolye, bilezik mi? Bu hususlar tam açık değildir, bunlar hadis-i şerifle açıklanarak bildirilmiştir. Allahü teâlâ, (Resule itaat Allah itaattir) ve (Sana indirdiğim Kur’an’ı, anlamaları için insanlara açıkla) buyuruyor. (Nahl 44) Resulullahın açıklamaları ile âyetin manası şöyle oluyor: (Mümin kadınlara söyle, gözlerini [yabancı erkeklere bakmaktan] sakınsınlar, ırzlarını korusunlar, [el, yüz gibi] görünen kısmı hariç, [Kolye, küpe, bilezik, kına, sürme gibi] ziynetlerini [ve ziynet taktıkları baş, kulak, kol ve ayaklarını] göstermesinler, başörtülerini yakalarına kadar [saç, kulak ve gerdanlarını] örtsünler!) [Nur 31] (Celaleyn, Medarik)
Mecmaul-enhür’deki, (Kadının [yüz ve iki eli hariç] bütün bedeni avrettir) hadis-i şerifi de tesettürü açıklıyor. Hz. Esma, ince elbise ile gelince, Resulullah baldızına bakmadı. Mübarek yüzünü çevirip (Ya Esma, bir kız, namaz kılacak yaşa gelince, yüz ve iki eli hariç, vücudunu erkeklere gösteremez) buyurdu. (Ebu Dâvud) Hz. Aişe de bildiriyor ki: (İlk muhacir kadınlara Allah rahmet etsin! Tesettür âyeti gelince, emri geciktirmemek için hemen peştamallarını yırtıp başlarını örttüler) buyurdu. (Buhari, Nesai) [Hz. İbrahim de, sünnet ol emrini geciktirmemek için, bıçak, doktor aramadan, hemen hazırdaki balta ile kendini sünnet etmişti.]
Dinimizde iki çeşit kadın kıyafeti vardır. Hür ve cariye [köle] kıyafeti. Cariyeler başlarını örtmezlerdi, örtmek zorunda da değillerdi. Kapanma mecburiyeti hür kadınlara idi. Tesettür âyeti gelmeden önce hür kadınlar da başları açık gezerdi. Münafıklar, cariyelere sarkıntılık ederdi. Bu arada açık olan hür kadınlara da sataşırlardı. Olay duyulunca, (Biz bunu cariye sandık) derlerdi. Allahü teâlâ, (Hür kadınlar cariyeler gibi giyinmesinler, vücutlarını tamamen örtsünler, böylece cariye olmadıkları da meydana çıksın ve münafık erkekler tarafından da sarkıntıya maruz kalmasınlar) buyurdu. Bu âyetin meali şöyledir: (Ey Nebi, hanımlarına, kızlarına ve müminlerin kadınlarına [dışarı çıkarken] dış elbiselerini giymelerini söyle! Bu, onların tanınıp, eza görmemeleri için en uygun kıyafettir.) [Ahzab 59]
Bazı mezhepsizler, “[Hayızdan kesilmiş, yaşlı kadınların saçlarını göstermeleri günah olmaz” diyorlar. Ama Kur’an’da buyuruluyor ki: (Evlenme arzusu bile kalmayan ihtiyar kadınların ziynetlerini [ziynet yerlerini, baş, kulak, boyun, kol ve ayaklarını] göstermemek şartı ile, dışa giydikleri [manto gibi] elbiselerini çıkarmalarında bir vebal yoktur. Ama sakınmaları daha iyi olur.) [Nur 60]
Dikkat edilirse, kuyumcuda teşhiri, satılması serbest olan ziynetlerin bile kadında olunca, gösterilmesi yasaklanıyor. Müminlerin anneleri için bile, (Siz diğer kadınlar gibi değilsiniz, [yabancılarla] yumuşak konuşmayın, kalbinde fesat bulunanlar, kötü ümide kapılır. Evlerinizde oturun, eski cahiliye kadınları gibi açılıp saçılmayın) buyuruluyor. (Ahzab 32-33)
Bu delillerden sonra, “İslamiyette tesettür yok” diyenlerin art niyetli olduklarında şüphe kalmaz.

 

Yakayı örtmek ne demek 03072002

Yalnız Kur’an diyenlerle 19’culuk batıl dininde olanlar, Nur suresinin, (Mümin kadınlar, ziynetlerini göstermesinler, başörtülerini yakalarına örtsünler!) mealindeki 31. ayetinin yalnız ziynet takmayı yasakladığını, bir de sadece yaka kısmını örtmeyi emrettiğini söylüyorlar. Dün yeteri kadar açıklamıştık ama bir hususa daha değinmek istiyoruz. Nasreddin Hocanın kabri için, dört tarafı açık, ancak kapısında koca bir kilit var derler. O zaman kilidin ne kıymeti var. Deve kuşunun başını kuma sokarak saklandığını sanmasına benzemez mi? Bu zındıklara göre de, kadın her tarafını açacak, sadece yakasını kapatacak, böylece tesettür emrine uyacak, bu kadar gülünç, saçma iddia olur mu?
İsra suresinin (Ana-babana öf deme) mealindeki 23. ayetini okuyan kimse, ana-babasına öf demese, fakat gözlerini çıkarsa, kulaklarını kesse, sopa ile dövse, sonra da (Ben öf demedim, Kur’an’ın emrine uydum) dese, bu zâlim, Kur’an’a uymuş mu olur? Kur’an-ı kerimde en hafif husus söyleniyor, daha ağırları elbette yasaktır. (Sana indirdiğim Kur’an’ı insanlara açıkla) emrine uyarak Resulullah efendimiz ayetleri açıklamıştır. Bu ayetin manası, (Ana-babanı üzme, hatta öf bile deme) demektir. (Beydavi)
İsra suresinin, (Zinaya yaklaşmayın) mealindeki 32. ayeti de aynı anlamdadır. Kötü bir kimse, kötü bir kadınla aynı yatakta yatsa, zina hariç her şey yapsa, sonra da, (Kur’an zinaya yaklaşmayın) diyor, ben zina etmedim dese, günah işlememiş mi olur? Bu ayetin manası da açıklanmıştır. Zinaya yaklaşmayın demek, (Zinaya götürecek sebep, hareket ve işlerden sakının, yabancı kadınları düşünmeyin, onlarla konuşmayın, onlara bakmayın, onlarla tokalaşmayın, onları kucaklamayın, öpmeyin) demektir. Yabancı kadına bakmak zinaya götüren yollardan birisidir. Bunun için hadis-i şeriflerde buyuruluyor ki:
(Yabancı kadını görüp, başını ondan çevirene Allah ibâdetin tadını duyurur.) [Hakim]
(Harama bakmayan gözler, Cehennem ateşi görmez.) [İsfehani]
(Kadına şehvetle bakanın, gözlerine erimiş kurşun dökülüp cehenneme atılacaktır.) [M. Enhür]
(Avret yerini açana, başkasının avret yerine bakana Allah lânet etsin!) [Beyhekî]
(Kadının yüz ve iki eli hariç bütün bedeni avrettir.) [Ebu Davud]
Resulullahın bu açıklamasından sonra, (Başörtülerini yakalarına örtsünler) ayeti, vücudun tamamını örtsünler, boyun, yaka ve gerdan kısmını da kapatsınlar demektir. Bazı kadınlar eşarp taktıkları halde bu kısımları açık kalıyor. Hiçbir yer açık kalmasın demektir. Hz. Aişe de bildiriyor ki: (Tesettür ayeti gelince, muhacir kadınlar hemen peştamallarını yırtıp başlarını örttüler.) [Buharî]
Herkes Kur’an-ı kerimden hüküm çıkarabilseydi, (Kur’an’ı insanlara açıkla) buyurulmaz ve hadis-i şerifler lüzumsuz olurdu. Kur’an-ı kerimin 17 yerinde Resulullaha (De ki, bana tâbi olun) buyuruluyor. Allahü teâlânın Resulüne tâbi olup O’nun bildirdiği şekilde tesettüre riayet etmelidir! Bir kadın açık gezse kâfir olmaz. Fakat kapanmanın lüzumsuz olduğunu söylerse kâfir olur. Günah ile küfür farklıdır.
Herkesin bir tıp kitabı okuyarak, ilaç yapmaya, ameliyat etmeye kalkması cinayettir. Yalnız Kur’an diyerek Kur’an’dan hüküm çıkarmaya çalışmak da bundan daha büyük cinayettir. Yanlış ilaç kullanan sakat kalabilir, ölebilir. Fakat yanlış hüküm çıkaran imanını kaybedip, sonsuz azaba düşebilir. Hadis-i şerifleri bir tarafa atıp, Kur’an’a herkes el uzatınca dinin yıkılacağını, insan sayısınca din zuhur edeceğini zındıklar çok iyi bildiği için (Yalnız Kur’an) diyerek dini yıkmaya çalışıyorlar. Bu oyuna dikkat etmeliyiz.

Kadınların kıyafet şekli 04072002

Yalnız Kur’an diyen zındıklar, “Kadının kapanması gerekmez” diyor. “Kadına çarşaf farzdır” diyenler olduğu gibi, “Çarşaf Hıristiyan rahibe kıyafetidir, giyilmez. Nitekim Abdülhamid Han çarşafı yasaklamıştı” diyenler de vardır. Dinimizdeki hükme bakalım:
Kadınların vücut hatlarının belli olmayacak herhangi bir elbise ile örtünmesi farzdır. İslâm dini, kapanmayı emretmiş, ama belli bir örtü şekli bildirmemiştir. (Dürer-ül-mültekıte)
Ahzab suresinde bildirilen cilbab, erkeğin de, kadının da giydiği bir elbise, bir gömlektir. Zevacir ve Berika’daki (Hayâ cilbabını [örtüsünü] çıkaranın [aleyhinde] söz etmek gıybet olmaz.) [Beyhekî] ve (Cilbabı [gömleği] haram olan erkeğin namazı kabul olmaz.) [Bezzar] mealindeki hadis-i şeriflerde cilbabın bir örtü olduğu açıkça görülmektedir. Cilbabın dış elbise olduğu tefsirlerde de yazılıdır:
Cilbab, hımarın [tülbentin] üstüne örtülen ve göğse kadar inerek gömleğin ceybini [yakasını] boynu örten baş örtüsü. (Ebüssüud tefsiri)
Cilbab, tek parça örtü. (Celaleyn)
Cilbab, göğse kadar inen baş örtüsü. (Ruh-ul-beyan)
Cilbab, milhafedir. (Beydavi)
Cilbab, hımardan büyük örtü veya vücudunu örten dış elbise. (Kurtubi)
Cilbab, bedeni baştan aşağı örten çarşaf, ferace, çar gibi dış giysi. (Elmalılı)
Cilbab, dışa giyilen örtü. (Tibyan, A.Fikri Yavuz ve Hasan Basri Çantay’ın meali)
Cilbab, milhafe, entari veya hımar. (El-Envar) [Milhafe= dış örtü ki buna ferace de denir.]
Cilbab, feracedir. (Ö. Nasuhi Bilmen tefsiri)
Nur suresinde, (Kadınlar, hımarlarını [başörtülerini] yakalarına örtsünler) buyuruluyor. Eğer cilbab çarşaf demek olsaydı, hımar denmezdi. Fıkıh kitapları cilbabın dış örtü olduğunu bildiriyor. Bir örnek: Hanıma verilmesi vacip olan nafaka, yemek, kisve ve meskendir. Kisve, hımar ve milhafedir. (Bahr)
Tefsir, hadis ve fıkıhta cilbab dış örtüdür. Çarşafa bid’at denmez; çünkü adetteki değişiklik bid’at olmaz. Şalvar ve pantolon da böyledir.
Çarşaf kelimesi, Farsça çader-şebden [gece örtüsü] bozularak Türkçe’ye girmiştir; tesettür için ev dışında giyilen üstlüktür. Tanzimatta hacca giden İranlılardan alınan çarşaf, önceleri bid’at sayılıp pek tutulmamışsa da, 1870’ten sonra yaygınlaştı. Daha sonra II. Abdülhamid Han, 4 Ramazan 1309 (2 Nisan 1892) tarihli bir emirle çarşafı yasakladı. (Diyanet Vakfı İslâm Ansiklopedisi)
Yaşmak ile ferace giyilirken, 1872’de Subhi Paşanın Suriye valiliğinden dönüşünde ailesi Suriye’den getirdikleri çarşafla görününce, İstanbul’da çarşaf moda oldu. (Musahibzade Celal, Eski İstanbul Yaşayışı )
1889’dan sonra açık feraceli iki paşa kızına birkaç külhanbeyi laf atıp feracelerini yırtınca, bu defa çarşafa rağbet arttı. Bid’at diyenler de giydi. (Sermed Muhtar Alus, Aylık Ansiklopedisi sayı 36)
1913’te yüz binlerce Balkan muhacirleri İstanbul’a Ortodoks kadınlarının giydiği siyah çarşafı ile gelmişti. Zamanla bu da İstanbul’a yayıldı. Hükümetin zaten uğraşacak hali yoktu, çarşafa mani olamadı. (M. Zeki Pakalın, Osmanlı Tarih Deyimler sözlüğü)
3 Ekim 1883’te Şeyhülislamın teklifi ve padişahın emriyle ferace dışında bir şey giymek yasaklandı. Daha sonra çarşaf da giyildi. O zamanki çarşaflar farklı idi. (Vakit. 4.10.1883)

Diyalogcuyu sollayan kişi 07072002

Bir yazar, sanki azap ayetleri yokmuş gibi, hep rahmet ayetlerini yazarak, Hıristiyanlara kucak açan diyalogcuları geride bırakıyor. Kitap, sünnet, icma ve kıyasa aykırı olarak, mazlum olarak ölen Hıristiyanların şehit olduklarını söylüyor. Şöyle diyor: (Şirke girmemiş, fakat zulümle ölmüş Hıristiyanların bir nevi şehit olduklarını söylemek ayet ve hadislere aykırı değildir. Çünkü Allah’ın rahmeti her şeyi kuşatmıştır.)
CEVAP: Yazarın bu sözü dindeki dört delile [Kur’an’a, sünnete, icmaya ve kıyas-ı fukahaya] aykırıdır. Şirke girmemiş Hıristiyan demek, Müslüman bir kâfir demektir. Kâfirse Müslüman denmez,. Müslümansa kâfir denmez. Bu söz, necasete [pisliğe], temiz necaset demeye benzer. Yani temiz necaset denmez, temiz ise, o zaman necaset değildir. Hıristiyan gayri müslimdir, kâfirdir. Her kâfir şirke girmiştir. Şirke girmemiş olana gayri müslim veya Hıristiyan denmez, o Müslümandır. Şirke girerse kâfir olur. Hangi Hıristiyan Amentü’deki altı esasın hepsine inanıyor ki? Diyalogcu bir yazar da, (Hıristiyanlarla iman birliğimiz, Amentü’de ittifakımız var) diyordu. Ama o mazlum ölen Hıristiyana şehit demiyordu. Hıristiyanlarla aramızdaki inanç farklılıkları çok ise de birkaçını bildirelim:
1- Biz bir Allah’a inanırız. Onlar üç ilaha inanırlar. Hz. İsa’ya tanrının oğlu ve tanrı diyorlar. Onlar melekleri kız gibi görüyorlar, biz ise, meleklerde erkeklik dişilik olmadığını biliyoruz. Kur’an-ı kerimde buyuruluyor ki: (Allah ile birlikte başka ilâh edinen cehenneme atılır. Rabbiniz oğulları size ayırdı da kendisi için kız olarak melekleri mi edindi? Elbette vebali çok büyük söz ediyorsunuz.) [İsra 39, 40]
2- Onlar tanrı gökte derler, biz Allah’ı mekandan münezzeh biliriz.
3- Biz semavi kitapların hepsine inanırız, onlar, Kur’an’a inanmazlar.
4- Biz bütün peygamberlere inanırız, onlar, Muhammed aleyhisselama inanmazlar. Hadis-i şerifte buyuruldu ki: (Bana iman etmeyen Yahudi ve Hıristiyan, mutlaka Cehenneme girecektir.) [Hakim]
5- Biz hayrın ve şerrin Allah’tan olduğuna inanırız, onlar, (Tanrı kötülükleri takdir etmez) derler.
Amentüye inanmayan cennete gider mi? Yazar, Allah’ın rahmeti her şeyi kuşatmış diyerek gavurlara da ahirette rahmet edileceğini söylüyor. Rahman, dünyadaki her mahluka acıyan, Rahim, ahirette yalnız müminlere acıyan demektir. Allahü teâlânın rahmeti, şefkati dünyada müminlere ve kâfirlere, herkese birlikte yetiştiği halde, ahirette kâfirlere merhametin zerresi bile yoktur. İşte üç ayet meali: (Kâfirlerin cami yapmaları ve diğer bütün [iyi] işleri, boşa gidecek, Cehennemde sonsuz kalacaklar.) [Tevbe 17], (Bunlara ahirette yalnız cehennem vardır. Emekleri ahirette boşa gider.) [Hud 15, 16], (Kâfirlerin dünyada yaptıkları iyi işler, çölde görünen seraba benzer.) [Nur 39]
Doğru iman [Ehli sünnet itikadı] şöyledir: Allah’ın azabından emin olmamak, rahmetinden de ümit kesmemek. Dostlarına dost, düşmanlarına düşman olmak. Hz. Zekeriyya şöyle övülüyor: (Korku ile ümit arasında duâ ederdi.) [Enbiya 90]
Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki: (Mümin havf ve reca [korku ile ümit] arasında bulunursa, Allahü teâlâ, ona umduğunu verir ve korktuğundan onu emin kılar.) [Tirmizî], (İmanın temeli Mümini sevmek ve kâfiri sevmemektir.) [İ.Ahmed], (İmanın efdali Allah için sevgi, Allah için buğuzdur.) [Taberânî], Cenab-ı Hak, Hz. İsa’ya buyurdu ki: (Yer ve göklerdekilerin ibâdetlerini yapsan, dostlarımı sevmedikçe ve kâfirlere düşmanlık etmedikçe, hiç faydası olmaz.) [K.Saadet]

 Allah’ın azabı çok şiddetlidir 08072002

Bir yazar, Allah’ın rahmeti her şeyi kuşatmış diyerek mazlum Hıristiyanların cennete gideceklerini, hatta şehit olacaklarını bildiriyor, rahmet ayetlerini yazıyor, azap ayetlerinden hiç bahsetmiyor.
İslamiyet, ifrat ve tefritten [aşırılıklardan] uzak bir dindir. Allah’ın rahmeti bol olduğu gibi azabı da şiddetlidir. Mümin havf ve reca arasında olmalıdır. Havf, Allah’tan korkmak, reca da Allah’ın rahmetini ümit etmek demektir. Hadis-i şerifte buyuruldu ki: (Havf ve reca [korku ile ümit] arasında bulunan mümin, umduğuna kavuşur, korktuğundan emin olur.) [Tirmizî]
Hep Allah’ın azabından bahsedip insanları korkutmak doğru olmadığı gibi, hep Allah’ın rahmetinden bahsedip azabından hiç bahsetmemek de yanlıştır. Mümin, ikisi arasında olmalıdır! Yaşarken, havfı, ölürken recası daha fazla olmalıdır! Kur’an-ı kerimde buyuruluyor ki:
(Kullarıma haber ver ki, ben gafururrahim olduğum gibi, azabım da çok acı, çok şiddetlidir.) [Hicr 49-50]
(Allah’ın azabı şiddetlidir.) [Bekara 211, Yunus 70, Ra’d 6,13, 34, Taha 127, Mü’min 22, Haşr 7]
(Allah’ın azabının şiddetli olduğunu bilebilselerdi!) [Bekara 165]
(Elbette azabım çok şiddetlidir.) [İbrahim 7]
(İşte o gün, hükümranlık çok merhametli olan Allah’ındır. Kâfirler için de pek çetin bir gündür. O gün, zalim kimse ellerini ısırıp, “Vay başıma gelene, keşke Peygamberin yoluna uysaydım da falancayı [batıl yoldakini] dost edinmeseydim.) [Furkan 26-28]
(Allah ve Resûlüne karşı gelen, bilsin ki Allah, azabı şiddetli olandır.) [Enfal13]
(Kurtuluşa erenler, Allah’a ve Resulüne itaat edip Allah’tan korkan ve sakınanlardır.) [Nur 52]
(İşlediklerinin cezası olarak, artık az gülüp, çok ağlasınlar.) [Tevbe 82]
(Allah katında en kıymetliniz, O’ndan çok korkup sakınanınızdır.) [Hucurat 13]
(Allah’tan nasıl korkmak gerekiyorsa, öylece korkun.) [A.İmran 102]
(Sizden öncekilere de, size de Allah’tan korkmanızı tavsiye ettik.) [Nisa 131]
Mü’minun suresinin, (Rablerinin huzuruna çıkacaklarından kalbleri korku ile çarpar) mealindeki 60. ayetinde bildirilen kimselerin hırsız mı, zani mi olduğu sorulunca, Peygamber efendimiz buyurdu ki: (Bunlar, namaz, oruç ve zekât gibi ibâdetlerini yerine getirdikleri hâlde “acaba ibâdetlerimiz kabul olmadı mı” diye korkan kimselerdir.) [Tirmizî]
Yine buyurdu ki: (Allah korkusu, her hikmetin başıdır.) [Taberânî]
Hıristiyanlara kucak açıp kiliselere gidip ayinlerine iştirak edenler, onların cennete gideceklerini, hatta mazlumlarının şehit olacaklarını söyleyenler, şu ayetleri bilmiyorlar mı?
(Ey iman edenler, Yahudi ve Hıristiyanları dost edinmeyin! Onlar, [İslâm düşmanlığında] birbirinin dostudur. Onları dost edinen de onlardan [kâfir] olur. Allahü teâlâ, [kâfirleri dost edinip, kendine] zulmedenlere hidayet etmez.) [Maide 51]
(Müminler, kâfirleri dost edinmesinler! Onları dost edinenler, Allah’ın dostluğunu bırakmış olur.) [A. İmran 28] [Kâfirlere kucak açanlar da, Allah’ın dostluğunu bırakmış olur.]
(Sen, onların dinine uymadıkça, Hıristiyanlar ve Yahudiler senden hoşnut olmazlar. De ki “Doğru yol, ancak Allah’ın yoludur.”) [Bekara 120]
 

Cennete ancak Müslüman girer 09072002

Bazı kimseler, Allah kerim diyerek günah işliyorlar. Ş. Yahya Müniri hazretleri buyuruyor ki:
Allahü teâlâ, kerim, rahim olduğu gibi, azabı da şiddetlidir. Bu dünyada, çoklarına fakirlik ve sıkıntı veriyor. Çok kerim ve rezzak olduğu hâlde, çiftçilik sıkıntısı çekmeyene ekmek vermiyor. Herkesi yaşatan O olduğu hâlde, yiyip içmeyen kimseyi yaşatmıyor, ilaç kullanmayan hastaya şifa vermiyor.
Yaşamak ve mal sahibi olabilmek gibi dünya nimetlerinin hepsi için sebepler yaratmış, sebebine yapışmayana hiç acımayıp dünya nimetlerinden mahrum bırakmıştır. Ahiret nimetlerine kavuşmak da böyledir. Kâfirliği ve cahilliği, ruhu öldüren zehir yapmıştır. Tembellik de, ruhu hasta yapar. İlaç kullanılmazsa, ruh hastalanır, ölür. Küfrün ve cahilliğin tek ilacı, ilimdir. Tembelliğin ilacı da, namaz kılmaktır. Bir kimse, zehir yer ve (Allah rahimdir, rahmeti her şeyi kuşatmıştır, beni korur) derse, hastalanır, ölür. İshal olan müshil içerse, şeker hastası tatlı yerse, hastalık artar.
"Allah'ın bizim ibâdetimize ihtiyacı yok. İbadet yapan, boşuna sıkıntı çekiyor" veya "Ben içki içersem, zina edersem Allah'a ne zararı olur ki" diyen de çıkıyor. Böyle yanlış düşünen kimse, perhiz yapmayan hastaya benzer. Bu hastaya doktor, perhiz tavsiye ediyor. Bu ise, (Perhiz yapmazsam doktora hiç zararı olmaz) diyerek, perhiz yapmıyor. Evet doktora zararı olmaz, fakat kendine zarar vermektedir. Doktor, kendine faydası olduğu için değil, onun hastalıktan kurtulması için, perhiz yapmasını tavsiye etmiştir. Doktorun tavsiyesine uyarsa şifa bulur, uymazsa ölür gider.
Bazıları, dört delile aykırı olarak, "Mazlum olarak ölen Hıristiyanlara şehittir. Çünkü Allah'ın rahmeti her şeyi kuşatmıştır" diyorlar. Halbuki ayet-i kerimede, (Rahmetim her şeyi kaplamıştır) buyurulduktan sonra, ([Rahmetim] Allah'tan korkup, haramlardan kaçan, zekâtlarını veren ve ayetlerimize inananlar içindir) buyuruluyor. (Araf 156) Bundan sonraki ayette de, (Ümmi peygamberime (Resulullaha) uyanlar için buyuruyor. Bektaşi gibi yarısını gizlemekle, Hıristiyanlar cennete mi gidecektir? Onlar ayetlerimize (Kur'an'a) ve ümmi peygambere (Muhammed aleyhisselama) inanıyorlar mı? (Allah indinde hak din ancak İslâmdır.) [A.İmran 19] (İslâmdan başka din arayan, bilsin ki, o din asla kabul edilmez.) [A.İmran 85] mealindeki ayetlere inanıyorlar mı? İnansalar zaten Hıristiyanlıkta kalmazlar. İnanmayan Hıristiyan kâfiri şehit olur mu hiç? Ehli sünnet âlimleri buyuruyor ki: Müslümana kâfir, kâfire Müslüman diyen kâfir olur. (Birgivi)
Allah'ın 99 "Esma-i hüsna"sından biri de Kahhardır, istediğini kahreder. İki âyet meali şöyledir: (Bugün hükümranlık Kahhar olan tek Allah'ındır.) [Mümin 16], (Allah'ın kahrı da, cezası da pek şiddetlidir.) [Nisa 84], Esma-i hüsnadan biri de Müntekimdir, intikam alıcıdır. (A.İmran 4, Maide 95, İbrahim 47, Zümer 37), Peygamberimize, Kur'an'a inanmadıkları için mazlum olarak ölen Hıristiyanlardan intikam alacak, sonsuz olarak cehennemde bırakacaktır. Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki: (Cennete ancak Müslüman girer.) [Buhârî], (Bana inanmayan Yahudi ve Hıristiyan Cehenneme girecektir.) [Hakim]
Cennete girmek için Müslüman olma şartı [Amentüdeki altı esas] vardır. Hıristiyanlar sizin istemenizle Cennete, bizim istememizle Cehenneme girmez. Hıristiyanlar Müslüman olmadıkları için Cehenneme girer. Müslüman olsun herkes girsin.
 

Hıristiyanlarla dostluk kurmak 10072002

Mektubatı Masumiyye’de buyuruluyor ki: Müminin kâfiri sevmesi üç türlü olur:
1- Onun küfrünü beğenir. Bunun için sever. Bu muhabbet yasaktır. Çünkü onun dininden razı olmuştur. Küfrü beğenen kâfir olur. Böyle muhabbet, imanı giderir.
2- Herkesle iyi geçinmek lazım olduğu için onlarla da iyi geçinilir.
3- İkisi ortasıdır. Onlara meyleder, yardım eder. Dininin bâtıl olduğunu bilerek, akrabalık, iş arkadaşlığı sebebi ile dostluk yapar. Bu sevgi küfre sebep olmaz ise de, caiz değildir. Çünkü bu sevgi, zamanla onun dinini beğenmeye sebep olur. Zaruretsiz gayrı müslimlerle beraber olmak, kiliselerine gitmek, âyinlerine katılmak caiz değildir. Kur’an-ı kerimde buyuruluyor ki:
(Ey iman edenler, Yahudileri de, Hıristiyanları da dost edinmeyin! Onlar, [İslâma olan düşmanlıklarında] birbirinin dostudur. Onları dost edinen de onlardan [kâfir] olur. Allahü teâlâ, [kâfirleri dost edinip, kendine] zulmedenlere hidayet etmez.) [Maide 51]
(Müminler, müminleri bırakıp da, kâfirleri dost edinmesinler! Onları dost edinenler, Allah’ın dostluğunu bırakmış olurlar.) [A. İmran 28]
Hadis-i şerifte de buyuruldu ki: (Bir kavmi sevip de onlarla dostluk kuran, kıyamette onlarla haşrolur) [Taberânî]
[Yani bir milletin, adete, tekniğe ait işlerini değil de, onların dinlerini, ibâdetlerini, günah olan işlerini seven kimseler, kıyamette onlarla birlikte Cehenneme giderler. Fenne ait işlerini ve günah olmayan adetlerini yapmak caiz ve lazımdır. Çünkü Fen, müminin kaybettiği malıdır, nerede bulursa alması lazımdır. Gayrı müslimlerle ticaret yapılır. Aldatılmaz, kötülük yapılmaz. Herkese olduğu gibi onlara da iyi davranılır. Müslüman olmaları için dua da edilir. Fakat onları kâfir iken şerefli kabul etmek câiz değildir. Cenab-ı Hak buyurdu ki
(Kâfirleri dost edinenler, onların yanında izzet, şeref mi arıyorlar? Bilsinler ki, bütün izzet yalnızca Allaha aittir.) [Nisa 139]
(İzzet ve şeref isteyen, bilsin ki, izzet ve şerefin hepsi Allah’ındır.) [Fatır 10]
(Münafıklar, “Eğer bu savaştan Medine’ye dönersek, andolsun ki, şerefliler, alçakları oradan çıkaracak” diyorlardı. Oysa, şeref Allah’ın, Resulünün ve müminlerindir; ama münafıklar bunu bilmezler, anlamazlar.) [Münafikun 8]
Hz. Ömer, kölesi ile nöbetleşe deveye biniyorlardı. Şam’a girerken deveye binme sırası köleye geldiği için, köle deve üzerinde idi. Şam ordusunun kumandanı olan Ebu Ubeyde bin Cerrah, bir heyetle karşılayıp, (Ya Halife! Böyle ne yapıyorsun? Bütün Şamlılar, bilhassa Rumlar, Müslümanların halifesini görmek için toplandılar. Sana bakıyorlar. Bu yaptığını beğenmezler.) der. Hz. Ömer buyurur ki: (Ya Eba Ubeyde, senin bu sözün, çok zararlıdır. İşitenler, şerefi, vasıtaya binip gitmekte ve süslü elbise giymekte sanacaklar. Şerefin, Müslüman olmakta olduğunu anlamayacaklar. Biz aşağı insanlardık. Allahü teâlâ Müslüman yapmakla bizleri şereflendirdi. Onun verdiği bu şereften başka şeref ararsak, Allahü teâlâ bizi yine zelil eder. Her şeyden aşağı eder. İzzet, İslâmdadır. İslâmın ahkâmına uyan, aziz olur. Bu ahkâmı beğenmeyip, izzeti, şerefi başka şeylerde arayan zelil olur.) Bir hadis-i şerifte buyuruldu ki:
(Allahü teâlâ, hakkı Ömer’in diline ve kalbine yerleştirmiştir.) [Tirmizi]
 

Mezhepsizleri tanıma yolları 11072002

Mezhepsizler değişiktir, kimi Mutezilenin, kimi Cebriyyenin, kimi Şianın, kimi Vehhabinin bazı fikirlerini, kimisi her gruptan bazı fikirleri benimsiyorlar. Fikirlerini benimsedikleri ve kaynak olarak gösterdikleri şahıslardan bazıları şunlardır:
Ahmet Kadiyani; Behâullah, Beykiyef, C. Efgani, Ebul ala Mevdudi, Hasan el Benna, Hasan Sabbah, İbni Hazm, İbni Kayyimi Cezviyye, İbni Rüşd, İbni Sebe, İbni Teymiyye, İzmirli İsmail Hakkı, M. Şevkani, Muhammed Abduh, Muhammed bin Abdülvehhab Necdi, Makdisi, Muhammed Hamidullah, M. Ebu Zehra, Muhammed İkbal, Muhammed Sıddık Hasan Han, N. Elbani, Reşat Halife, Reşit Rıza, S. Kutup, Seyyid Sabık, Şeyh Bedrettin, Yusuf Kandehlevi, Yusuf Kardavi, Zuhayli vs.
Mezhepsizleri tanımak için fikirlerini, inançlarını bilmek gerekir. Fikirlerinden bazıları şöyledir:
Mezhep taassubu tabirini çok kullanırlar. İctihad kapısı açık derler, sapık görüşlerini ictihad gibi gösterirler.
Telfıkı savunurlar. Mezhepleri birleştirmeye kalkarlar. Hangi mezhepteki hüküm akıllarına yatarsa onunla amel etmeye çalışırlar. Abduh gibi masonları mezhepler üstü müctehid kabul ederler.
Mezhepler bid’attir, Sahabenin mezhebi mi vardı derler.
İmamı a’zama, imamı a’zam demezler, Ebu Hanife derler.
Eshabı kiramdan çoğunu kötülerler. [Halbuki hepsi cennetliktir. (Hadid 10)
Bir kısmı, cin ve miracı inkâr eder. Bir kısmı mucizeleri, bir kısmı da kerameti inkâr eder.
Cennette de Allahü teâlâ görülmez derler. Halbuki Kıyamet suresinin (Kıyamet günü ışıl ışıl parlayan yüzler, Rablerine bakacaklardır) mealindeki 22 ve 23. âyetlerini açıklayan Peygamber efendimiz, dolunaya bakıp buyurdu ki: (Rabbinizi de, [ahirette] böyle göreceksiniz.) [Buharî]
Günah işleyen namaz kılmayan kâfirdir, amel imandan parçadır derler.
Peygamberden, evliyadan yardım istemek şirktir, çünkü ölü işitmez derler. Halbuki Kur’an’da (Onlar ölü değildir) buyuruluyor. Hadis-i şerifte de, (Kâfir ölüsü de işitir) buyuruluyor. (Buhari)
Kabir suâlini, kabir azabını inkâr ederler.
Ölüye, duâ fayda etmez derler. Hadis-i şerifte buyuruldu ki: (Dirilerin duâları sebebi ile, ölülere dağlar gibi çok rahmet iner.) [Deylemî]
Sıratı, mizanı, şefaati inkâr ederler. Halbuki bunların hak olduğu ayet ve hadisle sabittir.
İskata, telkine ve kabir azabına inanmazlar. Halbuki bu konularda da sahih hadisi şerifler vardır.
Yalnız Kur’an derler, bazıları da Kitap, Sünnet derler, dindeki dört delili inkâr ederler.
Bir çok hadis-i şerife uydurma damgasını basarlar, İsrailiyat derler. Halbuki hiçbir İslam âliminin kitabında uydurma hadis olmaz.
İyi iş yapan Hıristiyan ve Yahudiler de cennete girecek derler. Halbuki Peygamber efendimiz buyuruyor ki: (Bana iman etmeyen Yahudi ve Hıristiyan Cehenneme girecektir.) [Hakim]
Kur’an değişmiştir derler. Halbuki (O’nu biz indirdik , biz koruruz) buyuruluyor. (Hicr 9)
Namaz üç vakittir derler. Hadisi şerifte, (Namaz beş vakittir) buyuruluyor. (Buhari)
Yanlış olarak, dinimize aykırı olarak İslami görüş, İslam düşüncesi, İslam felsefesi, İslamcı, Allah’ın mucizesi gibi tabirler kullanırlar.
 

Firavun’un çürümeyen cesedi 14072002

Mucizeye, keramete inanmayan kimseler çoğalıyor. 19’culardan birisi, (Mısırlılar, özel mumyacılık bilgisiyle Firavunların cesedini mumyalayarak korumuşlardır. Firavun’un mumyalanmış cesedi bugün Kahire Müzesinde sergilenmektedir) diyerek Allah’ın mumyasız olarak ölmüş bir cesedi çürütmeyeceğine inanmıyor.
Öteki Firavunlar mumyalanmıştır. Bu Firavun, mumyasız idi. Firavun’un bozulmamış cesedi de Kahire’de değil Londra’daki British Museum’da teşhir edilmektedir.
Üç bin seneden fazla bir zaman önce ölen bu Firavun’un cesedi, mumyalanmış olarak değil, ibret-i alem için mumyasız olarak çürümeden korunmuştur.
Tam bir ibret vesikası olarak vücudu hiç bozulmamış, etleri çürümemiş ve tüyleri dahi dökülmemiş şekilde ve secde eder vaziyette bulunmuştur. Çünkü Firavun ölürken secdeye kapanmıştı. Kur’an-ı kerimde buyuruluyor ki:
(İsrailoğullarını denizi yararak geçirdik, Firavun ve askerleri zulmetmek ve saldırmak üzere onları [yarılan denizde] takip etti. Firavun denizde boğulurken, “İsrailoğullarının inandığından başka ilah olmadığına iman ettim, ben de Müslüman oldum” dedi. Ona “Şimdi mi inandın, daha önce isyan eden bir bozguncu idin” dendi. [Denizde boğulan Firavuna Allahü teâlâ buyurdu ki:] Senden sonrakilere bir ibret teşkil etmesi için, bugün senin [denizdeki] cesedini [çürütmeden] çıkarıp [sahile] atacağız. Buna rağmen insanların çoğu ayetlerimizden gafildir) [Yunus 90,92]
Firavun, eski Mısır hükümdarlarına verilen isimdir. Mısır’a hâkim olan 26 Firavun sülâlesi vardı. Her sülâlede çeşitli Firavunlar asırlarca hükümdarlık etti.
Musa aleyhisselâm zamanındaki Firavun, [II. Ramses olduğu söylenir], 400 sene yaşamış ve ilahlık iddiasında bulunmuştu. Kendisine secde etmeyenlere ve Musa aleyhisselama inananlara işkence ve zulüm yaptı.
Musa aleyhisselam, Firavun’u dîne davet etti. Firavun kabul etmedi. Yanındaki vezîri Haman’a sordu. O da; “Musa, büyük sihirbazdır. Bizi aldatıp, ülkemizi elimizden almak istiyor” dedi. Böylece Firavun’un îmana gelmesine mâni oldu ve îman eden hanımı Asiye’nin de şehit olmasına sebep oldu.
Firavun, Musa aleyhisselamın mucizelerine inanmadı, kâfirlerin suları kan oldu, kurbağa yağdı, cilt hastalıkları oldu. Üç günlük karanlık devam etti.
Firavun bu mucizeleri görünce korktu. Musa aleyhisselam ile ona inananların Mısır’dan gitmesine izin verdi. Sonra Firavun verdiği bu izne pişman oldu. Askerlerle peşlerine düştü. Denizde yollar meydana geldi. Musa aleyhisselam da, İsrailoğulları ile birlikte denize girdi. Firavun ve askerleri, bunları yakalamak üzere denize girip takip etmeye başladılar. Kızıldeniz’in Süveyş kısmına gelince, denizdeki yollar kapanıp, Firavun’un askerleri boğulmaya başladı, Firavun da aynı akıbete uğrarken, hemen secdeye kapanıp, iman ettim dediyse de, boğularak askerleri ile birlikte öldü.
Firavun’un cansız cesedi asırlarca denizde kalmasına rağmen Allahü tealanın kudreti ile çürümedi. Ayette de bildirildiği gibi, cesedi üç bin sene sonra sahile atıldı. Burada bulunup İngiltere’ye götürüldü. 1983’te Zafer dergisi, Firavun’un müzedeki cesedinin resmini neşretmişti.
Kur’an-ı kerim, Resulullahın bir mucizesi olduğu için, bu da Peygamber efendimizin bir mucizesidir.
 

Âdetle ilgili sünnetler 15072002

Sünnetler, âdetlerle ilgili olup olmama bakımından ikiye ayrılır: Sünnet-i hüdâ, ezan ve ikamet okumak gibi, İslâm dininin şiârıdır. Başka dinlerde yoktur.
Sünnet-i zâide, çoğul olarak süneni zevaid denir. Resulullahın kılık kıyafeti, elbise giyiş şekli, yemek yiyiş tarzı, yürüyüşü, yatışı, vasıtaya binişi, bir işe sağdan veya soldan başlaması, saç şekli, sarık sarma şekli gibi âdetleridir. (Hadika)
Resulullahın âdetlerle ilgili sünnetlerine uymak da büyük şeref ve çok sevaptır. Ama yapmamak günah hatta mekruh değildir. Mesela Peygamber efendimiz deveye binerdi. Deveye binmemek günah veya mekruh bile değildir. Arapların âdeti olarak mübarek topuklarına kadar uzun gömlek [entari] giyerdi. (İbni Asakir)
Bugün Arap denilen insanların çoğu entari giymektedir. Türkiye’de ise âdet olmadığı için erkekler entari giymemektedir. Sünnet-i zâide olduğu için entari giymemek günah ve mekruh değildir. Sarıkla gezmek de âdeti idi. Kâfirleri de sarıklı idi. Hadis-i şerifte, (Sarık Arapların tacıdır) buyuruldu. (Beyhekî)
Sakal da âdete ait sünnetlerdendir. Kâfirlerden de sakallı olanlar var idi. Buharî, Müslim, Nesâî, Ebu Davud, Tirmizî’nin rivayet ettiği (Sünnet olan on şeyden biri sakal bırakmaktır) hadis-i şerifi sakalın sünnet olduğunu açıkça bildirmektedir. Sakalın bir tutamdan fazlasını kesmek sünnettir. Bir tutamdan kısa bırakmak, sünnete aykırıdır. Sünnet diye bir tutamdan kısa sakal bırakmak bid’attir. Böyle bid’at sakalı, haram işlemekten kurtarmak için, bir tutam uzatmak vaciptir [yani farzdır.] (Redd-ül muhtar)
Bahr-ür-râık’da, (Erkeklerin sarkan saçlarını büküp fitil yapmaları mekruh olur. Çünkü, fitil yapmak, bazı kâfirlere benzemek olur) buyuruldu. Demek ki kâfirlerin âdetlerine benzediği için yasaklanan şeyi yapmak bile haram değil, mekruh oluyor. Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki:
(Müşriklere benzemeyin, bıyığınızı kısaltın, sakalınızı bırakın.) [Nesaî]
(Mecusiler bıyıklarını uzatır, sakallarını kısaltır. Onlara muhalefet edin, bıyıklarınızı kısaltın, sakalınızı uzatın!) [İ.Hibban]
(Namazı nalın ile kılın ki Yahudilere benzemeyin!) [Hâkim]
(Nalını olmayan, mest giysin!), [Müslim] [Nalın, terliğe benzer ayakkabı]
Bahr-ür-raık’ın ifadesine göre, bu hadis-i şerifler, sakal kazımanın ve çıplak ayakla namaz kılmanın mekruh olduğunu bildiriyor. Yine hadis-i şeriflerde buyuruldu ki:
(Yahudi ve Hıristiyanlar sakal boyamaz. Onlara benzemeyin, boyayın!) [Müslim]
(Saçlarınızı kırmızı veya sarıya boyayın, ehli kitaba muhalefet edin!) [İ.Ahmed]
Eshab-ı kiramın kimi boyadı, kimi boyamadı. Çünkü, bu âdetteki emre ve yasağa uymak vacip değildir. Burada, o şehrin âdetine uyulur. (Hadika)
Eshab-ı kiram sakal kazımazdı. Çünkü, o zaman, sakal uzatmak Arapların âdeti idi. Ebu Cehil gibi birçok kâfir sakallı idi. Sünnet olan sakala kıymet vermeyen kâfir olur. Yüzünü, kadın gibi parlak yapmak, kadınlara benzemek için sakal kazıtmak haramdır. Kadınlara benzemeyi düşünmeyip, genç ve güzel görünmek için sakal kazımak mekruhtur. (K. saâdet)
İbni Teymiyye, sakal kazımak haram diyor. Mason Abduh’a ve çömezi Reşit Rıza’ya İmâm diyen Mezahib-i Erbea kitabı da, İbni Teymiyyeci olduğu için, sakal kazımaya haram demişse de sözü senet değildir.
 

Zevaid sünnetlerin açıklanması 16072002

Dünkü yazımızda sakal bırakmanın zevaid sünnet olduğunu bildirmiştik. Hadis-i şerif ve fıkıh kitapları sakal bırakmanın sünnet olduğunu bildirirken, vacip veya İbni Teymiyye gibi farz diyen, sünnete ve Cumhuru ulema’ya karşı gelmiş olur. Kâfirlere veya kadınlara benzemek için sakalı bir tutamdan kısa yapmak veya kazımak haramdır. Benzemek niyeti olmayıp, memleketin âdetine uymak için olursa, mekruh olur. Kısa sakala sünnet demek bid’at olur. Sünnete önem vermezse, kâfir olur. Sünneti bir özür ile terk etmek caizdir. Peygamber efendimiz papaz ayakkabısı giymiştir. (R.Muhtar, Mevâhib)
Peygamber efendimiz, uzun entari giymiş, şalvar ve pantolon giymemiştir. Şalvar giymek âdette bid’attir. Âdette bid’at olan şeyi yapmak günah değildir. Uçağa binmek de âdette bid’attir, günah değildir. Bunun için âdet olan yerlerde, kâfirlerden gelmiş olsa bile, kadınların çarşaf ve erkeklerin pantolon ve şalvar giymeleri günah olmaz. Peygamber efendimiz, bazen Rum, bazen Arap elbisesi giyerdi. Tirmizî’nin bildirdiği hadis-i şerifte, kolları dar, Rum cübbesi giyerdi. (Mevâhib-i ledünniyye)
Bazı kimseler, nakli esas almadan, sakal kazımak kâfirlere benzeyeceği için haramdır diyorlar. Bu yanlıştır. Çünkü (Bir kavme benzeyen onlardandır) hadis-i şerifindeki benzemek, ibâdetlerde benzemektir. Kılık kıyafetle ilgili şeyler âdettir. Çirkin olmayan âdetlerde kâfirlere benzemek günah olmaz. Kâfir gömleği giymek, saç uzatmak, uçağa binmek, masada yemek yemek, çatal kaşık kullanmak günah olmaz. Çünkü burada âdetteki sünnetlere uyulmamış olur. İbâdette kâfirlere benzemek bazı yerlerde mekruh, bazı yerlerde haram, bazı yerlerde küfür olur. Mesela haç takan kâfir olur.
Zevaid sünnetleri yapmamak günah olmaz ise de, bunu değiştirip, adına sünnet demek bid’at olur. Mesela hiç sarık sarmayan, sarıkla gezmeyen kimse günah işlemiş olmaz. Fakat sünnet diye, sarığın iki ucundan birini sağ omuza, diğer ucunu da sol omuza veya öne sarkıtmak veya Sünnet diye çenede sakal bırakmak yahut kısa sakal bırakmak da bid’at olur.
Evlenmek de sünnettir. Bu sünneti de terk eden günah işlemiş olmaz. (Evlenmeyen bizden değildir) hadis-i şerifi, evlenmeyenin kâfir olacağını göstermez. Evlenmeyen sünnete uymamış olur. Evlenmek sünnetine veya sakal sünnetine uymayan günah işlemiş olmaz.
(Müşriklere benzememek için sakalınızı uzatın) hadisi şerifi var diye, sakal bırakmayana, müşrik denmez. Mubah olan âdetlerde kâfirlere benzemekte mahzur yoktur. (Hadika)
Sünneti zevaidi de beğenmeyen ve alay eden kâfir olur. Mesela bir kimse, (Peygamberimiz, kadınlar gibi entari giyermiş) diyerek alay etse, imanı gider. Yahut sakalı beğenmeyen veya sünnete uygun sakalı olana çember sakallı diyen kâfir olur. Çünkü Peygamber efendimizin yaptığı işleri yani sünnetini, beğenmemiş olur. Hâlbuki Allahü teâlânın bütün insanların en üstünü olarak yarattığı ve âlemlere rahmet olarak gönderdiği peygamberini beğenmemek, Allah’ı beğenmemek olur. (Niye böyle peygamber gönderdin) demek olur. Allah’ı da, Resulünü de beğenmeyenin kâfir olacağı pek açıktır.
Ahir zamanda Müslümanların fitneye sebep olmamak için dinlerinin gereklerini gizli olarak yapmaları emredilmiştir. Bunun için dar-ül-harbde veya zulüm görmemek, nafakadan olmamak, emr-i maruf yapabilmek, Müslümanlara ve İslâmiyete hizmet edebilmek, dinini, namusunu koruyabilmek için sakalını kazımak caiz, hatta lazımdır.
 

İlk insan, ilk peygamber idi 17072002

Hoca sanılan birisinin, (Âdem ve Havva ilk insan değildir. Biz, başka mahlûklardan türedik) demesi, akılla, mantıkla, ilimle bağdaşmaz. Herkes Hz. Âdem’in neslinden gelmiştir. Kur’an-ı kerimde, Allahü teâlâ, insanlara hitap ederken, (Ya benî Âdem’e=Ey Âdemoğulları) buyuruyor. [Araf 26, 27, 31, 35, Yasin 60]
Bu husustaki âyet-i kerime mealleri şöyledir:
(Rabbin, “Ben yeryüzünde bir halîfe yaratacağım” dediği zaman, melekler, “Yeryüzünde fesat çıkaracak, kan dökecek kimseler yaratacaksın?” dediler. “Ben sizin bilmediklerinizi bilirim” buyurdu. Adem’e bütün eşyaların isimlerini [neye yaradıklarını, ilmini, sanatını] öğretti, sonra meleklere, “Siz de biliyorsanız söyleyin” buyurdu. Melekler, “Senin bize öğrettiklerinden başka bizim bilgimiz yoktur” dediler. Âdem’e, “Her şeyin ismini [ne işe yaradığını] söyle buyurdu. Âdem de, hepsini söyleyince, Rabbin, “Ben göklerde ve yerde, görülmeyen, gizli açık her şeyi bilirim demedim mi” buyurdu.) [Bekara 30-33]
(Allah, birbirinden gelme bir nesil olarak Âdem’i, Nuh’u, İbrahim ve İmrân ailesini âlemlere üstün kıldı.) [Âl-i İmran 33]
(Ey Âdemoğulları, şeytan, ana-babanızı [Hz. Havva ile Hz. Âdem’i], cennetten çıkardığı gibi, sizi de aldatmasın.) [A’raf 27]
(Rabbin, Âdemoğullarının [Âdemin] sulbünden neslini devam ettirmiştir.) [A’raf 172]
(Sizi bir tek nefisten, candan [Âdem aleyhisselamdan], ondan da eşini [Havva validemizi] yaratan Allah’tır.) [A’raf 189, Zümer 6]
İnsanlar bir kişiden, Hz. Âdem’den yaratılmıştır. (Nisa 1, Enam 98)
İlk insan topraktan, nesli nutfeden yaratıldı. (Fatır 11, Hac 5, Kehf 37, Mümin 67)
Hadis-i şeriflerde de buyuruldu ki:
(Allahü teâlâ, Âdem aleyhisselamı yeryüzünün her tarafından alınan topraklardan yarattı. Bu sebeple neslinden, siyah, beyaz, esmer, kırmızı renkte olanlar olduğu gibi, bu renkler arasında bulunanlar da oldu. Kimi yumuşak, kimi sert, kimi de temiz oldu.) [Ebu Davud]
(Allahü teâlâ, Âdem aleyhisselamı yarattıktan sonra, “Git şu meleklere selam ver. İşte senin ve neslinin selamlaşması böyle olacaktır” buyurdu.) [Buhari]
(Allah Cehennemdeki azabı en hafif olana “Dünyadaki her şey senin olsaydı, cehennemden kurtulmak için onları feda eder miydin?” buyurur. O da “Evet” der. “Sen Âdem’in sulbünde iken, çok az şey istedim, şirk etme dedim. Ama sen şirk ettin” buyurur.) [Hâkim]
(Hz. Âdem’e kadar olan soyumda, zina eden hiç kimse yoktur. Hepsi temizdir.) [İbni Sa’d]
(Hz. Âdem’den babama kadar hep nikahlı ana-babadan geldim.) [Deylemî]
(Yecüc ve Mecüc de, Âdem aleyhisselamın sulbündendir.) [Beyheki]
(Allahü teâlâ, Hz. Âdem’e bin çeşit sanat öğretip buyurdu ki: Evlat ve zürriyetin, bir sanatla rızkını talep etsin! Dini geçim vasıtası yapmasın!) [Hakim]
(Hepiniz Âdem aleyhisselamın çocuklarısınız.) [Bezzar]
Bu delillerden sonra, (Biz Âdem’den değil, maymundan, başka mahluktan geldik) diyerek insanlığı hazmedemeyene, gözü hayvanlıkta olana, kim, ne anlatabilir ki?
 

Peygamberler aya, güneşe tapmaz 18072002

Bazı okuyucular, bütün peygamberlerin peygamberlikleri bildirilmeden önce de, günah işlemedikleri malum iken, neden meallerde, Hz. İbrahim’in, yıldıza, aya ve güneşe “Bu benim Rabbim” dediği yazılı diye soruyorlar. Hiçbir peygamber, peygamberliğini tebliğ etmeden önce de günah işlemez, hele Allahü teâlâya şirk koşmaz. Müşrikler gibi (Güneş benim Rabbim) demez. Kur’an-ı kerimde buyuruluyor ki:
(İbrahim ne Yahudi, ne de Hıristiyandı. O gerçekten Allah’ı tanıyan doğru bir Müslümandı. Müşriklerden de olmadı.) [Al-i imran 67]
(Andolsun ki bundan önce, İbrahim’e de rüşdünü [büluğundan önce hidayeti] verdik. [Onun buna ehil ve müstahak olduğunu] biliyorduk.) [Enbiya 51]
Bu ayetler de Hz. İbrahim’in büluğundan önce de hidayet üzere olduğunu göstermektedir. (Beydavi)
Durum böyle iken, İbrahim aleyhisselamın yıldıza, aya ve güneş taptığını söylemek, Kur’an-ı kerimdeki ifadeleri anlamamak demektir. Hemen bütün tercüme ve meallerde, yıldız, ay ve güneş için (Bu benim Rabbim) diye yazılmıştır. Hiçbir açıklama yapılmamıştır. Bu bakımdan Kur’an-ı kerim tercümelerinden fıkh, akaid gibi ilimler öğrenilmez.
Tefsir-i Mazharide, Enam suresinin 76-79. ayetlerinin açıklaması şöyledir:
İbrahim aleyhisselam, yıldızları, ay ve güneş gösterip: Bu mu benim Rabbim diyerek bunlara tapanları ilzam etmek istemiştir. Beydavi tefsirinin Şeyhzade haşiyesinde de böyle bildirilmektedir.
Tibyanda (Acaba Rabbim bu mu?) şeklinde tercüme yapılmış. Bu ifadede bile şüphe var. Ancak tefsirlerden aldığı dört açıklama şöyledir:
1- İbrahim aleyhisselam, müşriklerin cehaletlerini bildirmek için böyle söylemiştir.
2- Müşriklerin yaptıkları şeyleri başlarına kakmak, doğruyu öğretmek için (Bunun gibi şeyden hiç Rab olur mu, bu mu benim Rabbim) demek istemiştir.
3- Müşriklerin aleyhine hüccet için, (Sizce benim Rabbim bu ha) demek istemiştir.
4- (Kavmim Rabbimin bu olduğunu söylüyor) demek istemiştir.
Bu dört açıklama da Hz. İbrahim’in; yıldız, ay ve güneş için (Bu benim Rabbim) demediğini, yani müşriklerden olmadığını açıkça göstermektedir. Ay veya güneş için Bu benim Rabbim demek şirktir. Halbuki peygamberler, şirk değil, günah bile işlemezler. (Feraid)
Bekara suresinin, (İbrahim, “ya Rabbi, ölüleri nasıl dirilttiğini bana göster” dediğinde, Rabbi “İnanmıyor musun” dedi. İbrahim, inanıyorum ama, kalbimin tatmin olması için görmek istedim, dedi) mealindeki 260. âyetinden dolayı da bazı sapıklar, (Bu ayet, Hz. İbrahim’in Allah’ın yaratmasından şüphe ediyordu) diyorlar. Halbuki yukarıdaki ayetlerde, İbrahim aleyhisselamın, büluğundan önce de rüşd sahibi, doğru bir Müslüman olduğu açıklanmıştı. Buna rağmen böyle söylemek, cahillik değil ise, art niyettir.
Hz. İbrahime bu çeşit saldırılar olduğu gibi, İslamın iki göz bebeğinden birisi olan Hz. Ömer’e de İbni Sebeciler, (Ömer Hudeybiye’de, Resulullahın peygamberliğinden şüphe etmişti) diyebiliyorlar. Orada da, Hz. Ömer aynen, Hz. İbrahim gibi, Allah ve Resulüne olan teslimiyetini bildirmek için, (Ya Resulullah sen Allah’ın peygamberi değil misin? Biz hak, kâfirler bâtıl yolda değil mi?) mealindeki sözlerinden dolayı ona saldırıyorlar. Hz. Ömer, (Ya Resulallah, (Sen elbette Allah’ın resulüsün, bizim yolumuz elbette hak, kâfirler elbette bâtıl yoldadır. Zahiren aleyhimize görünen bu anlaşmada asla dinden taviz verilmemiştir) demek istediğini bütün Ehl-i sünnet âlimleri bildirmektedir. (Kurret-ül-ayneyn)
 

Hazret-i Ömer'in faziletleri

İbni Sebe taraftarları Hz. Ömer'e saldırıyorlar. (Yalanlar yazılır, adetler ibâdetlere karıştırılır ve Eshabıma dil uzatılırsa, doğruyu bilen herkese bildirsin! Doğruyu bilip de gücü yettiği hâlde bildirmeyene lanet olsun) hadis-i şerifindeki lanete maruz kalmamak için Hz. Ömer'in faziletlerini bildirmek istiyorum. Hz. Ebu Bekir hariç, Eshab-ı kiramın en büyüğü olan ve 9. dedesi Ka'bda soyu, Peygamberimizin soyu ile birleşen Hz. Ömer'in faziletlerinden bazıları şunlardır:


    Resulullahın duası bereketi ile Müslüman olmakla şereflenmiştir. Resulullahı öldürmek için giderken okunan Kur'an-ı kerimin fesahatı, belağatı, ma'nalarının yüksekliği ve üstünlüğü karşısında hayran kalınca, Hz.Habbab, "Müjde ya Ömer! Resulullah, Allahü teâlâya dua ederek, (Ya Rabbi! Bu dini,
Ebu Cehil ile yahut Ömer ile kuvvetlendir) buyurdu. İşte bu devlet, bu saadet sana nasip oldu" dedi. O da hemen Resulullahın huzuruna giderek iman etti. Müslüman olunca, Resulullaha, (Sana ve sana uyan müminlere Allah yeter) âyeti indi. (Enfal 64)


    Hadis-i şeriflerde de buyuruluyor ki: (Cebrail geldi, "Ömer'in müslüman olmasından dolayı gökteki melekler birbirine müjde verip, bayram ediyorlar" dedi.) [Hakim, Ebu Nuaym]; (Şeytan Ömer'i görünce yüz üstü düşer.) [Taberânî, İ. Asâkir, Darekutni]; (Şeytan senden korkuyor, yâ Ömer.) [Ahmed]; (Şeytan Ömer'in gölgesinden kaçar.) [Buhari, Müslim, Begavi, İbni Asâkir, İbni Adiy], (Gökte hiç bir melek yoktur ki Ömer'i sevip hürmet etmesin. Yer yüzünde de hiç bir şeytan yok ki ondan kaçmasın.) [İbni Asakir,
İbni Adiy, İbni cevzi], İbni Mesud buyurdu ki: Ömer imana geldiğinde, Peygamber efendimiz, mübarek
elini Ömer'in göğsüne koyup, (Ya Rabbi, bunun göğsündeki kötü sıfatı ve hastalığı çıkar, onun yerine iman ve hikmeti ver) buyurdu. Ömer'in müslüman olması, müminlere rahmet oldu. O Müslüman oluncaya kadar dini İslam aşikâre değildi. Kâbe'de Müslümanlardan hiç kimse namaz kılmamış idi. Müslüman
olunca, (Ya Resulullah haydi Kâbe'ye gidip açıkça namaz kılalım) dedi, teklifi kabul buyurulup hep birlikte Kâbe'ye gidildi. Hz. Ömer, orada, Resulullahın ölü veya dirisini getirecek diye bekleyen müşriklere, (Beni bilen bilir, bilmeyen bilsin ki, Hattab oğlu Ömer'im. Karısını dul, çocuklarını yetim bırakmak isteyen, yerinden kıpırdasın) dedi. Hepsi geriye çekilip dağıldı. Müslümanlar, Harem-i şerifte yüksek sesle tekbir getirip, ilk defa meydanda namaz kıldılar.


Ömer kalbden vuruldu
Bulanıktı duruldu
Havuzlar umman oldu
Ömer Müslüman oldu.
Sözü sözdü, gerçekti
Onu öldürecekti
Göklerden ferman oldu
Ömer müslüman oldu
Cesurdu, gözü pekti
Ömer kılıcı çekti
Göklerden ferman oldu
Ömer Müslüman oldu
Çarpılıverdi bir an
Yumuşatmıştı Kur'an
İçi süt liman oldu
Ömer Müslüman oldu
Küfrüne oldu pişman
Müşrikler oldu düşman
İnkârı iman oldu
Ömer Müslüman oldu (Devamı var)

Eshabı kiramın hepsi cennetlik idi 22072002

İslamiyet uğruna malını, canını, her şeyini ortaya koyup, herkes gizlice hicret ederken Hz. Ömer, hiç çekinmeden kahramanca ortaya çıkarak, (Anasını ağlatmak, karısını dul bırakmak isteyen varsa gelsin) diyerek düşmanlara meydan okumuştur. (Mir’ati kainat)
Hz. Ömer, Medine’ye hicretle şereflenen, Allahın övdüğü muhacirlerden ve ilk iman edenlerdendir. Eshab-ı kiramın hepsi cennetlik idi. İşte bir âyet-i kerime meali:
(Mekke’nin fethinden önce Allah için mal veren ve savaşanlar, daha sonra harcayıp savaşanlarla eşit değildir. Onların derecesi, sonradan Allah yolunda harcayan ve savaşanlardan daha yüksektir. Bununla beraber Allah hepsine de en güzel olanı [Cenneti] vâdetmiştir.) [Hadid 10]
Ayet-i kerimede, sapıklara fırsat vermemek için, ve küllen vaadallahü husna buyuruluyor. Yani Allah hepsine Cenneti söz vermiştir buyuruluyor. Fazilet bakımından elbette, Hz. Ebu Bekir, Hz. Ömer gibi Mekke’nin fethinden önce Müslüman olup, bütün savaşlara katılanlar, Hz. İkrime, Hz. Vahşi gibi fetihten sonra Müslüman olanlardan üstündür. Ama hepsi de Cennetliktir.
Allahü teâlâ, sadece Eshabı kiramın Cennetlik olduğunu bildirmekle kalmadı, o mübarek insanları sevip onların yolundan giden Müslümanlardan da razı olduğunu, onları da Cennete koyacağını bildirdi. İşte bir âyet-i kerime meali:
(Muhacirlerin [Mekke’den hicret eden eshabın] ve Ensarın [Medine’de muhacir eshaba yardım edenlerin] önce gelenlerinden ve bunların yolunda gidenlerden Allah razıdır ve bunlar da, Allahtan razıdır. Allah bunlar için, altından ırmaklar akan Cennetler hazırladı. Bunlar Cennetlerde sonsuz olarak kalacaklardır.) [Tevbe 100]
Allahü teâlânın zatı gibi sıfatları da sonsuzdur. Razı olması da sonsuzdur. Allah, Eshabdan birkaç sene razı oldu sonra vazgeçti denilemez. Allah sözünden dönmez. Allahü teâlâ, ağaç altında sözleşme yapılan Eshabdan da razı olduğunu bildirmiştir. İşte âyet-i kerime meali:
(Ağaç altında, sana söz veren müminlerden, Allah razıdır. Kalplerinde olanı bilmiş, onlara güven duygusu vermiş ve onları pek yakın bir fetihle ödüllendirmiştir.) [Fetih 18]
Hz. Ömer, ağaç altında söz verenlerden idi. Cabir bin Abdullah dedi ki, Resulullah, (Ağaç altında benimle sözleşenlerden hiçbiri Cehenneme girmez!) buyurdu. Bu sözleşmeye, (Biat-ür-rıdvan) denir. Çünkü, Allahü teâlâ, bunlardan razıdır. (İmam-ı Begavi Meâlimüttenzil)
İbni Sebeciler, birkaç sahabi hariç hepsine kâfir diyorlar. Allahü teâlâ, sahabi düşmanlarına fırsat vermemek için, sadece Hz. Ebu Bekir, Hz. Ömer gibi cihad edenlerin değil, evlerinde oturanların da cennetlik olduğunu bildirmiştir. İşte âyet-i kerime meali:
(Müminlerden, oturanlarla malları ve canları ile Allah yolunda cihad edenler bir olmaz. Allah, malları ve canları ile cihad edenleri, derece bakımından oturanlardan üstün kılmıştır. Bununla beraber Allah hepsine de en güzel olanı [Cennet] vâdetmiştir; ama cihad edenleri, oturanlardan çok büyük bir ecirle üstün kılmıştır.) [Nisa 95] Bu âyette de, “hepsi cennetliktir” buyuruluyor. (Devamı var)
 

Hz. Ömer’in görüşleri isabetli idi 23072002

Hz. Ali, Hz. Ömer’i çok severdi. Ona kızı Ümmü Gülsüm’ü verdi. Hz. Ömer hakkındaki hadis-i şeriflerin çoğunu Hz. Ali bildirmiştir. Hz. Ömer de onu çok severdi. Birbirinin dostu idi. İşte âyet meali:
(İman edip de hicret edenler, Allah yolunda mallarıyla, canlarıyla cihad edenler ve [hicret eden eshabı] barındırıp yardım edenler var ya, işte onlar birbirlerinin dostlarıdır.) [Enfal 72]
Eshabı kiramın birbirine karşı çok merhametli olduğunu bildiren bir âyet meali de şudur:
(Muhammed aleyhisselam, Allahın Resulüdür ve Onunla birlikte bulunanların [Eshab-ı kiramın] hepsi, kâfirlere karşı çetin; fakat, birbirlerine karşı merhametli, yumuşaktır.) [Feth 29]
Hz. Ömer’in görüşleri [ictihadları] çok isabetli idi. Makâm-ı İbrahim için, kadınların örtünmesi için ve Bedir gazasında alınan esirler için, içkinin haram edilmesi için Allahü teâlâ, Hz. Ömer’in sözüne uygun âyet göndermiştir. Hz. Ömer buyurdu ki: Vallahi Rabbim, bana şu üç şeyde de muvafakat etti;
1- Ya Resulallah, ne olaydı makam-ı İbrahimi namaz kılınacak yer yapsaydınız dedim. Hemen Bekara suresinin, (Makam-ı İbrahimi namazgah edinin) mealindeki 125. âyeti indi.
2- Dedim ki, ya Resulallah! Sizin yanınıza fâsıklar da geliyor. Ne olurdu ki müminlerin anneleri tesettüre girseydi. Hemen Allahü teâlâ hicab âyetini gönderdi.
3- Resulullahın bazı hanımları birbirleri ile niza etmişler. Bu olayı işitince gidip, [Resulullahın hanımı ve kendi kızı olan] Hafsa’ya dedim ki: “Resulullahı üzerseniz, Allahü teâlâ, ona sizden daha iyi hatunlar verir” Hemen Allahü teâlâ; Tahrim suresinin (Eğer o sizi boşarsa, Rabbi ona, sizden daha iyi hanımlar verebilir) mealindeki 5. ayetini gönderdi. (Mealim-üt-tenzil)
Bedir’de alınan esirlere yapılacak muamele hakkında, Sahabe-i kiramın reyleri [ictihadları] farklı olmuştu. Ömer-ül Faruk ve Sad ibni Muaz esirleri öldürelim dedi. Diğer sahabiler ise, para karşılığı bırakalım demişlerdi. Server-i alem de, serbest bırakalım reyini kabul buyurup salıverdiler. Sonra, şu ayet gelerek birinci reyin doğru olduğu bildirildi: (Savaşta alınan esirleri mal karşılığı olarak salıvermek, hiçbir Peygambere yakışmaz. Yeryüzünde onların çoğunu öldürmek, zayıflamalarına sebep olur. Siz dünya malını istiyorsunuz. Allahü teâlâ ise, sevap kazanmanızı, Cennete ve nimetlere kavuşmanızı istiyor. Allah tarafından önceden verilmiş bir hüküm olmasaydı, aldığınız fidyeden dolayı size mutlaka büyük bir azap dokunurdu.) [Enfal 67,68]
Bu ayetler indikten sonra Resulullah buyurdu ki: (Eğer azap geri çevrilmeseydi, Ömer ile Sad bin Muaz’dan başka kimse kurtulmazdı.) [Beydavi, Mealim-üt-tenzil]
Daima görüşü [ictihadı] isabet ederdi. Bir gün, Müslümanlar arasında bulunan bir kişi ile bir Yahudi, bir hususta anlaşamadı. Yahudi davayı halletmek için, Resulullahın meclisi şeriflerine gelmek istedi. O kişi de Yahudilerin reisine gitmek istedi. Sonunda, Resulullahın katına geldiler. Yahudi o davada haklıydı, onun lehine hüküm verildi. Çıkınca, o kişi bu hükme razı olmayıp, (bir de Ömer’e gidelim) dedi. Hz. Ömer Yahudilere düşman olduğu için davayı kendisinin kazanacağını sanıyordu. Hz. Ömer’in huzuruna davayı halletmesi için geldiler. Yahudi, davayı anlattı. Hz. Ömer, onun münafık olduğunu anlayıp, (Olay böyle mi?) diye sordu. O kişi, evet, öyledir. Ama ben o hükme razı olmadım, sen hüküm veresin, dedi. Hz. Ömer; (Siz az bekleyin) buyurdu. Hemen içeriden kılıcını getirip münafığın boynunu vurdu, (Resulullahın hükmüne razı olmayanın hükmü budur) buyurdu. Bunun üzerine, Resulullah efendimiz, (Hak ile batılı ayırt edici Ömer’dir) buyurup, hak ile batılı ayıran anlamında “Faruk” lakâbını verdi ve Ömer-ül-Faruk denildi. ([M. Ç. Güzin) Yine buyurdu ki: (Allahü teâlâ, hakkı Ömer’in diline ve kalbine yerleştirmiştir, yani Ömer hiç yanılmaz.) [Tirmizi, Ebu Davud, İ. Ahmed, Hakim, Taberani, İbni Neccar, İ. Münavi] (Devamı var)
 

Hazret-i Ömer cennetliktir 2407002

Hz. Ömer’in Cennetlik olduğu hadis-i şeriflerle de bildirilmiştir. Bunlardan birkaçı şöyledir:
(Bu ümmetten Cennete ilk girecek olan Ebu Bekir ve Ömer’dir.) [Deylemî, İbni Neccar]
(Enbiyadan sonra, Cennet ehlinin en üstünü Ebu Bekir ile Ömer’dir.) [Tirmizi, İbni Mace].
(Cennette yüksek derecedekileri, aşağıdakiler sizin ufuktaki yıldızları gördüğünüz gibi görürler. Ebû Bekir ve Ömer de o yüksek derecede olanlardandır.) [Tirmizî, İbni Mâce]
(Ebu Bekir ve Ömer peygamberler hariç, Cennet ehlinin kâmil seyyidleridir.) [Tirmizî]
(Miracda, Ömer’e verilecek olan köşkü gördüm.) [Buhari, Müslim]
(Cennete girdim. Bir köşkte bir huri [Cennet kızı] gördüm. Sen kimin içinsin dedim. Ömer ibni Hattab için yaratıldım! dedi.) [Buhari, Müslim]
(Ömer’in Cennetteki derecesi, Ebu Bekir hariç, ümmetimin hepsinden yüksektir.) [İbni Mace]
(Ömer Cennet ehlinin ışığıdır.) [E. Nuaym, İ. Asakir]
(Ömer Cennettedir.) [Tirmizi, İbni Mace, Taberani, İ. Asakir, Beyheki, Darekutni, Hakim, Ebu Nuaym, İbni Said]
Hadis âlimleri söz birliği ile bildiriyorlar ki: Ebu Musel-Eşari dedi ki, Resulullah ile bir bahçede oturuyorduk. Birisi kapıya vurdu. Resulullah (Kapıyı aç ve gelene Cennetlik olduğunu müjdele) buyurdu. Kapıyı açtım. Ebu Bekir içeri girdi. Resulullahın müjdesini kendisine söyledim. Kapı yine vuruldu. (Kapıyı aç ve gelene Cennetlik olduğunu müjdele) buyurdu. Kapıyı açtım. Ömer içeri geldi. Ona da müjdeyi söyledim. Kapı yine vuruldu. (Kapıyı aç! Gelene Cennetlik olduğunu müjdele ve başına belalar geleceğini de söyle) buyurdu. Kapıyı açtım. Osman içeri girdi. Müjdeyi ve Allahü teâlânın kaderini kendisine söyledim. Allahü teâlâya hamd olsun. Kazalarda, belalarda ancak Allahü teâlâya sığınılır dedi. (Buhari, Müslim-Kurretül ayneyn)
Hz. Ömer, bir cemaat ile Hz. Ali’ye gidip dedi ki: Ya Ali, sen Resulullahın (Ömer, ehli Cennetin ışığı ve İslamın nurudur) buyurduğunu işittin mi? Hz. Ali de, evet dedi. Hz. Ömer, dedi ki, o halde işittiğini yaz. Hz. Ali de mübarek eline kalem alıp, yazdı. Hz. Ömer o yazıyı alıp, oğluna verdi. Ben ölünce, bunu kefenime koy. Allahü teâlânın huzuruna bununla çıkayım dedi. (M. Ç. Güzin)
Hatib bin Ebi Beltea, Saire isimli bir kadınla Mekke’deki müşriklere, Mekke’nin fethi için hazırlık yapıldığını bildiren bir mektup gönderdi. Vahiy ile durumu öğrenen Peygamber efendimiz, üç kişiye emretti. Kadına yetişip, mektubu istediler. Kadın (Bende mektup yok) dedi. (Resulullah yalan söylemez, mektubu çıkar. Yoksa...) diyerek tehdit edilince, kadın saçlarının arasındaki mektubu çıkarıp verdi. Mektup getirilince Peygamber efendimiz, Hz. Hatib’e niçin böyle yaptığını sordu. O da (Ben müminim. Mekke’de çoluk çocuğum var. Müşriklerin bir zararı dokunmasın diye bunu yazdım.) dedi. Hz. Ömer, (Ya Resulallah, izin ver şunun kellesini uçurayım) dedi. Fakat Peygamber efendimiz (Allahü teâlâ, Bedir gazasında bulunanlara “İstediğinizi yapın! Sizin her işinizi affettim” buyurdu. Bu da onlardandır) buyurunca, Hz. Ömer, Bedir gazasında bulunan bir sahabiye suizan ettiği için ağladı. Fakat böyle bir iş uygun olmadığı için, (Ey iman edenler, düşmanımı ve düşmanlarınızı dost edinmeyin) ayet-i kerimesi indi. (Mümtehine 1) [Mevahib-i ledünniyye]
Hz. Ömer de Bedire ve bütün savaşlara katılan ve ayetlerle övülen bir sahabidir. (Devamı var)
 

En faziletli sahabiler 25072002

İmam-ı a’zam Fıkhu’l-Ekber’de buyuruyor ki: Peygamberlerden sonra insanların en faziletlisi, Ebu Bekir, sonra Ömer, sonra Osman, daha sonra Ali’dir. Her müslüman eshabı kiramın hepsini hayırla anması gerekir. Hz. Ömer, şu hadis-i şeriflere de mazhar olmuştur:
(Allah Ömer’e rahmet etsin, acı da olsa Hakkı söyler.) [Tirmizî]
(Her şeyin bir kanadı vardır, bu ümmetin kolu kanadı da Ebu Bekir ve Ömer’dir.) [Hatîb]
(Ensara, Ehli beyte, Ebu Bekir ve Ömer’e ancak münafık buğzeder.) [İ. Asâkir]
(Ya Ali, müşrikler, sana aşırı bağlılık gösterecek, sende olmayan şeyleri, sana söyleyecekler, Ebu Bekir’le Ömer’i kötüleyecekler. Allah onlara lanet etsin.) [Darekutni]
(Ebu Bekir ve Ömer’e buğz etmek küfürdür.) [İ. Neccâr]
(Ebu Bekir’le Ömer’i sevmek imandan, onlara düşmanlık münafıklıktır.) [İbni Adiy, İ. Münavi].
(Benden sonra Peygamber gelseydi, Ömer Peygamber olurdu) [Deylemi, İ. Münavi, Mesabih]
(Allahü teâlâya hamd olsun ki, beni, Ebu Bekir ve Ömer ile kuvvetlendirdi) [Hakim]
(Benden sonra Ebû Bekir ve Ömer’e tâbi olun.) [Tirmizi, İ. Mâce, Hâkim, Beyheki, ibni Adiy]
(Üstüne binilen inek, ben bunun için yaratılmadım, çift sürmek için yaratıldım dedi. [şaşıran olunca] Peygamber efendimiz, (Ben, Ebû Bekir ve Ömer buna inanırız) buyurdu. Bir kurt, çobanın olmadığı gün kurt gelirse, koyunları kim kurtaracak? dedi. [buna da hayret eden olunca] Resulullah, (Ben, Ebû Bekir ve Ömer buna inanırız) buyurdu. [Her ikisi de orada yoktu. Resulullah, onların iman ve ihlaslarına şahitlik ediyor, kefil oluyor.] (Buhârî, Müslim, Tirmizî)
[Fetih suresinde, (Eshabı kiram kâfirlere karşı çok şiddetlidir) buyuruluyor. Hz. Ömer bunların başında gelirdi. Resulullah cemaatle namaz kıldırırken Firavun’un, “Ben sizin en büyük rabbiniz değil miyim” dediğini bildiren ayeti okuyunca Hz. Ömer, namaz esnasında, gazaba gelerek, “Ben o zaman olsa idim, boynunu vururdum” dedi. Namazdan sonra Resulullah, namazda iken konuşulmaz, namazını iade et buyurdu. Hz. Ömer namazı iade edeceği sırada Cebrail aleyhisselam, gelip, (Allahü teâlâ Ömer’in namazını kabul etti, yeniden kılması gerekmez) dedi. (M. Ç. Güzin)
İmam-ı Muhammed Parisa buyuruyor ki: Hz. Ali buyurdu ki: Beni, Ebu Bekir ve Ömer ve Osman’dan üstün tutan münafıktır. (Faslülhitab)
Hz. Ömer, Peygamber efendimizin kayınpederi olmakla, mübarek kızı Hafsa validemiz de müminlerin annesi olmakla şereflenmiştir. Bir ayet-i kerime meali: (Resulullahın zevceleri müminlerin anneleridir) [Ahzab 6]
Resulullahla akraba olmak şerefi çok büyüktür. İmanlı olan her akrabası muhakkak cennetliktir. Çünkü hadis-i şerifte buyuruluyor ki: (Allahü teâlâ bana söz verdi ki, kızlarını aldığım ve kızlarımı verdiğim aileler, Cennette benimle beraber olacaktır.) [Deylemî]
Resul-i ekrem, Hz. Ömer’in şehid olacağını, cennetlik olduğunu haber verdi. İlk üç halife ile dağa çıktıkları zaman dağ depremden sallanınca buyurdu ki: (Ey dağ, sallanma, üstünde bir nebi, bir sıddık, iki de şehit [Ömer ve Osman] var.) [Buhari]
Eshab-ı kiramın tamamı evliya idi. Resulullah, Hz. Ömer’e ikram olmak için buyurdu ki: (Geçmiş ümmetler içinde gelecekten keramet ehli zatlar vardı. Ümmetimin içinde de Ömer onlardan biridir.) [Buhârî, Müslim,Tirmizî]
Hz. Ömer, Medine’de kalabalık bir cemaate hutbe okurken, İran’a gönderdiği ordunun mağlup olmak üzere olduğunu görüp, kumandana (Ya Sariye arkanı dağa ver) buyurdu. O da, dağa yanaştı ve zafere kavuştu. (Şevahidün nübüvve)
 

Geçici nikâh haramdır 28072002

Müta, dört mezhebde de haramdır, batıldır. Müta, şahitsiz olarak bir kadına belli para verip, belli zaman için [mesela bir saat, bir gün, on sene] beraber yaşamayı sözleşmek demektir. Mütanın haram olduğunu bütün Ehl-i sünnet âlimleri icma ile bildirdi. (Mizan-ül-kübra, İbni Abidin)
Mütanın haram edildiğini bildiren hadis-i şerif, Buhari, Müslim, Tirmizi ve Muvatta’da yazılıdır. Bunu haber verenlerden biri de Hz. Ali’dir. İbni Sebe’nin, müta için Hz. Ömer’in ictihadı demesi de, çok yanlıştır. Çünkü, Eshab-ı kiramdan hiçbiri buna muhalefet etmedi ve icma hasıl oldu. Fetava-yi Hindiyye’de diyor ki: (Ücret karşılığı zina yapan fahişeye [genel evdeki kadına], İmam-ı a’zama göre had vurulmaz. İkisi de şiddetli tazir olunur ve tövbe edinceye kadar hapis olunur. İmameyne göre, ikisine de had cezası yapılır. Müta yapana da fahişe gibi had vurulmaz.) Fakat zinanın had cezası yapılmayan kısımları da haramdır. (Berika)
Tefsir ve fıkıh kitapları diyor ki: Nisa suresinin (İstimta ettiğiniz kadınların ücretini verin) mealindeki 24. âyeti, müta için değil, nikahtaki mehir parasını vermek içindir. Beydavi tefsiri bu âyeti açıklarken buyuruyor ki: (Bu âyet, sahih olan nikahı bildiriyor, mütayı bildirmiyor. Mehir parasını emrediyor. Müta, önce mubahtı, sonra yasak edildi.) [Şeyhzade tefsiri c.2, s.26]
Büyük âlim Burhaneddin-i Mergınani’nin Hidaye kitabının şerhi olan İnaye kitabında, Mevlana Ekmelüddin buyuruyor ki: Müta batıldır. Abdullah ibni Abbas’ın bildirdiği gibi, müta önceleri mubah idi. Fakat, hadis-i şerif ile, bunun yasak edildiğini, Eshab-ı kiram söz birliği ile bildirmektedir. Muhammed ibni Hanefiye dedi ki: (Babam imam-ı Ali buyurdu ki Hayber kalesi alındığı gün, Resulullah mütayı yasakladı. Eshab-ı kiramdan Rebi bin Meysere buyuruyor ki: “Hayber’i feth ettiğimiz gün, Resulullah, mütayı, üç gün helal etti. Ben, amcamla bir kadının kapısına geldik. Gayr-i müslim bir kadın kapıya çıktı, beni içeri aldı. O gece orada kaldım. Sabah olunca, Resulullahın sokaklarda, (Ey Müslümanlar, Resulullah müta nikahını yasak etti) diye ilan ettirdiğini duydum. Hepimiz mütadan vazgeçtik.”Resulullah, hayatta iken, mütayı yasak ettiğini, Eshab-ı kiram, icma ile bildirmektedir. İcma, âyeti ve hadisi değiştirmez, âyetin ve hadisin değiştirildiğini haber verir.
Cabir bin Zeyd diyor ki: Abdullah İbni Abbas da, ölmeden önce, mütanın yasak edildiğini söyledi. Böylece, icma hasıl oldu. İmam-ı Malik, Muvatta’da Hz. Ali’nin bildirdiği hadis-i şerifi yazmaktadır. Hz. Ali buyurdu ki: (Hayber kalesini aldığımız gün Resulullah eşek eti ile mütayı yasak etti.) [İnaye s. 231]
İbni Mace’nin bildirdiği hadis-i şerifte, Hz. Ömer’in, (Fahr-i alem mütayı, üç kere helal, üç kere de haram etti. Vallahi, evli birinin, müta yaptığını işitirsem, onu recm eder, İslamiyetin emrini yerine getiririm) demesi, mütayı Hz. Ömer’in yasak ettiğini değil, Resulullahın yasak ettiğini, Onun yasakladığı şeyi yaptırmayacağını gösteriyor. Eshab-ı kiramın hepsi, halifenin bu sözünü destekledi. İbni Abbas hariç, hiç kimse tarafından itiraz olunmaması da, bunun önceden yasak edilmiş olduğunu herkesin bildiğini göstermektedir. Hz. Ali, Abdullah ibni Abbas’a, (Sen yanılıyorsun, Fahr-i alem, mütayı yasak etti) dedi. İmam-ı Ali’nin bu sözü üzerine, İbni Abbas da, sözünden dönmüş, mütanın sonradan haram edildiğini söylemiştir. (Buhari)
 

Müta ve muvakkat nikah bâtıldır 29072002

Büyük hadis âlimi, Süleyman bin Ahmed Taberani ve Süleyman bin Davud Tayalisi buyuruyor ki:
Said bin Cübeyr bildiriyor: Abdullah ibni Abbas’a dedim ki:
(Ben, hiçbir zaman, mütaya helal diyemem. Siz de, helal dememeli idiniz. Çünkü, böyle demekte ne gibi zararlar doğacağını biliyor musunuz? Sizin böyle, caiz demeniz, her yere yayılır da, herkes, bu sözünüzü, müta helal imiş diye, vesika olarak kullanabilir.)
Abdullah ibni Abbas şöyle cevap verdi:
(Bu sözümle, mütanın, her zaman herkese helal olacağını bildirmek istemedim. Ancak, zaruret olunca, zararı gidermek için caiz olur, dedim. Allahü teâlâ, zaruret olunca, zararı giderecek kadar leş, kan, domuz eti yemeye izin verdiği kadar, mütanın da caiz olacağını düşünerek söyledim.)
Demek ki, icma hasıl olmadan önce Abdullah ibni Abbas da, müta her zaman, herkese caizdir dememiş, her haram olan şeyler gibi, zaruret olursa, zararı giderecek kadar caiz olur demiştir. Hadis âlimi İmam-ı Beyheki, Abdullah ibni Abbas’ın daha sonra bu sözden döndüğünü açıkça bildirmektedir.
Abdullah ibni Abbas buyurdu ki:
Müta önce helal idi. Fakat, Nisa suresinin, (Ananız, bacınız, kızınız ...... size haramdır) mealindeki 23. âyeti geldikten sonra, haram edildi. (Taberani, Beyheki)
Müminun suresinin (Müminler, zevcelerinden ve cariyelerinden başka olan kadınlardan sakınırlar) mealindeki 6. âyeti, mütanın haram edildiğini açıkça gösteriyor. Çünkü, bu âyetten yalnız zevcelerin ve cariyelerin helal olup, başkalarının haram olduğu pek açıktır. Kendisine zevce de, cariye de denilemeyen, müta yapılmış bir kadınla buluşmanın helal olduğunu iddia etmek, Kur’an-ı kerimin açık olan emrine karşı durmak olur. Mütacı kadın bir erkeğe varis olmaz. Bu kadının, bu erkekten olan çocuğu da, bu adama varis olmaz. Öyle ise, bu kadın zevce değil, cariye de değildir. Resulullah efendimiz Eshabı kirama buyurdu ki:
(Ey Müslümanlar, müta nikahına izin vermiştim. Fakat, şimdi bunu, Allah haram etti. Kimin yanında böyle kadın varsa, bıraksın ve ona verdiği malı geri almasın!) [Müslim, İbni Mace]
Mütanın haram olduğunu, Hz. Ali başta olmak üzere, birçok Sahabi bildirmiştir. Hz. Ali, Abdullah ibni Abbas’a buyurdu ki: Resulullah, Hayber gazasında, müta ile eşek etini yasak etti. (Buhari)
Yine Buhari ve Müslim’deki hadis-i şerifte Resulullahın, mütayı üç kere helal, sonra, üç kere de haram ettiği bildirilmektedir. Müta dört mezhebde de batıldır. (Mizan-ül-kübra)
Bir hadis-i şerifte de buyuruldu ki: (Muvakkat [geçici] nikah harâmdır.) [İbni Kâni’]
Mütacı İbni Sebe diyor ki:
(Her şey aslında mubahtır. Yasak olmaları için âyet veya hadis gerekir) diyerek mütanın mubah olduğunu söylüyorlar. Bu sözün nikah ile ilişiği yoktur. İlme [dine] uymayan bir safsatadır. Çünkü Bekara suresinin, (Allah, yeryüzündeki herşeyi sizin için yarattı) mealindeki 29. âyeti, yiyecek, içecek ve giyecek maddelerinin hepsi helal olup, ancak âyet-i kerime veya hadis-i şerif ile istisna edilenler haram olur. İnsanların nefslerine ve ırzlarına dokunmanın haram olduğunu bu âyet göstermektedir. Ancak, istisna edilenler haramlıktan kurtulup helal olur ki, bu da, sahih nikah ile almaktır. (Elmalılı tefsiri s. 1328) [Yarın İbni Sebe’ye cevaplar]
 

İbni Sebe’nin kitabı 30072002

İbni Sebe, Kur’an ve Sünnete Göre Müta isimli eserinde, Ehli sünnetin dört hak mezhebine, eshabı kirama ve islamın iki göz bebeğinden biri olan Hz. Ömer’e kinli boğa gibi saldırmaktadır. Müta zinasını hararetle savunuyor. Hz. Ömer’in, Resulullahın yasakladığını bildirmesine ateş püskürüyor. Bizzat Ömer yasakladı bunu diyor. Hz. Ömer ile Ehli sünnetin bunda ne menfaatleri vardır ki suçlanıyor? Hani dünya menfaati olsa çıkarını düşündü diye iftira edilebilir. Ama zinayı yasaklamasında ehli sünnetin ne yararı var ki? Hz. Ömer veya Ehli sünnet niye mubah olan bir şeyi yasaklasın ki? Bu, nakle olduğu gibi akla da aykırıdır. İbni Sebe (Ehli sünnetin anladığı müta bizimkinden farklıdır) diyerek şunları bildiriyor:
1- Mütada tarafların rızası şarttır diyor. CEVAP: Zinada da karşılıklı rıza yok mu? Karşılıklı rıza olması mütanın caiz olduğunu mu gösterir?.
2- Biri teklif edecek öteki de kabul edecek diyor. CEVAP: Sanki bu zinada yok mu? İcab ve kabulün bulunması mütayı meşru kılmaz.
3- Anne bacı gibi yakını olmamalı diyor. CEVAP: Zaten zina eden de anne bacı gibi yakını ile zina etmez. Bu da, mütanın meşru olduğunu göstermez.
4- Müslüman veya kitap ehli kadın olmalı diyor. CEVAP: Zinada da bu olabilir. Bu hüküm onun meşru olmasına delil olamaz.
5- Ücret ve süre belli olmalı diyor. CEVAP: Genelevde de ücret ve süre bellidir. Ücret ve sürenin belli olması mütayı meşru kılamaz.
6- İlişkiden sonra kadın ücreti hak eder diyor. CEVAP: Genelevde de böyledir.
7- Vaty olmaması gibi şart konabilir diyor. CEVAP: Böyle bir şart koymakla müta meşru olmaz.
8- Şahit şart değildir diyor. CEVAP: Zinada da şahit olmaz. Hemen dip not inerek, Malikilerde şahitsiz nikah caiz diyor. Bektaşi gibi devamını söylemiyor. Ama Malikilerde ilan şarttır, yani falanca ile filanca evlenmiştir diye herkese duyurmak şart. Mütada olduğu gibi iş bitince çekip gitmez.
9- Mütada kendi rızaları yeterli diyor. CEVAP: Bu mütayı nasıl mubah kılar ki? Zinada da, kumarda da iki tarafın rızası olur. Üç hak mezhepte velinin izni de şarttır. Hangi yönden bakılsa, müta zinadır.
10- Bir kusur için mütaya son verilebilir diyor. CEVAP: Zina edecek kimse de Nataşada AIDS, frengi gibi bir hastalık tespit ederse onunla zina etmez. Bu mütayı nasıl meşru kılar ki?
11- Mütada boşama yoktur diyor. CEVAP: Zinada da böyledir Ortada nikah yok ki boşama olsun.
12- Mütada miras yok diyor. CEVAP: Yani mütacı, kiralık kadınla birlikte iken kalbden ölse, kadın mirasa konamaz. Zinada da miras yoktur. Miras normal nikahta geçerlidir.
13- Mütada neseb hükümleri var diyor. CEVAP: Bu tamamen yalan. Hiçbir kaynağı yoktur. Eshabdan müta caiz iken müta yapanlar akşam kadın ile beraber olur, sabah elveda der çekip giderlerdi. Ertesi gün bir başkası gelip o kadınla birlikte olurlardı. Yani bir kadın bir ayda 30 erkekle müta yapabilirdi. O zaman bir çocuk olsa, bu 30 erkekten hangisinden olduğu nasıl bilinecek de miras sahibi olacaktır? Böyle yalanlarla müta zinasının meşru olduğu ispata çalışılmaktadır. Diyelim ki kadın gözetim altına alındı, kimse ile müta yaptırılmadı, birkaç ay sonra gebeliği meydana çıktı. Çocuğun nesebi de böylece tespit edildi. Şimdi bu müta caiz mi olur? (Devamı var)
 

Mütada iddet var mı? 31072002

14- İbni Sebe mütada iddet vardır diyor.
CEVAP: Hiçbir kaynakta iddet yoktur. Kendisi de uydurma olsun bir kaynak yazmamıştır. Çünkü bir kadın, mütadan sonra başkası ile müta yapabiliyor, zaman sınırı yok. İddet nereden çıkıyor ki? Mütayı meşru sayabilmek için uydurulmuş koskoca bir yalan.
15- Müta hükümlerini tarafların bilmesi gerekir aksi takdirde onlara izin verilmez diyor.
CEVAP: Müta şahitsiz yapılıyor, kimden izin alacaklar ki? Sanki Ehli sünnet mütayı bundan farklı biliyormuş. Bu şekilde olan müta zinadır. Resulullah haram etmiş, Hz. Ömer de bunu çok kimse bildiği için, Resulullahın emrine uygun olarak yasaklamıştır. Böylece icma hasıl olmuştur. Zaten kendisi de, imamiyye dışında bütün fukahanın icması olduğunu bildirmektedir.
Ehli sünnetin dört mezhebi yani bütün âlimler, (Mütaya önce izin verildi sonra haram edildi) buyuruyorlar. İbni Sebe Ehli sünnetin icmasına ateş püskürerek diyor ki:
(İcma var demek, korkunç ve dehşet verici bir itirazdır. Bu itirazı yapanlar, Allah ve Resulünün bir zamanlar zinaya izin verdiğini mi söylemek istiyorlar?) CEVAP: İbni Sebe, bir zamanlardan galiba haberi yok. Bir zamanlar içki içilmiyor muydu, faiz alınıp verilmiyor muydu, açık saçık gezilmiyor muydu? Bunlar yasaklandıktan sonra artık vazgeçilmedi mi? Önceki halleri için, Allah bir zamanlar içkiye, faize, tesettürsüzlüğe izin verdi mi denir? İçki ve kumar hakkında iki ayet meali şöyledir:
(İçki ve kumarı soranlara de ki:”İkisinde hem büyük günah ve hem insanlara bazı faydalar vardır. Günahları faydasından daha büyüktür.) [Bekara 219]
(Şeytan içki ve kumarla aranıza düşmanlık ve kin sokmak, sizi Allah’ı anmaktan ve namazdan alıkoymak ister. Artık bunlardan vazgeçin!) [Maide 91]
İçki ve kumar haram edilmeden önce, günah değildi, öyle değil mi? Faiz de öyle değil miydi? Bir ayet meali şöyledir:
(Allah, faizi haram kılmıştır. Bundan sonra Rabbinden gelen öğüde uyup da, faizden vazgeçenin geçmişteki günahları affedilir, yediği faizler geri alınmaz. Helal diyerek tekrar faize dönenler ise, cehennemliktir ve orada ebedi kalırlar.) [Bekara 275]
Bir hadis-i şerif meali de şöyledir: (Hükümsüz kıldığım ilk faiz, amcam Abbas’ın faizidir. Faizlerin hepsi hükümsüzdür.) [Müslim]
Faiz haram edilmeden önce, Hz. Abbas haram işliyordu denebilir mi?
Kız kardeşle evlenmek caiz midir? Elbette caiz değildir. Peki Allah ve Onun resulü Hz. Âdem, bunu emrettiği zaman zinaya mı izin verildi? Hüküm Allahındır. Bugün haram der ertesi gün helal eder, bugün helal der, yarın haram eder. Buna hangi Sebeci karışabilir ki?
İç yağı Yahudilere haram idi. Sonra helal etti. Yani Allah dilediğini yapar. O helal dediği zaman helaldir, haram dediği zaman haramdır. Mütayı da, daha önce mubah etti, sonra haram etti. Daha öncekine zina demeye kimin hakkı var ki? Allahın emrini bildirmek niye korkunç ve dehşet verici bir itiraz olsun ki? Ehli sünnet âlimleri hiç dine aykırı bir şey yaparlar mı? (Devamı var)

 

haziran    sohbet2002   ağustos