|
SOHBET 2002 ŞUBAT |
|
|
Dert ve belanın geliş sebebi (3) (Makale) (03/02/2002) Hacca gitmenin önemi (Makale) (04/02/2002) Haccın şartları (Makale) (05/02/2002) İhram ve hükümleri (Makale) (06/02/2002) Haccın vacipleri (Makale) (07/02/2002) Temettü haccın yapılışı (Makale) (10/02/2002) Kurbanla ilgili bilgiler (Makale) (11/02/2002) Akika adak ve kurban (Makale) (12/02/2002) Zilhiccenin fazileti (Makale) (13/02/2002) Kurban için vekalet (Makale) (14/02/2002) |
İnsanları sevindirmek (Makale) (17/02/2002) Kimler kurban keser? (Makale) (18/02/2002) Ölü için kurban kesmek (Makale) (19/02/2002) Yarın Arefe günüdür (Makale) (20/02/2002) Kurban kesmenin önemi (Makale) (21/02/2002) Hüsnü zan ve sui zan (Makale) (24/02/2002) Cuma günü öğle namazı (Makale) (25/02/2002) Hidayete kavuşturan yollar (Makale) (26/02/2002) Ölü için devir ve iskat (Makale) (27/02/2002) Devir ve iskat nasıl yapılır? (28/02/2002) |
Dert ve belanın geliş sebebi (3) 03/02/2002
Cahiller, ahmaklar, (Allah, dostlarına niçin bela gönderiyor da, nimet vermiyor) diyerek, bu sevgili kullara inanmıyorlar. Kâfirler, insanların en iyisine de böyle söylerdi. (Kâfirler, bu nasıl Peygamber, bizim gibi yiyip içiyor, sokakta geziyor. Peygamber olsaydı, kendisine melek gelir, yardımcıları olur, bize onlar da haber verir, Cehennem ile korkuturlardı. Yahut,
Rabbi, para hazineleri gönderir veya meyve bahçeleri, çiftlikleri olur, istediğini yerdi dediler...) [Furkan 7]
Böyle sözler, ahiret hayatına inanmayanların sözleridir. Cennet nimetlerinin, Cehennem azaplarının sonsuz olduğunu bilen kimse, dünyanın birkaç günlük belalarına, sıkıntılarına hiç önem verir mi? Bu dertlerin, sonsuz saadete sebep olacağını düşünerek, bunları nimet olarak karşılar. Belalar, sıkıntılar, sevginin, şaşmayan şahitleridir. Ahmakların bunu anlamamasının ne
önemi olur.
6- Bela, kemend-i mahbubdur [sevgilinin, âşıkını kendine çekmek için gönderdiği kemenddir. Âşıkları, sevgiliden başka şeylere bakmaktan koruyan bir kamçı gibidir. Âşıkları, sevgiliye döndürür. O halde, dertlerin, belaların dostlara gönderilmesi lazımdır. Belalar, dostları, sevgiliden başka şeylere düşkün olmak günahından korur. Başkaları, bu nimete layık değildir.
Dostları, zorla sevgiliye çekerler. İstediklerini dert ve bela ile çekerler ve onu sevgili derecesine yükseltirler. İstemediklerini başıboş bırakırlar. Bunların içinden, sonsuz saadete layık olan, kendisi doğru yola gelip, çalışarak, uğraşarak, ihsana kavuşur.
Görülüyor ki, seçilenlere, bela çok gelir. Çalışanlara, uğraşanlara o kadar çok gelmez. Bunun içindir ki, seçilmişlerin, beğenilmişlerin ve sevilmişlerin baş tacı olan Peygamberimiz, (Benim çektiğim acı gibi, hiçbir Peygamber acı çekmedi) buyurdu. O halde, dert ve belalar, öyle usta bir kılavuzdur ki, dostu dosta, şaşmadan kavuşturur. Sevgiliden başkasına bakmakla onu
lekelemekten korur. Ne kadar şaşılır ki, âşıklar, hazinelere malik olsa, hepsini verip, dert ve bela satın alır. Aşk-ı ilahiden haberi olmayan, dert ve beladan kurtulmak için, varını yoğunu harcar.
Sual: Dert ve bela gelince, dostların bazen üzüldükleri de görülüyor. Bunun sebebi nedir?
CEVAP: O üzüntü görünüştedir. Tabiattendir. Bu üzüntünün faydaları vardır. Çünkü, bu üzüntü olmasa, nefis ile cihad edilemez. Peygamberimiz vefat edeceği zaman, görülen sıkıntısı, nefis ile cihadın son parçaları idi. Böylece, son nefesi de düşman ile mücadelede geçmiş oldu. Ölüm anında en şiddetli mücadeleyi yaptı. İnsanlık sıfatları, tabiat istekleri kalmadı.
Mübarek nefsini tam itaate, hakiki itminana getirdi.
O halde, bela, aşk ve muhabbet pazarının tellalıdır. Muhabbeti olmayanın tellal ile ne işi olur. Tellalın buna ne faydası olur ve bunun gözünde tellalın ne kıymeti vardır?
7- Bela gelmesinin bir sebebi de, doğru âşıkları, dost görünen yalancılardan ayırmaktır. Doğru olan âşık, beladan lezzet alır, sevinir. Yalancı ise, acı duyar, sızlanır. Muhabbetin tadını tatmış ise, hakiki acı duymaz. Acı duyması görünüştedir. Âşıklar, bu iki acıyı birbirinden ayırır. Bunun için, (Veli, veliyi tanır) buyurmuşlardır.
Hacca gitmenin önemi 04/02/2002
İslâmın beşinci şartı hacdır. Yani, gücü yetenin, ömründe bir kere, Kâbe’ye gidip, oraya mahsus ibadetleri yapması
farzdır. İkinci ve daha sonra yapılan haclar, nafile olur. Hac; ıstılahta, belli bir yeri, belli bir zamanda, belli şeyleri yaparak ziyaret etmek demektir. Bu belli şeylere menasik denir. Menasikten her birine nüsük denir. Nüsük, ibadet demektir. Farz olan hacca gitmeye çalışmalıdır! Bir kere farz olan haccı yapmak, 20 kere Allah yolunda savaşmaktan daha sevaptır.
Hadis-i şerifte, (Hac, suyun kirleri temizlediği gibi, günahları yok eder.) buyuruldu. Kabul olan hac, namaz, oruç ve zekât borçlarının affına sebep olmaz. Bunları geciktirme günahlarının affına sebep olur. Kul borçları da verilmedikçe, veya helallaşılmadıkça ödenmiş olmaz. Kul ve Hak borçlarından başka günahlar affedilir. Hadis-i şerifte, (Arafat’ta vakfeye durup
da günahlarının affedilmediğini sanan, büyük günaha girmiş olur) buyuruldu.
Haccın sahih ve kabul olmasının şartları vardır. Sahih olması için vaktinde hac yapılması lazımdır. Kabul olması için de, haccın sahih olması, o kimsenin itikadının düzgün olması, bid’at ehli olmaması gibi şartları vardır. Hadis-i şerifte buyuruldu ki: (Bid’at işleyenin, orucu, haccı, cihâdı kabul olmaz.)
Haccın kabul olması için, haccın farzlarını, vaciplerini ve sünnetlerini eksiksiz yapmaya çalışmalı, niyeti düzeltmeli, riya karıştırmamalı, ihlasla hareket etmeli ve helal para ile gitmelidir!
Ticareti, dünyalık işleri hac işine karıştırmamalıdır. Borçları varsa ödemeli, hak sahipleri ile helallaşmalı, günahlarına tövbe etmelidir. Bunlara riayet edilerek yapılan hac makbul olur. Hadis-i şerifte (Hac edin ki, muhtaç olmayın. Seyahate çıkın ki, sağlığa kavuşun.) buyuruldu. Hacca giderken orada ölmekten korkmamalıdır! Hatta hac yolunda ölmeyi ganîmet
bilmelidir. Hadis-i şerifte, (Hacca giderken veya gelirken ölenin geçmiş günahları affolur. O kimse, hesaba çekilmeden ve azap görmeden cennete girer.) buyuruldu. Hacca giden, başkalarına sıkıntı vermediği gibi, onlardan gelecek sıkıntılara da katlanmalı, yumuşak davranmalıdır. Hadis-i şerifte, (Sertlikten ve çirkin şeyden sakının. Yumuşaklık insanı süsler,
çirkinliği giderir) buyuruldu. Hacca gidip gelenin değil, haccı kabul olanın günahları af olur. Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki:
(Kabul olan bir hac, geçmiş günahları yok eder.)
(Hac yolunda ölene, kıyamete kadar hac sevabı yazılır.)
(Hac için harcanan mala, cihâddaki gibi yedi yüz misli sevap verilir.)
(Hacceden fakirleşmez, zenginleşir.)
Hac çeşitleri
Üç türlü hac vardır: 1- İfrad hac: Bu haccı yapana müfrid hacı denir. İhrama girerken, yalnız hac yapmaya niyet eden kimsedir. Mekke’de oturanlar, yalnız müfrid hacı olur. 2- Kıran hac: Bu haccı yapana karin hacı denir. Hac ile umreye birlikte niyet eden kimsedir. Önce umre için tavaf ve say edip, sonra ihramını çıkarmadan ve tıraş olmadan, hac günlerinde hac
için, tekrar tavaf ve say yapar. 3- Temettü hac: Bu haccı yapana mütemetti hacı denir. Hac aylarında [yani Şevval, Zil-kade ile, Zilhiccenin ilk on gününde] umre yapmak için ihrama girip ve umre için tavaf ve say yapıp ve tıraş olup, ihramdan çıkar. Memleketine gitmeyerek, o sene, terviye gününde veya daha önce, hac için ihrama girerek, müfrid hacı gibi hac yapar.
Yalnız, tavaf-ı ziyaretten sonra da say yapar. Karin ve mütemetti hacıların şükür kurbanı kesmesi vaciptir. Kesmeyecek ise, Zilhiccenin yedi, sekiz ve dokuzuncu günlerinde ve bayramdan sonra, memleketinde de olsa, yedi gün daha oruc tutması lazım olur. Hepsi on gün olur. (Devamı var)
Haccın şartları 05/02/2002
Haccın şartları iki kısımdır: Vücûb şartları: 1-
Müslüman olmak. 2- Kâfir memleketinde olanın, haccın farz olduğunu işitmesi. 3- Akıllı olmak. 4- Bâlig olmak. 5- Hür olmak. 6- Geçim ihtiyacından fazla olarak hacca götürüp getirecek ve geride kalan kimselere yetecek kadar, helal parası olmak.
7- Hac vakti gelmiş olmak. [Hac vakti, arefe ve bayram günleri olmak üzere, beş gündür.] 8- Hacca gidemeyecek kadar, kör, hasta, çok ihtiyâr ve sakat olmamak. Eda şartları ise şunlardır: 1- Hapsedilmiş veya yasaklı olmamak. 2- Hac için gideceği yolda ve hac yerinde selamet ve emniyet olmak. 3- Kadının hacca gidebilmesi için, üç mezhepte, zevcinin veya nikâhı
düşmeyen ebedî mahrem akrabasından fâsık ve mürted olmayan âkıl ve bâlig veya mürâhık bir erkeğin beraber gitmesi lazımdır. Bunun yol parasını verecek kadar, kadının zengin olması da lazımdır. Hadis-i şerifte, (Kadın, yanında bir mahremi olmadan hacca gidemez!) buyuruldu. [Şâfiî’de, mahremsiz olarak, iki kadın ile, farz olan hacca gidebilir. Kadının mahreminin hac
yolunda ölmesi, Şâfiî mezhebini taklit etmesi için özür olur.]
4- Kadın, iddet hâlinde olmamak. [Vücûb şartları bulunmakla beraber, eda şartları da kendisinde bulunan kimsenin, o sene hacca gitmesi farz olur. O sene, hac yolunda ölürse hac sâkıt olur. Vekil gönderilmesi için vasiyet etmesi lazım olmaz. O sene gitmez ise, günah olur. Sonraki senelerde, hac yolunda veya evinde hasta veya hapis, sakat olursa, yerine başkasını,
kendi memleketinden bedel göndermesi veya bunun için vasiyet etmesi lazımdır. Bedel gönderdikten sonra iyi olursa, kendinin gitmesi de lazım olur. Sonraki senelerde hacca giderse, tehir günahı af olur.]
Vekilin, ihrama girerken, emreden kimse için, kalb ile niyet etmesi şarttır. Hac borcu olanın, öldükten sonra kendi için hac yapacak vekilin adını bildirerek, vasî olan kimseye emir vermesi lazımdır. Meyyit veya meyyitin vasî yaptığı yabancı kimse, vârislerden birini, diğer vârisler izin vermedikçe, vekil yapamaz. Bir kimse izin vermeden, başkasının, bunun yerine
hacca gönderilmesi câiz değildir. Yalnız vâris, ölen akrabası, vasiyet etmemiş, yani hac parası ayırmamış ise, kendine miras kalan para ile, onun yerine hacca gidebilir veya başkasını gönderebilir. Böylece anasını veya babasını hac borcundan kurtarmış olur. Kendine de, farz olmuş ise, kendi için, ayrıca gitmesi lazımdır.
İstanbul’da bulunan bir kimsenin babası Erzurum’da sâkin iken vefat etse, babası, vasiyet etmedi ise, babası için birini vekil göndermek isterse, Erzurum’dan göndermesi farzdır. Başka yerden göndermesi Hanefî’de câiz değildir. Şâfiî’de Mîkât dışındaki her yerden göndermesi câizdir. Hatta, hacca giden birine para vererek, Mekke-i mükerremede bir vekil bulup, babası
için, buna Mîkât’tan hac yaptırtması Şâfiî’de câizdir. Hanefî olanlar, paraları az ise, Şâfiîyi taklit ederek, vasiyet etmemiş ana, baba ve yakınları için, Mekke’de vekil tutabilirler. Fakat, parayı verirken, Şâfiî’yi taklit ediyorum diye niyet etmesi lazımdır.
Erkeksiz kadın hacca gidemez. Giderse, haccı kabul olur ise de, haramdır. Erkeği ile gidince de, otelde, tavafta, say’da ve taş atarken, erkekler arasına karışması haramdır ve haccın sevabını giderdiği gibi, büyük günaha girer. Ebedî mahrem erkeği bulunmayan kadın, ihtiyarlayınca, göremez olunca veya iyi olmayacak bir hastalığa yakalanınca, yerine vekil gönderir.
Daha önce göndermez.
Haccın farzları üçtür. 1- Haccı, ihramlı yapmak. 2- Vakfeye durmak. (Arefe günü Arafat’ın, Vâdi-yi Urene denilen yerinden başka herhangi bir yerinde, öğle ve ikindi namazlarından sonra vakfeye durulur.) 3- Kâbe-i muazzamayı (Tavaf-ı ziyaret) etmektir. (Devamı var)
İhram ve hükümleri 06/02/2002
İhram, iki parçalı bez olup, iple bağlanmaz, düğümlenmez. Tavafa başlarken, ihramın ortasını sağ koltuk altından geçirip,
iki ucunu sol omuz üstüne getirmek sünnettir.
Hac, umre, ticaret veya herhangi birşey için uzaktan gelenlerin, mîkât denilen yerleri, ihramsız geçerek, Mekke-i mükerreme Haremi’ne girmeleri haramdır. Geçenin, geri mîkâta gelip ihrama girmesi lazımdır. İhrama girmezse, kurban kesmek gerekir.
Mîkât denilen yerler ile, Harem-i Mekke arasına Hil denir. Mîkâttan geçerken, bir iş için Hil’de kalmaya niyet edenlerin ve Hil’de oturanların, hacdan başka niyet ile, ihramsız Harem’e girmeleri câizdir. Mîkât yerlerini geçerken, niyet ederek ve telbiye yaparak, usûlü ile, ihrama girilir. Mîkât yerinden önce, hatta kendi memleketinde de giymek câiz ve daha iyidir.
İhramlıya yasak olanlar
1- Karadaki av hayvanlarını öldürmek, 2- Dikilmiş elbise giymek, 3- Bir yerini tıraş etmek, 4- Cima etmek, 5- Kavga ve münakaşa etmek, 6- Koku sürünmek, 7- Tırnak kesmek, 8- Mest, ayakkabı giymek ve başını örtmek [Erkek için], 9- Eldiven, çorap giymek, 10- Kendiliğinden çıkan ot ve ağaçları koparmak.
Bunları bilerek veya bilmeyerek, unutarak yapanlara, kurban, sadaka cezaları lazım olur. Ceza olarak kesilen kurban etinden sahibi yiyemez. İfrad hacda bir kurban icap ettiren suçu, karin hacı işlerse, biri umre için, iki tane kesmesi lazımdır.
İhramlıya yasak olmayanlar
1- Pire, her türlü sinek, başkasının üzerinde bulunan bit, fare, yılan, akrep, kurt, çaylak gibi zararlı ve insana saldıran hayvanları öldürmek, 2- Başını sabun ile yıkamak, 3- Terlik gibi üstü açık ayakkabı giymek, 4- Diş çektirmek, 5- Renkli ihram giymek, 6- Gusletmek, 7- Başına dokundurmamak şartı ile, tavan, çadır, şemsiye altında gölgelenmek, 8- Başı âdet
olmayan şey ile [tas, tepsi] örtmek, paket gibi şeyler koymak, 9- Beline kuşak, kemer, para kesesi, silâh bağlamak, 10- Yüzük takmak, 11- İnsanların dikip yetiştirdiği sebze ve ağaçları koparmak, 12- Düşman ile dövüşmek, 13- Kadınların, deriye değmemek üzere yüzlerini örtmeleri ve dikilmiş elbise, mest, çorap giymeleri, örtü altına zînet eşyası takmaları câizdir.
Bir hacı, Arefe günü, öğle ezanından bayramın birinci günü, sabah namazı vaktine kadar olan zaman içinde, Arafat’ta biraz dursa veya ihramlı olarak Arafat’tan geçse veya ihramlandıktan sonra hasta olup, uykuda iken, baygın iken sedye içinde veya başka bir şeyle taşınarak nüsükler yaptırılırsa veyahut ihrama girmeden önce, hasta olan, bayılan yerine başkası ihrama
girip, bu uyanmadan, ayılmadan önce, o, bunun yerine de nüsükleri ayrıca yaparsa veya Arefe günü olduğunu bilmeyerek, Arafat’ta dursa, haccı sahih ve tavaf-ı kudûm sâkıt olur. O yerin Arafat olduğunu bilmek ve niyet etmek lazım değildir. O gün veya gece, Arafat’ta bulunmayan veya Arafat’tan geçmiyen hacı olmaz.
Zemzem içmeyi bir nimet bilmelidir. Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki:
(Zemzem, doyurucu ve hastaya şifa vericidir.)
(Zemzemi, belalardan korunmak niyeti ile içeni Allah korur.)
Abdullah ibni Mübarek hazretleri, (Resulullah “Zemzem, içildiği niyete göre faydalı olur” buyurduğu için, ben de kıyamette susuzluktan kurtulmak için zemzemi içiyorum) derdi. İbni Abbas hazretleri de, zemzem içerken, (Ya Rabbi, senden faydalı ilim, bol rızık ve her türlü hastalıktan şifa istiyorum) diye duâ ederdi. (Devamı var)
Haccın vacipleri 07/02/2002
1- Tavaf-ı kudûm’dan sonra ve hac ayları içinde olmak şartı ile, Safâ ile Merve tepeleri arasında, yedi kere say etmek, yani,
usûlü ile yürümek. Tavafsız say, sahih olmaz. 2- Arafat’tan dönüşte, Müzdelife’de, vakfeye durmak. 3- Mina’da, şeytan taşlamak, yani üç gün, temiz taş veya teyemmüm câiz olan şey atmak. 4- İhram’dan çıkmadan önce, başın en az dörtte birini ustura ile tıraş ettirmek veya en az 3 cm, kendisi veya başkası kırkmak. Berber veya ustura bulamamak özür sayılmaz. Saçsız olan
veya başı yara olan da, usturayı, değmeden baştan geçirir. Kadın, saçını tıraş etmez. Makasla biraz keser. 5- Âfâkî, yani mîkât denilen yerlerden daha uzak memleketlerin hacıları, Mekke’den son ayrılacağı gün, tavaf-ı sadr, yani tavaf-ı veda yapmak. Hayzlı kadına bu tavaf vacip değildir 6- Arafat’ta, güneş battıktan sonra da, biraz kalmak. Güneş batmadan önce,
Arafat meydanından dışarı çıkanın kurban kesmesi lazım olur. 7- Tavaf-ı ziyarette, Kâbe etrafında dörtten sonra üç kere daha dönmek. 8- Tavafta abdestsiz ve cünüp olmamak. 9- Üzerindeki elbise temiz olmak. 10- Tavaf yaparken, Hatîm denilen yerin dışından dolaşmak. 11- Tavafta, Kâbe-i muazzama, sol tarafta kalmak. 12- Tavaf-ı ziyareti, bayramın üçüncü gününün güneşi
batıncaya kadar yapmak. 13- Tavaf ederken, avret yeri kapalı olmak. 14- Safâ tepesi ile Merve tepesi arasında say ederken, Safâ’dan başlamak. (Safâ tepesine çıkınca, Kâbe’ye dönüp, tekbir, tehlil ve salevat getirmek ve duâ etmek. Sonra Merve’ye doğru yürümek. Safâ’dan Merve’ye dört, Merve’den Safâ’ya üç kere gidilir.) 15- Her tavaftan sonra, (Mescid-i haram) içinde
iki rekât namaz kılmak. 16- Şeytan taşlamasını bayram günlerinde yapmak. 17- Tıraşı, bayramın birinci günü ve Harem hududu içinde yapmak. 18- Say’ı yürüyerek yapmak. (İki yeşil direk arasında erkek hızlı, kadın yavaş gider.) 19- Kıran ve temettü hac yapan, şükür kurbanı kesmek. 20- Kurbanı, bayramın ilk günü kesmek. 21- Cima gibi yasak olan şeyler, Arafat’ta
durmadan önce yapılırsa, haccı bozar. Bunları Arafat’tan önce yapmamak farzdır. Cimadan başkalarını, ihramdan çıkıncaya, cimayı, tavaf-ı ziyareti yapıncaya kadar terk etmek vaciptir. [Bilerek veya bilmeyerek, bir vacibi vaktinde ve yerinde yapmayana ceza lazım olur. Hastalık, ihtiyarlık veya kalabalık gibi bir özürle terk edince, bir şey lazım gelmez. Bir vekile
yaptırmak gerekmez.]
Haccın sünnetleri
1- Âfâkî olanların, hemen Mescid-i harama girerek (Tavaf-ı kudûm) yapmaları. 2- Tavafa Hacerül-esved’den başlamak ve burada bitirmek. 3- İmamın üç yerde hutbe okuması. Birisi, Zilhicce ayının 7. günü Mekke’de; ikincisi, 9. günü, öğle namazı olunca, öğle ve ikindi namazlarından önce, Arafat’ta; üçüncüsü, 11. günü, Mina’da okunur. Arafat’ta, hutbe bitince öğle ve
hemen sonra ikindi namazı, cemaat ile kılınır. İmama yetişemeyen, ikindi namazını, ikindi vaktinde kılar. Namazdan sonra, Mescid-i Nemre’den, Mevkıf’e gelip, kıbleye karşı, ayakta veya oturarak vakfeye durulur. Cebel-i rahme kayaları üstüne çıkmak ve vakfe için niyet lazım değildir. 4- Arafat’a gitmek için, Mekke’den, Terviye [zilhiccenin 8.] günü, sabah namazından
sonra çıkmak. [Mekke’den Mina’ya gidilir.] 5- Arefe gününden önceki ve bayramın birinci, ikinci ve üçüncü günlerinin geceleri, Mina’da yatmak. [Üçüncü gece ve günü Mina’da kalmak mecbûrî değildir.] 6- Arafat’a gitmek için, Mina’dan, güneş doğduktan sonra yola çıkmak. 7- Arefe gecesi Müzdelife’de yatmak. 8- Müzdelife’de, vakfeye, fecir ağardıktan sonra durmak. 9-
Arafat’ta, vakfeden önce gusletmek. 10- Mina’dan Mekke’ye son dönüşte, önce Ebtah denilen vadiye gelip, burada bir miktar durmak. Buradan Mekke’ye gelip, dilediği kadar kalır. 11- Hacca giderken, muhtaç olmayan ana-babadan, alacaklılardan, kefilinden izin almak sünnettir. Ana-baba muhtaç ise, izinsiz gitmek haramdır. Nafaka bırakmadı ise, hanımından izinsiz gitmesi
de haram olur. Haccın sünnetini yapmayana ceza lazım gelmez. Mekruh olur. Sevabı azalır.
Temettü haccın yapılışı 10/02/2002
Mîkâttan önce: 1) Tırnaklar kesilir. 2) Koltuk altı ve kasık temizlenir. 3) Gusledilir, olmazsa abdest alınır. 4) Erkek, ihramla örtünür. [Kadın elbisesini çıkarmaz.] 5) Baş açık ve ayaklar çıplak olur.
Mîkât sınırında: İhramın sünneti olarak iki rekât nafile namaz kılınır. Sadece umre için niyet ve telbiye yapılır. Böylece ihrama girilmiş olur. İhramdan sonra: İhramdan çıkıncaya kadar ihramlıya yasak olan işlerden sakınılır. Tekbir, tehlil, salevat-ı şerife ve telbiye söyleyerek yola devam edilir.
Mekke-i mükerremede: 1) Gusledip veya abdest alıp Harem-i şerife giderek “Umre tavafı” yapılır. 2) Tavaftan sonra, “Tavaf namazı” kılınır. 3) Zemzem içilir, üstüne, başına da dökmek iyi olur. 4) Safâ ile Merve arasında “umrenin say’ı” yapılır. Sonra saçın en az dörtte biri veya tamamı kesilir yahut kısaltılır. Böylece umre bitmiş, ihramdan çıkılmış olur. 5)
İhramsız olarak Mekke’de kalınır. İstenildiği kadar nafile tavaf yapılabilir.
Terviye günü [8 zilhicce]: Terviye günü hac için niyet ve telbiye yaparak yeniden ihrama girilir. Sabah namazı Mekke’de kılınıp Mina’ya çıkılır. Arefe günü sabah namazını müteakip Arafat’a hareket edilir.
Arefe günü [9 zilhicce]: 1) Her fırsatta telbiye, tesbih, tekbir, tehlil ve salevat okunur. Kendine, ana-baba ve bütün müminlere duâ edilir. 2) Öğle ve ikindi namazları, öğle vaktinde cem-i takdim ile kılınır. 3) Öğleden sonra vakfe yapılır. 4) Güneş batmadan Arafat’tan ayrılmamalı. Güneş battıktan sonra, akşam namazı kılınmadan Müzdelife’ye hareket edilir. 5)
Akşam ve yatsı namazları Müzdelife’de cem-i tehir ile kılınır. Gece Müzdelife’de kalınır. Şeytan taşlamak için taş toplanır.
Bayramın birinci günü [10 Zilhicce]: 1) Sabah namazı kılınınca, Müzdelife’de Meş’aril harama gidilip, orada vakfe yapılır. 2) Ortalık ağarıp güneş doğmadan, Mina’ya hareket edilir.
Mina’da [çadıra yerleştikten sonra]: 1) Akabe cemresine 7 taş atılır. 2) Vacip olan şükür kurbanı kesilir. Kesilemezse, Zilhiccenin yedi, sekiz ve dokuzuncu günlerinde ve bayramdan sonra yedi gün daha oruç tutulması lazım olur. Hepsi on gün olur. 3) Saçın en az dörtte biri veya tamamı kesilir yahut kısaltılır. Böylece, ihramdan çıkılmış olur.
Bayramın 2, 3 ve 4. günleri: 1) Bayramın ilk günü yapılmamışsa, ziyaret tavafı yapılır. [Ziyaret tavafını bayramın birinci günü yapmak daha faziletlidir.] Daha önce yapılmamışsa, haccın say’ı yapılır. 2) Küçük, Orta ve Akabe Cemrelerine [üç şeytana] her gün 7’şer taş atılır.
Mina’dan dönünce: “Veda tavafı” yapılır. Beytullah’a karşı durup kana kana zemzem içilir. Baş ve yüz yıkanır. Sonra Kâbe-i şerifin yüksek eşiği öpülür.
Ceza gerektiren şeyler: 1- Bedene [deve veya sığır] gerektirenler. 2- Dem [koyun veya keçi] gerektirenler. 3- Sadaka gerektirenler. 4- Bedelini ödemeyi gerektirenler. Bedene kesmeyi gerektirenler: 1- Arafat vakfesinden sonra ve ziyaret tavafından önce cimada bulunmak. [Arafat’ta durmadan önce olursa, haccı bozar.] 2- Ziyaret tavafını cünüp olarak yapmak. Dem
kesmeyi gerektirenler: 1- Kudûm ve veda tavafını cünüp yapmak. 2- Bir uzvun tamamına koku sürmek. 3- Saçına yağ sürmek, kına yakmak. 4- Dikişli elbiseyi tam bir gün giymek. 5- Başını bir şeyle örtmek. 6- Tıraş olmak. 7- Koltuk veya yüz kıllarını veyahut boyun kıllarını koparmak. 8- Tırnakları kesmek. 9- Haccın vaciplerinden birini terk etmek veya zamanında yapmamak.
Fıtra miktarı sadaka gerektirenler: 1- Bir uzuvdan az bir yere koku sürmek. 2- Bir günden az elbise giyinmek. 3- Başın veya sakalın dörtte birinden daha azını tıraş etmek. 4- Bir tırnak kesmek 5- Veda tavafını abdestsiz yapmak. 6- Veda tavafından bir şavtı terk etmek. 7- Cemrelerde eksik taş atmak. 8- Başkasını tıraş etmek veya başkasının tırnağını kesmek. Fıtra
miktarından az sadaka gerektirenler: Çekirge öldürmek. Bedelini ödemeyi gerektirenler: Av hayvanını öldürmek. Ayrıca Harem’in, kesilmesi haram olan bitkilerini kesmek.
Kurbanla ilgili bilgiler 11022002
Kurban, davar [koyun, keçi], sığır [manda, inek, dana, öküz, boğa] veya deveyi, Kurban bayramının ilk üç gününde, kurban niyeti ile kesmek demektir. Kurban, vacip vazifesini yerine
getirerek sevaba kavuşmak için kesilir. Mukim olan, akıllı, büluga ermiş, hür ve Müslüman erkeğin ve kadının, ihtiyaç eşyasından fazla nisâb miktarı malı veya parası varsa, Kurban bayramı için niyet ederek, belli günlerde, kurban kesmeleri vacip olur. Peygamber efendimize kurban kesmek farz idi.
İhtiyacı olan eşyadan ve borçlarından fazla olarak, zekât nisâbı kadar malı veya parası bulunan Müslüman’ın kurban kesmesi vaciptir. Kurban nisâbı hesabına katılacak malın, ticaret için olması şart olmadığı gibi, elinde bir yıl kalmış olması da gerekmez. İhtiyaç eşyaları kurban nisâbına dahil edilmez. Yani sadece aşağıda bildireceğimiz şeyleri bulunan kişinin kurban
kesmesi vacip olmaz. Bunlar; bir ev, bir aylık yiyecek, her yıl üç kat elbise, evde kullanılan eşya ve aletler, binecek vasıtası, meslek kitapları ve ödenecek borçlardır. İki evi olanın kurban kesmesi gerekir. Bir zengin, bir kurban aldıktan sonra, sefere çıksa ve bayramın üçüncü günü seferî olursa, o hayvanı kurban etmesi gerekmez.
Bir zengin, bayram kurbanını kestirmek için birini vekil etse, kurban kesildiğinde kendisi mukim ise, vacip sevabı alır. Kendisi seferde ise, yine çok sevaba kavuşur. Zengin, bayramın birinci veya ikinci günü, kurbanını kesmeden sefere çıkarsa, bayramın üçüncü günü seferde olduğu için günaha girmiş olmaz. Bayramın birinci veya ikinci günü kurbanını kesip sefere
çıkarsa, vacip sevabı alır ve üçüncü günü seferden dönse, artık kendisine tekrar kurban kesmek gerekmez. Eğer kesmeden çıkarsa, seferde kesmiş olsa bile, üçüncü günü mukim olunca, kesmesi gerekir.
Üç kat elbise demek, üç ceket, üç pantolon, bir palto, üç gömlek, üç atlet, üç don ve bir kazak demektir. Bundan fazla olanlar kurban nisâbına katılır. Üç kat elbiseden fazlası eski de olsa nisâba dahil edilir. Kullanılmayan eski ev eşyaları, kurban nisâbına dahil edilir.
Evlenince kullanmak üzere, nisâbı bulacak değerde, buzdolabı, dikiş makinesi, halı gibi ev eşyaları alan, fakat henüz evlenmediği için kullanmayan kimsenin kurban kesmesi vaciptir.
Ticaret için olmayan, ihtiyacından artan eşya, kiradaki evler, evindeki kullanılmayan fazla ev eşyası, sanat ve ticaret aletleri, ihtiyaç eşyası sayılmaz. Yani, bunlar, kurban nisâbına dahil edilir. Hepsi hesaplanınca 96 gram altın değerinde olursa, böyle kimsenin kurban kesmesi vacip olur. Kadınların altın ve gümüşten başka ziynet eşyaları, ne kadar çok olursa
olsun, zekât nisâbına dahil edilmez. Fakat kurban nisâbına dahil edilir. Yani nisâbın üstünde ziynet eşyası olan kadın zengindir, kurban kesmesi vaciptir. Tabanca, teypler, kasetler, kıymetli dinî levhalar, avizeler kurban nisâbına dahil edilmez. Çünkü bunlar kullanılmaktadır.
Kurban kesmenin vacip olmasında, bayramın üçüncü gününe itibar olunur. Bayramın ilk günü, zengin-fakir, mukim-misafir, akıllı-deli olmaya bakılmaz. Bayramın üçüncü günü nisaba malikse, kurban kesmek vacip olur. Bayramın ilk günü sefere çıkan, seferî iken kurban kesen, bayramın üçüncü günü memleketine gelip mukim olan zenginin, tekrar kurban kesmesi vacip olur. Fakir
bir kimse, bayramın birinci veya ikinci günü, bir kurban kesse, bayramın üçüncü günü zengin olsa, bir kurban daha keser. Muteber eserlerde, sonradan gelen âlimler, “Fakir, bayramın birinci günü kurban kesse, üçüncü günü zengin olsa, tekrar kurban kesmesi gerekmez” demişlerdir.
Akika adak ve kurban 12022002
Adak kurbanını kesmeyip, bedelini sadaka olarak vermek câiz değildir. Çünkü adağı yerine getirmek vacip olduğu için, bedeli
verilmez. Eğer Kurban bayramında kesilememişse, bedeli sadaka olarak verilir. Kurban denilmemişse, adak hayvanı her zaman kesilebilir. Gecikse de, yine bedeli verilmez, kesmek gerekir. Çocuklar için akika kesmek iyi olur. Erkek çocuk için iki, kız çocuk için bir koyun kesilir. Malı çok olup da zekât, sadaka vermeyen kimse, sıkıntı içinde yaşar. Az da olsa, her gün
sadaka vermeye alışmalı. Kendisinin veya aile fertlerinin hastalığı olan çok sadaka vermeli! Çünkü Peygamber efendimiz buyuruyor ki: (Hastalarınızı sadaka ile tedavi edin. Sadaka, her hastalığı defeder.), (Sadaka vermekte acele edin, çünkü belâ sadakayı geçemez.)
İlim tahsili yapılan yerlere, gerek zekât, fıtra, adak ve akika, gerekse sadaka şeklinde yapılan yardım, insanı kazalardan, belalardan korur. Dünyada, sıhhat ve afiyet içinde bir ömür sürmeye sebep olur. Ayrıca farz olan ilim yayma sevabına kavuşulur. Böylece yardım yapan kişi, hem dünyada, hem de ahirette çok büyük nimetlere kavuşmuş olur. İlim yaymanın sevabını
Peygamber efendimiz şöyle ifade buyuruyor: (Bütün ibadetlere verilen sevap, Allah yolunda savaşa verilen sevaba göre, deniz yanında bir damla su gibidir. Savaş sevabı da, emr-i mâruf ve nehy-i anilmünker sevabı [dinin emir ve yasaklarını yayma] yanında, denize nispetle bir damla su gibidir.)
İhlas Vakfı, Türk Dünyası’ndan gelen fakir öğrencilere her türlü yardımı yapmaktadır. Azerbaycan, Türkmenistan, Çeçenistan, Özbekistan, Kazakistan, Kırgızistan, Kırım, Doğu Türkistan ve diğer Türk topluluklarından gelen öğrencilere Türkiye’nin büyük şehirlerinde açtığı 30 öğrenci yurdunda her türlü maddi ve manevi yardımı yapmaktadır.
Yurtlarda üç öğün yemek çıkmakta, İhlas Vakfı, öğrencilere sevgi ve şefkat kucağını açmaktadır. İhlas Vakfı öğrenci yurtlarının bir yıllık et ihtiyacı hayırsever insanların verdikleri kurban vekaletleri ile karşılanmaktadır. Vakfa verilen kurban vekaletleri ile hayırseverler adına, kurbanlıklar satın alınmakta ve dinimize uygun olarak kesilen kurbanlar, soğuk hava
depolarında muhafaza edilmektedir. Bir yıl boyunca da, bu etler yurtların yemek ve et ihtiyacında kullanılmaktadır.
Yıllardan beri ülkemizin ve Türk dünyasının binlerce gencine, öğrenci yurtlarında bir aile ortamı sıcaklığında sevgi ve şefkatle muamele eden İhlas Vakfı’na kurban vekaleti vererek yardım ediniz, destek veriniz. Hayra vesile olan hayır yapmış demektir.
Yetmiş yıllık komünizm zulmünden kurtularak ülkemize gelen misafir öğrencilere en iyi ev sahipliği yapan İhlas Vakfı, ülkemizin yüz akıdır. Eğitime ve devletimize verdiği hizmet ve destek ile en iyi şekilde kamu hizmeti yapmaktadır. Böyle hayır kurumlarını ve ilim yuvalarını bütün hayırseverlerin her türlü imkan ile, desteklemesi ve yardım etmesi, milli ve dini bir
vazifedir. Dünya tarihinde vakıf medeniyetini kuran dedelerimizin torunu olarak vakıfları ve hayır kurumlarını destekleyelim. Bilgili, kültürlü öğrencilerin yetişmesinde, kurban vekaleti vererek, bizim de katkımız olsun.
Bütün okuyucularımı İhlas vakfına kurban vekaleti vermeye, İhlas Vakfı’nın hizmetlerine iştirak etmeye davet ediyorum. Kurban vekaleti vermek isteyen hayırseverler, kendilerine en yakın İhlas Vakfı öğrenci yurduna veya Türkiye Gazetesi bürosuna giderek veya telefon ederek, kurban vekaleti verebilirler. İhlas vakfı ile irtibat için: (0 212) 513 99 00 numaralı
telefona, veya (0 212) 513 68 57 numaralı faksa başvurabilirler. Her türlü yardımın yapılacağı İhlas Vakfı hesap numarası ise, Vakıflar Bankası Nuruosmaniye Şb. (2007042)’dir. NOT: Kurban bedeli: Küçük boy 100 milyon, orta boy 125 milyon, büyük boy 150 milyon liradır.
Zilhiccenin fazileti 13022002
Kurban bayramının bulunduğu aya Zilhicce denir. 13 şubat çarşamba günü yani bugün Zilhicce ayının birinci günüdür. Zilhicce
ayının ilk on gününde yapılan ibadetlerin, iyiliklerin kıymeti çoktur. Bu husustaki hadis-i şeriflerden birkaçı şöyledir:
(Hiçbir ibâdetin kıymeti, Zilhicce ayının ilk on gününde yapılanın kıymeti gibi olamaz.)
(Zilhiccenin ilk günlerinde tutulan oruç, bir yıl oruç tutmaya, bir gecesini ihya etmek de Kadir gecesini ihya etmeye bedeldir.)
(Zilhiccenin ilk on gecesinde yapılan amel için, 700 misli sevap verilir.)
(Zilhiccenin ilk 9 gününde oruç tutan, her günü için, helal malından yüz köle azat etmiş veya Allah yolundaki mücahitlere yüz at vermiş veya Kâbe’ye kurban için yüz deve göndermiş gibi sevaba kavuşur.)
(Bu on günün hayrından mahrum olan kimseye yazıklar olsun! Bilhassa dokuzuncu [Arefe] günü oruçla geçirmelidir! Onda o kadar çok hayır vardır ki, saymakla bitmez.)
(Zilhiccenin ilk 9 günü oruç tutana, her günü için bir yıllık oruç sevabı verilir.)
(Zilhiccenin ilk on günü fazilette bin güne, Arefe günü ise, on bin güne eşittir.)
(Allah indinde zilhiccenin ilk on gününde yapılan amellerden daha kıymetlisi yoktur. Bugünlerde tesbihi, tahmidi, tehlili ve tekbiri çok söyleyin!) [Tesbih: Sübhanallah, Tahmid: Elhamdülillah, Tehlil: Lâ ilâhe illallah, Tekbir: Allahü ekber, demektir.]
Peygamber efendimiz, Zilhiccenin ilk on gününde yapılan amellerin, diğer aylarda yapılan amellerden daha kıymetli olduğunu bildirince, Eshab-ı kiram, (Ya Resulallah, Allah yolundaki cihattan da mı daha kıymetlidir) diye sual ettiler. Peygamber efendimiz, cevabında, (Evet cihattan da kıymetlidir. Ancak canını, malını esirgemeden harbe gidip şehit olan kimsenin cihâdı
daha kıymetlidir.) buyurdu. Ebüdderda hazretleri de buyurdu ki: (Zilhiccenin ilk 9 günü oruç tutmalı, çok sadaka vermeli ve çok duâ ve istiğfar etmelidir! Çünkü Muhammed aleyhisselam, (Bu on günün hayır ve bereketinden mahrum kalan kimselere yazıklar olsun!) buyurmuştur.
Zilhiccenin ilk 9 günü oruç tutanın, ömrü bereketli olur, malı çoğalır, çoluk çocuğu belâlardan muhafaza olur, günahları af olur, iyiliklerine kat kat sevap verilir, ölürken kolay can verir, kabri aydınlanır, Mizan’da sevabı ağır gelir ve cennette yüksek derecelere kavuşur.
Zilhiccenin on günü içinde muhtaçlara yardım eden, Peygamberlere tazim etmiş olur. Bu on gün içinde, bir hasta ziyaret eden, Hak teâlânın dostları olan kulların hâtırını sormuş ve ziyaret etmiş gibi olur. Bu on gün içinde din ilmi meclisinde bulunan kimse, Peygamberler toplantısında bulunmuş gibi olur. Din ilmini öğrenmek kadın erkek herkese farzdır. Çocuklarına
öğretmek, birinci görevdir.
Her hafta saç, sakal ve bıyık tıraş etmek, tırnak kesmek, koltuk, kasık temizlemek sünnettir. İbni Âbidîn hazretleri, (Zilhicce ayının ilk on günü, bu sünnetleri geciktirmemelidir. Hadis-i şerifte, (Kurban kesecek kimse, Zilhicce ayı girince, saçını kesmesin ve tırnak kesmesin!) buyurulması, emir değildir. Bunları, kurban kesinceye kadar geciktirmek müstehabdır.
Fakat daha fazla geciktirmek ve hele kırk gün uzatmak günah olur) buyurmaktadır. Görülüyor ki, kurban kesecek kimsenin, Zilhicce ayının birinci gününden, kurban kesinceye kadar, saçını, sakalını, bıyığını ve tırnağını kesmemesi müstehabdır. Fakat vacip değildir. Bunları kesmesi günah olmaz ve kurban sevabı azalmaz.
Kurban için vekalet 14022002
Kurban kesmesini bilmeyenin, başkasına
kestirirken, (Allah rızası için bayram kurbanımı kesmeye seni vekil ettim) demesi ve kalben de niyet etmesi gerekir. Eğer kurbanı da başkasına aldıracaksa, kurbanı alacak kimse de, kesmeyi bilmediği için başkasına kestirecekse, (Allah rızası için bayram kurbanımı almaya, aldırmaya, kesmeye ve kestirmeye seni umumî vekil ettim) der.
Bir kimse, kendisine kurban kesmesi vacip olmasa da, vekil vacip diye kesse, kurban yine sahih olur. Adak hayvanı yanlışlıkla vacip diye kesilse mahzuru olmaz. Nafile kurban da vacip diye kesilse mahzuru olmaz.
Bir kimsenin kendi hayvanını başkası adına kesmesinin câiz olması için, bu kimsenin, kendi hayvanını başkasına veya onun vekiline hediye etmesi, onların da teslim alması, sonra bunu vekil ederek geri verip kestirmeleri gerekir. Başkasının hayvanını ondan habersiz, onun için kurban etmek câizdir. Başkasının hayvanını, ondan izinsiz, kendi için kurban eden, sonra
kıymetini öderse, câiz olur. Sahibi kıymetini kabul etmeyip, kesilmiş hayvanı alırsa, sahibi için kurban edilmiş olur. Bir kimse, birine, kurban işimi hallet dese, vekâlet vermiş olur. Vekil de bir hayvan alıp kesebilir. Biri, benim için bir kurban al, kes dese, o kimse de, kendi parası ile alıp kesse, kurban sahih olur.
Vekâleten kurban kesene, kimi çok, kimi az para verebilir. Kimi de hiç para vermeden, (Bana da bir hisse verin) diyebilir. Vekil asîl gibidir. Vekil, vekâlet aldığı kimseler adına kurban keser veya kestirebilir. Daha sonra vekil, ondan para ister veya istemez. İki kurbana yetecek para veren için de iki kurban alır veya ona iki hisse verir. Yahut iyisinden bir kurban
alır. Çünkü umumî vekil, tam yetkilidir.
Kurban kesmeye vekil olan, zekât hariç, sahibinden ayrıca izin almadıkça veya, (İstediğini yap) diyerek umumî vekil edilmedikçe, başkasını kendine vekil yapamaz. Umumî vekil ise, başkasını, o da bir başkasını vekil yapabilir. Birden çok kişiye vekâlet vermek sahihtir. Bir işe vekil olan iki kişiden biri, tek başına yetkili olamaz. Ancak emaneti vermede, borcu
ödemede, kurban kesme gibi işlerde birisi tek başına yetkili olabilir. Çünkü bu işlerde vekillerden birisinin, diğerinin görüşünü sormaya ihtiyacı yoktur. Bir kimse, kurbanını kesmek üzere dört kişiye vekalet verse, bu vekillerden biri kesince ötekilerin görüşünü almaya ihtiyaç yoktur.
Derisini, evde dağarcık, mest, sofra, seccade gibi şeyler yapıp kendisi de kullanır. Derisi, eti satılırsa, parası fakire sadaka verilir. Kesene, kesme ücreti olarak da deri ve et verilmez.
Necaset yiyen hayvanın etinin temiz olması için, deve 40, sığır 20, davar 10, tavuk 3, serçe 1 gün hapsedilir. Bir başka kavil ise, deve ile sığır 10, koyun 4, tavuk 3 gün hapsedilir.
İki kişinin kurbanı karışırsa, her birinin kendinin sanarak kestiği, kendi kurbanı olur. Yedikten sonra helalleşirlerse, yine sahih olur. Emanet olarak bulunan hayvanı kurban etmek câiz değildir.
Başkasının koyununu gasp eden veya çalan, kıymetini sonradan öderse, kurban etmesi veya satması câiz olur. Çünkü, kıymeti ödenince, gasp ettiği zaman mülkü olur. Gasbetmek günahına ayrıca tövbe gerekir. Borcu olmayan fakir, kurban keserse, çok sevap olur. Borcu varsa, önce borcunu vermelidir. Çünkü borç ödemek farzdır.
Kurban nisâbına malik olmayan fakir, kendi malı olan hayvanını kurban etmeyi niyet ederse veya kurban niyeti olmayarak, hayvanı bayramda satın alıp, sonra kurban etmeyi niyet ederse, yahut kurban niyeti ile bayramdan önce satın alırsa, bunları kesmesi vacip olmaz. Keserse, nafile olur ve etinden yiyebilir ve fakirlere verdiği et sadaka olur.
İnsanları sevindirmek 17022002
İnsanları herhangi bir şekilde sevindirmek büyük sevabdır. Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki:
(Allahü teâlâ, bazılarına dünyada çok nimet vermiştir. Bunları, kullarına faydalı olmak için yaratmıştır. Bu nimetleri Allahü teâlânın kullarına ulaştırırlarsa, nimetleri azalmaz, ulaştırmazlarsa, Allahü teâlâ da, nimetlerini bunlardan alır, başkalarına verir.) [Tebarani], (Din kardeşinin bir işini yapana binlerce melek duâ eder. O işi yapmaya giderken, her adımı
için bir günahı affolur ve kendisine kıyamette nimetler verilir.) [İbni Mace], (Din kardeşinin bir işini yapmak için gidenin, her adımında 70 günahı affedilir ve 70 sevab verilir. O iş bitene kadar, böyle devam eder. İşi yapılınca, bütün günahları affedilir. O işi yaparken ölürse, sorgusuz, hesapsız Cennete gider.) [İbni Ebiddünya], (Bir kimse, din kardeşinin rahata
kavuşması veya sıkıntıdan kurtulması için hükümet adamlarına gidip uğraşırsa, kıyamette sırat köprüsünden, çok kişinin ayaklarının kaydığı zaman, Allah, onun süratle geçmesi için yardım eder.) [Taberânî], (İnsanların iyisi, insanlara iyilik edendir.) [İ. Ahmed], (Müslüman kardeşini sevindirmek mağfirete sebep olur.) [Taberânî], (Allahü teâlânın en sevdiği iş, elbise
vererek veya doyurarak veya başka bir ihtiyacını karşılayarak, bir mümini sevindirmektir.) [Taberânî], (Farzlardan sonra en kıymetli amel, Müslüman kardeşini sevindirmektir.) [Taberânî], (Bir Müslümanın sıkıntısını giderene, Allahü teâlâ iki nur verir. Bu iki nurla Sıratta o kadar çok kimse aydınlanır ki sayısını ancak Allah bilir.) [Taberânî], (Duâsının kabul,
kederinin yok olmasını isteyen, darda kalanı ferahlandırsın!) [İbni Ebiddünya], (Kim, arkadaşının ihtiyacını görürse, Allah da onun ihtiyacını karşılar.) [Taberânî], (Allahü teâlâ, bazılarını, halkın ihtiyaçlarını karşılamak, onlara yardımcı olmak için yaratmıştır. İhtiyaç sahipleri bunlara başvurur. Bunlar için ahirette azap korkusu olmaz.) [Taberânî], (Amellerin
en faziletlisi, bir müminin aybını örtmek, karnını doyurmak ve bir ihtiyacını karşılamak suretiyle sevindirmektir.) [Taberânî], (Her iyilik sadakadır.) [Tirmizî], (Kalbler, kendine ihsan edene sevgi, kötülük edene de nefret duyacak şekilde yaratılmıştır.) [Ebu Nuaym], (Arkadaşın iyisi arkadaşına, komşunun iyisi ise komşusuna iyilik edendir.) [Tirmizî], (En iyiniz,
kendisinden hep iyilik beklenen ve kötülük etmeyeceğinden emin olunandır.) [Tirmizî], (Hayra vesile olan, hayır işlemiş gibidir. Allahü teâlâ, sıkıntıya düşene yardım edeni sever.) [İ. Neccar], (Layık olana da, olmayana da iyilik et. Eğer layık olana iyilik edersen ne iyi. Eğer o kimse iyiliğe layık değilse, sen, iyilik ehlinden olursun.) [İbni Neccar]
(Cehennemlik biri, Cennetlik birine rastlayınca ona, Beni (tanıdın mı?) der. Oda, (Sen kimsin?) der. (Benden abdest suyu istemiştin, ben de onu sana hediye etmiştim) der. Cennetlik olan, ona şefaat eder. Yine Cehennemlik biri Cennetlik olana, (Beni tanıdın mı?) diye sorar. O da, (Sen kimsin?) der. (Bana bir iş söylemiştin, ben de o işini yapmıştım) diye cevap verir.
Bunun üzerine ona şefaat eder ve şefaati kabul edilir.) [İbni Mace]
(Fakire verilen bir lokma, sahibine beş şeyi müjdeler: 1- Bir tane iken beni çoğalttın. 2- Küçük idim, büyüttün. 3- Düşman iken, beni dost ettin. 4- Fânî, yok olmak üzere iken, beni sonsuz kalıcı ettin. 5- Bugüne kadar sen beni muhafaza ettin, artık ben seni muhafaza ederim.) [Ey Oğul İlmihâli]
Kimler kurban keser? 18022002
1- Bir çocuk, bayramın üçüncü günü bülûğa erse, diğer şartlar da varsa, ona kurban kesmek vacip olur. Bir kimse de,
bayramın üçüncü günü ölse, ona kurban vacip olmaz, kurban borcu ile ölmüş olmaz.
2- Baygın iken, bayramın üçüncü günü ayılanın, diğer şartlar da varsa, kurban kesmesi vacip olur. Bayramın üçüncü günü bayılıp, güneş battıktan sonra ayılan zenginin kurban kesmesi vacip olmaz.
3- Önceleri fakir iken, üçüncü günü zengin olanın, diğer şartlar da varsa, kurban kesmesi vacip olur. Fakir bir kimse, bayramın üçüncü günü ikindiden sonra da zengin olsa, kurban kesmesi gerekir.
4- Seferî iken, bayramın üçüncü günü mukim olanın, diğer şartlar da varsa, kurban kesmesi vacip olur. Mukim iken, bayramın üçüncü günü sefere çıkanın, kurban kesmesi vacip olmaz. Daha önce kesmişse, vacip sevabı alır. Kesmemişse, sefere çıktığı için borç üzerinden düşer.
5- Esir iken, üçüncü günü hür olanın, diğer şartlar da varsa, kurban kesmesi vacip olur. Hür iken, bayramın üçüncü günü esir olup, güneş batana kadar esir kalanın kurban kesmesi vacip olmaz.
Fıtra ve kurban nisâbına malik olana zengin denir. Bunun fıtra vermesi vacip olur. Mükellef ise, yani büluğa ermiş akıllı ve mukim ise, yalnız kendisi için kurban kesmek de vacip olur. Bunun zekât alması haram olur. Miras ve mehir malları, nisâb hesabına katılır. Nisâb miktarı malı teslim aldıktan bir yıl sonra yalnız o yılın zekâtı verilir. Borçlar alacaklardan ve
mevcut maldan çıkarılır. Kalan alacaklar, zekâtta olduğu gibi, kurban nisâbına dahil edilir.
Nisâb değerinde Mushafı, hadis, fıkıh ve diğer ilim kitapları bulunan kişi, bunları okuyorsa, nisâba dahil etmez. Okumuyorsa, okumayı bilmiyorsa, dahil eder.
Çeyiz olarak alınan eşyalar, kimin ise, o kurban keser. Baba, çeyiz olarak aldığı hâlde, evlenecek çocuğuna hediye etmemişse, çeyiz hâlâ babanın malıdır. Babanın kurban kesmesi gerekir. Hediye etmişse, çocuğunun kesmesi gerekir.
İhtiyaç eşyası demek; kıymetleri ne kadar çok olursa olsun, bir ev, bir aylık yiyecek, her yıl 3 kat elbise, çamaşır, evde kullanılan eşya ve aletler, hizmetçiler, binecek vasıtası, meslek kitapları ve ödeyeceği borçlarıdır. Bu eşyanın mevcut olması şart değildir. Eğer mevcut iseler, zekât, fıtra ve kurban için nisâb hesabına katılmazlar.
Ticaret için olmayan, ihtiyacından artan eşya, kiradaki ev, evindeki süs eşyası, yere serili olmayan halı, kullanılmayan fazla ev eşyası, sanat ve ticaret aleti, burada ihtiyaç eşyası sayılmaz. Bunlar fıtra ve kurban için, nisâb hesabına katılır.
Babanın, çocuğu için, çocuğun malından da kurban kesmesi gerekmez. Deli ile bunak, çocuk hükmündedir. Büyük çocuk ve hanımdan izinsiz, onlar adına kurban kesilmez.
Tarlasından aldığı mahsûl veya tarlanın, evin, dükkânın [atölyenin, kamyonun] bir senelik kirası, ne kadar çok olursa olsun, bir yıllık ev ihtiyacını veya aylık geliri ve aldığı maaş ve ücret, aylık ihtiyacını ve kul borcunu karşılamayan kimse, İmam-ı Muhammed’e göre fakirdir. Fetva da böyledir. Şeyhayn’e göre zengin sayılır. Çünkü mülkü olan tarlanın ve bu demirbaş
malların değeri, ihtiyacını karşılar ve nisâb kadar da artar. Bunun kirayı her alışta, bir miktar ayırıp, biriktirerek fıtra vermesi ve kurban keserek büyük sevaba kavuşması gerekir. Böyle bir kimse, fıtra vermez ve kurban kesmezse, İmam-ı Muhammed’e göre, günahtan kurtulur. Tarlasından hiç mahsûl almayan, kiraya da veremeyen kimse ve ihtiyacından fazla malı olup
da, parası bulunmayan kimse, İmam-ı Muhammed’e uyarak, fıtra vermez ve kurban kesmez. Verir ve keserse, ikinci ictihada göre, fıtra ve kurban sevabına kavuşur.
Ölü için kurban kesmek 19022002
Kurban kesemeyen kimse, ölürken, bıraktığı maldan kendi için kurban kesilmesini, vârisine vasiyet ederse, vasiyet edilen kurban, bayram günleri kesilir. Adak olduğu için bunun etinden, kesen kimse, fakir olsa da yiyemez. Etinin hepsini fakirlere vermesi gerekir. Vasiyet etmemiş ölü için, vârisi veya başkaları, her
zaman kendi malından hayvan kesip, sevabını o kimseye hediye edebilir. Sevabı, kesenin olur. Ölüye de hediye edilir. Bunların etinden, kesen de yiyebilir.
Kurban, ölü için değil, yalnız Allah rızası için kesilir. Kesilen kurbanın sevabı ölülere veya dirilere gönderilebilir. Farz olsun, nafile olsun, herhangi bir ibadeti yaparken veya yaptıktan sonra, sevabı, ölü, diri herkese hediye edilebilir. Namaz, oruç, hac, umre, sadaka, Kur’ân-ı kerim okumak, evliyanın kabrini ziyaret, kurban gibi ibadetlerin sevapları başkasına
hediye edilebilir. Hediye edenin kendi sevabından hiç azalmadan, bütün müminlere de sevabı erişir. Yani sevap, hediye edilen kimselere, taksim edilmeden, her birine bütünü kadar erişir. Her ibadetin sevabı, Resulullah efendimizin mübarek ruhuna da gönderilebilir. İbni Ömer hazretleri, Peygamber efendimiz için umre yapmıştır. İbnis-Serrâc, Resulullah efendimiz için on
bin hatim okumuş, mübarek ruhu için kurban kesmişti. Şu hâlde, her mümin yaptığı ibadetlerin sevaplarını, başta Resulullah olmak üzere, ana-babasına ve bütün Müslümanlara hediye etmelidir! Sevabı hepsine de gider. Kendi sevabından da bir şey eksilmez.
Kurban; deve, sığır veya davardan olur, başka hayvandan kurban olmaz. Vahşî ve ehlî [evcil] olan hayvandan doğan bir hayvanda, itibar anasınadır. Eğer ana ehlî ise, kurban olur; değilse olmaz.
İki hayvandan, eti çok olanı iyidir. Koyunun erkeği ve beyazı siyahından çok olanı, keçinin dişisi daha sevaptır. Kıymetleri eşit ise, koyun kesmek, sığır kesmekten daha sevaptır. Koyunun, keçinin bir yaşını, sığırın iki, devenin beş yaşını geçmiş olması gerekir. Altı ayını geçmiş kuzu iri ve semiz ise, câiz olur. Enenmiş [burulmuş], enenmemiş olandan daha iyidir.
Çünkü kısırlaştırılan koçlar, daha yağlı ve etleri de daha lezzetli olur. Peygamber efendimiz, kısırlaştırılmış bir koç kurban etmiştir.
Boynuzu kırık veya boynuzsuz olan, kurban olur. Kulakta ekserisi kesilip ayrılmasa, asılı kalsa kerâhetle câizdir. Yarıdan azı kesik olsa kurban olur. Kulağı enine veyahut uzununa yarık olsa kurban olur. Kulağın yırtık olması tenzihen mekruhtur. Burnunun hükmü de kulak gibidir. Kulağı veya kuyruğu küçük olarak doğan ve uyuz olan hayvan kurban olur.
Sürüsünden ayrılan ve otlayamayacak kadar deli olan hayvan kurban olmaz. Bir gözünde görmeye mâni olmayan perde bulunan hayvanı kurban etmek câizdir. Kurbanlık, kesilme yerine getirilirken, tepinir ve bir ayağı kırılır; sonra da kesilirse, câiz olur. Kurbanlık hayvanın dişlerinin ekserisi olsa, mekruh olmakla beraber câizdir. Eğer dişsiz olup, karnını, dişli hayvan
gibi yayılıp doyurursa, câiz olur.
Husyeleri küçük, doğurması yakın, kurt kuyruklu, iri gözlü, tüyü dökülen hayvanı kurban etmek mekruhtur. Merinosun küçükken kuyrukları kesiliyor. Kesilmezse Merinostan da kurban olur.
Bir gözü görmeyen, topal olup yürüyemeyen, dişlerinin yarısı yok olan, gözünün, kulağının veya kuyruğunun çoğu, bir ayağı kesilmiş olan, çok zayıf olan, ölmek üzere olan hasta hayvan kurban olmaz. Burnu veya dili kesik veya ekserisi yok olan hayvan kurban olmaz. Davarın memesinden biri, sığırda ikisi kesik olsa, kurban olmaz, fakat yavrusunu emzirebiliyorsa, olur. İki
kulağı kesik, biri kökten kesik, kuyruğu kesik; doğuştan kulağının biri veya ikisi olmayan hayvan kurban olmaz.
Terviye, Arefe gününden bir önceki güne denir. Yani yarın terviye günüdür. O gün oruç tutmak iyidir. Hadis-i şerifte, (Terviye günü oruç tutan ve günah söz söylemeyen Müslüman cennete girer.) buyuruldu.
Yarın Arefe günüdür 20022002
Kıymetli geceye kendinden sonra gelen günün ismi verilir. Fakat Arefe ve Kurban bayramının üç gecesi böyle değildir. Bu dört gece, bugünleri takip eden
gecelerdir. Arefe, yalnız Zilhiccenin 9. günüdür. Başka güne Arefe denmez.
Arefe günü sabah namazından, Kurban bayramının dördüncü günü ikindi namazına kadar, erkek-kadın herkes; cemaatle kılsın, yalnız kılsın, 23 vakit farz namazda selam verir vermez, (Allahümme entesselam...) demeden önce, bir kere, vacip olan teşrik tekbirini söylemeli, yani, (Allahü ekber, Allahü ekber. Lâ ilâhe illallahü vallahü ekber, Allahü ekber ve lillahil-hamd)
demelidir. Camiden çıktıktan veya konuştuktan sonra, artık okumak gerekmez.
Bugün tutulan oruç, bin gün nafile oruca bedeldir. Ayrıca geçmiş ve gelecek yılda yapılan tövbelerin kabul olmasına da sebep olur. Oruç tutmak her zaman iyidir. Arefe günü oruç tutmak da çok sevaptır. Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki:
(Arefe günü oruç tutana, Âdem aleyhisselamdan, Sûr’a üfürülünceye kadar yaşamış bütün insanların sayısının iki katı kadar sevap yazılır.)
(Oruçlunun uykusu ibadet, susması tesbih, duâsı makbul ve günahı affolmuştur. Ameline de kat kat sevap verilir.)
(Arefe günü tutulan oruç, bin gün [nafile] oruca bedeldir.)
(Aşûre günü orucu bir yıllık, Arefe günü orucu da, iki yıllık [nafile] oruca bedeldir.)
(Arefede tutulan oruç, iki bin köle azat etmeye, iki bin deve kurban kesmeye ve Allah yolunda cihâd için verilen iki bin ata bedeldir.)
(Arefe günü [Besmele ile] bin İhlâs okuyanın günahları affedilir ve duâsı kabul olur.)
(Arefe günü tutulan oruç, biri geçmiş, biri de, gelecek yılın günahlarına kefaret olur.)
[Bu oruç, geçmiş ve gelecek yılda yapılan tövbelerin kabul olmasına yarar.]
(Arefe gününe hürmet edin! Arefe, Allahın kıymet verdiği bir gündür.)
(Arefe günü, kulağına, gözüne ve diline sahip olan mağfiret olur.)
(Şeytan, Arefe gününden başka bir günde daha zelil, rezil, hakir ve kinli görülmez.)
(Allahü teâlâ, Arefe günü, zerre kadar imanı olanı affeder.)
(Rahmet kapıları dört gece açılır. O gecelerde yapılan duâ, reddolmaz. Fıtr ve Kurban bayramının birinci gecesi, Berât ve Arefe gecesi.)
Dua için bugünü fırsat bilmeli! Hadis-i şerifte, (Duânın faziletlisi, Arefe günü yapılanıdır.) buyuruldu. Çok değerli bir gün olduğu için, Arefe gününü ibadetle, Allahı anmakla ve tefekkürle geçirmeye, insanlara iyilik etmeye çalışmalıdır! Peygamber efendimiz, (Arefe gününe hürmet edin! Arefe, Allahü teâlânın kıymet verdiği bir gündür) buyurdu. Hürmet etmek, günah
işlememekle olur. Hadis-i şerifte, (Arefe günü, kulağına, gözüne ve diline sahip olan mağfiret olur.) buyuruldu. Kulağına sahip olmak, gıybet, müzik gibi haram olan şeyleri dinlememek demektir. Eğer biz istemeden kulağımıza gelmişse, bize günah olmaz. Gözüne sahip olmak da, haram olan şeylere bakmamak ve mubah olarak baktığı şeylerden ibret almak demektir. Diline
sahip olmak ise, yalan söylememek, gıybet etmemek, kötü söz söylememek, hatta boş şey konuşmamak, kimseyi dili ile incitmemek demektir. Bunlara riayet eden Arefe gününü değerlendirmiş olur. Arefe gecesini de değerlendirmelidir. Hadis-i şerifte, (Arefe gecesi ibadet eden, cehennemden azat olur.) buyuruldu.
Kurban kesmenin önemi 21022002
Kurban nisâbına malik olanın kurban kesmesi vaciptir. Zaruretsiz kurban kesmemek günah olur.
Kurban kesmesi vacip iken, içindekilerin kurban kesmediği ev, inleyerek, sâhibine bedduâ edip, “Kurban kesmediğin gibi cenab-ı Allah sana iyilik yapmayı nasip etmesin” der. O ev, o yıl belalara düçâr kalır. Kurban kesenin evi ise, memnun olur, sahibine hayır duâ eder. Bu bakımdan kurban kesmeyi bir nimet bilmelidir! Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki:
(Cimrilerin en kötüsü, [vacip iken] kurban kesmeyendir)
(Hâli vakti yerinde olup da kurban kesmeyen, namaz kıldığımız yere gelmesin!)
(Kurbanın her parçasına ve postunun her kılına sevap verilir.)
(Sırat’ta sizin binekleriniz olan kurbanlarınız semiz olsun.)
(Kurbanın kılı sayısınca sevap vardır. Her damla kanı kadar mükâfat vardır. Bunlar mizanınıza konacaktır. Müjdeler olsun!)
(Kurbanlarınızı, isteyerek gönül hoşluğu ile kesin! Kurbanın kanı, boynuzu, yünü, her şeyi kıyamette sevap olarak kendi mizanına konur.)
(Sevap umarak kurban kesen, cehennemden korunmuş olur.)
(Kurbanı seve seve kesin, onunla nefsinizi temizleyin! Kurban bayramında yapılan amellerden akraba ziyareti hariç, Allahü teâlâ katında kurban kesmekten daha kıymetlisi yoktur. Daha kanı yere düşmeden, Allahü teâlâ, onu muhafaza eder. )
(Kesilen kurbanın akan ilk kan damlası ile günahların affedilir.)
(Kurban, kıyamette, eti ve kanı ile 70 kat büyüyüp mizana konur.)
Kurban kesen, kendini cehennemden azat etmiş olur.
Resulullah efendimiz, iki kurban keserdi. Biri kendisi için, biri de ümmeti için idi. Kestiği iki kurban için, (Biri kendim ve evlatlarım için, biri de kurban kesemeyen ümmetim için) buyurdu. Resulullah için de kurban kesmek müstehabdır ve çok sevaptır. Resulullah efendimiz, Veda Haccı’na giderken yüz kurbanlık deve götürdü. 63’ünü kendi kesti. Sonra bıçağı Hz.
Ali’ye verdi. Geri kalanı o kesti. Böylece 63 yıl yaşayacağına işaret etmiş oldu. Peygamber efendimiz için kurban keserken, Allah rızası için kurban kesmeye ve sevabını Resulullah efendimize hediye etmeye diye niyet edilir.
Bir kimse, biri adak, biri akika, biri vacip olan bayram kurbanı, biri nafile, biri ölü için, biri de Peygamber efendimiz için kurban kesmek istese, bir inek alıp kesebilir. Hayatının nimetine şükür olarak kesmeyi düşünerek alınan hayvanı kesmek vacip olur. Temel atılırken veya yeni bir araba alınınca, Allah rızası için kesilmesi düşünülerek alınan hayvan da adak
olur, eti fakirlere verilir. Başıma gelecek belâlardan kurtulmak niyetiyle, Allah rızası için bir koyun keseceğim demek de adak olur.
Hanefî mezhebinde olduğu gibi, Şâfii mezhebinde de, akika kurbanı, çocuk nimetine karşılık, Allahü teâlâya şükretmek için hayvan kesmektir. Akika, çocukları belalardan, hastalıklardan korur. Yaşlı kimse, kendisi için de kesebilir. Peygamber efendimiz de, kendisi için akika kesmiştir. Bunun için hangi mezhepten olursa olsun, herkesin akika kesmesi çok iyi olur.
Hacca giderek, orada 15 günden fazla kalan kimseye, mukim olduğu için, kurban kesmek vacip olur. Bayram kurbanını kestirmek üzere telefonla Türkiye’deki bir yakınına vekâlet verip kestirebilir. Fakat şükür kurbanını Harem’de kesmesi gerekir, vekâletle Türkiye’de kestiremez.
Mukim bir zengin, seferdeki bir vekile kurban kestirse, vacip sevabı alır. Sefere çıkarken kurbanını kesmek için birini vekil eden zengin, gittiği yerde mukim olsa, vekilin kestiği hayvan, vacip kurban olur. Çünkü zengin mukimdir ve vekâletle istediği şehirde kestirebilir.
Hüsnü zan ve sui zan 24022002
Hüsnü zan, iyi, güzel fikir besleme, sui zan ise kötü fikir besleme demektir. Müslüman yaşlı ise, daha çok Allahü teâlâya
hüsnü zan etmelidir. Yani (Ben çok günahkâr isem de, Allahü teâlâ beni affeder) diye ümit etmelidir! Hadis-i kudside buyuruldu ki: (Kulum beni nasıl zannederse, ona o şekilde muamele ederim.) [İ. Ahmed] (Yani Allah beni affeder diye ümit ediyorsa onu affeder. Allahtan ümidini kesmişse, ben mutlaka Cehennemliğim diyorsa Cehenneme gider.)
Allahü teâlâya hüsnü zan etmenin ibâdet olduğunu düşünerek Allahın rahmetinin, affının bol olduğunu bilmelidir. Günahlarımız çok olsa da Allahü teâlânın affedebileceğini düşünmek hüsnü zan olur. Kur’an-ı kerimde mealen buyuruluyor ki: (Ey günahı çok olan kullarım, Allahın rahmetinden ümidinizi kesmeyin! Allah günahların hepsini affeder. O sonsuz magfiret ve
nihayetsiz merhamet sahibidir.) [Zümer 53]
Ölüm döşeğinde (Korkuyorum; fakat Allahın rahmetinden ümidimi de kesmiyorum) diyen zata, Peygamber efendimiz buyurdu ki: (Müminin kalbinde korku ile ümit varsa, Allahü teâlâ, ona umduğunu verir, korktuğundan da emin eder.) [Tirmizî]
Allahın rahmetinden ümidini kesmek çok tehlikelidir. Kur’an-ı kerimde buyuruluyor ki:
(Kötü zanda bulundunuz. Bu yüzden helake mahkum kavim oldunuz.) [Feth 12]
(Rabbinize olan [ümitsizliğiniz, kötü] zannınız sizi helak etti.) [Fussilet 23]
Allahü teâlâ, Hz. Davud’a (Beni sev, beni seveni sev ve beni kullarıma sevdir! Beni sevsinler) diye vahyetti. Hz. Davud, (Ya Rabbi bunu nasıl yapayım?) diye sordu. Allahü teâlâ, (Nimet ve ihsanlarımı onlara hatırlat, onlar benden ancak iyilik beklesinler) buyurdu.
Kadı Yahya bin Eksem hazretleri vefat edince, rüyada görüp halini sordular. O da, (Allahü teâlâ bana, (Ey kötü ihtiyar) diye azarlayınca beni büyük bir korku kapladı. Ben de, “Ya Rabbi, böyle sorguya çekileceğimi bildirmediler” dedim ve ravilerin ismini sayarak, (Ben azimüşşan müslüman olarak saçı sakalı ağaran kuluma azab etmekten hayâ ederim) buyurduğunu
bildirdiler, dedim. (Sen ve raviler sadıksınız. Ben de seni magfiret ettim) buyurdu. İnsanları Allahın rahmetinden ümitsizliğe düşüren, onlara hep zorluk gösteren kişiyle, kıyamette Allahü teâlâ, (Sen kullarıma rahmetimden ümit kestirdin. Bugün sen de rahmetimden mahrum kaldın) buyuracaktır. O hâlde her mümin, Allahü teâlânın azabından korkmalı, rahmetinden de
ümidini kesmemeli! (İ. Gazali)
Müminleri fâsık yani haram işleyici zannetmek, sui zan olur. Sui zan haramdır. Haram işlediğini öğrenerek, bilerek onu sevmemek, sui zan olmaz, Buğd-i fillah olur, sevap olur. Din kardeşinin ayıbını görünce, ona hüsnü zan etmeli, teviline çalışmalıdır. Onu düzeltmelidir.
Kalbe gelen düşünce, sui zan olmaz, kalbin o tarafa kayması sui zan olur. Kur’an-ı kerimde buyuruldu ki: (Ey iman edenler, su-i zandan sakının! Zannın bazısı günahtır.) [Hucurat 12]
Hadis-i şerifte de buyuruldu ki: (Sui zan yanlış karar vermeye sebep olur.) [Müslim]
İnsanları sui zandan kurtarmak için, kendisini töhmet altında bırakacak yerlerden, işlerden uzak durmalı. Dedikodulara kendisi sebep olduğu için onların işleyecekleri günaha ortak olur. Peygamber efendimiz hanımı ile konuşurken, oradan geçenlere, (Bu kadın hanımımdır) buyurdu. (Ya Resulallah, sizden de mi şüphe edilir) dediler. (Kan damarlarda dolaştığı gibi, şeytan
da insana nüfuz eder, vesvese verir.) buyurdu. (Buharî)
Bir adam, bir kadınla şüpheyi uyandıracak şekilde konuşurken Hz. Ömer, adamın yanına vardı. Adam (Bu, benim hanımım) dedi. Hz. Ömer, (Hanımınız ise, ne diye şüpheyi üzerinize çekecek şekilde konuşuyorsunuz?) buyurdu.
Cuma günü öğle namazı 25022002
Şafiî (Tenvir-ül kulub) kitabında diyor ki: Muhakkikler güneşi Remlî hazretlerinden, “Şafiîler, Allah ve Resûlüne muhalefet edip, beş vakit namaza altıncı bir
farz ilâve ettiler” diye iftira edene, ne ceza gerekir, diye soruldu. O da, bunu söyleyenin, en az benzerleri gibi, tazir cezasıyla cezalandırılması gerektiğine fetva verdi. Farz olan beş vakti, altıya çıkarmak, dinden çıkmayı gerektirir. Dine ilâve yapılamaz. Şafiîler dine ilâve yapmıyor. Cuma namazının birden fazla câmide kılındığı yerlerde, o günkü öğleyi de
kılıyorlar.
Müdiriyye kadısı, Şafiîlerin, cuma namazından sonra öğle namazı kılmalarını yasaklamıştı. Fakat adı geçen fetva, kadıya okununca, kadı, insaf ehli olduğu için, “Ey Şafiîler, ben hatalıyım. Yine cumadan sonra öğle namazını mescitte kılmaya devam edin” demiştir. Bu konu hakkında Şafiî âlimlerinden Yusuf Nebhanî hazretleri de bir eser yazmıştır. Bu eserde, birden fazla
yerde cuma kılınan şehirlerde, cuma namazından sonra, öğle namazını kılmanın sadece Şafiîlere mahsus olmadığını, dört mezhep âlimlerinin de aynı hükmü bildirdiklerini söylemiştir.
Muhammed Şirvanî de bu hususta bir eser yazmıştır. Cuma namazından sonra öğle namazının kılınması gerektiğini bildirmiştir. Aynı zat, Hanefî âlimlerinin cumanın birden fazla yerde kılınması veya namaz kılınan yerin şehir sayılıp sayılmayacağı hususunda şüphe edilmesi hâlinde öğle namazının kılınması gerektiğini bildiren cevaplarını (Davuş-Şema fi salât-iz zuhri
badel cumua) eserine almıştır.
Bu değerli âlim, bu hususta ele alınan bütün itirazları teker teker çürütmüştür.
Resûlullah efendimizin zamanında cuma tek mescitte kılınıyordu. Cumaya geç kalanların ikinci, üçüncü cemaat yapmalarına izin verilmiyordu. Hulefa-i raşidin de bu yolu tuttu. Hz. Ömer döneminde fetihler yapılıp şehirler çoğalmasına rağmen, birden fazla câmide cuma kılınmasına müsaade edilmedi. Valilere yazılan mektuplarda, cumanın tek mescitte kılınması emredildi.
Emevîler döneminde ve Abbasîlerin ilk yıllarında bu durum aynen devam etti. Cumanın birden fazla câmide kılınmasının, İmam-ı Şafiî hazretlerinin vefatından 76 yıl sonra olduğunu Hatib Bağdadî ve İbni Hacer hazretleri bildirmektedir.
Fakihlerin cumhuruna göre, cumanın tek câmide kılınması vaciptir. Birden fazla câmide namaz kılmak sünnetten ayrılmaktır. İmam-ı Şafiî hazretleri, ihtiyaç olsun olmasın bir şehirde birden fazla câmide cuma kılınmasının caiz olmadığını bildirmiştir. Zamanının İkinci Şafiîsi olarak kabul edilen İbni Sübkî hazretleri de aynen İmam-ı Şafiî hazretleri gibi fetva
vermiştir. Sözü hüccet mezhep âlimleri, birkaç câmide cuma kılındığı takdirde, öğle namazının da kılınması gerektiğini bildirmişlerdi. Çünkü ihtiyatlı davranmak gerekir. Hadis-i şerifte, “Şüphelerden sakınan dinini korumuştur” buyuruldu.)
Birden fazla yerde cuma namazı kılınan mescitlerde Şafiîler öğle namazını kılmaları gerekir. Hanefîlerin ise, cuma namazından sonra, (Vaktine yetişip kılmadığım son öğle namazına) diye niyet ederek (Zuhr-i ahir) adıyla bir namaz kılmalarının gerektiğini İbni Hümam ve İbni Abidin hazretleri gibi Hanefî âlimleri bildirmektedir. Bu şekilde kılınınca, cuma kabul olmuş
ise, bu namaz, kaza namazı yerine geçer. Cuma namazı kabul olmamışsa öğlenin farzı yerine geçer. (R. Muhtar)
Hidayete kavuşturan yollar 26022002
Bir kâfir, şu üç sebeple müslüman olur: Allahın lütfu ile, kendi araştırması ile ve birine iyilik yapıp onun duâsına kavuşmakla.
1- Allahın lütfu ile: Allahü teâlâ, bir kimsenin hidayetini, yani müslüman olmasını dilemişse, o kimse, severek müslüman olur. Kur’an-ı kerimde buyuruluyor ki: (Allah, kimi doğru yola iletmek isterse, onun kalbini İslâma açar.) [Enam 125], (Allah, dilediğini hidayete kavuşturur.) [İbrahim 4]
2- Kendi araştırması ile: Hakkı, doğruyu bulmak gayreti ile, bütün dinleri inceler. İslâmiyetin güzelliğine hayran olup müslüman olur. Allahü teâlâ, İslâmiyeti doğru olarak öğrenmek isteyene, bunu nasip edeceğini vaat buyurmuştur. Kur’an-ı kerimde buyuruluyor ki: (Doğru yolu arayanları, saadete ulaştıran yollara kavuştururuz.) [Ankebut 69], (Allahü teâlâ, kendine
kavuşmak isteyenlere, kavuşturan yolu gösterir.) [Şûra 13]
Doğru yolu aramayıp, nefislerine uyarak îman etmeyenleri, azıp can yakanları, cehennemde sonsuz olarak yakacağını haber veriyor. İslâmiyeti işitmeyen çok kimse vardır ki, akl-ı selimleri olduğu için, bozulmuş, uydurulmuş dinlerin adamlarına aldanmamışlar, astronomide ve fen bilgilerinde ve bilhâssa tıp ilminde gördükleri nizâmlı ve harika olayların birbirlerine
bağlantılarını düşünerek, yaratılışın sırlarını, bu hesaplı düzenin gerçeğini anlamak istemişlerdir. Bunlar yine akl-ı selimleri sayesinde, islâmiyetin bildirdiği güzel ahlâkın birçoğunu bulup, müslüman gibi yaşamış, kendilerine ve başkalarına faydalı olmuşlardır. Allahü teâlâ, Ankebût sûresinde vaat ettiği üzere, bunlar iman etmeye sebep olan rehberlere, kitaplara
kavuşur (Ruh-ul-beyan 6. cüzün son âyeti)
Rabbimiz vaadinden, yani verdiği sözden dönmez. Bunun için (Ya Rabbi! Sana inanıyorum, seni ve Peygamberlerini seviyorum. İslâm bilgilerini doğru olarak öğrenmek istiyorum. Bunu bana nasib et, beni, din düşmanlarına ve bid’at ehline aldanmaktan koru) diye duâ etmeli, istihare yapmalıdır. Cenab-ı Hak ona doğru yolu gösterir.
Duâ ederken, duânın şartlarını gözetmelidir. Şartlarına uygun duâ edilince, duâ kabul olur. Duâ kabul olunca da, doğru olan, hak olan bulunmuş olur.
3- Birinin duâsına kavuşmakla: Birisinin duâsı ile müslüman olmuş çok kimse vardır. Hz. Ömer bunlardan biridir. Hz. Ömer okuduğu bir ayet için, “Hakikaten, ne kadar doğru” dedi. Eniştesi Habbab, “Müjde ya Ömer, Resulullah, (Ya Rabbi! Bu dini, Ebu Cehil ile veya Ömer ile kuvvetlendir) diye duâ etti. İşte bu devlet, bu saadet sana nasib oldu” dedi. (Tirmizî)
Okuduğu ayet-i kerime, Ömer’in kalbindeki düşmanlığı sildi. Resulullah sevgisi ile yanmaya başladı. Hemen Resulullah nerede diye sordu. O gün, Resul-i ekrem, Hz. Erkam’ın evinde Eshabı ile sohbet ediyordu. Ömer’in kılıçla geldiği görüldü. Eshab-ı kiram, Resulullahın etrafını sardı. Hz. Hamza, “Ömer’den çekinecek ne var, o kılıcını çekmeden, ben onun başını yere
düşürürüm” derken, Resulullah, (Yol verin, içeri gelsin) buyurdu. Hz. Cebrail, daha önce, Ömer’in iman ettiğini haber vermişti. Resulullah, onu tebessümle karşıladı. Ömer, Resulullahın önünde diz çöktü, kelime-i şehadet getirdi. Resulullahın duası kabul olmuştu. Herkes birisinin duasına kavuşmalıdır.
Ölü için devir ve iskat 27022002
Gelenek diye her gün İslamın bir hükmünü kaldırmaya çalışıyorlar. İskata bid’at diyen sapıklar vardır. Halbuki iskat,
Kitap ve Sünnet ile, kıyas-ı fukaha ile sabittir. Kur’an-ı kerimde namazların nasıl kılınacağını açıkça anlamamıza imkan yoktur. Kur’an-ı kerimde namazın nasıl kılınacağı bildirilmemiş diye, namaz kılma şekli inkar edilebilir mi? Her husus Kur’an-ı kerimde açıkça anlatılmamıştır. Bunlar, diğer delillerle bildirilmiştir. Dinimizde dört delil vardır: Kitap, Sünnet,
İcma ve Kıyas. Bu dört delile Edille-i şerıyye denir.
Âlimler, Kitap ve Sünnete dayanarak iskatın hükmünü bildirmişlerdir. Mesela Nur-ül-izah, Haşiye-i Tahtavi, Halebi, Dürr-ül-muhtar, Mülteka, Dürr-ül münteka, Vikaye, Dürer, Cevhere ve Birgivi vasiyetnamesi şerhi gibi kıymetli kitaplarda, ölü için iskat ve devrin gerektiği bildirilmektedir.
Tahtavi haşiyesinde buyuruluyor ki: (Bir kimsenin, kaza edemediği namazlarının iskatının yapılması için bütün âlimlerin sözbirliği (icma) vardır. Namazın iskatı olmaz demek çok yanlıştır. Çünkü bu hususta mezheplerin sözbirliği vardır. [Nesâî’deki] hadis-i şerifte (Bir kimse, başkası yerine oruç tutamaz ve namaz kılamaz. Ama onun orucu ve namazı için fakir doyurur)
buyuruldu.) [s.356] Nimet-i İslâmdaki bu hadis-i şerif, Dürer’de de mevcuttur.
Görüldüğü gibi, iskat Kitap ve Sünnette vardır. Ancak, iskatın hükmü Kur’an-ı kerimden açıkça anlaşılmadığı için, âlimler, istinbat yolu ile çıkarmışlardır. Âlimlerin bu yol ile çıkardığı hükümlere Kıyas-ı fukaha denir. Kıyas-ı fukahayı inkâr edene mezhepsiz denir.
Mecmaul-enhür’de diyor ki: (Nefsine ve şeytana uyarak namazlarını kılmamış, ömrünün sonuna doğru buna pişman olup kılmaya ve kaza etmeye başlayan kimsenin, kaza edemediği namazlarının iskatının yapılması için vasiyet etmesi caizdir.) (Müstasfa)
Oruç, namaz, zekât borcundan başka, kul hakları, ödenecek borçlar, emanet, hırsızlık, dövmek, sövmek, alay, iftira, gıybet gibi hakların da iskatı yapılır. (Cila-ül-kulub)
Bazı din cahilleri, iskatı kabul ediyorlar, fakat iskat devri için, (Parayı, bir başka fakire hediye etmekle iskat nasıl yapılır, kim kandırılıyor?) diyorlar. İbni Abidin hazretleri buyuruyor ki: (Bir kimse, zekâtını fakire verse, fakir de zekâtı aldıktan sonra, getirip zengine hediye etse, zekât verilmiş olur.) [Zekât bahsi]
İskat işinde de, fakirin parayı, gönlü ile hediye etmesi gerekir. Gönlü ile hediye ederse, (Kimi kandırıyor?) denilemez. Herkes mülkünü dilediğine hediye edebilir. (Hidaye)
Bugün çok yerde iskat işleri dine uygun yapılmadığı gibi, zekât da ekseriya dine uygun verilmemektedir. Dine uygun verilmediği için “zekât kaldırılmalı” denilemeyeceği gibi, uygun yapılmadığı için de “iskat kaldırılmalı” denilemez. Dine uygun olarak nasıl yapılacağı bildirilir.
Bazı mezhepsizler “Orucun iskatına dair ayet vardır. Bekara suresinin (Hasta veya yolcular, tutamadığı günler kadar, diğer günler oruç tutar. [Yaşlılık veya şifa ümidi kalmamış hastalık gibi devamlı mazereti olup da] oruç tutmaya güçleri yetmeyenlerin bir fakir doyumu fidye vermeleri gerekir) mealindeki 184. ayeti, oruç iskatının gerektiğini emrediyor. Ancak namaz
için böyle bir ayet yok” dedikleri halde, samimiyetsiz oldukları için, hiçbir mezhepsizin oruç için fidye verip iskat yaptığı ve oruç iskatını dahi tavsiye ettiği görülmemiştir. (Yarın devir nasıl yapılır?)
Devir ve iskat nasıl yapılır? 28 şubat 2002
Ölü için yapılan iskatta, bir fakire nisaptan fazla verilebilir. Hatta, altınların hepsi, bir fakire verilebilir. Diyelim ki bir ölünün iskatı 25 kilo altın tuttu hepsi bir fakire verilse iskat yapılmış olur. Bu kadar altını bulmak zor olacağı için âlimlerimiz devir yolunu bildirmişlerdir. Bir yerden bir kilo altın ödünç alınır. Bir fakirle 25 kere devir yapılır veya 25 fakir bulunur, bir kere vermekle tamam olur.
Bütün namazlarının iskatı için vasiyet eden ölünün hiç malı yoksa veya üçte biri, vasiyete yetişmiyorsa veya hiç vasiyet etmemiş olup, veli kendi malı ile iskat yapmak isterse devir yapar. Fakat veli devir yapmaya mecbur değildir.
Bir aylık namaz iskatı için, beş altın lira veya 36 gram bilezik verilir. Bir senelik iskat için 36 x 12 = 432 gram bilezik gerekir.
Namaz kılmadığı yıllar x bir yıllık altın sayısı = fakir sayısı x bir fakire verilen altın sayısı x devir sayısıdır. Mesela, ölü 69 yaşında bir kadın ise, 60 senelik namaz iskatı için, 60 x 432 = 25920 gram altın, yani 25 kg ve 920 gram altın bilezik vermek gerekir. Bu kadar altını bulmak zor, hatta imkansız olacağı için devir yapmak gerekiyor. Elimizde 100 gram altın var ise, bir fakire 259 defa verip geri almak gerekir. Elimizde 1 kg altın var ise, 26 defa verip geri almak gerekir. Devire oturan fakir sayısı 26 ise, bir devirde namaz iskatı verilmiş olur. Fakir sayısı 13 ise iki devir yapmak gerekir.
Ölünün velisi, veya varislerinden biri veya bunlardan birinin vekil ettiği kimse, (Merhum .................. nin namaz iskatı için, bedel olarak, bu beş altını sana verdim) diyerek, beş altını birinci fakire sadaka niyet ederek verir. Sadakayı fakire verirken (hediye ediyorum) denmez. Sonra fakir, (Aldım, kabul ettim. Sana hediye ediyorum) diyerek bunu varise veya varisin vekiline hediye eder. O da teslim alır. Sonra, yine buna veya ikinci ve diğer fakirlere verir ve hediye olarak ondan geri teslim alır.
Bir aylık Ramazan orucu iskatı yaklaşık 1 altındır. 60 yıllık iskatı ise 60 x 7.2 = 432 gr bilezik eder.
Veli, altınları fakirlere her verişte, namaz veya oruç iskatı diye niyet etmelidir. Fakir de, veliye geri verirken, hediye ediyorum demeli ve veli teslim aldım demelidir. Veli, fakire verirken, (Falancanın şu kadar namazının iskatı için, şu altınları sana verdim) demesi lazımdır. Fakir de, (Kabul ettim) demelidir ve altınları alınca, kendinin mülkü olduğunu bilmesi lazımdır. Bilmiyorsa önceden öğretilmelidir. Bu fakir de lutf edip, kendi isteği ile (Falancanın namazının iskatı için, bedel olarak şunu sana verdim) diyerek başka fakire verir. O fakir de, eline alıp, (Kabul ettim) demelidir. Alınca, kendi mülkü olduğunu bilmelidir. Emanet, ödünç gibi alırsa devir kabul olmaz. Bu ikinci fakir de, (Aldım, kabul ettim) dedikten sonra, (Aynı şekilde sana verdim) diyerek üçüncü fakire verir. Böylece namaz, oruç, zekat, kurban, sadaka-i fıtr, adak ve kul hakları, hayvan hakları için devir yapmalıdır. Yemin ve oruç kefaretleri için devir yapılmaz.
Ondan sonra, altınlar hangi fakirde kalırsa, lutf edip, arzusu ve rızası ile, veliye hediye eder. Veli alıp, kabul ettim der. Eğer fakir hediye etmezse, kendi malıdır, zor ile alınmaz. Veli bir miktar altını veya kâğıt para veya ölünün eşyasından bu fakirlere verip, bu sadaka sevabını da ölünün ruhuna hediye eder.