En iyi en hayırlı insanlar 03032002
Peygamberlerden
sonra, insanların en iyileri Eshabı kiramdır. Eshab-ı kiramın üstünlüklerini bildiren âyet-i kerimelerden bazıları şunlardır:
(Muhammed [aleyhisselam], Allahın peygamberidir, Onunla birlikte bulunanların [Eshabın] hepsi, kâfirlere karşı çetin ve birbirlerine karşı merhametlidir. Onları rükûya varırken, secde ederken görürsün. Allah’tan lütuf ve rıza isterler. Onların nişanları yüzlerindeki secde izidir. Bu, onların Tevrat’taki vasıflarıdır. İncil’deki vasıfları da şöyledir: Onlar filizini
yarıp çıkarmış, gittikçe onu kuvvetlendirerek kalınlaşmış, gövdesi üzerine dikilmiş bir ekine benzerler ki bu, ekicilerin de hoşuna gider. Allah böylece onları çoğaltıp kuvvetlendirmekle kâfirleri öfkelendirir. Allah inanıp iyi işler yapanlara mağfiret ve büyük mükâfat vâdetmiştir. [Feth 29]
(Mekke’nin fethinden önce Allah için mal veren ve savaşanlara, fetihten sonra verenlerden ve savaşanlardan daha yüksek derece vardır. Bunların dereceleri eşit değildir. Hepsi için Hüsnayı [Cenneti] söz veriyorum.) [Hadid 10] (Mekkenin fethinden önce müslüman olanlar sonrakilerden daha kıymetlidir. Ama sonrakiler de cennetliktir. Hz. Ebu Bekir Mekke’nin fethinden önce,
mal verip savaşlara katılanlar arasında idi. Bu ayet Hz. Ebu Bekr’in şanının çok yüksek olduğunu göstermektedir.)
(Allah, [Eshab-ı kiramın] hepsine de en güzeli [cenneti] vâdetmiştir!) [Nisa 95]
([Resulullahın eshabı olan] sizler, insanların iyiliği için ortaya çıkarılmış en hayırlı ümmetsiniz; iyiliği emreder, kötülükten men eder ve Allah’a inanırsınız.) [Âli İmran 110]
(İyilik yarışında önceliği kazanan muhacirler ve ensar ile onlara [eshabı kirama] güzellikle tabi olanlar var ya, işte Allah onlardan razı olmuştur, onlar da Allah’tan razı olmuşlardır. Allah onlara, içinde ebedî kalacakları, zemininden ırmaklar akan cennetler hazırlamıştır. İşte bu büyük kurtuluştur. [Tevbe 100]
(Resulüm sana Allahü teâlâ yetişir ve seni müminlerle [Eshabınla] destekler.) [Enfâl 62]
İmam-ı Begavî, (Me’âlimüttenzîl) ismindeki tefsîr kitabında diyor ki: Câbir bin Abdullah dedi ki, Resûlullah, (Ağaç altında benimle sözleşenlerden hiçbiri Cehenneme girmez!) buyurdu. Bu sözleşmeye, (Bî’at-ür-rıdvân) denir. Çünkü, Allahü teâlâ, bu 1400 kişiden râzıdır. Kur’an-ı kerimde: (Ağaç altında, sana söz veren müminlerden, Allahü teâlâ elbette râzıdır) buyuruldu.
(Feth 18)
İbni Haceri Mekki hazretleri buyuruyor ki:
Araf ve Hicr surelerinde (Biz azimüşşan, onların kalblerindeki gıl ve gışşı nezettik) buyuruluyor. Yani kalblerindeki kin ve düşmanlık gibi şeyleri kökünden çıkarıp attık. Demek ki, hiçbir sahabi, başka bir sahabiye haset ve kin beslemez. Çünkü, hepsi Hakkulyakîn mertebesine ulaşmışlardır. Aralarındaki savaşlar ictihad sebebi ile idi. Her biri, kendi ictihadı ile
hareket etmeye mecbur olduğundan, hiçbiri kötülenemez. Eshab-ı kiramdan birini kötülemek, (Allah onlardan razıdır) mealindeki âyete inanmamak olur. (Tathir-ül-cenan)
Allahü teâlânın sıfatları ebedîdir, sonsuzdur. Onlardan [eshabı kiramdan] razı olması da sonsuzdur. Artık bir daha sözünden dönmez, hep razıdır.
Eshab-ı kiramın üstünlüğü 04032002
Dün Eshab-ı kiramın fazileti ile ilgili ayetleri bildirmiştik. Bugün de hadis-i şerifleri bildiriyoruz:
(Eshâbımın hiçbirine dil uzatmayınız. Onların şânlarına yakışmayan bir şey söylemeyiniz! Allahü teâlâya yemin ederim ki, bir kimse, Uhud dağı kadar altın sadaka verse, eshâbımdan birinin bir müd arpası kadar sevap alamaz.) [Ebu Davud]
(Eshâbımdan herhangisine uyarsanız, Allahü teâlânın sevgisine kavuşursunuz.) [Beyheki]
(Allahü teâlâ, beni insanların en asîlzâdesi olan Kureyş kabîlesinden seçti ve bana insanlar arasından en iyileri arkadaş olarak ayırdı. Bunlardan birkaçını bana vezîr olarak ve dîn-i islâmı yaymakta yardımcı olarak seçti. Bunlardan bazılarını da Eshâr [kadın tarafından akraba] olarak ayırdı. Bunlara kötü söyleyenlere Allahü teâlânın ve bütün meleklerin ve insanların
lâneti olsun! Allahü teâlâ, kıyâmet günü, bunların farzlarını ve sünnetlerini kabûl etmez.) [Hakim]
(Eshâbımın ve akrabâmın ve bana yardım eden, gösterdiğim yolda gidenlerin sevgisinde benim hakkımı koruyunuz! Onları sevmek suretiyle benim Peygamberlik hakkımı koruyanları, Allahü teâlâ, dünyada ve âhırette belâlardan, zararlardan korur. Benim Peygamberlik hakkımı düşünmeyerek, onları incitenleri, Allahü teâlâ sevmez.) [Savâ’ik-ul-muhrika]
(Ensarı müminden başkası sevmez, münafıktan başkası da buğzetmez. Ensarı seveni Allah da sever, onlara buğzedene Allah da buğzeder.) [Buharî]
(Eshabıma dil uzatmakta Allahtan korkun! Benden sonra onları kötü emellerinize alet etmeyin! Onları seven, beni sevdiği için sever. Onları sevmeyen, beni sevmediği için sevmez. Onları gücendiren, Hak teâlâya eza etmiş olur ki, bunun da cezası gecikmeden verilir.) [Buharî]
(Eshabım, cin ve insanların hepsinden daha üstündür.) [Bezzar]
(Eshabımın ve akrabamın ve gösterdiğim yolda gidenlerin sevgisinde benim hakkımı koruyun! Onları sevmek suretiyle peygamberlik hakkımı koruyanları, Allahü teâlâ, dünyada ve ahirette belâlardan, zararlardan korur. Peygamberlik hakkımı düşünmeyip, onları incitenleri, Allahü teâlâ sevmez. Allahü teâlânın sevmediklerine de azap etmesi yakındır.) [Taberânî]
(Eshabımın ismini işitince, susun, şanlarına yakışmayan söz söylemeyin!) [Taberânî]
(Eshabımı kötüleyene Allah lânet etsin.) [Taberânî, Beyhekî, Hakim]
(Kimi çıkıp, Eshabımı kötüleyecek. Bunlar, Müslümanlıktan ayrılacaklardır.) [Beyhekî]
(Eshabımın kusurlarını söylemeyin! Kalbleriniz onlara karşı değişir. Eshabımı iyilikle anın ki, kalbleriniz ülfet etsin!) [Deylemî]
(Eshabımın bundan sonraki hatalarını, Allahü teâlâ affedecektir. Onların İslâmiyete hizmetini kimse yapmamıştır) [İ. Süyutî]
(Beni gören müslüman, Cehenneme girmez.) [Taberânî]
(İnsanların en hayırlısı asrımdaki müslümanlar [Eshab-ı kiram]dır. Onlardan sonra en iyileri, onlardan sonra gelenler [Tabiin] dir. Onlardan sonra en iyileri, onlardan sonra gelenler [Tebe-i tabiin] dir. Artık bunlardan sonra yalan yayılır. Bunların [Eshabımın yolunda olmayanların] sözlerine ve işlerine inanmayınız!) [Buharî]
(Eshabım arasında fitne çıkacak, o fitnelere karışanları, Allahü teâlâ benimle olan sohbetleri hürmetine af ve mağfiret edecektir. Sonra gelenler, bu fitnelere karışan Eshabıma dil uzatarak Cehenneme girecektir.) [Müslim]
Eshab-ı kiramın fazileti 05032002
İmam-ı Rabbani hazretleri, faydalı ilimler hazinesi Mektubatında (c.2, m.99’da) buyuruyor ki:
Şeyhaynın [Ebû Bekr’in ve Ömer’in]bütün Müslümanlardan üstün olduğunu Sahabe ve Tabi’în sözbirliği ile bildirdi. Sahabe-i kiramın hepsi, sonra gelen Müslümanların hepsinden daha üstündür. Çünkü insanların en iyisinin sohbetinin üstünlüğüne benzeyen hiçbir üstünlük olamaz. Eshab-ı kiramın, islamiyetin zaîf olduğu ve Müslümanların az olduğu o zamanda, dîni
kuvvetlendirmek için ve Peygamberlerin efendisine yardım etmek için yaptığı ufak bir hareketine, o kadar sevap verilir ki, başkaları, bütün ömrünü, sıkı riyazetle ve ağır mücahedelerle ve ibadetlerle geçirse, o kadar sevap alamaz. Bunun için Peygamber efendimiz buyurdu ki:
(Eshabımın hiç birine dil uzatmayınız, lekelemeye uğraşmayınız! Kudreti ile yaşamakta olduğum Allaha yemin ederim ki, bir kişi, Uhud dağı kadar altın sadaka verse, Eshabımdan birinin bir müd arpa sadakasının sevabını bulamaz.) [Begavi, Mevahibi ledünniyye]
Ebu Bekr’in bu ümmetin en üstünü olmasının sebebi, îmana gelmekte, malının çoğunu ve canını feda etmekte ve her türlü hizmette, başkalarının önünde bulunmasıdır. Şu ayet onun için inmiştir:
(Mekke’nin fethinden önce malını veren ve cihad eden kimseye, fetihten sonra malını dağıtan ve cihad edenden daha büyük derece vardır. Allah, hepsine cenneti va’detti.) [Hadîd 10]
Bazı kimseler, fazîletlere, olaylara bakarak, bunun en üstün olduğunda duraklıyor. Halbuki, bilmiyorlar ki, üstünlüğün sebebi, fazîletler ve harikalar olsaydı, fazîletleri ve harikaları çok olan herhangi bir Müslümanın, o kadar harikası olmayan kendi Peygamberlerinden üstün olması lazım gelirdi. Demek oluyor ki, üstünlüğün esrarı, sebebi, fazîletlerden ve
harikalardan başka bir şeydir. Bu fakîre göre, bu sebep, dîni kuvvetlendirmekte ve mal ve can feda ederek Allahın dînine yardım etmekte başkalarının önünde bulunmaktadır. Her önde olan, sonra gelenlerden daha üstün olur. Önde gelenler, sonra gelenlerin, dinde üstadı ve hocasıdır. Sonra gelenler, önce gelenlerin nûrları ile aydınlanmakta, onların bereketlerinden
faydalanmaktadır. Peygamber hepsinden ileride, önde olduğu için, hepsinden üstündür. Bu ümmet içinde, Peygamberimizden sonra, bu devletin, bu saadetin sahibi, Ebû Bekr-i Sıddîktır. Çünkü dîni kuvvetlendirmek ve Peygamberlerin efendisine yardım etmek için, malını dağıtmakta, cihad etmekte, şiddetli mücadele etmekte ve şanını, şerefini kaybetmekte, öncelerin öncesi
Odur. O halde, hepsinden daha üstün Odur.
Peygamber efendimiz islamiyetin yükselmesinin ve kuvvetlenmesinin, Ömer-ül Farûkun yardımı ile olmasını istedi. Allahü teala, sevgili Peygamberine yardım etmek için, onu kâfi gördü.
Abdullah ibni Abbas, Enfal sûresinin, (Ey Peygamberim, sana yardımcı olarak Allah ve müminlerden sana tâbi olanlar yetişir) mealindeki 64. ayeti, Ömer îman ettiği zaman geldi) buyurdu. Ebû Bekr-i Sıddîktan sonra, en üstün olan budur. Eshab-ı kiram ve Tabi’în, bu ikisinin en üstün olduğunu sözbirliği ile bildirdi. Hz. Ali (Ebû Bekr ile Ömer, bu ümmetin en üstünüdür.
Beni onlardan üstün sanan, iftira etmiş olur ...) buyurdu. (c.2, m 99.)
Resulullahın akrabaları 06032002
Resulullahın kadın tarafından akrabaları ile ilgili hadis-i şeriflerde buyuruldu ki:
(Allahü teâlâ bana insanların en iyilerini sahabi olarak ayırdı. Bunlardan birkaçını bana vezir olarak, İslam dinini bildirmekte yardımcı olarak seçti. Bunlardan bazılarını da eshar [hanım tarafından akraba] olarak ayırdı. Onlara dil uzatanlara Allahın, meleklerin ve bütün insanları lâneti olsun!) [Hakim]
(Eshabımın ve akrabamın ve gösterdiğim yolda gidenlerin sevgisinde benim hakkımı koruyun! Onları sevmek suretiyle peygamberlik hakkımı koruyanları, Allahü teâlâ, dünyada ve ahirette belâlardan, zararlardan korur. Peygamberlik hakkımı düşünmeyip, onları incitenleri, Allahü teâlâ sevmez. Allahü teâlânın sevmediklerine de azap etmesi yakındır.) [Taberânî]
(Allahü teâlâ, bana eshab ve akraba olarak en iyileri seçti. Birçok kimse, eshabıma ve akrabama dil uzatır, kötülemeye çalışırlar. Böyle kimselerle oturmayın! Birlikte yiyip içmeyin, bunlardan kız alıp vermeyin.) [Dare Kutni]
(Allahü teâlâ bana söz verdi ki, kızlarını aldığım ve kızlarımı verdiğim aileler, Cennette benimle beraber olacaktır.) [Deylemî]
(Benimle evlenen veya kız alıp verdiklerim, Cehenneme girmez.) [Deylemî İ. Neccar]
(Kızlarımı evlendireceğim kimselerle, evleneceğim kadınların Cennetlik olmasını Rabbimden istedim. Rabbim de kabul etti.) [Şirazi]
(Eshabımı, zevcelerimi ve Ehl-i beytimi seven ve onlara dil uzatmayan, Cennette benimle beraber olur.) [Ramuz]
(Esharımın [Hanım tarafından olan hısımlarımın] Cennetlik olmasının istedim. Rabbim de bu isteğimi kesin olarak kabul etti.) [Hakim]
Eshardan, Peygamber efendimize akraba olmakla şereflenip cennetlik olanlardan bazıları şunlardır:
1- Kayınpeder olanlar: Hz. Ebubekir, Hz. Ömer, Hz. Ebu Süfyan.
2- Damat olanlar: Hz. Osman ve Hz. Ali.
3- Kayınvalide olanlar: Aişe validemizin annesi Ümmü Ruman, Hafsa validemizin annesi Hz. Zeyneb, Ümm-i Habîbe validemizin annesi Hz. Hind.
4- Kayınbirader olanlar: Hz. Abdullah bin Ömer, vahiy kâtibi Hz. Muaviye.
Bu dört grup akrabadan birini sevmemek münafıklık alametidir. Çünük bir hadis-i şerifte, (Ebu Bekir, Ömer, Osman ve Ali’nin sevgisi bir münafığın kalbinde toplanmaz.) buyuruldu. (İ. Asâkir)
Ebu Süfyan bin Harb Taif gazasında çok kahramanlık etti. Bir gözü kör oldu. Resulullah, (Ya Eba Süfyan! Hangisini istersin? Eğer dilersen, dua edeyim, gözün yerine gelsin. Eğer dilersen Allahü teâlâ, Cennette sana bir göz versin) buyurdu. Ebu Süfyan: Ya Resulallah! Cennette göz verilmesini isterim dedi ve avucunda duran gözünü yere attı. Ebu Süfyan hazretleri Yermük
gazasında da, çok kahramanlık etti. İkinci gözü de çıktı. Orada şehid oldu. (Medaric-ün nübüvve, Mevahib-i ledünniye)
Resulullah efendimiz, kayınbiraderi Hz. Muaviye için de, (Ya Rabbi, ona kitap öğret, ülkelere sahip et ve azaptan koru.) buyurdu. (İmam-ı Ahmed, Taberani)
Ağaç altında söz veren eshab 07032002
Maveraünnehir âlimleri buyurdu ki: Üç halife, Fetih suresinin, 18. ayetinin (Sana, ağaç altında söz verenlerden Allah razı oldu. Hepsini sevdi) mealindeki 18. âyeti arasına da girmekle şereflendikleri için bunları kötülemek küfür olur. Eshab düşmanları diyor ki: “Bu üç halife, birkaç iyi iş yapmışlarsa da, daha sonra
kötülük yaparak, verdikleri sözü bozmuş ve Allah da rızasını onlardan kaldırmıştır. Peygamber, Ali’nin halife olmasını emrettiği halde, bu emre uymadılar. Fatıma’yı incittiler. Hadis-i şerifte, (Onu inciten, beni incitmiş olur. Beni inciten de, Allahı incitir) buyurulmuştur. Ahzab suresinde, (Allaha ve Resulüne eziyet edenlere, dünyada da, ahirette de lanet olsun)
buyuruldu. Bu kötü işlerinden, üç halifenin üçünü de kötülemek ve onlara sövmek gerekir.”
Bu sözlerle Allah hâşâ cahillikle suçlanmış oluyor. Allah onların ne yapacaklarını bilmiyor muydu? Allahın zatı gibi sıfatları da ebedidir. Birkaç seneliğine razı olup, sonra rızasını kaldırmaz. Allah verdiği sözden dönmez. (Ali imran 9)
İlk dört halifeyi kötülemek Resulullahı kötülemek olur. Resulullah, âlemlere rahmet olarak gelip, çok kıymetli idi ki, onun ehli beyti, hanımları ve eshabı da çok kıymetli oldu. (Feth 29)
Bir hadisi şerifte de buyuruluyor ki: (Allahü teâlâ, beni insanların en soylusu olan Kureyş kabilesinden gönderdi ve bana en iyileri arkadaş olarak ve birkaçını da bana yardımcı olarak seçti. Bu iyi kimselerden bazılarını da Eshâr [Kadın tarafından akraba] olarak ayırdı. Bunlara kötü söyleyenlere lânet olsun!) [Hakim] (Bu dört halife, aynı zamanda Eshardan idi.)
Allahü teâlâ, ağaç altında söz veren Eshabdan razı olduğu zaman, onların niyetlerini elbette biliyordu. Allahü teâlâ, onların verdiği sözü beğenince, iman ile giderler. Çünkü, Allah, ileride kâfir olacakların hiçbir işinden razı olmaz. İmansız ölecek olanlar, güzel iş yapsa da, Allah bunların, böyle işlerini de beğenmez. Kâfirlerin yaptığı güzel işler için, Nur
suresi, 39. âyetinde (Kâfirlerin yaptığı güzel işler, çölde görülen seraba benzer. Susuz olanlar, bunu uzaktan su sanır. Yanına gidince, bir şey bulmaz.) ve Maide suresi, 57. âyetinde, (Kâfir olarak ölenin yapmış olduğu bütün iyi işleri yok olur. Dünya ve ahirette fayda vermez) buyuruldu. Âhirette işe yaramayacak olan bir işten, Allah razı olur demek, Allahın
sıfatlarını inkâr etmek olur.
Hz. Ali’nin ilk halife olmasını, Resulullah bildirmedi. Eğer bildirseydi, Hz. Ali, bu emri gizlemez, açıkça söyler ve Hz. Ebu Bekr’in halifeliğini kabul etmezdi. Nitekim Hz. Ebu Bekir, (Halifeler Kureyş’te#dir) hadis-i şerifini söyleyerek, Ensarın halife olmasını kabul etmedi. Ensar da, razı olup, halifelik isteğinden vazgeçtiler. Fatıma’yı incitmemek için olan emir,
her türlü incitmeyiniz demek değildir. Çünkü, Hz. Ali, onu, birkaç defa incitti. İncitmesi suç olmadı. Bunun gibi, Resulullah, (Âişe’yi üzerek, beni incitmeyiniz! Biliniz ki, onun yatağında iken bana vahiy gelmektedir) buyurmuştu. Âişe’yi incitmenin, kendisini incitmek olduğunu bildirdi. Halbuki, Hz. Âişe, Hz. Ali’den elbette incindi. Bunun için (incitmeyiniz) emri,
şeytana uyarak incitmeyiniz, demektir. Yoksa, islamiyetin, emrini yerine getirmek için üzmek yasak olmaz. (Biz Peygamberler, miras bırakmayız. Bıraktıklarımız, fakirlere sadaka olur) hadisi şerifine uyarak Hz. Ebu Bekir, Fedek hurmalığının gelirini Hz. Fatıma’ya vermeyip fakirlere dağıttı. Hz. Ali de, halife olunca, Fedek hurmalığının gelirini Hz. Fatıma’nın
mirasçılarına vermeyip, emre uyarak o da fakirlere dağıttı. (Bu yazı, İmam-ı Rabbani hazretlerinin Reddi revafıd risalesinden alarak hazırlanmıştır.)
İmam-ı Cafer’in konuşmaları 10032002
Seyyid Eyyub bin Sıddik (Menakıb-ı Çihar yar-i güzin) kitabında, 63. menkıbede diyor ki:
Küfede Abdülmecid adında bir sapık vardı. İmam-ı Cafer Sadık hazretlerine sordu:
- Eshab arasında, en üstün kimdir?
- Ebu Bekir’dir.
- Yâ Cafer, delilin nedir?
- Allahü teâlâ, onun için, (Resulden sonra, ikinci) buyurdu. Bundan üstün şeref olmaz.
- Ali, Resulün yatağında, kâfirlerden korkmadan, yatmadı mı?
- Ebu Bekir bir şeyden korkmadan, Resulullahtan önce mağaraya girdi.
- Yâ Cafer, kâfirlerden korkmasaydı, girmezdi. Allah, Resulüne haber verip, Ebu Bekr’e korkma dedi.
- O, Resulullaha bir zarar gelirse diye korktu. Ayağını bir deliğe koydu. Yılan onu kaç kere ısırdı. Acısına katlanıp, Resulü rahatsız etmemek için, ayağını çekmedi. Resulü uyandırmamak için, hiç ses de çıkarmadı. Kendinden korksaydı, zehirlenerek, canını Resule feda etmezdi.
- Maide suresinin (Rükuda iken sadaka verirler) mealindeki 58. ayeti ile övülen Ali’dir.
- Aynı surenin (Allah, mürtedlerle cihad eden bir kavim getirir. Allahü teâlâ bunları sever) mealindeki 54. ayeti, Ebu Bekir-i Sıddik içindir ve daha çok yükseltmektedir.
- (Mallarını, gece-gündüz, gizli-açık verenler) mealindeki ayet ile övülen Ali değil mi?
- Velleyli suresine Ebu Bekir övülüyor. Çünkü, o, 40 bin altın verdi. Kendisine hiç bırakmadı. Allahü teâlâ, Resulüne Cebrail aleyhisselamı gönderip (Ben Ebu Bekir’den razıyım) buyurdu
- Tevbe suresinin (Hacılara su vermeyi ve Mescid-i Haramı bina etmeyi, iman ve Allah yolunda cihadla bir mi tutuyorsunuz? Böyle değildir) mealindeki 20. ayeti ile övülen Ali’dir.
- Hadid suresinin (Mekke’nin fethinden önce, sadaka verip, cihad eden ile, fetihden sonra veren ve cihad eden bir değildir. Önce olanın derecesi, daha yüksektir) mealindeki 10. ayet ile Ebu Bekir övülüyor. Ebu Cehil, Resulullaha vurmak isterken, Ebu Bekir yetişip, önledi.
- Fakat Ali, hiç kâfir olmadı.
- Allahü teâlâ, Tevbe suresinin, (Muhacir ve Ensarın önce gelenlerinden Allah razıdır. Onlara Cennette sonsuz nimetler vardır) mealindeki 101. ve Zümer suresinin (Doğru haberle gelen ve Ona inanan için Cennette, istedikleri her şey vardır) mealindeki 33. ayeti ile Ebu Bekr’in imanını övmektedir. Başkasının imanı, böyle övülmedi. Mekke’de, Resulullah, her ne söylerse,
kâfirler, yalan söylüyorsun derken, Ebu Bekir, hemen yetişip, doğru söylüyorsun, ya Resulallah derdi.
- Allahü teâlâ, (Uhud gazasında, şeytana uyup, dağılanlar) ayeti ile şikayet etmiyor mu?
- Âyetin sonunu da oku! (Onların bu kusurlarını affettim) buyuruyor.
- Ali’yi sevmek farzdır. (Yakınlarımı seviniz) ayeti ile bildirilenler, Ali, Fatıma, Hasan ve Hüseyin’dir.
- Ebu Bekr’i de sevmek farzdır. Haşr suresi 10. ayetinde (Muhacir ve Ensardan sonra, kıyamete kadar gelen müminler, ‘Ya Rabbi, bizi ve bizden önce gelen din kardeşlerimizi [Eshab-ı kiramı] affet’ derler) buyuruldu. Hüseyni tefsirinde diyor ki; (Âlimler buyurdu ki; Eshab-ı kiramdan birini sevmeyen, bu ayette bildirilen müminlerden olmaz. Bu duadan mahrum olur).
- Resulullah, (Hasan ve Hüseyin, cennet gençlerinin üstünüdür. Babaları daha üstündür) buyurdu.
- Ebu Bekir için bundan daha iyisini buyurdu. Ceddim İmam-ı Ali buyurdu ki, Resulullahın huzurunda idim. Ebu Bekir’le Ömer geldi. Resulullah (Yâ Ali, bu ikisi, Cennet erkeklerinin en üstünüdür) buyurdu. (Devamı var)
Hz. Ebu Bekir ile Hz. Ali’nin konuşmaları 11032002
Bir gün, Hz. Ebu Bekir, Resulullahın evine geldi. İçeri girerken, Hz. Ali de geldi. Ebu Bekir geri çekilip, ya Ali, sen buyur dedi.
- Ya Eba Bekir! Sen önce gir, her iyilikte önde olan sensin.
- Sen önce gir ya Ali, Resulullaha daha yakın sensin.
- Ben, senin önüne nasıl geçerim? Çünkü, Resulullahtan işittim, (Ümmetimden Ebu Bekir’den daha üstün bir kimse üzerine güneş doğmadı) buyurdu.
- Kızını sana verdiği gün, (Kadınların en iyisini, erkeklerin en iyisine verdim) buyurma dı mı?
- Senin için, (İbrahim aleyhisselamı görmek isteyen, Ebu Bekr’in yüzüne baksın) buyurdu.
- Senin için de, (Âdem aleyhisselamın hilm sıfatını ve Yusüf aleyhisselamın güzel ahlakını görmek isteyen, Ali Mürtezaya baksın!) buyurdu.
- Senin için, (Ya Rabbi! Beni en çok seven ve eshabımın en iyisi kim?) sualine Cenab-ı Hak (Ebu Bekir-i Sıddiktır) buyurmadı mı?
- Senin için de, (İlmi birine veririm ki, Allahü teâlâ, onu sever. Ben de çok severim) buyurdu.
- Ama senin için (Cennetin kapıları üzerinde, Ebu Bekir habibullah yazılıdır) buyurdu.
- Senin için de, Hayberde, bayrağı verip (Bu bayrak, melik-i galibin, Ali’ye hediyesidir) buyurdu.
- Senin için, (Ya Eba Bekir! Sen benim gören gözüm ve bilen gönlüm yerindesin) buyurdu.
- Senin için de, (Kıyamette, Ali Cennet hayvanlarından birine binmiş olarak gelir. Cenab-ı Hak buyurur: “Ey Resulüm, baban İbrahim, ne güzel baba, kardeşin Ali ne güzel kardeştir) buyurdu.
- Senin için, (Kıyamette, Cennet meleklerinin reisi olan Rıdvan, Cennetin anahtarlarını getirir. Bana verir. Sonra, Cebrail aleyhisselam gelip, ya Resulullah, Cennetin ve Cehennemin anahtarlarını, Ebu Bekr’e ver. O da istediğini Cennete göndersin der) buyurdu.
-Senin için de, (Ali kıyamette benim yanımdadır. Havz ve Kevser yanında, benimledir. Sıratta benimledir. Cennette benimledir. Allahü teâlâyı görürken, benimledir.) buyurdu.
- Senin için, (Ebu Bekr’in imanı, bütün müminlerin imanları toplamından daha ağırdır) buyurdu.
- Senin için de, (Ben ilmin şehriyim. Ali, bunun kapısıdır) buyurdu.
- Senin için, (Ben sadıklığın şehriyim. Ebu Bekir, bunun kapısıdır) buyurdu.
- Senin için de, (Kıyamette, Ali güzel bir ata biner. Görenler bu hangi Peygamber der.) buyurdu
- Senin için, (Ben ve Ebu Bekir, bir topraktanız. Tekrar bir olacağız) buyurdu.
- Senin için de, (Hak teâlâ, Cennetin dört köşeni, dört kişi ile bezerim. Biri, peygamberlerin üstünü Muhammed aleyhiselam, biri, Allahtan korkanların üstünü Ali. Üçüncüsü, kadınların üstünü, Fatıma, dördüncü köşesindeki de temizlerin üstünü Hasan ile Hüseyin’dir) buyurdu.
- Senin için (8 Cennet “Ey Ebu Bekir, sevdiklerinle birlikte Cennete gir” der) buyurdu.
- Senin için de, (Ben bir ağaca benzerim. Fatıma gövdesi, Ali budağı, Hasan ve Hüseyin, meyvesidir) buyurdu.
- Senin için, (Allahü teâlâ, Ebu Bekr’e çok rahmet etsin. O, kızını bana verdi. Hicrette bana yardım etti. Bilal-i Habeşiyi, benim için alıp azat etti) buyurdu...
Resulullah, bunları içeriden dinlerken (Ey kardeşlerim, artık içeri girin! Cebrail aleyhisselam gelip dedi ki, Kıyamete kadar, birbirini övseler Allah yanındaki kıymetlerini anlatamazlar) buyurdu. İkisi birbirine sarılıp, Resulullahın huzuruna girdiler. (Menakıb-ı çihar yar-ı güzin)
Hz. Ebu Bekr’in üstünlüğü 12032002
İmamı Cafer’le sapığın konuşmasına bugün de devam ediyoruz. Sapık, (Ya Cafer, Âişe
mi üstün, Fatıma mı?) dedi.
- Âişe, Resulullahın hanımı idi. Cennette, onun yanında olur. Fatıma da Ali’nin hanımı idi. Onun yanında olur. [Resulullahın makamı elbette daha yüksektir.]
- Âişe, Ali ile savaşmadı mı?.
- Ahzab suresinin (Resulullahı incitmeyiniz. Ondan sonra, zevcelerini nikahlamayınız. Bunların ikisi de büyük günahtır) mealindeki 53. ayeti için Beydavi ve Hüseyni tefsirlerinde diyor ki, bu ayet gösteriyor ki, Resulullah vefat ettikten sonra da, ona saygı için, hanımlarına da saygı gerekir.
- Ebu Bekr’in halife olacağı Kur’anda var mı?
- Hem Kur’anda, hem Tevrat’ta ve hem İncil’de vardır. Enam suresi, 165. ayetinde, (Allah, sizi yer yüzünün halifesi yaptı) buyuruluyor. Birbirinizin yerini tutarsınız. Nur suresi, 55. ayetinde de, (İman eden ve emirlerimi yapanlarınızı, yer yüzüne hakim kılacağımı söz veriyorum. İsrailoğullarını halife yaptığım gibi, sizi de, birbiriniz ardı sıra halife yapacağım)
buyurdu. Beydavi ve Hüseyni diyor ki, bu ayet, gaybdan haber verip, Kur’an-ı kerimin, Allahü teâlânın kelamı olduğunu ve dört halifesinin haklı olduğunu göstermektedir. Feth suresinin, (Resulullah ve Onunla birlikte olanlar, birbirlerini her zaman ve çok severler ve her zaman kâfirlere düşman olurlar) mealindeki son ayetinde, bütün Eshab bildirilmekte ve Ebu Bekr’in
şerefine işaret edilmektedir. Bu ayetin sonunda, (Eshabının misalleri Tevrat’ta ve İncil’de bildirildi) buyuruyor. Ceddim Ali’nin haber verdiği hadis-i şerifte, (Allahü teâlâ, hiçbir Peygamberine vermediği kerametleri bana verir. Kıyamette mezardan, önce kalkarım, Allahü teâlâ, dört halifeni çağır buyurur. Onlar kim derim. Ebu Bekir’dir buyurur. Yer yarılıp Ebu
Bekir, herkesten önce mezardan çıkar. Sonra Ömer, sonra Osman, sonra Ali kalkar...) buyuruldu.
Sapık (Bunlar da Kur’anda var mı?) dedi.
- Zümer suresi, 69. ayetinde, (Peygamber ve bunların şahitleri, hesap için getirilir) buyuruldu.
- Ya Cafer, üç halifeyi sevmezdim. Şimdi pişman oldum. Tövbem kabul olur mu?
- Elbette bu tövbe, saadetine alamettir. Bu hal ile ahirete gitseydin, dinin boşa giderdi.
Ebu Bekir-i Sıddık vefat edince, Medine’de herkes ağladı. Hz. Ali de ağlayarak geldi. Kapı önünde durup özetle dedi ki: (Ya Eba Bekir, sen, Resulullahın sevgilisi, arkadaşı, dert ortağı, sırdaşı ve müşaviri idin. Önce imana gelen sensin. Herkesten zengin, herkesten daha cömerttin. Resulullaha en yardımcı, sen idin. Hayır sahiplerinin birincisi sendin! Her iyilikte
ilerideydin. Resulullahın huzurunda, senin derecen en yüksek idi. Ona en yakın, sen oldun. İkramda, ihsanda, güzel huylarda, boyda, yaşta, başta, Ona en çok benzeyen, sen oldun. Resulullaha herkes yalancı derken sen, doğru söylüyorsun, inandım dedin. Allahü teâlâ seni, Kur’an-ı kerimde (sıdk) ile şereflendirdi. Barışta, Resulullahın huzurunda, savaşlarda, Onun
yanında idin. Onun ümmetinin halifesi, Onun dininin koruyucusu idin. Herkes şaşırdığı zaman, sen kükremiş aslan gibi ortaya çıktın. Herkes dağılırken, sen Resulullahın yolunu tuttun. Küfür ve mürtedlik ateşini söndürdün. Allahü teâlânın kaza ve kaderine razı olduk. Ya Eba Bekir! Resulullahtan ayrılık acısından sonra, bize senin vefatından daha acı bir musibet
gelmedi. Münafıklara karşı, çok sert idin. Allahü teâlâ, seni Muhammed aleyhisselamın huzuruna kavuştursun! Bize, senden ayrılma acısı için sabırlar ve ecirler versin!)
Hz. Ali’nin bu sözleri ile Feth suresinin son ayeti Eshab-ı kiramın, birbirlerini ne kadar çok sevdiklerini açıkça göstermektedir.
Eshâb-ı kirâmın her sözü senettir 13032002
Eshab düşmanları diyor ki: (Bir hadisi Ali, imam-ı Hasen, imam-ı Hüseyn, Selman, Ebu Zer, Miktad ve Ammar bin Yaser rivayet ederse muteberdir, başkalarının sözüne itibar edilmez. Çünkü Peygamber, (Benden rivayet olunan hadisler, dört kimseden zahir olabilir. Onların beşincisi yoktur. Başkaları münafıktır) buyurdu. Bu
münafıkları Müslümanlar başına getirdiler. Eshabın hiçbiri, Resulullaha sual soramazdı. Çünkü sual sormak ayetle yasak edilmişti. Yalnız Hz. Ali sorardı)
CEVAP: Ehl-i sünnet âlimleri tefsir ve hadis bilgisini, dört halife içinden, en çok Hz. Ali’den almıştır. Çünkü, üç halife önce vefat etti. Hz. Ebu Bekir, ilk imana geldiği, dini yaymakla vakit geçirdiği, ahkam-ı islamiyeyi ve Müslümanların işlerini yapmaya uğraştığı için, kendinden gelen haberler az oldu. Bundan dolayı, Ehl-i sünnet âlimlerinin çoğu, bilgilerini Hz.
Ali’den aldı. Hz. Ali: Benden istediğinizi sorunuz! Her ayet, gece mi, gündüz mü geldi, savaşta mı, barışta mı, ovada mı, dağda mı geldi bilirim buyurdu. Her ayetin ne için geldiğini bilirim. Her ayetin manasını sordum, öğrendim, ezberledim, anlatırım. Bana sorun buyurdu. İbni Mesud, (Kur’an-ı kerim, yedi harf, yani yedi lugat üzerine geldi. Her harfinin iç ve dış
manaları vardır. Bu manaların hepsi Ali’dedir) buyurdu. Ehl-i sünnet âlimleri tefsir ve hadis-i şerif bilgilerini, İmam-ı Ali, Hz. Hasan, Hüseyin ve Selman ile Ebu Zer’den öğrendikleri gibi, Eshab-ı kiramın hepsinden de aldı. Hepsi yüksek idi, adil idi. (Mevduat-ül Ulum)
Resulullahın vefatında, 124 bin Sahabi vardı, hepsi de adil idi. (Envar li-amel-il-ebrar)
Eshab-ı kirama sövmek haramdır. Büyük günahtır. Çünkü,124 bin Eshab-ı kiramın hepsi müctehiddir. O savaşlarda, ictihadlarına uygun davranmaları vacib idi ve öyle yaptılar.
İmam-ı Gazali hazretleri buyurdu ki: İmam-ı Hasan’ın ve İmam-ı Hüseyin’in nasıl şehid olduklarını ve Eshab-ı kiram arasındaki savaşları anlatmak, yazmak haramdır. Çünkü, Eshab-ı kiramdan herhangi birini kötülemeye, sevmemeye sebep olur. İslamiyeti sonradan gelenlere ulaştıran, onların hepsidir. Onlardan birini kötülemek, islamiyeti kötülemek, dini yıkmak olur.
Müctehid her hadisle amel eder. Eshab-ı kiramın her sözü senettir. (Ravdatül-Ulema)
İmam-ı azam hazretleri talebelerine buyurdu ki: Eshab-ı kiramdan birinin sözü, benim ictihadıma uymazsa, benimkini bırakın, sahabinin sözü ile amel edin!
Hz. Ebu Bekir, Peygamberler hariç, insanların en üstünüdür. Müslümanlıktan önce de, Allahü teâlânın lütfu ile, putlara tapmadı. Bundan sonra, insanların en üstünü Hz. Ömer’dir, sonra, iyilikler hazinesi, hayâ, iman ve irfan kaynağı, Hz. Osman’dır. Bundan sonra, şaşılacak üstünlükler sahibi, Allahın aslanı Hz. Ali, sonra, en üstünleri Aşere-i mübeşşere, yani Cennet ile
müjdelenen on kişi, sonra, Bedir gazasındaki 313 kişi üstündür. Sonra Uhud gazasındaki 700 kişinin hepsi, daha sonra da Biat-ür-rıdvan, yani ağaç altında söz veren 1400 kişi üstündür. Ondan sonra da diğer Eshab-ı kiramdır. Hepsi de cennetliktir. (Hadid suresi 10)
Resul-i Ekrem efendimizin yolunda, can ve mallarını feda eden, Ona yardım eden Eshab-ı kiramın hepsinin isimlerini, saygı ile, sevgi ile söylemek vaciptir. Onların büyüklüğüne yakışmayan sözler söylemek asla caiz değildir. İsimlerini saygısızca söylemek sapıklıktır. Resulullahı sevenin, Onun Eshabının hepsini de sevmesi gerekir.
Farklı görüş beyan etmek 14032002
Ebu Hüreyre, anlatıyor ki: Resulullah beni çağırdı. Mübarek nalınlarını verdi.
(Bunlarla git! Her karşılaştığına, Kelime-i şehadete iman edenlerin Cennete gireceklerini müjdele!) buyurdu. Emirlerini yapmak için sokağa çıktım. Önce, Ömer karşıma geldi. Nereye gidiyorsun, dedi. Müminlere müjde vermeye gittiğimi anlattım. Bana vurdu. Geri dön dedi. Ağlayarak döndüm. Resulullaha anlatırken, Ömer de geldi. Dinledi. Resulullah, Ömer’e ne yaptığını
sordu. O da, anam babam sana feda olsun ya Resulallah! Ebu Hüreyre’yi, nalın-ı şerifinizle gönderip (kalbinde, Kelime-i şehadete iman bulunanlara Cenneti müjdele) buyurmuşsunuz, dedi. Resulullah efendimiz de, (Evet) buyurdu. Ömer (Ya Resulallah! Bunu işitenler, buna güvenerek, farzları, vacibleri yapmakta gevşek davranabilirler.) dedi. Resulullah da bu teklifi kabul
buyurdu. Ömer’in bu hareketi, dikkat edilirse, Allahın ve Resulünün emirlerini red etmek olmuyor mu? Böyle yapmak, emirlere karşı gelmek değil midir? Böyle bir adamın halife olması, Müslümanların işlerinin bunun eline bırakılması nasıl caiz olabilir?
CEVAP: Hz. Ömer’in böyle yapması, Resulullahın emrini red etmek değildir. İtaatsız olmayı göstermez. Resulullaha düşüncesini, görüşünü bildirmiştir. Düşüncesi, ya kabul buyurulur veya kabul olunmaz. Resulullahın son emri beklenir. Resulullaha karşı (Anam babam sana feda olsun ya Resulallah!) diyerek, pek edeple, çok yumuşak, saygı ile söylemesi, emrini yapmaya hazır
olduğunu açıkça göstermektedir. Resulullah, Hz. Ömer’i, bu işinden dolayı hiç paylamamış, Müslümanlar için iyi olduğunu görerek kabul buyurduğundan dolayı da, Ebu Hüreyre’ye, (Nalınları bırak ve öyle söyleme) buyurmuştur. [Kabul buyurmasa idi, sen karışma buyurur, Hz. Ebu Hüreyre’yi yeniden görevlendirirdi.]
Böyle işleri yalnız Hz. Ömer yapmış değildir. Hz. Ali dahil Eshab-ı kiramın çoğu da yapmıştı. Peygamber efendimiz de, çoğunu kabul buyurmuştu. Resulullah efendimiz, (Dünyaya gelen her insan için Cennette veya Cehennemde yer ayrılmıştır) buyurdu. (Buhari)
Dinleyenlerden biri, ya Resulallah! Öyle ise, ibadet yapmasak da, Allahü teâlâ bize hangisinde yer ayırmış ise, oraya gitsek olur mu? dedi. Resulullah efendimiz bu kimseye (İbadetlerinizi bırakmayın. Çünkü, Cennete gideceklere, Cennete götürecek işler yaptırılır. Cehenneme gidecekler de, Cehenneme götürecek işleri yapar) buyurdu. Sonra, Velleyli suresinin beşinci
ayetini okudu. İşte, Hz. Ömer’in konuşması, Resulullahın bu cevabına benzemektedir. Hatta, Hz. Ömer, bu konuşmasını, Resulullahın bu hadis-i şerifine dayanarak yapmıştır. Yani, ya Resulallah! Cahillere bu gibi müjdeleri söylemenin uygun olmadığını sizden öğrendik. Çokları, Kelime-i şehadete güvenerek, farzları, vacibleri yapmayı, İslamiyete yapışmayı gevşetmesinler
demek istedi. Hz. Ömer’in düşüncesinin ancak bu olduğu kabul buyurularak iyi karşılanmıştır.
Hz. Ali de, böyle, saygısızlık sanılan sözleri çok söylemiştir. Hatta, Nevasıb fırkası, böyle sözlerinden dolayı Hz. Ali’ye dil uzatır. Sapıklardan Abdülhamid Naci, bu sözleri vesikaları ile kitabında yazarak, imam-ı Ali’yi küçültmeye kalkışmıştır. Endülüs âlimlerinden Ali bin Ahmed ibni Hazm (Tafsil) kitabında ve Şii âlimlerinden şerif Mürtada (Tenzihül enbiya)
kitabında bunlara cevap verip, Naci’yi red etmişlerdir. (Hucec-i katiyye)
Cihar-ı yârı Güzin 17032002
[Seçkin dört sevgili]
Resulullahın dört halifesinden Hz. Ebu Bekir’in faziletini bildiren hadis-i şeriflerden birkaçı şöyledir:
(Ebu Bekir’i sevmek ve ona şükretmek her mümine vaciptir.) [Deylemî]
(Ebu Bekir, insanların en üstünüdür. Yalnız Peygamber değildir.) [Deylemî]
(Ebu Bekir varken, başkasının imam olması layık değildir.) [Tirmizî]
(Allah Ebu Bekir’e “Sıddık” ismini verdi.) [Deylemî]
(Allahü teâlâ, Ebu Bekir’e rahmet etsin! Bana kızını verdi. Hicrette bana yardım etti.) [Hakim]
(Kıyamette, Ebu Bekir’den başka herkese hesap sorulur.) [Hatib]
(Şeytan, Ebu Bekir’in şekline giremez.) [Deylemî]
(Ebu Bekir’in imanı, herkesin imanları toplamı ile tartılsa, hepsinden ağır gelir.) [M. Ç. Güzin]
(Göğsümdeki marifetlerin, bilgilerin hepsini, Ebu Bekir’in göğsüne akıttım.) [Reddi revafıd]
Sevgi, bağlılık çok oldukça, faydalanmak da o kadar çok olur. Bunun içindir ki, Hz. Ebu Bekir bütün Eshabın en üstünü oldu. Resulullaha bağlılığı da, herkesten çok idi. (Ebu Bekir’in üstünlüğü, namaz ve orucunun çokluğu ile değil, onun kalbinde bulunan bir şey iledir) hadis-i şerifte bildirilen şey, Resulullahın sevgisidir. [İ. Gazali]
Hz. Ömer’in faziletini bildiren hadis-i şeriflerden birkaçı da şöyledir:
(Benden sonra peygamber gelseydi, Ömer Peygamber olurdu.) [Tirmizî]
(Cebrail gelip, “Ömer müslüman olduğu için gökte melekler, bayram ediyorlar” dedi.) [Hakim, Ebu Nuaym]
(Şeytan, Ömer’i Müslüman olduktan sonra görünce, yüzüstü yıkıldı.) [Dare Kutni]
(Geçmiş ümmetler içinde keramet ehli zatlar vardı. Ümmetimden Ömer onlardandır.) [Buharî]
Hz. Ömer, Medine’de hutbe okurken, İran’daki ordusunun mağlup olmak üzere olduğunu görüp, kumandana (Ya Sariye arkanı dağa ver) buyurdu. O da, dağa yanaştı ve zafere kavuştu. (Şevahid)
Hz. Ebu Bekir ile Hz. Ömer’i birlikte bildiren hadis-i şeriflerden birkaçı da şöyledir:
(Benden sonra Ebu Bekir’e ve Ömer’e iktida edin, uyun!) [Tirmizî, Hakim]
(Cennete ilk girecek olan Ebu Bekir ve Ömer’dir.) [Deylemî, İbni Neccar]
(Bu ikisini kötüleyen bana ve İslâma kastetmiş demektir.) [Ebu Nuaym]
(Bu ikisini sevmek, iman, bunlara düşmanlık küfrdür.) [İ. Adiy, İ. Neccar]
Hz. Ebu Bekir ile Hz. Ömer’e sövmek küfürdür. (Hulasa-tül-fetava, Mirat-ı Kâinat )
İnsanların en hayırlıları olan Eshabı kiram, Hz. Ebu Bekir’i halife olarak seçmişlerdi. Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki:
(Ümmetimin oyları dalalet üzerinde toplanmaz.) [Ebu Nuaym]
(Müminlerin güzel dediği şeyi, Allahü teâlâ da güzel kabul eder.) [İ. Ahmed]
(Allah, namaz, zekât ve orucu farz ettiği gibi, Ebu Bekir, Ömer, Osman ve Ali’yi sevmeyi de farz etti) [Vesile]
(Başınıza Ebu Bekir gelince, onu zahid ve ahirete ragıb bulursunuz. Ömer gelince, onu kuvvetli, emin ve Allah yolunda kimseden çekinmez görürsünüz. Ali gelince, hadi ve mühdi olur. Sizi doğru yola götürür bulursunuz) [Hakim]
İlk üç halifesi ile Uhud dağına çıktıkları zaman dağ sevinçten sallanınca, Peygamber efendimiz, buyurdu ki: (Ey dağ, sallanma! Senin üstünde bir peygamber, bir sıddık, iki de şehit [Ömer ve Osman] vardır.) [Buharî]
Hz. Osman-ı zinnureyn 18032002
Resulullaha iki defa damat olmakla şereflenen Hz. Osman hakkındaki hadis-i şeriflerde buyuruldu ki:
(Osman’ın şefaati ile cehennemlik olan 70 bin kişi sorgusuz sualsız Cennete girecektir.) [İbni Asakir]
(Her peygamberin bir arkadaşı var. Benim cennette arkadaşım Osman’dır) [Tirmizî]
(Yâ Osman, benden sonra sana da hilafet verilecektir. Münafıkların sözüne bakıp da hilafeti terk etme! O gün oruçlu ol, benim yanımda iftar edersin.) [İbni Adi]
(Yâ Osman, Allahü teâlâ sana hilafet gömleğini giydirecektir. Münafıklar çıkartmak isteyeceklerdir. Bana kavuşuncaya kadar onu çıkartma!) [İbni Mace, Tirmizî]
Resulullah efendimiz, kızı Hz. Rukayye’ye buyurdu ki: (Ey canım kızım, Osman’a çok sevgı göster! Zira Eshabım arasında ahlâkı bana en çok benzeyen odur.) [Begavî]
Mirat-ı kâinat’ta deniyor ki:
Peygamber efendimiz, Allahü teâlânın emri ile kızı Rukayye’yi Hz. Osman’la evlendirdi. Hz. Rukay’ye vefat edince, Hz. Osman ağlamaya başladı. Bunu gören peygamber efendimiz (Yâ Osman ağlama! Allaha yemin ederim ki, yüz kızım olsa ve vefat etseler, bir tane kalmayıncaya kadar sana verirdim. İşte, Cebrail aleyhisselam geldi. Allahü telalanın, ölen kızımın yerine
kardeşini, [Ümm-i Gülsüm’ü] aynı mehr ile sana vermemi emrettiğini bildirdi.) buyurdu. Kızı Ümm-i Gülsüm’e de, (Kızım, zevcin Osman, Ceddin İbrahim peygambere ve babana herkesten daha çok benzemektedir) buyurdu. Bir Peygamberin iki kızını nikahlamak, Hz. Osman’dan başka hiçbir insana nasip olmamıştır. Hz. Osman gelince Peygamber efendimiz, mübarek ayaklarını örttü.
Sebebi suâl edilince, (Osman’dan melekler hayâ eder, ben hayâ etmez miyim?) buyurdu. Tebük gazvesinde Hz. Osman, kendi ticaret malından üç bin deve, 70 at, onbin altın getirdi. Resulullah efendimiz, bunları askere dağıtıp, (Bugünden sonra Osman’a günah yazılmaz) buyurdu. [Bundan sonra Allah, Osman’ı günah işlemekten korur.] (Tirmizî) ve (Yâ Rabbi, Osman’ın geçmiş,
gelecek, gizli-açık ve kıyamete kadar işliyeceği günahları affet!) diye duâ etti. (Ebu Nuaym)
(Allahü teâlânın sevdiği kula, günah zarar vermez) hadis-i şerifi de (Allahü teâlâ onu günah işlemekten muhafaza eder) ve (Allahü teâlâ, sevdiği kula tövbe imkanı verir, ölmeden onun günahlarını affeder) şeklinde açıklanmıştır. (Deylemî, R. Münire)
Feth suresinin (Allah senin geçmiş ve gelecek günahlarını affetti) mealindeki 2. ayet-i kerimesi, (Allahü teâlâ, Peygamber efendimizi geçmişte ve gelecekte günah işlemekten korudu) şeklinde açıklanmıştır. (Şifa-i şerif)]
Hz. Ali, bir gün Hz. Fatıma’yı incitmişti. Hz. Ebu Bekir ile Hz. Ömer Peygamber efendimize ricada bulundularsa da, Peygamber efendimiz Hz. Ali’yi affetmedi. Hz. Osman rica edince affetti. Sebebini sorduklarında buyurdu ki: (Öyle birinin şefaatini [ricasını, af talebini] kabul ettim ki, yer ile göğün yerini değiştir diye, Allah’tan istese, Allahü teâlâ bunu kabul
edip değiştirir. Yahut “Yâ Rabbi bu ümmetin hepsinin günahlarını affet!” dese, affeder) [Begavî]
Resulullahın yanına bir cenaze getirildi. Namazını kılmadı ve (Bu adam Osman’a düşman idi. Onun için, Allahü teâlâ da, buna düşmandır) buyurdu. (Tirmizî)
Peygamber efendimiz, Ebu Musa Eşari’ye, (Kapıdan girenleri Cennetle müjdele!) buyurdu. Hz. Ebu Bekir ile Hz. Ömer girdi. Kapı tekrar çalınınca, (Gelenin de Cennetlik olduğunu müjdele! Başına belâlar geleceğini de söyle!) buyurdu. İçeri giren Osman idi. (Buharî)
Şâh-ı merdan Hz. Ali’nin fazileti 19032002
Ehl-i beytten ve dört halifeden Hz. Ali’nin ve
çocuklarının herkes üzerinde hakları vardır. İnsanların en şereflileri onlardır. Onlara tazim, dinimizin emridir. Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki:
(Ali’yi ancak mümin olan sever ve ona ancak münafık olan buğzeder.) [Nesâî]
(Ali’yi sevmek, ateşin odunu yaktığı gibi, müslümanların günahını yok eder.) [İ. Asakir]
(Ali’ye düşman olanın düşmanı Allahtır.) [Ramuz]
(İlim on kısımdır. Dokuzu Ali’de, biri diğer halktadır. O, bu biri de onlardan iyi bilir.) [E. Nuaym]
(Ali’nin yüzüne bakmak ibâdettir.) [Hakim]
(Ali’yi seven, beni sevmiştir. Ona düşmanlık, bana düşmanlıktır. Onu inciten beni incitmiştir. Beni inciten de elbette Allahı incitmiş olur.) [Taberânî]
(Ya Ali, senin sevdiğini sever, senin buğzettiğine buğzederim.) [Taberânî]
(İmanın alametleri vardır. Birinci alameti Ali’yi sevmektir.) [M. Ç. Güzin]
(Ben ilmin şehriyim, Ali ise kapısıdır.) [Deylemî]
(Ali’yi sevmek, iman, ona düşmanlık, nifak alametidir.) [Kurret-ül-ayneyn]
(Ya Ali, bana, Harun’un Musa’ya yakınlığı gibisin. Yalnız benden sonra peygamberlik yoktur.) [Buharî]
(Ya Ali! Fatıma bana senden daha sevgilidir. Sen bana, ondan daha kıymetlisin.) [E. Kiram]
Hz. Ali, şehit olacağından az önce, (Ölüm için hazır ol, ölüm kapıyı çaldıktan sonra feryad fayda etmez) beytini okudu. Camiye girerken İbni Mülcem tarafından şehit edilince, (Kâbe’nin Rabbi hakkı için umduğuma nail oldum) buyurdu. Kelime-i tevhid söyleyerek vefat etti.
Hz. Ali’nin mübarek sözlerinden bazıları şöyledir:
Dostların kötüsü, senin için külfete giren, seni özür dilemeye mecbur bırakandır.
Cehennemlik görmek isteyen, kendi oturduğu hâlde, başkasını ayakta tutan kimseye baksın!
Bedende baş ne ise, imanda da sabır aynıdır. Başsız beden, sabırsız iman da olmaz.
Dost edinin! Onlar sizin için dünya ve ahiıret sermayesidir.
Müslümanlar ahirete inanıyor. Kitapsız kâfirler inkâr ediyor. Tekrar dirilmek olmasaydı, inanmayanlar, bir şey kazanmaz, Müslümanlar da zarar etmezdi. Fakat herkes dirilince, kâfirler sonsuz azap çekeceklerdir.
Ahmak ile arkadaşlık etme! Ondan kendini koru! Nice ahmaklar var ki, arkadaş oldukları akıllı kimseleri helak ederler. Kişi arkadaşı ile ölçülür. Kalbler buluştuğu zaman birinin diğerine tesiri vardır.
Resulullah bana buyurdu ki: (Ya Ali! Sen İsa gibisin! Yahudiler, Ona düşman oldu. Mübarek annesi Hz. Meryem’e iftira etti. Hıristiyanlar da, Onu aşırı yükselttiler. Ona yakışan dereceden daha yukarı çıkardılar.) [İ. Ahmed]
Hz. Ali bu hadis-i şerifi haber verdikten sonra, (Benim yüzümden iki türlü insanlar helak olur. Birisi, beni aşırı severek, bende olmayan şeyleri bana takarlar. Ötekiler de, bana düşman olup, birçok iftira yaparlar) buyurdu. Bu hadis-i şerifte, hariciler, Yahudilere; Eshab-ı kirama düşmanlık edenler de, Hıristiyanlara benzetilmiştir.
“Evi başınıza yıkarım” demek 20032002
Eshab düşmanları, (Ömer, Hz. Fatıma’ya hücum ederek biat etmezseniz evinizi yakıp yıkacağım, dedi) diyerek,
Müslümanların gözbebeği olan, ayet ve hadisle övülen, adaleti, şanı ve şerefi dünya tarihlerini dolduran, Müslümanların yüce emirine iftira atıyorlar. Tuhfe kitabında diyor ki:
Bazı sapıklar da, (Evi yakmak istemişti, ama yakmadı) diyor. Halbuki istemek kalbde olur. Fesatçılar, Hz. Fatıma’nın evinin yanında toplanmışlar, (Biz burada oldukça kimse bize bir şey yapamaz) diyorlar, halife seçimini karıştırmak, fitne fesat çıkarmak istiyorlardı. Hz. Fatıma, bunların gürültüsünden çok sıkılmıştı. Fakat, başını çıkarıp oradan kovmaya edebi,
hayâsı bırakmıyordu. Hz. Ömer, oradan geçerken, bunları gördü ve anladı. Onları korkutmak için, (Evi başınıza yıkarım) dedi. Böyle söylemek, korkutmak için Arabistan’da âdet halinde idi. Nitekim, Resulullah da, camiye, cemaate gelmeyenleri irşad için, (Eğer bu halden vazgeçmezlerse, evlerini başlarına yıkarım) buyurmuştu. (Buhari)
Hz. Ebu Bekir Resulullah efendimiz tarafından namaz için imam yapılmıştı. Bazı kimseler, Ona uymamayı, cemaate karışmamayı düşünmüşlerdi. Resulullah Onları da böyle korkutmuştu.
Mekke’nin fethedildiği gün, Peygamber efendimizi kötüleyen şiirler söyleyen İbni Hatal isimli bir kâfirin, Kâbe’ye sığındığı, perdesinin altında saklandığı haber verildi. Resulullah, (Hiç çekinmeyin. Hemen orada öldürün) buyurdu. Allahü teâlânın dinine karşı gelenlerin, Allahın evine sığınması caiz olmayınca, nasıl olur da, Hz. Fatıma’nın duvarına sığınabilirler? Hz.
Fatıma da, o sapıkların sığınmasından nasıl olur da üzülmez? Çünkü, Resulullahın o temiz kerimesi, Allahü teâlânın ahlakı ile ahlaklanmış idi. Hz. Fatıma da, onların dağılmasını emir buyurmuştu.
Hz. Osman şehid edilince, Hz. Ali halife olduğu zaman, birkaç kişi ortalığı karıştırmak için, Mekke’den Medine’ye gittiler. Müminlerin annesi olan Hz. Âişe’nin evine sığınarak, Hz. Osman’ın katillerine kısas yapılmasını istediler. Savaşa hazır olduklarını bildirdiler. Bunların içinde Eshab-ı kiramdan kimse yoktu. Hz. Ali haber alınca, bunları orada öldürttü. Bu işi
yaparken, Resulullahın muhterem zevcesine, müminlerin annesine saygısızlık olacağını düşünmedi. Bu işte, Resulullahın mübarek zevcesine olan saygısızlık yanında, Hz. Ömer’in korkutmak için söylediği söz, pek küçük kalır.
Hz. Ali, yerinde bir iş yapmıştı. Bütün Müslümanlara yayılacak fitne ve fesadı önlerken, böyle küçük ve ince şeyleri gözetmesi lazım olmazdı. Bunu gözetmek için fitneyi başlangıçta ezmeseydi, din ve dünya işleri karmakarışık olurdu. Resulullahın mübarek kızının evine saygı göstermek lazım olduğu gibi, Resulullahın muhterem zevcesine de saygı göstermek lazım idi. Hz.
Ömer, yalnız korkutmak için söylemişti. Bir şey yapmamıştı. Hz. Ali ise, işlerin en ağırını yaptı. Hz. Ömer’in sözü, Hz. Ali’nin yaptığı işten çok hafif olduğu halde, bu sözü için Onu kötülemek, taassup ve inattan başka bir şey olamaz. Halbuki, Ehl-i sünnet âlimleri, Hz. Ali’nin halife olduğunu ve milletin selameti için, Resulullahın pak zevcesi Hz. Âişe’nin
hatırını ve hurmetini gözetmediğini söylüyor. Ona dil uzatmaya izin vermiyor.
İslamın başlangıcında, din ve iman fidanının henüz sürmeye başladığı zamanda, bu haklı hilafetin düzenini bozanların, fitne ve fesat çıkarmak isteyenlerin öldürülmesi lazım iken, Hz. Ömer’in söz ile korkutması niçin kötülenecek bir şey olsun ki? Hz. Ömer sözle, Hz. Ali kılıçla cevap veriyor.
Bazıları, Resulullahın halasının oğlu Zübeyr bin Avvam, Hz. Ömer’in korkuttuğu gençler arasında idi diyorlar. Hz. Ebu Bekr’in hilafetinde, Zübeyr bin Avvam’ın fesatçılar arasında bulunması, hiç kusur olmuyor da, yine Hz. Zübeyr’in Hz. Osman’ın kısasını istediği zaman sert konuşması, öldürülmesine sebep oluyor. Hz. Fatıma’nın evinde fesat hazırlamak, fitneye
kalkışmak hoş görülüyor da, Resulullahın muhterem zevcesinin yanında Hz. Osman’ın katillerinden şikayet etmek veya kısaslarını istemek niçin suç sayılıyor ki? Bu tenakuzlar, bozuk inanışlardan ileri gelmektedir.
Eshabı kiramın üstünlük sırası 21032002
Mevahib-i ledünniyye kitabında deniliyor ki: Peygamberlerden ve meleklerin üstünlerinden sonra, bütün yaratılmışların en üstünü, Eshab-ı kiramdır. Eshab-ı kiramın her biri, bu
ümmetin hepsinden daha üstündür. Çünkü, Resulullahı görmek gibi üstünlük olamaz. Eshab-ı kiramın herbirini büyük ve üstün bilmek, hepsine iyi gözle bakmak, herbirinin adil ve salih olduğuna inanmak lazımdır. Hiçbirine dil uzatmamak, lanet etmemek, düşmanlık etmemek ve bir kısmını sevmek için başka Sahabiye düşman olmaktan sakınmak lazımdır. İmam-ı Teftazani
hazretleri buyuruyor ki: Eshab-ı kiram arasındaki ayrılıkların, iyi sebeplerle, güzel niyetlerle yapıldığına inanmamız lazımdır. Eshab-ı kiramdan birini kötülemek caiz değildir. Hz. Aişe gibi nass ile üstünlüğü bilinen bir sahabiyi kötülemek küfürdür. Nass ile bildirilmemiş bir sahabiyi kötülemek ise, bidat ve büyük günahtır. (Şerh-i Akaid)
İmam-ı a’zam hazretleri, (Ehl-i sünnet mezhebi şöyledir ki; Ebu Bekir ile Ömer’in en üstün olduklarına inanmak, Resulullahın iki damadını sevmek, ayaklara giyilen meste mesh etmek iyi-kötü her müslümanın arkasında namaz kılmaktır) buyurdu. Eshab-ı kiramın üstünlük sırası şöyledir.
Muhacirler: Mekke alınmadan önce, Memleketlerini terk ederek, Medine’ye hicret edenlerdir.
Ensar: Medine ve civarında, Evs ve Hazrec kabilesindeki Müslümanlara denir. .
Diğer Eshab-ı kiram: Mekke alındıktan sonra imana gelenlerdir. Bunlara Muhacir ve Ensar denmez. Yalnız sahabi denir. İmam-ı Süyuti diyor ki: Ehl-i sünnet âlimleri, söz birliği ile bildiriyor ki, Eshab-ı kiramın en üstünleri, dört halifedir. Sonra, Aşere-i mübeşşere ile Hz. Hasan, Hz. Hüseyin ve Bedir eshabıdır. Sonra Uhud’daki 700 kahramandır. Bunlardan sonra, ağaç
altında Resulullaha, (Ölmek var, dönmek yok) diye söz veren 1400 sahabidir. Bu sözleşmeye (Biat-ı Rıdvan) denir. (Tarih-ul-Hulefa)
Eshabı kiramın sayısı çoktur. Mekke fethinde on bin, Tebük’te 70, Veda haccında 90 ve Resulullah vefat ettiği zaman 124 binden ziyade Sahabi mevcut idi. (Mevahib-i ledünniyye)
Resul aleyhisselam, vefatından 8 gün önce, Hz. Ebu Bekir’i kendi yerine imam tayin buyurarak, halife olacağına işaret eyledi. Bir seferinde de, Hz. Ebu Bekir bulunmadığı için, Hz. Ömer imam oldu. Resul aleyhisselam, Hz. Ömer’in sesini işitince, (Hayır, hayır, Allahü teâlâ ve Müslümanlar Ebu Bekir’den razıdır, namazı Ebu Bekir kıldırsın!) buyurdu. Eshab-ı kiram
arasında, babası, anası ve çocuklarının ve torunlarının hepsi imana gelen, Hz. Ebu Bekir’den başka kimse yoktu. Resul aleyhisselam (Ebu Bekir’in malı gibi hiçbir kimsenin malı bana faydalı olmadı) buyurdu. (İ. Ahmed)
Bilali Habeşi’nin azat edilmesi için para verince, Leyl suresinde övüldü: (Temizlenmek için malını hayra verip, [günahtan] çok sakınan ateşten uzaktır. O, iyiliği bir menfaat için değil, Rabbinin rızasını kazanmak için yaptı. Kendisi de, (cennete girip) hoşnut olacaktır.) [Leyl 17-21]
Al-i İmran suresinin (İşlerinde onlara danış) mealindeki 159. ayeti, Hz. Ebu Bekir ve Hz. Ömer ile müşavere etmek için geldi. Bir hadis-i şerifte de, (Cebrail bana dedi ki: Allahü teâlâ Ebu Bekir ile istişareyi sana emrediyor) buyuruldu. Tevbe suresinin 41. ayetinde, (Mağaradaki iki kişinin ikincisi) buyurularak, Hz. Ebu Bekir övüldü. Leyl suresinin 5. ayeti de, Hz.
Ebu Bekir’in şanını bildirmektedir. Bekara suresinin, (Gece-gündüz, gizli-açık, mallarını hayra sarf edenlerin mükafatlarını Rableri verecektir. Onlara korku ve üzüntü yoktur) mealindeki 274. ayeti, Ebu Bekir için inmiştir. Çünkü, o, geceleri on bin altını gizli, on bin altını da, gözönünde olarak ve gündüzleri de böyle onar bin altını sadaka vermiştir. Hadis-i
şerifte buyuruldu ki: (Ebu Bekir ile Ömer’i sevmek iman, bunlara düşmanlık küfürdür.) [İbni Adiy] (Bu yazı Mirat-i kâinat kitabından alınmıştır.)
Bugün Aşure günüdür 24032002
Muharrem ayının onuncu günü yani bugün Aşure günüdür. Muharrem ayı, Kur’an-ı kerimde, kıymet verilen dört aydan biridir. Bu ayın en kıymetli gecesi de Aşure gecesidir. Allahü teâlâ, birçok duâları Aşure günü kabul etmiştir. Hz. Âdem’in tövbesinin kabul olması, Hz. Nuh’un tufandan kurtulması, Hz. Yunus’un balığın
karnından çıkması, Hz. İbrahim’in ateşte yanmaması, Hz. İdris’in canlı olarak göğe çıkarılması, Hz. Yakub’un, oğlu Hz. Yusuf’a kavuşması, Hz. Yusuf’un kuyudan çıkması, Hz. Eyyüb’ün hastalıktan kurtulması, Hz. Musa’nın Kızıldeniz’i geçmesi, Hz. İsâ’nın doğumu ve ölümden kurtulup, diri olarak göğe çıkarılması Aşure günü oldu. Bugün yapılacak işler:
1- Aşure günü oruç tutmak sünnettir. Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki: (Aşure günü oruç tutanın, bir yıllık günahları affolur.), (Aşurenin faziletinden faydalanın! Bu mübarek günde oruç tutan, melekler, peygamberler, şehitler ve salihlerin ibâdetleri kadar sevaba kavuşur.) [Yalnız Aşure günü oruç tutmak mekruhtur. Bir gün öncesi veya bir gün sonrası ile tutmalıdır!]
Peygamber efendimiz bir gün öğleye doğru (Herkese duyurun! Kim bugün bir şey yemişse, akşama kadar yemesin, oruçlu gibi dursun! Bir şey yemeyen de oruç tutsun! Çünkü bugün Aşure günüdür) buyurmuştur. Peygamber efendimiz, bugün mübarek ağzında bir hurmayı ıslatıp çocuklara verirdi. Çocuklar, Resulullahın mucizesi olarak akşama kadar bir şey yiyip içmezlerdi. Bugün bazı
hayvanların bile bir şey yemediği bildirilmiştir. Bir avcı, Aşure günü, bir geyik yakaladı. Geyik, yavrularını emzirip akşamdan sonra dönmek üzere, avcının izin vermesi için, Resulullah efendimizden, şefaat istedi. Avcı, geyiğin akşama kalmadan hemen gelmesini isteyince, geyik, (Bugün Aşure günüdür. Bugünün hürmetine yavrularımızı emzirmeyiz. Onun için akşamdan sonra
gelmek için izin istedim) dedi. Bunu duyan avcı, geyiği Resulullah efendimize hediye etti. O da, geyiği serbest bıraktı.
2- Sıla-i rahim yapmalı. Yani akrabayı ziyaret edip, hediye ile veya çeşitli yardım ile gönüllerini almalı. Hadis-i şerifte, (Sıla-i rahmi terk eden, Aşure günü akrabasını ziyaret ederse, Yahya ve İsa’nın sevabı kadar ecre kavuşur) buyuruldu.
3- İlim öğrenmeli! Hadis-i şerifte, (Aşure günü, ilim öğrenilen veya Allahı zikredilen bir yerde, biraz oturan, cennete girer) buyuruldu. Bu gece ilim olarak ilmihal okumalıdır.
4- Sadaka vermek sünnettir, ibâdettir. Hadis-i şerifte, (Aşure günü, zerre kadar sadaka veren kimse, Uhud dağı kadar sevaba kavuşur) buyuruldu. (Bugün aşure pişirmek ibâdet) diyerek aşure pişirmek günahtır. Aşurenin bugüne mahsus ibâdet olmadığını bilerek, bugün aşure veya başka tatlı yapmak günah olmaz, sevap olur. Bu inceliği iyi anlamalıdır. Tedavi niyetiyle sürme
çeken, bugün de sürmelenebilir. Hadis-i şerifte, (Aşure günü ismitle sürmelenen, göz ağrısı görmez) buyuruldu.
5- Çok selam vermeli. Hadis-i şerifte, (Aşure günü, on Müslümana selam veren, bütün Müslümanlara selam vermiş gibi sevaba kavuşur) buyuruldu.
6- Çoluk çocuğunu sevindirmeli! Hadis-i şerifte, (Aşure günü, aile efradının nafakasını geniş tutanın, bütün yıl nafakası geniş olur.) buyuruldu.
7- Gusletmeli. Hadis-i şerifte, (Aşure günü gusleden mümin, günahlardan temizlenir.) buyuruldu.
Aişe validemizin üstünlüğü 25032002
Hadis âlimlerinden Abdulhak Dehlevi hazretleri, (Medaric-ün-nübüvve) kitabında buyuruyor ki:
Aişe-i Sıddika hazretlerinin faziletleri, üstünlükleri, sayılamayacak kadar çoktur. Eshab-ı kiramın Fıkıh âlimlerindendi. Çok fasih ve beliğ konuşurdu. Eshab-ı kirama fetva verirdi. Fıkıh bilgilerinin dörtte birini Hz. Aişe haber vermiştir. Hadis-i şerifte, (Dininizin dörtte birini Humeyra’dan öğreniniz!) buyuruldu. (Kurret-ül-ayneyn) [Resulullah, Hz. Aişe’yi çok
sevdiği için, Ona (Humeyra) derdi. ]
Ürvetübni Zübeyr hazretleri buyuruyor ki: Kur’an-ı kerimin manalarını ve helal ve haramları ve Arab şiirlerini ve nesep ilmini, Hz. Aişe’den daha çok bilen kimse, görmedim.
Hz. Aişe’nin şan ve şereflerinden birisi de Resulullahın, Onu çok sevmesidir. Resulullaha, en çok kimi seviyorsun denilince, (Aişe’yi) buyurdu. Erkeklerden kimi diye sorulunca, (Aişe’nin babasını) buyurdu. (Buhârî) {Bir hadisi şerifte de buyuruldu ki: (Erkeklerden vezirim Zübeyr bin Avvam, kadınlardan ise Âişe’dir.) [Deylemî]}
Hz. Aişe’ye sordular ki, Resulullah en çok kimi severdi? Fatıma’yı severdi, dedi. Erkeklerden en çok kimi severdi dediler. Fatıma’nın zevcini buyurdu. Bundan anlaşılıyor ki, zevceleri arasında, Hz. Aişe’yi, çocukları arasında, Hz. Fatıma’yı, Ehl-i beyti arasında, Hz. Ali’yi, Eshabı arasında ise, Hz. Ebu Bekir’i en çok severdi .
Hz. Aişe buyuruyor ki: (Bir gün Resulullah mübarek nalınlarının kayışlarını çakıyordu. Ben de iplik eğiriyordum. Mübarek yüzüne baktım. Parlak alnından ter damlıyordu. Ter damlası, her tarafa nur saçıyordu. Gözlerimi kamaştırıyordu. Şaşakaldım. Bana doğru baktı. (Sana ne oldu ki, böyle dalgın duruyorsun?) buyurdu. Ya Resulallah! Mübarek yüzünüzdeki nurların
parlaklığına ve mübarek alnınızdaki ter tanelerinin saçtıkları ışıklara bakarak kendimden geçtim, dedim. Resulullah kalkıp yanıma geldi. Gözlerimin arasını öptü ve (Ya Aişe! Allahü teâlâ sana iyilikler versin! Beni sevindirdiğin kadar, ben seni sevindiremedim) buyurdu. Hz. Aişe’nin mübarek gözlerinin arasını öpmesi, Resulullahı severek, Onun cemalini anlayarak gördüğü
için aferin ve takdir olmaktadır.
Hz. Aişe, kendisinin, ezvac-ı tahiratın hepsinden daha üstün olduğunu söyler, Allahü teâlânın nimetlerini sayar, (Resulullah benimle evlenmeden önce, Cebrail aleyhisselam, benim resmimi Resulullaha gösterip “Bu senin zevcendir” demişti) derdi. O zaman canlı resmi yapmak haram olmamıştı ve resmi, insan da yapmamıştı. Resulullah, Aişe validemize buyurdu ki: (Seni üç
gece rüyada gördüm. Melek, beyaz ipek üzerindeki resmini bana gösterdi. Bu senin zevcendir, dedi. Rüyada, meleğin gösterdiği resmini unutmadım.) [Buhari ve Müslim]
Resulullaha, Hz. Aişe’den başka, hiçbir zevcesinin yatağında (vahiy) gelmedi. Bu da, Hz. Aişe’nin Allahü teâlâ indinde kıymetinin pek çok olduğunu göstermektedir. Ümm-i Seleme validemiz Hz. Aişe için bir şey söyleyince, Resulullah, (Aişe için beni incitme. Bana vahiy, yalnız Aişe’nin yatağında iken gelmektedir) buyurmuş ve Ümm-i Seleme validemiz de, tövbe etmişti.
Hz. Aişe, (Bana karşı yapılan iftiranın yalan olduğu Allahü teâlâ tarafından bildirildi) diyerek öğünürdü. Allahü teâlâ, Nur suresindeki 17 âyeti göndererek, Hz. Aişe’ye iftira edenlerin Cehenneme gideceklerini bildirdi. Hz. Aişe’nin izzeti ve şerefinin yüksekliği bu âyet-i kerimelerle de anlaşıldı.
Münafıkların yaptığı iftira 26.3.2002
Mearicünnübüvve kitabında diyor ki: Münafıklar Hz. Aişe validimize iftira edince, Resulullah, arkadaşlarından bazılarını çağırdı. Bunlardan Hz. Ömer'e ne düşündüğünü sordu. O da dedi ki: (Ya Resulallah! İyi biliyorum ki, münafıklar yalan
söylüyorlar. Allahü teâlâ, senin üzerine sinek kondurmuyor. Bir murdar yere konup da, sonra senin üstünü kirletmesin diye muhafaza ediyor. Seni az bir pislikten saklayan Allah, pisliklerin en kötüsünden elbet saklar.)
Sonra, Hz. Osman'ı çağırdı. O da dedi ki: (Bu sözü münafıkların yaydığı ve yalan olduğunda şüphem yoktur. Hepsi iftiradır. Allahü teâlâ, senin gölgeni yere düşürmüyor. Mübarek gölgenin bile pis bir yere düşmesini, yahut habis bir kişinin, O gölgeye basmasını önlüyor. Mübarek evine pislik sokmasını hoş görür mü?)
Sonra Hz. Ali'yi çağırdı. O da dedi ki: (Bu sözler yalandır, iftiradır. Münafıkların uydurmasıdır. Sizinle namaz kılarken mübarek nalınınızı çıkardınız. Size uyarak biz de çıkardık. (Nalınlarınızı niçin çıkardınız?) dediniz. Size uymak için dedik. Siz de, (Cebrail aleyhisselam geldi. Nalında necaset bulaşığı olduğunu bana haber verdi. Onun için çıkardım)
buyurmuştunuz. Namaz içinde bile vahiy ederek seni pislikten koruyan Allah, mübarek zevcelerine böyle pislik yapılmasına izin verir mi? Böyle bir şey olsaydı, bunu da hemen haber verirdi. Mübarek kalbin üzülmesin. Allahü teâlâ, vahiy edip, mübarek zevcenizin pak olduğunu elbette size bildirir.) Hz. Ali, (Onu cariyesi olan Büreyde'den de sorun!) dedi. Ona soruldu. O
da, (Allaha yemin ederim ki, çok zaman Onun yanında bulundum. Onda hiçbir ayıp görmedim. Ağızlarda dolaşanlar doğru olsaydı, Allahü teâlâ, Onu sana bildirirdi) dedi. Hz. Üsame de, (Ya Resulallah, biz senin zevceni iffetli biliriz) dedi. Bu sözlerin hepsine sevinen Resulullah, Ebu Bekir'in evine teşrif buyurdu.
Hz. Aişe diyor ki: O gün ben durmadan ağlıyordum. Ansızın Resulullah gelip selam verdi. Yanımda oturdu. Bana dönüp, (Ey Aişe! Senin için bazı şeyler söylediler. Eğer sen, dedikleri gibi değil isen, Allahü teâlâ, yakında senin doğru olduğunu bildirir. Eğer bir günah hasıl oldu ise, tövbe istiğfar eyle! Allahü teâlâ, günahına tövbe edenlerin tövbesini kabul eder)
buyurdu. Babama dönüp, cevap vermesini söyledim. (Vallahi bilmem ki, Resulullaha ne cevap vereyim. Cahiliyet zamanında bile hiç kimse bizim kadınlarımıza böyle bir şey söyleyemezdi) dedi. Sonra anneme döndüm. O da, (Ben ne söyleyeceğimi bilmiyorum. Sen söyle) dedi. Sonra ben, "Allahü teâlâya yemin ederim ki, bu lafların hepsi yalandır. Yapmadığım bir şeye evet
dersem, kendime iftira etmiş olurum" dedim. Rabbim temiz olduğumu bildirir diyordum. Çünkü, suçum yoktu. Fakat, benim için âyet-i kerime göndereceğini, kıyamete kadar her yerde, benim için âyet-i kerime okunacağını sanmıyordum. Peygamberine rüyada veya kalbine ilham eder, diyordum. Resulullah, henüz oturduğu yerden kalkmamıştı ki mübarek yüzünde vahiy alametleri
göründü. Vahiy bitince, bana gülümseyerek, (Müjde ya Aişe, Allah, senin temiz olduğunu bildirdi) buyurdu. Babam hemen (Haydi kızım, Resulullaha teşekkür et) dedi. Ben de, vallahi Allahtan başkasına şükretmem! Çünkü, Rabbim benim için âyet-i kerime indirdi, dedim. Sonra Resulullah, Nur suresinin 11. âyetinden başlayarak, on âyet-i kerime okudu. Babam hemen kalkıp
başımı öptü. (Mearicünnübüvve)
İftira ile ilgili âyetlerin tefsiri 27.3.2002
Hz. Aişe için gelen 17 âyet-i kerimeden birincisinin tefsirini (Mevakib tefsiri) şöyle bildiriyor:
(Aişe'ye iftira edenler, sizden birkaç kişidir. Siz bu iftirayı kendiniz için kötülük sanmayın! Bu sizin için hayırlıdır. [Bu iftira sebebi ile çok sevap kazandınız. Onların yalanı meydana çıktığından, sizin şanınız, şerefiniz arttı. Âyet-i kerime, sizin temiz olduğunuzu bildirdi.] O iftira edenlerden her biri için kazandıkları günah kadar cezaları vardır. Büyük
iftira yaparak, çok çirkin şeyi söyleyenlere dünyada ve ahirette büyük azap vardır.)
Bunlara had vurulduktan sonra, Abdullah bin Ebi, hakir, zelil oldu. Hassan'ın gözleri kör, Mistah'ın eli çolak oldu. 12. âyet-i kerimede (Bu iftirayı işitince, mümin erkek ve kadınlar, kendi ailelerine iyi gözle bakmalı. Bu, meydanda bir yalan ve iftiradır, demelidirler) ve 19. âyet-i kerimede (Müminlerin kötü olarak anılmasını sevenlere, dünyada ve ahırette acı
azaplar vardır) ve 26. âyet-i kerimede (Habis söz söylemek, habis adamlara layıktır. Habis adamlara, habis kelam yakışır) buyurulmuştur.
Hasais-ul habib kitabında diyor ki:
Resulullahın mübarek zevcelerinden birini kötüleyenin kâfir olduğuna Abdullah ibni Abbas hazretleri fetva vermiştir. Hele, Hz. Aişe'yi kötülemek, Kur'an-ı kerimi inkâr etmek olur. Bunun küfür olduğu icma ile sabittir. (Mirat-i kâinat)
İmam-ı Rabbani hazretleri buyuruyor ki:
Hz. Aişe-i Sıddika, Allahü teâlânın sevgilisinin sevgilisi idi. Peygamberimiz vefat edinceye kadar, onu çok sever ve yanından ayırmazdı. Onun odasında, onun yatağında ve mübarek başı onun kucağında iken can vermişti. Onun misk kokulu odasında defnedilmiş, kalmıştır. Bütün bu üstünlüklerden ve kıymetlerden ayrı olarak kendisi büyük âlim ve müctehit idi. Peygamber
efendimiz, dinin yarısının bildirilmesini ona bırakmıştı. Eshab-ı kiram sıkıştıkları zaman, ona gelip, ona sorup öğrenirlerdi. Müctehid olan böyle bir Sıddikaya, Hz. Ali'ye uymadı diye, dil uzatıp, ona yakışmayan çirkin iftiraları söylemek Müslüman olana yakışmaz. İmanı olan kimsenin ağzından böyle sözler çıkmaz. Bu fakir [yani imam-ı Rabbani] miskinleri doyurduğum
zaman, Ehl-i beytin ruhlarına niyet ederdim. Yani Resulullah ile birlikte, Hz. Ali, Hz. Fatıma, Hz. Hasan ve Hz. Hüseyin'in ruhlarına da gönderirdim. Bir gece rüyada, Fahr-i alemi görüp selam verdim. Selamımı almadı ve mübarek yüzünü döndürüp (Ben yemeği Aişe'nin evinde yerdim. Bana yemek göndermek isteyenler, Aişe'nin evine gönderirlerdi) buyurdu. Bundan anladım ki,
rüyada yüzünü çevirmesinin sebebi, yemek dağıtırken, niyette Hz. Aişe'yi ortak etmediğim içinmiş. Ondan sonra Hz. Aişe'yi de hatta zevce-i mutahharaların hepsini niyette ortak eyledim. Ehl-i beytin hepsini araya koyarak dua eder oldum. Çünkü, bunlar da, Ehl-i beyttendir. O halde Resulullaha Hz. Aişe-i Sıddika yolu ile gelen eziyet, Hz. Ali yolundan gelen eziyet ve
cefadan daha çoktur. Aklı ve insafı olan, bunu pek iyi bilir. Bu sözlerimiz, Hz. Ali ve Peygamber efendimizi sevenler ve sayanlar içindir. (Eshab-ı kiram kitabı)
Münafıklar için inen âyetler 28.3.2002
Selefiyye ve necdi denilen sapık fırka kâfirler için inen âyetleri Müslümanlara, Hurufiler ise, münafıklar için inen âyetleri, Eshabı kirama yüklüyorlar. Mesela, (Mücadele 8, Münafıkun 1, Muhammed 16 gibi)
Bu iftiralara Hucec-i katiyye kitabı şöyle cevap veriyor:
Önceleri, münafıkların sayısı çoktu. Sonra azaldı ve Resulullahın vefatına doğru, münafıklar, müminlerden ayırt edildiği. (A. İmran 179) da bildirilmiştir. Buhari'deki hadis-i şerifte de, (Demirci ocağı, demiri pasından ayırdığı gibi, Medine şehri de, münafıkları müminlerden ayırır) buyuruldu. Aşağıdaki âyetlerle övülen eshabı kiramı, münafıklarla aynı kefeye koymak
çok çirkindir:
(Sizler, en hayırlı ümmetsiniz.) [Âli İmran 110]
(Eshabın hepsi, birbirlerine karşı merhametlidir.) [Feth 29]
(Mekke'nin fethinden önce ve sonra Müslüman olanların hepsine de, Hüsnayı [Cenneti] söz veriyorum.) [Hadid 10]
(Allah, Eshabın hepsine cenneti söz verdi.) [Nisa 95]
(Allah, muhacir ve ensardan razı olmuş ve onlara cenneti hazırlamıştır.) [Tevbe 100]
Mücadele suresi 8. Âyetinin bir kısmı münafıklar için, bir kısmı da Yahudiler için inmiştir. Âyette münafıkların gizli toplantı yaptıkları bildirildiği gibi, (Sana selam verdikleri zaman, Allahın, seni selamladığı gibi vermiyorlar) kısmı ile de Yahudiler azarlanmaktadır. Yahudiler, Resulullahın yanına geldikleri zaman, (Selamün aleyküm) yerine, (Samı aleyküm)
derlerdi. Resulullah da (ve samı aleyküm) buyururdu. Bunun için, bu âyetin sonunda, (Yerleri Cehennemdir) buyuruldu.
Münafıkun suresinin, (Münafıklar, sana geldiği zaman) mealindeki ilk âyeti münafık Abdüllah bin Selul ve arkadaşları için indiği bütün tefsirlerde yazılıdır. Muhammed suresinin (Onlardan, seni dinleyenler, yanından çıktıkları zaman...) mealindeki 16. âyeti, münafıklar için gelmiştir. Çünkü Allahü teâlâ, müminleri, münafıklardan ayırarak, âyetin sonunda, (Onların
kalblerini Allah mühürledi...) buyurmuştur. Bundan sonraki âyette de Eshabı kiramı kurtuluş ile müjdeledi. Said bin Cübeyr, "Muhammed suresinin (Kalblerinde hastalık olanları gördün) mealindeki 20. âyeti, münafıkları açıkça göstermektedir" buyurdu.
Huneyn gazvesindeki dağılmak da, kaçmak değil, bir harp oyunu idi. Her savaşta, buna benzer oyunlar olur. Sonra, bu dağılanlar, Eshab-ı kiramın büyükleri de değildi. Birkaç ay önce, Mekke'nin fethinde, azat edilmiş olan esirlerdi. Sonunun zafer olacağı belli idi. Hatta bu çekilmenin zafere yol açtığı, Tevbe suresinin, (Sonra, Resulüne ve müminlere sekine indirdi)
mealindeki 20. âyeti ile bildirildi. Resulullah bunu bildiği için, o gün dağılanlara hiçbir şey söylemedi. Hiçbirine darılmadı.
Eshabı kiram aleyhine indiği söylenen âyetler, üç halife için inip de Hz. Ali'nin bundan istisna edildiğini bildirmiyor. Eğer bu âyet, eshabı kiramı suçluyorsa, o zaman Hz. Ali de suçlanmış olur.
[Görüldüğü gibi, sahabi düşmanlığı yapacağız diye Hz. Ali'ye de hücum ediyorlar ve haşa "Bir âyette eshabın tamamı övülüyor, bir âyette de suçlanıyor" diyerek Allahı tenakuzlu âyet göndermekle suçlamış oluyorlar.]
Büyük zatlara iftira etmek 31.3.2002
Eshab-ı kiram kitabında diyor ki: İkiyüzlülük, hainlik alametidir. Eshab-ı kirama ve hele en kıymetlilerinden olan Hz. Ali için, ilk üç halifeyi kabul etmediği halde, ikiyüzlülük gösterip sustu demek ne kadar çirkindir. Allahın aslanına, tam 30 yıl, hainlik alametini yüklemek ve bu uzun
zamanda, hep ikiyüzlülükle yaşadı demek, ne kadar çirkin bir iftira olur. Hadis-i şerifte, (Küçük günaha devam edilirse, büyük olur.) buyuruldu. Münafıkların bir kötülüğünü 30 yıl durmadan yapmanın, artık ne olacağını düşünmeli. Üç halifenin üstünlüğünü söylemekle, Hz. Ali küçültülmüş olmaz, yüksek mertebesine dokunulmuş olmaz. Halbuki, fitnecilerin dediği gibi, onu
ikiyüzlü bilmekle, bütün bu meziyetler, kıymetler, kendisinden alınmış olur. Çünkü, ikiyüzlülük, münafıkların, en aşağı, yalancı ve dolandırıcı kimselerin işidir. Eshab-ı kiramın hepsi ve Hz. Ali, Resulullahın hatırı için sevilir. Çünkü Resulullah efendimiz, (Eshabımı seven, beni sevdiği için sever. Onlara düşmanlık, bana düşmanlıktır) buyurmuştur. (Buharî)
Eshab-ı kiram, İslamiyeti yaymak ve Resulullaha hizmet etmek için, insan gücünün üstünde çalışmışlar, din uğrunda gecelerini, gündüzlerine katmışlardır. Mallarını Allahü teâlâ yolunda feda ettiler. Akrabalarını, ailelerini, çocuklarını, vatanlarını, evlerini, tarlalarını, ağaçlarını Resulullahın sevgisi yolunda terk ettiler. Onun mübarek vücudunu kendi vücutlarına
ve Onun sevgisini, mallarının ve evlatlarının sevgisine tercih ve takdim ettiler. Bunlar, sohbet, yani arkadaşlık şerefine nail olmuşlar ve o sohbette, başkalarına nasip olmayan bereketlere ve derecelere kavuşmuşlardır. Başkaları dağ kadar altın sadaka verse, onların bir avuç arpa sadakası sevabına, hatta yarısına yetişemez. Allahü teâlâ, onları överek, (Onlardan
razıyım) buyurdu. Fetih suresinde de onlara kızanlara, düşman olanlara kâfir buyurdu. Şu halde, onlara kötü söylemekten, küfürden kaçar gibi kaçmalıdır.
Farklı ictihadlarından dolayı bir şey denemez. İmam-ı Ebu Yusuf, müctehid olduktan sonra, İmam-ı a'zama uysaydı hata olurdu. İmam-ı Şafii Sahabe-i kiramın sözlerine uymaz, kendi reyine tabi olurdu. İster Hz. Ebu Bekir olsun, ister Hz. Ali olsun, hiçbirinin sözlerine uymaz, kendi reyi ile karar verirdi. Bir müctehidin, Sahabinin sözüne uymaması caiz iken, Sahabe-i
kiramın farklı ictihadları niçin suç olsun? Sahabe-i kiram ictihad işlerinde, bazen Server-i âleme de uymamış, bu bir suç olmamış ve azarlanmamışlardı. Bu farklı ictihadları Allahü teâlâ beğenmeseydi, elbette azap edeceğini bildirirdi. Halbuki, Resulullah ile yüksek sesle konuşanları yasaklamış ve azarlamıştı. Bedir'de alınan esirlere yapılacak iş hakkında Sahabe-i
kiramın görüşleri farklı olmuştu. Ömer ve Sa'd ibni Muaz esirleri öldürelim dedi. Diğer Sahabiler ise, para karşılığı bırakalım, demişlerdi. Server-i alem de, bunu kabul buyurmuştu. Sonra, âyet gelerek, birinci görüşün doğru olduğu bildirildi. (Eshab-ı kiram)
İbni Hacer-i Mekki hazretleri diyor ki: Müslümanın birinci vazifesi Eshab-ı kiramın sevgisini, Ehl-i beytin sevgisi ile cem etmektir. Ehl-i beyti, Resulullahın evladı oldukları için sevdiğimiz gibi, diğerlerini de, Onun Eshabı oldukları için sevmeliyiz! Çünkü, Eshab-ı kiramın nail oldukları şeref pek yüksektir. O şerefe başkaları kavuşamaz. Her müslümanın bunların
hepsini adil, salih, veli, âlim ve müctehit bilmesi lazımdır. Kendilerinden bir hata çıksa da cenab-ı Hak hepsini af ile müjdelemiş ve (Allah, hepsinden razıdır) buyurmuştur. Sahabe-i kiramdan birini kötülemek, bu âyeti inkâr olur. (Savaik-ul-muhrika)