SOHBET 2002 HAZiRAN

Kibirli hakkı kabul etmez 02062002
Dinimizi bozmaya çalışanlar 03062002
"Modernist İslamcılık" ve fıkıh 04.06.2002
Doğru iman ve amel 05.06.2002
Doğruyu bulmak zor değildir 06.06.2002
Kur'an-ı kerim değişmemiştir 09.06.2002
Yalnız Kur'an diyen yalancılar 10.06.2002
Kur'an ve Sünneti inkâr 11062002
Resulullah Kur'anı açıkladı 12062002
Hadis-i şerif düşmanlarının hilesi 13.06.2002
 

On dokuzculuk dini bâtıldır 16062002
Domuz yağı helal diyenler! 17062002

Âlemlere rahmet olan zat 18062002
Âlemlerin rahmet ve uyarıcısı 19062002
Resulullahın üstünlükleri 20062002
Resul ile nebi arasındaki fark 23.6.2002
Muhammed aleyhisselâmın faziletleri 24.6.2002
Resulullah gelecekten haber verdi 25062002
Gelecekten haber veren zat 26062002
Resulullaha mahsus hükümler 27062002

Hadis-i şeriflerin yazılması 30062002

 

Kibirli hakkı kabul etmez 02062002

Asıl düşman içerdedir, bu da nefsimizdir. En büyük düşman, insanın nefsidir. Nefsinin arzularına tâbi olanın, Allahü teâlâya kul olması zordur. Nefis daima kötü şeyleri ister. Haram işlemek nefse esir olmayı gösterir. Nefis, bütün  iyiliklerden süzülmüş, sadece bütün kötülüklerin bulunduğu en ahmak yaratıktır. Nefis bir kötülük deposudur. Kendini iyi zanneder, halbuki süper cahildir. Her istediği aleyhinedir. Gıdası haramlardır. Asıl arzusu ilah olmaktır. Tatmin olmaz kötülük yaptırmakla, rahat bulur kendine taptırmakla. Büyük küçük herkeste nefis vardır. Hiç kimse emir almak istemez. Küçük diye, çocuk diye geçmemeli, onun gururu ile oynamamalı. Ankara'ya yeğenimi ziyarete gitmiştim. Yeğenimin 2-3 yaşlarında kızının ayakları çıplaktı. Bir ayağı betonda bir ayağı halının üzerindeydi. Ona, betona basma, öteki ayağını da halının üstüne koy dedim. Sen bana ne karışıyorsun, ben kârımı zararımı bilmez miyim, der gibi, bana ters ters baktı. Sonra hışımla, inatla halıdaki ayağını kaldırıp betondaki öteki ayağının yanına sertçe koydu. Çocuk olduğu için tepkisini gizleyemedi. Büyükler de aynen o tepkiyi gösteriyorlar, fakat ayıplanacağız diye tepkilerini belli etmemeye çalışıyorlar. Bir arkadaş anlattı: Kime sabah namazına gel dediysem herkes bir mazeret buldu, inşallah geliriz diyen kimse çıkmadı. Kimisi, (Sen yatsıya gelmiyorsun biz de sabaha, sen önce kendine bak. Hem biz evde çoluk çocukla cemaat  yapıyoruz) dedi.


Halbuki haklı bile olsalar, geçerli bir mazeretleri bulunsa bile, tepki göstermemeleri gerekirdi. Doğru söz kimden gelirse gelsin inat etmeden kabul etmek gerekirdi. Mazeretinden dolayı gelemiyorsa, (İnşallah) da denemez miydi? Nefis, kibir hepimizde mevcuttur. Bunu azaltmaya çalışmak lazımdır. Dinin her emrine uymak ve yasak ettiği her şeyden kaçmakta mutlaka nefsi
kırma payı vardır. Buna riyazet ve mücahede denir. Riyazet, nefsin rzularını [haram ve mekruhları] yapmamaktır. Mücahede, nefsin istemediği şeyleri [ibadetleri] yapmak demektir.Kibir, şirkin kardeşidir. Kibir taşıyan kafada, akıl bulunmaz. Nefsi aradan çekmeli, kendimizi beğenmemeliyiz, kendimizden iğrenmeliyiz, kendinden tiksinmeyen kurtulamaz.


Bir kimseye emri maruf yapınca, Allahtan kork şunu yap, şunu yapma denince, eğer kabul etmezse o kişi nefsine mağlup olmuş demektir. Hadis-i şerifte buyruldu ki: (Allahtan kork diyene, sen önce kendine bak diyeni Allahü teâlâ sevmez.) [Beyhekî]


Hakkı, doğruyu kim söylerse söylesin kabul etmek gerekir. Doğru olan birşeyi kabul etmemeye inat denir. İnat, karşımızdakini aşağı görmek, ondan nefret etmek, ona düşmanlık beslemek, haset etmek gibi sebeplerden ileri gelir. Hakkı, düşmanımız da söylese kabul etmeliyiz. Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki:
(Allahın en sevmediği kimse, hakkı kabul etmekte inat edendir.) [Buharî]
(Kişi, inadından vazgeçene kadar Allah ona gazap eder.) [İ. Ebiddünya]
(Küçük, büyük, iyi kötü veya hoşlanmadığın biri, hakkı söylerse, kabul et.) [Deylemî]
(Din kardeşine itiraz etme!) [Tirmizî]
Fudayl bin İyad hazretleri "Tevazu, ister cahilden, ister çocuktan duyulsa da hakkı tereddütsüz kabul etmektir. Kabul edemeyen kibirlidir" buyuruyor.
Abdülkadir Geylani hazretleri de, (Kardeşinin yaptığı öğüdü kabul et. Ona itiraz etme) buyurdu.

Dinimizi bozmaya çalışanlar 03062002

Türkiye'ye ilk defa mezhepsizlik ve Vehhabiliği sokmaya çalışanlardan biri olan 1940'lı yıllarda vefat eden bir hoca diyor ki: (Kur'an ile hadisler sayılıdır. Olaylar ise sonsuzdur denilerek, kıyas ile birçok şey ilave edilmiştir. Kıyas ve ictihad yoktur) diyerek, Ehl-i sünnet âlimlerine iftira ediyor. Kıyas ve ictihad, dine bir şey eklemek değil, Kur'an ve hadisin, derin örtülü manalarını meydana çıkarmaktır. Eshab-ı kiram da kıyas yapmıştır. İcmanın da âyetle emredildiği Beydavi tefsirinde yazılıdır.(Dinde, her şey söylenmiştir. Ancak Kitap ile Sünnetin bildirmediği her şey mubahtır) diyerek tenakuzlu konuşuyor. (Kıyas ile, din arttırılıyor, mubahlar haram ediliyor) diyerek dinin bir
hükmü olan kıyasa saldırıyor. Bilmiyor ki, zaruri olarak ve icma ile bilinen inanılacak şeylerde, itikat meselelerinde kıyas yoktur. Kitab ve sünnette açık bildirilen işlerde de kıyas olmaz.


(Eshabın, Kitab ve Sünnete uymayan sözleri alınmaz) diyerek, onları, Kitab ve Sünnete uymayan şey söyleyecek sanıyor. Kitabı ve Sünneti, toplayan Eshab-ı kiramdır. İslam âlimleri buyuruyor ki: (Resulullahın Peygamber olduğunu ispat edecek hiçbir şahidi bulunmasaydı, yalnız Eshabını görmek, Peygamber olduğunu bildirmeye yetişirdi. Çünkü, onların her biri, [Resulullahın mucizesi sayesinde] her ilimde, birer derya idi.) [Mucizeye inanmayan bunu imkânsız zanneder.]


(Müctehidlerin, Kitab ve Sünnete aykırı ictihadlarına uyulmaz) diyerek, Kitab ve Sünnete aykırı ictihad var sanıyor. (Mezhep imamına uymak, onu Peygamber menziline çıkarmak olur. Bu ise küfürdür) diyerek bir mezhebe uyan Müslümanları kâfirlikle suçluyor. Halbuki, Redd-i vehhabi ve Hadika'da diyor ki: (Dört mezhepten başkasına uymak caiz değildir. Çünkü, Eshabın ve tabiinin mezheplerini tam olarak bilmiyoruz, bilseydik, onlara da uymamız caiz olurdu. Çünkü, hepsi doğru idi. Dört mezhep, tam bilindiği ve yaygın olduğu için, her Müslümanın bunlardan birine uyması gerekir.)


(İctihadlar düşünce ve görüştür. Eldeki kitaplar, mezhep kitaplarıdır) diyerek Kitap ve Sünnetten, mezhep imamlarının değil, kendi anladığını din sanıyor. Ömer Rıza Doğrul da, bu kitaba yazdığı önsözde, yazarı övüp, (Çağın ihtiyaçlarını, kıyas yolu ile dinden değil, medeniyetin terakkilerinden
beklemek gerekir. Kıyas; Kitap ve Sünnet ile alakası olmayan, fakat her şeyi dine dayamak isteyen müctehidlerin icadıdır) diyerek, kendisinin de, ehl-i sünnet olmadığını, dini ve ictihadı da bilmediğini açıklıyor.


Hicri 400 yılından sonra kıyas yapacak âlim yetişmedi. (Redd-ül-muhtar) Dört mezhepten sonra, hiçbir âlim, mutlak müctehid olduğunu söylemedi. Mezhepte müctehidler yetişti. Kıyamete kadar, lazım olacak bütün hükümleri, dört imam kitaplara yazmıştır. Şimdi, hiç kimse, Kitap ve Sünnetten, dört mezhebin birinde bulunmayan yeni bir hüküm çıkaramaz. (Mizan-ül-kübra)
Bugün 4 mezhepten birine uymak vaciptir. Uymayan Ehl-i sünnet olamaz. (Tahtavi)


Bugün teknik ilerledi diyerek dinde reform düşünmek hainliktir. Allah, Kur'anda, (İslamiyeti kâmil olarak gönderdim, Resulümün emrine uyun, yasak ettiklerinden sakının) buyurmasına rağmen, Resulüne "postacı, hadislerine ihtiyaç yok" demek din düşmanlığı değil midir?
 

"Modernist İslamcılık" ve fıkıh 04.06.2002

Emekli bir hoca, Müslümanları, modernist İslamcı ve fıkhi geleneğe bağlı Müslüman, kısaca selefci-mezhepçi olmak üzere ikiye ayırıyor. Kendisi modernist İslamcı imiş. Modernist İslamcılar, Kitap ve Sünneti esas alırlarmış, ötekiler ise, fıkhi mezhepleri esas alırmış.


Bu ne cahillik?!. Dört fıkhi mezhepten hangisi Kitap ve Sünneti esas almaz ve hangisi Kitaba ve Sünnete aykırıdır? Bu İslamcılar, dört mezhepten farklı olarak ne yapmışlar da kendilerine modernist diyorlar? Namazın, orucun veya diğer ibadetlerin yeni, modern bir şekli mi olur, çağa göre ibadet değişir mi? Değişmezse, kendilerine modernist yaftasını niye takarlar ki?


Müslüman isminden daha güzel ne var da, başka bir isim uyduruyorlar. Kimi de islâmcı yerine dinci diyor. Dinimiz salih, mücahid, dindar, mütteki gibi kelimeleri bildirmişken, İslamcı demek bid'attir.


Hiçbir İslâm âlimi islâmcılıktan bahsetmemiştir. Türkçe'de genelde cı, cu ekleri isim ve sıfat üreten bir ektir. İsim olarak, sütçü, balıkçı, şarkıcı gibi o işin ticaretini yapan kimseye denir. Sıfat olarak pilavcı, esrarcı, yıkıcı gibi kelimeler, o şeyi yiyene ve o işten zevk alana denir. İslâmcı, dinci de bana bunlar gibi geliyor. İslâmı ve dini yiyip bitirmekle zevk alan veya onun ticaretini yapan kimse gibidir. Bunun için de hiç kimse dinci veya islâmcı olmamalı, sadece Müslüman olmalı.


Selefci-mezhepçi demek de çok yanlıştır. Mezhepçilik de mezhep yiyip içen, mezhep ticareti yapan gibi bir şey. Selefci de öyle. Ne o, selef mi alıp satıyorsun sayın emekli demezler mi adama?


Dört mezhebin kurucuları selef âlimleri değil mi? Bir mezhebe uyan kimse, selef âlimlerini kabul etmez mi? Selefe uyan selef âlimi olan mezhep imamlarını kabul etmiyor mu yoksa?


Ehli sünnet için, (İlahiyat fakülteleri dışında, fıkıh imamlarının kültürleri ışığında anlamayı kendilerine gaye edinmiş kimseler) diyor. Fıkıh  imamlarının kültürleri ilahiyat fakültelerinin dışında mı oluyor? Yoksa ilahiyat fakülteleri, fıkıh imamlarını kabul etmiyor mu? Her ikisi de değilse, nedir bu emeklinin sıkıntısı? Mezhepsizleri savunma hırsı, emekliyi böyle ne dediğini bilmez hale getirmiş.


İmamı a'zam hakkındaki âlimlerin sözlerini alaya almış, İmamı a'zamın mükrehin [ölümle tehdit edilenin] talakının geçerli olmasını kabul edemiyor. (Hanefi'ye göre boş olur, üç mezhebe göre boş olmaz. Hanefi olan ne yapacak?) diyor. Mezhebin hükmü ne ise onu uygular. Mezhepsiz emekli, bir mezhebe uymayı taassup olarak görüyor ve bin yıldan beri bir mezhebe bağlanan Müslümanlara, (Bin yıl önceki mezheplere hayran olanlar) diyerek alay ediyor ve hakaretler savuruyor. (Utanmadıktan sonra istediğini yap) hadisi şerifine uygun hareketler sergiliyor. Mason Efgani, çömezi mason Abduh ve diğer mezhepsiz bid'at ehli kimselere övgüler yağdırıyor.
İyi bilinmeli ki, İslami ilimler, nakli ve akli ilimler olmak üzere ikiye ayrılır. Nakli ilimler, yani din bilgileri zamanla değişmez, kıyamete kadar  hep aynıdır. Zamanla değişen, âdetler ve fen bilgileridir. Nakli ilimlerin saf, berrak, bid'atsiz şekli geridedir. Akli ilimlerin ise en gelişmiş şekli
ileridedir. Zamanla gelişirler. Nakli ilimleri yani din bilgilerini fen bilgileri ile karıştırmak, cahillik değilse, nedir?


Sen övgüler düzdüğün mason Efganilerin yolundan git, biz de bin yıl önceki İmam'ı a'zamların yolundan gidelim. Senin yolun sana, bizim yolumuz bize.
 

Doğru iman ve amel 05.06.2002

Bazıları Allaha inanan herkesin cennete gideceğini sanıyor. Bu çok yanlıştır. Amentü'deki altı esastan birine inanmayanın imanı geçersizdir. Bunun için inanmak değil, doğru inanmak önemlidir. Âhirette kurtulmak, ibâdetin çok olmasına değil, doğru imana bağlıdır. İhlaslı ameli az da olsa,
hatta hiç ameli olmasa, zerre kadar doğru imanı olsa yine cennete girer. Bir hadis-i şerifte buyuruluyor ki: (Kalbinde zerre kadar imanı olan cehennemde kalmaz.) [Buhârî, Müslim]


Dünyadan herkes ahirete yolculuk yapıyor. Herkes bir vasıtaya binip gidiyor. Bir vasıtaya binmek değil, doğru vasıtaya binmek önemlidir. Yanlış vasıtaya binen, istediği yere değil, vasıtanın gittiği yere gider. Kâbe'ye gitmek için niyet edip Paris'e giden uçağa binen, niyeti halis olsa da Kâbe'ye  varamaz. Allahü teala, doğruyu azcık merak edene, doğruyu arayana doğru yolu yani hakiki islamiyeti nasip edeceğine söz vermiştir. [Ankebut 69, Şûra 13], Allah sözünden dönmez. (Ali imran 9)


Demek ki batıl yollardaki insanlar istemek bir yana merak bile etmiyorlar. Allahü teâlâ rızka kefildir ama imana kefil değildir. Doğru iman sahibi olmaya çalışmalıdır. İtikadı düzeltmeden önce ibâdet etmenin faydası olmaz. Doğru itikat, ehli sünnet itikadıdır. Doğru itikad 1 rakamı gibidir. İhlaslı ibadetler sağına konan sıfır rakamı gibidir. Bir sıfır konunca 10, iki sıfır konunca 100 olur. Sağına ne kadar 0 konursa değeri artar. 1 çekilirse hepsi 0 olur. İhlassız, yani riya ile yapılan ameller de, soldaki sıfır gibi yani 1 rakamının soluna konan sıfır gibi değersizdir. İtikat doğru olunca ibadetleri arttırmak, insanın gayretine, ihlasına, ilmine bağlıdır. İstediği kadar artırır. Ancak, doğru itikadı, yani ehli sünnet itikadı yoksa ibadetlerinin hiç faydası olmaz, soldaki sıfır gibi değersizdir. Mutezile ve benzeri akılcı gruplara göre ibadetler imandan bir parçadır. Onlara göre günah işleyen ve farzları yapmayan kâfir olur, yani iman X amel diyorlar. Bunlardan birisi sıfır olursa netice de sıfır olur diyorlar. Yani imansız amel de amelsiz iman da makbul değil diyorlar. Ehli sünnet, Amelsiz iman makbul, imansız amel makbul değildir. Ehli sünnete göre amel X ihlas
denebilir. Ancak amel işlemeden, (Param olsaydı şu fakire yardım ederdim diye ihlasla düşünen de, vermediği halde, amel işlemediği halde ihlaslı niyetinden dolayı sevaba kavuşur. Bir kimsenin ihlası ne kadar çoksa, amel ile çarpılınca netice büyük olur. Bizim ihlasımız 1 ise, bin fakire birer
ekmek versek, 1x1000=bin sevap eder. Eshabı kiramın ihlası çok kuvvetli olduğu için, mesela onların ihlası 1 milyon olsun, bir fakire bir ekmek verse bir milyon sevap alır. Nitekim hadisi şerifte buyuruluyor ki: (Yemin ederim ki, bir kimse, Uhud dağı kadar altın sadaka verse, eshabımdan birinin bir avuç kadar arpa sadakasının sevabına kavuşamaz.) [Buhari] Eshabı kiramın imanları çok kuvvetli ve ihlasları çok fazla olduğu için böyle sevaplara kavuşuyorlar. Eshabı kiramdan biri diğerinden daha yüksek idi. Bunun için Hz. Ebu Bekir'in verdiği bir avuç hurmanın sevabı, diğer
sahabeden birinin vereceği sevap arasında dağlar kadar fark vardır. Bir hadis-i şerifte de buyuruluyor ki: (Benden sonra, Eshabımın ihtilaf edecekleri meseleler hakkında suâl ettim. Rabbim bana "Senin eshabın benim yanımda gökteki yıldızlar gibidir. Bazısı diğerinden daha parlaktır. Onlardan birisine uyan hidayet üzerindedir" buyurdu.) [Deylemi]

Doğruyu bulmak zor değildir 06.06.2002

Bugün birçok fırka, grup var. Hepsi doğru olan biziz, ötekiler yanlış yolda diyor. Bu konuda İmam-ı Rabbani hazretleri buyuruyor ki: [Tirmizî'nin bildirdiği] (Ümmetim 73 fırkaya ayrılır, 72'si cehenneme gider, yalnız bir fırkası kurtulur. Bu fırka, benim ve Eshabımın yolunda gidenlerdir) hadis-i şerif, 72 fırkanın cehennemde azap göreceğini fakat, cehennemde sonsuz kalacağını bildirmiyor. Sonsuz kalmak, imansızlar yani kâfirler içindir. 72 fırka, cehennemde itikatlarının bozukluğu kadar yanar. Yalnız Ehli sünnet cehennemden kurtulur. Bunlardan kötü iş yapanların günahları tövbe veya şefaat ile affolunmadı ise, bunlar da günahları kadar cehennemde kalırlar.
(3/38)


Ehl-i Sünnet itikadına uymayan bozuk, sapık inançlara bid'at ve dalalet yolları denir. Hz. Adem'den beri, bütün peygamberlerin tebliğ ettiği dinlerde bir olan husus, iman esaslarıdır. İmanda ayrılık olmaz. Ehl-i sünnet âlimlerinin bildirdiğine uymayan, her mana yanlıştır. Çünkü her
sapık, Kur'ana ve hadise uyduğunu iddia eder. Kısa görüşü ile, bunlardan yanlış manalar çıkarır, doğru yoldan kayar. Allahü teâlâ, (Kur'an-ı kerimde verilen misaller, çok kimseyi saptırır, çok kimseyi de doğru yola iletir) buyurdu. (Bekara 26) , Ehl-i sünnet âlimlerinin anladıkları manalar
doğrudur. Çünkü, bu manaları, Eshabı kiramdan ve Tabiinden almışlardır. Kurtuluş yolunu, yanlış yollardan ayıran onlardır. Onların hidayet ışıkları olmasaydı, bizler doğru yolu bulamazdık. İslâmiyeti bozulmaktan koruyan onların çalışmasıdır. Onlara uyan kurtulur. Onlara uymayan sapıtır, herkesi de sapıtmaya çalışır. (m. 286)


Bir hadisi şerifte, (Rabbim bana vahyetti ki: "Ya Muhammed eshabın gökteki yıldızlar gibidir. Bazısı bazısından daha parlaktır. Onlardan birine uyan hidayet üzeredir") buyuruldu. (Deylemi)


Kur'anı kerimde, (Her fırka, doğru yolda olduğunu zannederek sevinir) buyuruldu. (Rum 32) [m.80]


Peygamber efendimiz ise, (Kurtuluş fırkası, benim ve Eshabımın gittiği yolda bulunanlardır) buyurdu. Resulullah efendimiz, kendini söyledikten sonra, Eshab-ı kiramı da, söylemesine lüzum olmadığı halde, bunları da söylemesi, (Eshabım benim yolumdadır, benim yolum, Eshabımın yoldur. Kurtuluş yolu, yalnız Eshabımın gittiği yoldur) demektir. Ancak Eshab-ı kiramın yolunda
giden Ehl-i sünnettir. Nisa suresinin 79. âyetinde, (Resule itaat, Allaha itaattir) buyuruldu. Allaha itaatin, Resulüne itaatten başka olduğunu sananlar için buyuruluyor ki: (Allahın yolu ile, peygamberlerin yolunu birbirinden ayırmak isteyenler kâfirdir.) [Nisa 150,151], Resulullah,
(Eshabımın yolundan gidin) buyurduğu halde, Eshabın yolunda gitmeyip de, Peygambere uyduğunu söyleyen, Ona uymuş olmaz. Böyle yol tutan kurtulamaz. Mücadele suresinin, (Doğru bir şey yaptıklarını sanıyorlar. Biliniz ki, onlar yalancıdır) mealindeki 18. âyeti bu gibilerin halini gösteriyor. (m. 80)


İhtilafları çözmek için de sünnete ihtiyaç vardır. Kur'an-ı kerimde buyuruluyor ki: (Anlaşamadığınız bir işin hükmünü Allahtan [Kur'andan] ve Resulünden [hadisten] anlayın.) [Nisa 59] Buradaki anlayın emri, âlimler içindir. Çünkü Kur'anı kerimde, (Bilmiyorsanız âlimlere sorun) buyuruluyor.
(Nahl 43) Kur'ana, Sünnete ve eshaba uyabilmek için dört mezhepten birisine uymak gerekir. (Mizan-ül-kübra), Seyyid Ahmed Tahtavi hazretleri buyurdu ki: (Bugün her Müslümanın 4 mezhepten birinde bulunması vaciptir. 4 mezhepten birinde bulunmayan Ehl-i sünnetten ayrılır. (Dürr-ül-muhtar haşiyesi)

Kur'an-ı kerim değişmemiştir 09.06.2002

İbni Sebeciler, "Kur'anı ilk üç halife değiştirdi" diyorlar. "Ben bir resulüm" diyen Reşat Halife de, Tevbe suresinin son iki âyeti değişti diyor. Şimdi âyetlere bakalım: (Rabbinin sözü doğruluk ve adaletle tamamlandı. Onun sözlerini [Kur'anı] değiştirebilecek [hiçbir şey, hiçbir kuvvet] yoktur.) [Enam 115] (Kur'anı biz indirdik, elbette yine onu biz koruyacağız.) [Hicr 9] (Kulumuza [Resule] indirdiğimizden [Allahtan geldiğinden] bir şüpheniz varsa, iddianızda doğru iseniz, Allah'tan gayri şahitlerinizi [bilginlerinizi] de yardıma çağırıp, haydi onun benzeri bir sure meydana getirin! Bunu yapamazsınız, asla yapamayacaksınız da.) [Bekara 23, 24] (De ki: Bu Kur'anın bir benzerini ortaya koymak üzere insanlar ve cinler toplanıp, birbirine destek de olsalar, yemin olsun ki yine de benzerini ortaya koyamazlar.) [İsra 88] (14 asır geçtiği halde, birçok din düşmanı, hâşâ Allahı yalancı çıkarmak için uğraşmışsa da bunu yapamadılar.] (Eğer Kur'an, Allah'tan başkasından gelmiş olsaydı, içinde pek çok tutarsızlık [tenakuz, çelişki] bulunurdu. Bunu düşünemiyor musunuz?) [Nisa 82]


(Eğer o [peygamber] bize atfen, [Kur'ana] bazı sözler katsaydı, biz onu kuvvetle yakalayıp şah damarını koparır, helak ederdik, hiçbiriniz de buna engel olamazdınız.) [Hakka 44-47],


(Kur'an, eşi benzeri olmayan bir kitaptır. Ona önünden, ardından [hiçbir yönden, hiçbir şekilde] bâtıl gelemez [hiçbir ilave ve çıkarma yapılamaz.Çünkü] O, kâinatın hamdettiği hüküm ve hikmet sahibi Allah tarafından indirilmiştir.) [Fussilet 41-42] [Kur'anı Allah indirdiği için, onu bozabilecek birisinin çıkamayacağı açıkça bildiriliyor.]


Kur'an-ı kerim, Resulullahın en büyük mucizesidir. İçinde bütün dünyada bugüne kadar yapılmış medeni kanunlara örnek teşkil edecek ilmi ve hukuki esaslar, eski tarihe ait birçok bilinmeyen malumat, insanlara verilebilecek en büyük ahlâk esasları, nasihatler, dünya ve ahiret hakkında, o zamana kadar hiçbir kimsenin bilmediği, bilemediği, tasavvur bile edemediği hususlar vardır. Bunlar kimsenin söyleyemeyeceği bir ifade ile beyan edilmiştir. Müşrikler, mucize isteyince de buyuruldu ki: (Kur'an gibi [eşsiz] bir kitabı sana indirmemiz, [mucize olarak] yetmez mi?) [Ankebut 51] "Bu Allahın kitabı değildir" diyebileceklere karşı da, böyle şüphelere yer bırakılmamıştır. Allahü teâlâ, Resulünün böyle bir kitap yazacak kudrette  olmadığını ve Kur'anı kendisinin vahyettiğini teyit etmektedir. Esasen Resulünün özellikle ümmi, [okuma yazma öğrenmemiş] olmasını ve bu sebepten Kur'anın ancak Allah tarafından vahy edilebileceğinin anlaşılmasını istemiştir. Bir âyet meali: ([Ey Resulüm, bu Kur'an sana indirilmeden önce]
Sen bir kitaptan okumuş ve elinle onu yazmış değildin. Eğer öyle olsaydı müşrikler [Kur'anı başkasından öğrenmiş veya önceki semavi kitaplardan almış] derlerdi.) [Ankebut 48]


Bu eşsiz mucize olan Kur'anı kerime uyabilmek için, Kur'anın muhatabı olan Peygamberimize uymak ve şerefli sözlerini [hadis-i şeriflerini] kabul etmek lazımdır. Kur'anı kerimde buyuruluyor ki:


(Resule itaat eden, Allaha itaat etmiş olur.) [Nisa 80] (De ki, "Eğer Allahı seviyorsanız bana uyun ki, Allah da sizi sevsin!") [A. İmran 31]


(De ki, "Allaha ve peygambere itaat edin! Eğer [uymayıp] yüz çevirirlerse, [kâfir olurlar.] Elbette Allah kâfirleri sevmez.) [A. İmran 32]


Yalnız Kur'an diyen yalancılar 10.06.2002

Mezhepsizler, dindeki dört delilin ikisini kabul etmeyip Kitap ve Sünnet'ten başka delil yok diyorlar. Mezhepsizleri de geride bırakan türediler, Kitap ve Sünnet tabirine bile saldırıp, "Kur'andan başka bir sünnet adı altında din çıkarmak İslâmı yıkmaktır, Peygamber Kur'anı getirmekle işi bitmiştir, o bir postacıdır" diyerek Sünneti Kur'andan farklı bir şey gibi göstermeye
çalışıyorlar.


Yalnız Kur'an diyenler, kesinlikle Kur'anı kerime inanmıyorlar. İslamiyeti yıkmak için inanmış gibi görünüyorlar. Bunların başında İgnaz Goldziher, Shacht gibi Oryantalist denilen gayri müslimler gelir. Hıristiyanların çıkardığı bu akıma kapılıp biz de resulüz diyenlerden Hintli Mirza Gulam
Ahmet ile Mısırlı Reşat Halife ve daha başka zındıklar vardır. Reşat Halifenin kurduğu on dokuzcular bâtıl dinini savunanlar da yalnız Kur'an diyor, Sünneti inkâr ediyorlar.


Dindeki dört delilden üçü inkâr edilince, herkes kendi anladığını doğru kabul edecek ve böylece insan sayısı kadar din meydana gelecek, bir kaos yaşanacak ve nihâyet din yıkılacaktır. Fakat bu dini yıkmaya muvaffak olamayacakları Kur'an-ı kerimde bildirilmektedir: (Onlar, ağızları ile
Allahın nurunu [Kur'an, Sünnet, icma ve kıyastan meydana gelen Allahın dinini] söndürmeye yelteniyorlar. Hâlbuki kâfirler istemeseler de, Allah nûrunu [dinini] tamamlayacaktır.) [Saf 8]


Yalnız Kur'an diyenler, Kur'andaki İslam diyenler, utanmadan yalan söylüyorlar. Sözlerinde zerre kadar samimiyet yoktur. Kur'ana inanmalarında samimi olsalardı, âyetlere inanırlardı. Allah yalnız Kur'an mı diyor? Allahü teâlâ, (Resulüme uyun, onun bildirdiği her şeyi kabul edin, haram ettiklerinden sakının, Resule uyan bana uymuş olur. Ona isyan eden bana isyan etmiş olur. Onun sözleri vahye dayanır. Onun sözünü benim sözüme aykırı görenler ve Allahın yolu ile Peygamberin yolunu birbirinden ayırmak isteyenler kâfirdir) buyurmuyor mu? İşte âyet-i kerime mealleri:                                                                                                                                                 
(Resulümün verdiğini alın, yasakladığından da sakının!) [Haşr 7]
(O, [Resulüm] vahyden başkasını söylemez.) [Necm 3,4]
(Resulüme uyun ki, doğru yolu bulun!) [Araf 158, Nur 54]
(Resule itaat eden, Allaha itaat etmiş olur.) [Nisa 80]
(Allaha ve Resulüne karşı gelen, apaçık bir sapıklıktadır.) [Ahzab 36]
(Allah ve Resulüne itaat eden cennete, isyan eden cehenneme gider.) [Nisa 13,13]


(İhtilaflı bir işin hükmünü Allahtan [Kur'andan] ve Resulünden [Sünnetten] anlayın!) [Nisa 59]
(O Peygamber, güzel şeyleri helal, çirkin şeyleri haram kılar.) [Araf 157]
(Biz her peygamberi kendisine itaat edilsin diye gönderdik.) [Nisa 64]
(Aralarında hüküm verilmek üzere Allaha ve Peygambere çağırıldıkları vakit: "İşittik, itaat ettik" demek, ancak müminlerin sözüdür, işte kurtuluşa erenler onlardır.) [Nur 51]
(Allaha ve Resûlüne karşı gelen, bilsin ki, Allahın azâbı çok şiddetlidir.) [Enfâl 13]
(Allaha ve Resulüne itaat edin! [uymayıp] yüz çeviren [kâfirdir] Allah da kâfirleri sevmez.) [A. İmran 32]
(Allah ile resullerinin emirlerini birbirinden ayırıp ikisi arasında bir yol tutmak isteyen kâfirdir.) [Nisa 150,151]
Kur'anda, (yalnız Kur'ana uyun) denmiyor, (Allaha ve resulüne uyun) deniyor. Resulünü devreden çıkaran, Kur'anın açıklaması olan hadisleri delil saymayan, Kur'anın ifadesi ile kâfir olur.

 
Kur'an ve Sünneti inkâr 11062002

Allahü teâlâ, Resulüne Kur'anın açıklamasını, hüküm koymasını emredip, iman, itaat ve Kelime-i şehâdette de Resulünü kendisiyle birlikte bildiriyor:


(Kur'anı insanlara açıklayasın diye sana indirdik.) [Nahl 44]
(İhtilaflı şeyleri insanlara açıklayasın ve iman eden bir kavme de hidâyet ve rahmet olsun diye bu Kitabı sana indirdik.) [Nahl 64]
(İhtilaflı bir işin hükmünü Allahtan [Kur'andan] ve Resulünden [Sünnetten] anlayın!) [Nisa 59]
(Aralarındaki anlaşmazlıkta seni hakem tayin edip, verdiğin hükmü tereddütsüz kabullenmedikçe, iman etmiş olmazlar.) [Nisa 65]
(Allah ve Resulü, bir işte hüküm verince, artık inanmış kadın ve erkeğe, o işi kendi isteğine göre, tercih, seçme hakkı kalmaz.) [Ahzab 36]
(O Peygamber, güzel şeyleri helal, çirkin şeyleri haram kılar.) [Araf 157]
(Allaha ve ümmi nebi olan Resulüne iman edin!) [Araf 158]
(Allaha ve Resulüne itaat edin!) [Enfal 20]
(Resulullahta sizin için [uyulması gereken] güzel örnekler vardır.) [Ahzab 21]
(Allaha ve Resulüne inanmayan [kâfir olur] kâfirler için de çılgın bir ateş hazırladık.) [Feth 13]
(Allah, dilediğine hikmeti verir. Hikmet verilene de, çok hayır verilmiştir.) [Bekara 269]
(Size kitabı, hikmeti getiren ve bilmediklerinizi öğreten bir Resul gönderdik.) [Bekara 151]
İmam-ı Şafiî, (Bu âyetteki hikmet, Sünnettir. Önce Kur'an, peşinden hikmet bildirilmiştir) buyurdu. (Risale s.78) Kur'an ile birlikte bir de hikmet [Sünnet] getirildiği, bu âyet ile de bildirildi.


Dünkü yazıda, yalnız Kur'an diyenlerin, Kur'ana inanmadıklarını, Kur'an ve Sünneti kabul etmedikleri için kâfir olduklarını âyetlerle bildirmiştik. Bu konudaki hadis-i şerifler de şöyledir:


(Cebrail aleyhisselam, Kur'an ile beraber açıklaması olan sünneti de getirmiştir.) [Darimi]
(Bana Kur'anın misli kadar daha hüküm verildi.) [İ. Ahmed]
(Yalnız Kur'andaki helal ve haramı kabul edin diyenler çıkar. İyi bilin, Peygamberin haram kılması, Allahın haram kılması gibidir.) [Tirmizî, Darimi]
(Bana uyan cennete girer, bana isyan eden ise giremez.) [Buharî]
(Bir zaman gelir "Kur'andan başka şey tanımam" diyenler çıkar) [E. Davüd]
(Kur'ana ve sünnete uyan hiç sapıtmaz.) [Hakim]
(Sünnetimden yüz çeviren benden değildir.) [Müslim]
(Bir zaman gelir, beni yalanlayanlar çıkar. Bir hadis söylenince, "Resulullah böyle şey söylemez. Bunu bırak, Kur'andan söyle" der.) [Ebu Ya'la]
(Sünnetimi öldürüp dini bozmaya çalışanlara lanet olsun) [Deylemî]
(Ümmetim bozulunca, sünnetimi ayakta tutana şehit sevabı verilir.) [Hakim]
(İhtilaflar çıkınca, sünnetime ve hulefa-i raşidinin sünnetine sımsıkı sarılın!) [Tirmizî]
(Bize yalnız Kur'andan söyle) diyen birine, İmran bin Husayn hazretleri: (Ey ahmak! Mesela Kur'anda, namazların kaç rekat olduğunu bulabilir misin?) dedi. Hz. Ömer, farzların seferde kaç rekat kılınacağını Kur'anda bulamadık diyenlere, (Allahü teâlâ, bize, Resulullahı gönderdi. Kur'anda bulamadığımızı, ondan gördüğümüz gibi yaparız. O, seferde, 4 rekatli farzları iki kılardı) buyurdu. (Mizan-ül-kübra)

 


Resulullah Kur'anı açıkladı 12062002

Kur'an-ı kerimde, (Resulüm, sana indirdiğimiz Kur'anı insanlara açıkla) buyuruluyor. (Nahl 44)
İmam-ı Şaranî hazretleri de buyuruyor ki: Kur'an-ı kerimde, namazların kaç rekat olduğu, rükû ve secdede okunacak tesbihler, vakit namazları ile bayram ve cenaze namazlarının nasıl kılınacağı, namazı bozan şeyler, zekât nisabı, zekatın hangi maldan verileceği orucun ve haccın farzları, oruç kefareti, hukuk bilgileri, kedi köpek etinin yenilip yenilmeyeceği gibi birçok husus açıkça bildirilmemiştir. Yani hiçbir âlim, bunları Kur'an-ı kerimden bulup çıkaramazdı. Bunları peygamber efendimiz açıklamıştır. (Mizanül kübra)


Yalnız Kur'an diyen müsteşriklere [oryantalistlere] soruyoruz. Kur'an-ı kerimde (Meyte ve kan size haram kılındı) buyuruluyor. (Maide 3) Meyte, boğazlanmadan ölen veya öldürülen yani leş olan hayvandır. Bir müsteşrik, bu âyete bakarak balık yemenin haram olduğunu söyler. Ona göre sadece delil Kur'andır. Hâlbuki Allahü teâlâ (Bir işte anlaşamazsanız, bu işin hükmünü öğrenmek için Kur'ana ve sünnete bakın!) buyuruyor. Balık kesilmeden yenir mi diye Kur'ana bakınca müsteşrik yenmeyeceğini anlar. Dalak kandır. Müsteşrik, âyete bakınca bunun da haram olduğunu anlar. Fakat sünnete bakılınca istisna olarak balık ve dalağın helal olduğu görülür. Hadis-i
şerifte, (Size iki meyte ve iki kan helal kılındı. İki meyte balıkla çekirgedir, iki kan ise, karaciğerle dalaktır) buyurulmuştur. (İbni Mace, Ebu Dâvud)


Yine Peygamber efendimiz, (Denizin suyu temizdir, meytesi helaldir) buyurarak deniz meytelerinin helal olduğunu bildirmiştir. (Ebu Dâvud, Abdürrezzak) Buna da açıklık getirilmiş, her meyte değildir. Mesela kendiliğinden ölüp su yüzüne çıkan balığın da yenilmeyeceği hadis-i şerifle bildirilmiştir. (Dare Kutni)


Aslan, kaplan, kurt, maymun ve köpek gibi yırtıcı hayvanlarla, atmaca, kartal, doğan ve şahin gibi yırtıcı kuşların etlerinin haramlığı da hadis-i şerifle bildirilmiştir. (Müslim) (Yemîn ederim ki, ben size ancak Allahın emrettiğini emrediyor, nehyettiğini nehyediyorum) buyurdu. (Taberânî), zaten onun sözleri vahiydir. (Necm 4)


Kur'ana, İslâma uymak için, Peygamber efendimize uymak gerekir. Peygamber efendimize uymak için de İslâm âlimlerine uymak gerekir. Kur'an-ı kerimde (Bilmiyorsanız âlimlere sorun) buyuruluyor. (Nahl 43) Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki: (Âlimlere tâbi olun!) [Deylemî], (Âlimler yeryüzünün ışıklarıdır. Benim ve diğer peygamberlerin varisleridir.) [Ebu Nuaym], (Âlimler rehberdir.) [İ. Neccar], (Âlim, Allahın güvendiği kimsedir.) [Deylemî] Tahtavi hazretleri, buyuruyor ki: (Kur'an-ı kerimdeki, (Allahın ipine sarılın!) emri, (Fıkıh âlimlerinin, mezheb imamlarının bildirdiklerine uyun) demektir.) [Dürr-ül muhtar haşiyesi] Nasıl kanunlar, Anayasadan ayrı kabul edilmezse, sünnet, yani hadis-i şerifler de Kur'an-ı kerimden ayrı değildir. Onun açıklamalarıdır. Nasıl, tüzükler, yönetmelikler, kanunlara aykırı kabul edilmiyorsa, icma ve kıyas-ı
fukaha da sünnete aykırı değildir. Kıyas, Kur'an-ı kerimin ve hadis-i şeriflerin açıklamasıdır. Sünneti Kur'an-ı kerimden ayrı, kıyası [âlimlerin ictihadlarını] hadis-i şeriflerden başka göstermeye çalışanların, sapık olduğu Mektubat-ı Rabbanî'de yazılıdır.


Hadis-i şerif düşmanlarının hilesi 13.06.2002

Hadis, kadim=eski kelimesinin zıttıdır, yani yeni demektir. Ayrıca söz ve haber anlamına da gelir. Kur'anı kerimde geçen bütün hadis kelimeleri, söz ve haber anlamındadır. Deyim olarak, Resulullahtan rivâyet edilen haberlere hadis denir. Hadis-i şerif, Resulullah efendimizin şerefli, mübarek sözleridir.


Dini yıkmak isteyenler, önce alimlerden, mezheplerden başladılar, sonra da hadis-i şeriflere saldırdılar. Sahih de olsa hadis-i şerife düşmanlıklarını gizlemediler. Ama her Müslüman bilir ki, hadis-i şeriflere düşman olmak, (O, Resul vahiyden başka söylemez) buyuran Allaha düşmanlıktır. Bu Allah düşmanları, (Yalnız Kur'an) yaftası altında, hadislerden başlayarak İslamiyeti yıkmaya çalışıyorlar. Allahü teâlâ, Resulüne uymayı, kendine uymak olarak bildirmekte ve Resulün emri ile kendi emrini ayıranlara kâfir demektedir. İşte âyet-i kerimeler:


(Resule itaat eden, Allah'a itaat etmiş olur.) [Nisa 80]
(Allah ve Resulüne itaat eden, en büyük kurtuluşa ermiştir.) [Ahzab 71]
(Peygamberin verdiğini alın, yasak ettiğinden sakının!) [Haşr 7]
(Resulüm de ki; "Bana uyun ki, Allah da sizi sevsin!") [Al-i İmran 31]
(O, kendisine vahyedilenden başkasını söylemez.) [Necm 4]
(Ona uyun ki, doğru yolu bulasınız!) [Araf 158]
(De ki, "Allaha ve Peygambere itaat edin! Eğer [uymayıp] yüz çevirirlerse, [kâfir olurlar] Elbette Allah kâfirleri sevmez.) [A. İmran 32]
(Allahın yolu ile, peygamberlerin yolunu birbirinden ayırmak isteyenler kâfirdir.) [Nisa 150,151]


Bu âyetlere rağmen, 19'culuk dinini kuran Reşat Halife, hadislere savaş açmıştı. Onun izinden giden mezhepsizler, kasten söz anlamındaki hadis kelimesini sanki hadis-i şerif gibi göstermeye çalışıyorlar. Uygunsuz bir söz ifadesini, uygunsuz bir hadis diye tercüme ediyorlar. Hadis kelimesini söz olarak tercüme etmeyip hadis olarak söylüyorlar, mesela (Kur'andan sonra
hangi söze inanacaklar?) âyetini, (Hangi hadise inanacaklar) diye değiştiriyorlar. Halbuki Kur'anda, hadis kelimesi bazen, Kur'an anlamında da kullanılıyor. O zaman hadis kelimesini, hadis-i şerif olarak göstermek, kendi aleyhlerine delildir. İşte âyet mealleri: (Bu hadise [söze=Kur'ana] inanmayanlar [helak olacakları için] arkalarından üzülerek neredeyse kendini harap edeceksin!) [Kehf 6] (Allah, hadislerin=sözlerin en güzelini bir kitap halinde indirdi.) [Zümer 23]
(Şimdi siz bu hadise [söze=Kur'an'a] mı şaşıyorsunuz?) [Necm 59]
(Alemlerin Rabbi tarafından indirilen bu Kur'an-ı kerime ancak temiz olanlar dokunabilir. Siz bu hadisi mi [sözü mü=Kur'anı mı] küçümsüyorsunuz? [Vakıa 77-81]


Kur'an-ı kerimde levhel hadis, boş laf demektir. Âyet meali: (İnsanlardan öylesi var ki, herhangi bir ilmî delile dayanmadan Allah yolundan saptırmak ve sonra da onunla alay etmek için boş lafı satın alır.) [Lokman 6] Hadis düşmanları, buradaki boş lafa, hadis eğlencesi veya uydurma hadis
demişlerdir. Bu hileye, bu oyuna gelmemelidir.

 

 

On dokuzculuk dini bâtıldır 16062002

Fanatik Hıristiyanlar Peygamber efendimiz 571'de doğduğu ve İstanbul 1453'te alındığı için, bu sayıların toplamı olan 13 sayısını uğursuz sayarlar. Bunun için 13 numaralı odaya girmez, 13 numaralı evde oturmaz ve 13 sayılı, her şeyden kaçarlar. İslâmiyeti yıkmak için çalışan Behailer de, 19 sayısını mukaddes sayarlar. 19 gün oruç tutarlar. Her Behai, 19 günde bir, 19 Behaiyi
davet eder. Genel adalet evi dedikleri meclise 19 kişi seçerler. Behaullaha peygamber derler.
19 fiziksel mucize diye bir şey çıkardılar. Bu konuda Diyanet İşleri eski Başkanlarından Tayyar Altıkulaç, diyor ki: Ben, Reşat Halifenin 19'la ilgili tebliğini tercüme etmekle hatalı, belki de maksatlı bir teşebbüsün yayılmasına vasıta oldum. Yanılmayan yalnız Allahtır. Daha sonra ben
Resulullahım, yani Allahın elçisiyim diyen Mısırlı Reşat Halife, 19'a uyduramadığı için Tevbe suresinin son iki âyetini inkâr etmiştir.


Kur'an-ı kerimdeki 114 sureden yalnız 3 tanesi 19 âyettir. Bir tanesi de 19' un iki katı yani 38 âyettir. Diğer 110 sure, 19'un katı değildir. 1, 2, 3, 4, 5, 6, 7, 8, 9, 10, 11, 12, 13 ve daha başka sayıların katı kadar âyet-i kerime vardır. Elbette bunlar maksatsız değildir. Fakat her yazıda, her
kitapta 19 veya 19'un katı olabilir. Buna herhangi bir mana vermek  yanlıştır. Mesela Edip Yüksel, Reşat Halife'nin on dokuzculuk bâtıl dinine girince, Sadreddin hoca, (Oğlum Edip mürted oldu) demişti. Bunun harfleri de 19'dur. (Reşat Halife kâfirdir), (19'culuk dini bâtıldır), (On dokuzcular haindir), (Ve 19'cu süper cahildir) ifadelerinde de 19 harf vardır. Hıristiyanlar, Behailer ve on dokuzcular rakama önem veriyorlar. Bunların hepsi hurafedir. On dokuzculardan, çeşitli sualler geliyor. Birkaç tanesini de burada bildirelim.


19'cu soruyor: 19 sayısı asal sayıdır. Hiçbir rakama bölünemez, Allahın birliği de bölünemez.
CEVAP: 1, 3, 5, 7, 11, 13, 17 rakamları asal değil mi? Bunlar hangi rakama bölünebilir ki?


Başka bir soruya geçip diyor ki: 74. surenin 30. âyetini göz ardı edemezsiniz.
CEVAP: Müddessir suresinin 30. âyetinde, mealen (Cehennemde 19 melek vardır) buyuruluyor. Beydavi tefsirinde diyor ki: Ebu Cehil bu âyeti işiterek kavmi arasında maskaralığa kalkmıştı. Kâfirlerden güçlü kuvvetli bir adam olan Ebu Esved bin Üseyyid bin Kilde "Ben o meleklerin 17'sine yeterim. Siz de ikisinin hesabını görün" demişti. Bunun üzerine sonraki âyetler nazil
olmuştur.


(Cehennemin görevlilerini yalnız meleklerden kıldık. Meleklerin sayısını [19 olarak] bildirmekle de, inkârcılar için bir fitne [imtihan] yaptık. Böylece inananların imanlarının artmasını sağladık. İnkârcılar "Allah bu misalle ne demek istiyor ki" derler. İşte Allah, böylece, dilediğini saptırır,
dilediğini de doğru yola eriştirir.) [Müddessir 31] Kur'an-ı kerim Resulullahın en büyük mucizesidir. Bir mucize olarak 19' cuların çıkacağı, onların inkârcı olacakları bu âyetle mi bildiriliyor acaba?

 

19'cu, bu âyetten de umduğunu bulamayınca diyor ki: "83. surenin 9. âyetinde (Bu rakamlanmış kitap) ifadesini nasıl görmezlikten gelirsiniz?
CEVAP: Bektaşi gibi cümlenin yarısını alıyorsun. Bektaşi (Namaza yaklaşmayın, sarhoş iken) âyetinin ilk cümlesini aldığı gibi, sen de ifadenin yarısını almamışsın. Mutaffifin suresi 9. âyeti (Kitabun merkum=O yazılmış bir kitaptır) mealindedir. İfadenin tamamı ise şöyledir: (Sıccîn
nedir, bilir misin? O yazılmış bir kitaptır.) [Tatfif 8, 9] Tefsirlerde siccin denilen şeyin kâfirlerin amellerinin yazıldığı kitap olarak bildirilmektedir. Bu siccinin tarifidir, Kur'an-ı kerim için söylenmiyor. 19'cunun hilesi açığa çıkınca başka sorulara geçiyor. Yarın bunları da göreceğiz inşallah.

Domuz yağı helal diyenler! 17062002

Reşat Halife denilen Mısırlı mezhepsizin kurduğu 19'culuk dinindekiler, (Allah Kur'anda domuz etini haram ediyor, yağına haram demiyor. Domuz yağı helaldir) diyorlar.
CEVAP: Bu sözde birkaç hata var. Birincisi mantık, kıyas hatası. Bir hayvan leş ise, eti pis, yağı temiz olmaz. Reşat Halife'nin mantığı ile Allah sadece etine haram dedi, yağına veya pisliğine demedi diye, domuzun pisliğine helal denir mi hiç? İkincisi, haram edilmiş hayvanların hepsini
Kur'anda bulmak mümkün mü? Mesela Kur'anda köpek eti yasaklanmıyor, yılan çıyan, kartal gibi hayvanların haram olduğu yazmıyor. Kur'anda bulamadım diye bunlara helal denir mi? İnanmadıkları Kur'anı kerimde buyuruluyor ki:


(İhtilaflı bir işin hükmünü öğrenmek için Kur'ana ve Sünnete bakın!) [Nisa 59]
(İhtilaflı şeyleri insanlara açıklayasın diye bu Kitabı sana indirdik.) [Nahl 44, 64]
(Resulüme uyun ki, doğru yolu bulun!) [Araf 158, Nur 54]
(Resule itaat eden, Allaha itaat etmiş olur.) [Nisa 80]
(O Peygamber, güzel şeyleri helal, çirkin şeyleri haram kılar.) [Araf 157]


Allah, sadece Kur'ana bakın demiyor, Sünnete de bakın, Resulüme uyun diyor. Kur'anı o açıklar diyor. Allahın bu âyetlerine inanmayan Kur'ana ve Allaha inanmış olur mu? Bunun için (Yalnız Kur'an) diyen sapıklar, kesinlikle Kur'ana ve Allaha inanmıyorlar. Hadis-i şeriflerde hangi hayvanların yenilip yenilmeyeceği açıkça bildirilmiştir. Kur'anı kerimi açıklamak gerektiği gibi
hadis-i şerifleri de açıklamak gerekir. Kur'anda, (Bilmiyorsanız âlimlere sorun) da buyuruluyor. (Nahl 43)


Bu âyetler, Resulullahın sözünün dinde delil olduğu gibi, âlimlerin de delil olduğunu bildiriyor. Bunları delil olarak kabul etmeyen Kur'ana nasıl inanmış olur ki? (Yalnız Kur'an) diyenler Allaha, Kur'ana ve Onun Resulüne inanmayan kimselerdir. Resulullahın sözünü kabul etmeyenlerin kâfir
oldukları yine Kur'anda bildiriliyor: (Allah ile resullerinin emirlerini birbirinden ayırıp ikisi arasında bir yol tutmak isteyen kâfirdir.) [Nisa 150,151]


19'cu, inat ederek diyor ki: Domuz yağının haram olmadığını, Allahın elçisi R. Halife, 6. surenin 145 ile 146. âyetini birbiri ile kıyaslayarak yapmıştır.
CEVAP: O âyetler yeni mi indi? Resulullah efendimiz o âyetleri nasıl açıkladı? 1400 senedir binlerce İslam âlimi geldi. Hangi İslam âlimi domuz yağı helal dedi ki? 146. âyette Yahudilere eti yenen hayvanlardan koyun ve sığırın iç yağının haram edildiği bildiriliyor. Buradan domuz yağının helal olduğuna nasıl kıyas edilir ki? Ne diye Reşat Halife'nin kıyasına inanıyorsun da, Resulullahın bildirdiğine inanmıyorsun? Allah, Resulüne vahiy ile bildirmiş o da bize bildirdi. Allaha inanan vahye de inanır.
Resulünün sözleri vahye dayanır. (Necm 4)


19'cu yine inat ederek diyor ki: Bence içki günah diye üzümü yasaklamak gibi, domuz eti günah diye yağını, derisini ve gerisini yasaklamak anlamsızdır.
CEVAP: Dini hüküm hakkında sence, bence olur mu? O zaman insan sayısınca din olur. Buna da din değil, dinsizlik denir. Dinde nakil esastır. Din bilgileri zamanla değişmez. Allah ve Resulünün sözleri senettir. Bu yüzden, bizim gibilerin Kur'an hakkında görüşleri geçersizdir. Çünkü hadis-i şerifte, (Kur'anı kendi görüşüne göre açıklayan kâfir olur) buyuruluyor. (Yarın 19'cunun diğer soruları)

 
Âlemlere rahmet olan zat 18062002

19'cu diyor ki: Allahın elçisi olan Reşat Halife ile Muhammed arasında ayrım yapmak Kur'ana aykırıdır. Muhammed, diğer elçilerden üstün olmadığı gibi, Reşat Halife'den de üstün değildir. Çünkü Kur'anda, (Resuller arasında ayrım yapmayız) deniyor. (Bekara 285)
CEVAP: Kur'anı kerimde (Muhammed aleyhisselam Allahın resulü ve nebilerin sonuncusudur) diye bildiriliyor. (Ahzab 40) Hadis-i şerifte de, (Nebilik ve resullük sona erdi. Benden sonra nebi de, resul de yoktur.) buyuruldu. (Tirmizi)


Reşat Halife'nin Kur'an ve Sünnete rağmen, resul=elçi olduğuna delil nedir? (Resuller arasında ayrım yapmayız) âyeti, (Yahudi ve Hıristiyanlar gibi, Peygamberlerden bazısını kabul edip, bazısını inkâr ederek ayrım yapmayız, hepsi de peygamberdir) demektir. Çünkü Kur'an-ı kerimde buyuruluyor ki:


(Resullerden kimisini kimisine üstün kıldık.) [Bekara 253]
(Nebilerden bazısını bazısından üstün kıldık.) [İsra 55]
Demek ki, Resullerin de, nebilerin de birbirinden üstün olanları vardır. Her peygamber kendi milletine geldi, fakat Muhammed aleyhisselam bütün alemlere [insanlara, cinlere] geldi:
(Alemlere [Cin ve insanlara ilahi azap ile] korkutucu [uyarıcı] olsun diye Furkanı [Kur'anı] kuluna [Muhammed aleyhisselama] indiren [Allahın şanı] ne yücedir.) [Furkan 1]
(De ki, ey insanlar, ben, Allahın hepiniz için gönderdiği Resulüyüm.) [Araf 158]
(Biz onu alemlere rahmet olarak gönderdik.) [Enbiya 107]
Bu rahmet, yalnız insanlar için değil, bütün mahluklar içindir. Hatta kâfirler bile faydalanır. Nitekim (Sen içlerinde bulunduğun sürece, Allah onlara [kâfirlere] azap etmez) buyuruluyor. (Enfal 33)


19'cuların Resulullaha hakaret ettikleri gibi, müşrikler de mecnun demişlerdi:
(Habibim, Rabbinin verdiği nimetlerle sen mecnun değilsin. Senin için bitmeyen, sonsuz mükâfat vardır. Elbette sen en büyük ahlâk üzeresin.) [Kalem 2-4]
(Sen razı olana kadar, Rabbin sana [çok ihsanda bulunacak, çok nimet] verecek.) [Duha 5]
(Allah ve melekleri, Resule salevat getiriyorlar. İman edenler, siz de salevat getirin.) [Ahzab 56]
Bir hadis-i şerifte de, (Beni insanların en iyisi bilmeyen kâfir olur) buyuruldu. (Hatib)
Allahü teâlâ, bütün peygamberlere (Ya Âdem, Ya Musa, Ya İsa) diyerek ismi ile hitap ederken, Muhammed aleyhisselama, (Ya eyyühennebiyyu, ya eyyüherresul) diye özel hitap ediyor. Bu hitap şekli de Onun diğer peygamberlerden üstün olduğunu göstermektedir. Fatiha suresinde bildirdiği gibi Allahü teâlâ (Âlemlerin Rabbi)dir. Resulullah da alemlerden üstün olduğu için, (Rabbüke), (Rabbike) yani (Senin Rabbin) buyuruluyor. (Bekara 30, Saffat 180) Bizim Peygamberimiz âlemlere rahmet olarak gönderildi. Sizin elçiniz Reşat Halife, ne olarak gönderildi? Benim görüşüm senet olmaz ama, nasıl şeytan insanları saptırmak için gönderilmişse, Reşat Halife de fitne olarak
gönderildi. (Yarın 19'cunun diğer soruları)

Âlemlerin rahmet ve uyarıcısı 19062002

Kur'an-ı kerimdeki, (Resulüme uyun, ona uyan bana uymuş olur) mealindeki birçok âyete rağmen, Yalnız Kur'an diyerek Resulullaha uymayan, onun hadislerine itibar etmeyen "Kur'anı getirmekle onun işi bitmiştir, o bir postacı idi" diyenlerin Allaha inanmadıkları pek açıktır. Müslüman görünmeye çalışan böyle münafıkların oyununa gelmemelidir. Kur'an-ı kerimdeki bazı
ayetlere inanıp da bazı ayetleri inkâr etmek de kâfirliktir. Allahın yolu ile Peygamberimizin yolu birbirinden ayrı değildir. Yalnız Kur'an diyerek ayırmaya çalışanların kâfir olduklarını Kur'an-ı kerim bildiriyor: (Allah ile resullerinin emirlerini birbirinden ayırıp ikisi arasında bir yol tutmak
isteyen kâfirdir.) [Nisa 150,151], (Allaha ve Resulüne uyun [uymayıp] yüz çeviren [kâfirdir] Allah da kâfirleri sevmez.) [A. İmran 32], (Ey inkârcılar [resulü ve hadislerini] yalanladığınız için, azap yakanızı bırakmayacaktır.) [Furkan 77]


Kur'an-ı kerim baştan sona kadar Resulullahı övmekte ve ona uymayı emretmektedir. Bu konudaki ayet-i kerimelerden bazıları şöyledir: (Biz onu alemlere rahmet olarak gönderdik.) [Enbiya 107], (De ki, ey insanlar, ben, Allahın hepiniz için gönderdiği Resulüyüm.) [Araf 158],
(Alemlere [Cin ve insanlara ilâhi azap ile] korkutucu [uyarıcı] olarak Furkanı [Kur'anı] kuluna [Muhammed aleyhisselama] indiren [Allahın şanı] ne yücedir.) [Furkan 1], (Biz seni bütün insanlara müjdeleyici ve uyarıcı olarak gönderdik; fakat insanların çoğu bunu bilmez.) [Sebe, 28], (Rabbinin sana verdiği nimetlerle mecnun değilsin. Senin için bitmeyen, sonsuz mükâfat vardır. Elbette sen en büyük ahlâk üzeresin) [Kalem 2-4], (Rabbin sana [çok nimet] verecek, sen de razı olacaksın!) [Duha 5], (Allah ve melekleri, Resule salevat getiriyor, iman edenler, siz de salevat getirin.) [Ahzab 56], (Resullerden kimisini kimisine üstün kıldık.) [Bekara 253], (Nebilerden
bazısını bazısından üstün kıldık.) [İsra 55]


Son iki ayet-i kerime de, peygamberlerden bazısının, diğerinden üstün olduğunu göstermektedir. Bir hadis-i şerifte de, (Beni insanların en iyisi bilmeyen kâfirdir) buyuruluyor. (Hatib) Fetih suresinin, (Bütün dinlerden üstün kılmak üzere, Resulünü hidayet ve hak din ile gönderen Odur.) mealindeki 28. Ayeti de Resulünün en üstün olduğunu göstermektedir. Resulullah, her peygamberden üstün olduğu gibi, eshabı da diğer eshabdan, ümmeti de diğer ümmetlerden üstündür. Kur'anı kerimde buyuruluyor ki:


(Muhammed [aleyhisselam], Allahın peygamberidir, Onunla birlikte bulunanlar [Eshab], kâfirlere karşı şiddetli ve birbirlerine karşı merhametlidir.) [Feth 29] , (Mekke'nin fethinden önce Allah için mal veren ve savaşanlara, fetihten sonra verenlerden ve savaşanlardan daha yüksek derece vardır. Bunların dereceleri eşit değildir. Hepsi için Hüsnayı [Cenneti] söz veriyorum.) [Hadid 10], (Allah, hepsine husnayı [Cenneti] vâdetmiştir!) [Nisa 95] , (Muhacir ve Ensar ile iyilikte onların [Eshabın] izinden gidenlerden Allah râzıdır, onlara cenneti hazırlamıştır.) [Tevbe 100], (Siz,
insanların iyiliği için ortaya çıkarılmış en hayırlı ümmetsiniz.) [Al-i İmran 110]

 
Resulullahın üstünlükleri 20062002

İnşirah suresinin (Biz senin zikrini yükseltmedik mi) mealindeki 4. ayet-i kerimesi için İbni Ata hazretleri, (Senin zikrini kendi zikrim kıldım, seni zikreden beni zikretmiş olur. İmanın sahih olması için benim zikrimin seninkiyle beraber olmasını sağladım) manasına geldiğini bildiriyor. Katade
hazretleri de bu ayet-i kerimeyi açıklarken buyuruyor ki: (Hak teâlâ, Fahr-i âlemin zikrini dünya ve ahırette yükseltmiştir. Namaz kılan herkes, "Eşhedü" diyerek Allaha ve Resulullaha şehadet getirmektedir.)


Kur'an-ı kerimde ve namazda olduğu gibi, ezan okunurken de Allahın ismi, Habibinin ismiyle birlikte okunmaktadır. Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki: (Göklerden geçerken, "Muhammed Resulullah" olarak ismimi gördüm.) [Bezzar]
(Cennette her ağacın yaprakları üzerinde "La ilahe illallah Muhammedün Resulullah" yazılıdır.) [Ebu Nuaym]
(Arş üzerinde, Cennetteki her şeyin üzerinde benim ismim vardır.) [İbni Asakir]


Hadis-i kudsilerde buyuruldu ki: Âdem aleyhisselam Cennetten çıkarılınca, (Muhammed aleyhisselam hakkı için, Onun hürmetine beni affet!) diye duâ etti. Allahü teâlâ ise, (Onu henüz yaratmadım. Nereden bildin?) buyurdu. Hz. Âdem de, (Arş'ta "La ilahe illallah Muhammedün Resulullah" yazılı olduğunu
gördüm. Anladım ki, şerefli isminin yanına ancak en çok sevdiğinin ismini layık görürsün.) dedi. Allahü teâlâ da buyurdu ki: (Ya Âdem doğru söyledin. O bana insanların en sevgilisidir. Onun hürmetine duâ ettiğin için seni affettim. Eğer Muhammed aleyhisselam olmasaydı, seni yaratmazdım.) [Taberânî]


Hz. Ali, (Allahü teâlâ, Resulullaha iman etmeleri için peygamberlerin hepsinden ahd [söz] almıştır) buyuruyor. Nitekim Resulullah sallallahü aleyhi ve sellemin nuru, diğer peygamberlerin nurlarını kaplayınca, bu nurun kimin olduğunu suâl ettiler. Hak teâlâ da, (Bu Habibimin nurudur. Ona iman
ederseniz, sizi peygamber olarak gönderirim) buyurdu. Onlar da (Senin Habibine iman ettik) dediler. Cenab-ı Hak da, (Ben şahid olayım mı) buyurdu. Onlar da (Evet) dediler. (Mevahib)


Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki:
(Âdem, cesedle ruh arasında iken, benden misak alındığı zaman, ben peygamber idim.) [İ. Şabi]
(Allah, yer ve gökleri yaratmadan elli bin yıl önce, Ümm-il kitaba şunu yazmıştır: Muhammed peygamberlerin sonuncusudur.) [Müslim]
(Ben âlemlerin efendisiyim.) [Beyhekî]
(Kıyamette insanların efendisi benim.) [Buharî]
(Soyca da insanların en şereflisiyim.) [Deylemî]
(Arş-ı alaya benden başka kimse oturmaz.) [Tirmizî]
(Allahü teâlâ, beni insanların en iyisinden yarattı. İnsanların en iyisiyim, en iyi ailedenim. Kıyamette herkes sustuğu zaman ben söylerim, onlara şefaat ederim. Kimsenin ümidi kalmadığı bir zamanda onlara müjde veririm. O gün her iyilik, her türlü yardım, her kapının anahtarı bendedir. Liva-i hamd benim elimdedir. Peygamberlerin imamı, hatibi ve hepsinin şefaatçisiyim. Bunları öğünmek için söylemiyorum, hakikati bildiriyorum.) [Hakikati bildirmek vazifemdir. Bunları söylemezsem vazifemi yapmamış olurum. Müjdeci Mek. 44]

 

Resul ile nebi arasındaki fark 23.6.2002

19'cu Reşat Halife ve bazı zındıklar peygamberim (Resulüm) diyebilmek için, Ahzab suresinin, (O, Allahın resulü ve nebilerin sonuncusudur) [mealindeki 40. âyet için, "Nebi gelmez ama resul gelir" diyorlar. Halbuki "Nebi" gelmezse, "Resul" hiç gelmez. Çünkü nebi, kendinden önce gelen Resulün dinini tebliğ eden peygamberdir. Risalet=Resullük makamı, nübüvetten=nebilikten daha özel ve yüksektir. Her resul nebidir; fakat her nebi resul değildir. Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki:
(Nübüvvet ve risalet sona erdi. Benden sonra nebi de, resul de yoktur.) [Tirmizî]


Kur'an-ı kerimde ise buyuruluyor ki:
(Bugün size dininizi ikmal ettim, üzerinize nimetimi tamamladım ve sizin için din olarak İslâmı beğendim.) [Maide 3] Allahü teâlâ, son peygamberini gönderip dinini tamamladığına ve dinde noksan kalmadığına göre artık başka din ve başka peygamber aramak, Kur'an-ı kerimi inkâr olur. Peygamberlere ve onlara gönderilen kitaplara inanmak, imanın şartlarındandır. Kitap gönderilen peygamberlere Resul denir. Yeni din getirmeyip, insanları, önceki dine davet eden peygamberlere Nebi denir. Peygamber Farsçadır, resul veya nebi anlamında kullanılır.
 

Nisa suresinin, (Kıssalarını sana bildirmediğimiz resuller de gönderdik) mealindeki 64. âyeti, Peygamber sayısının Kur'an-ı kerimde bildirilmediğini göstermektedir.

 

Hadis-i şerifte buyuruluyor ki:
(Nebiler 124 bin, resuller ise 313'tür.) [Hâkim]
Kur'an-ı kerimde bir resul için, o bir nebi idi denmesi onun resul olmadığını göstermez. Resulullah olan Peygamber efendimizin de nebi olduğubirçok âyette geçiyor. Ankebut suresinin, (İshak ve Yakub'u ona bağışladık. Nebiliği ve kitapları, onun soyundan gelenlere verdik) mealindeki 27.
âyetinde, İbrahim aleyhisselamın soyundan gelenlere nebilik verildiği gibi kitap verilenler yani resuller de vardır. Kendilerine kitap verilen resullerden bazıları şunlardır:


Hz. Nuh resul ve nebi idi. (Şuara 107, Araf 61)
Hz. İbrahim, resul ve nebi idi. (A. İmran 84, Meryem 41)
Hz. Musa, resul ve nebi idi. (Meryem 51, Araf 104, Zuhruf 46)
Hz. İsa, resul ve nebi idi. (Nisa 157, Maide 75)
Hz. Hud, Hz. Salih, Hz. Lut, Hz. Şuayb resul idi (Şuara 125, 143, 162, 178)
Nebilere örnek: Hz. Harun nebi idi. (Nisa 163, Meryem 53) [Hz. Musa zamanında ona nebilik verildi, Museviliği tebliğ etti.] Hz. Yahya nebi idi (A. İmran 39) [ Hz. İsa zamanında İseviliği tebliğ etti.]


Resul, elçi, haberci anlamında da kullanılır. Melekten veya peygamber olmayan insanlardan da resul olur. Kur'an-ı kerimde buyuruluyor ki:


(Allah meleklerden de resuller=elçiler seçer, insanlardan da.) [Hac 75]
(Gizli konuşmalarını işitmediğimizi mi sanıyorlar? Hayır, öyle değil; yanlarındaki resullerimiz=elçilerimiz [hafaza melekleri de] yazmaktadır.) [Zuhruf 80]
(Birinize ölüm gelince, resullerimiz=elçilerimiz [görevli melekler] onun canını alır.) [Enam 61]
(Melekler dediler ki: Ey Lût, Biz Rabbinin resulleriyiz=elçileriyiz.) [Hud 81]
(O , Kur'an, itibarlı bir resulün=elçinin [Cebrail'in] getirdiği sözdür.) [Tekvir 19]
(Melikin elçisi Yusuf'a geldiği zaman...) [Yusuf 50]
([Melike Belkıs dedi ki] hediyelerle gönderdiğim mürseller=elçiler ne ile dönecek.) [Neml 35]

Muhammed aleyhisselâmın faziletleri 24.6.2002

Yalnız Kur'an diyenler, Muhammed aleyhisselam için "O da bir beşer [insan] idi, Kur'anı getirdi, postacılık vazifesi bitti" diyorlar. O, ilah değildi, elbette beşer idi, ama "Seyyid-ül-beşer" idi, bütün insanların efendisi idi. Mevahibi ledünniyye ve Mir'at-i kâinat kitaplarında bildirilen vasıflarından
bazıları şöyledir:


Canlılar içinde ilk olarak Muhammed aleyhisselamın ruhu yaratıldı. Hak teâlâ (Her şeyi senin için yarattım, sen olmasaydın, hiçbir şeyi yaratmazdım) buyurdu. Tevrat, İncil ve Zebur'da övülüp müjdelenmiştir


Âmine validemiz ona hamile olunca, bütün putlar yüzüstü devrildi. Bütün şeytanlar ve sihir yapan büyücüler âciz kalıp, işlerini yapamaz oldular. Doğunca da bütün putlar yıkıldı. Doğduğu gece, Kisra'nın sarayı yıkıldı. Mecusilerin bin yıldan beri yanan ateşi söndü. Save gölünün suyu kurudu.
Safiye Hatun anlatır: Doğduğu gece 6 alamet gördüm: 1- Doğar doğmaz secde etti. 2- Başını kaldırıp "La ilahe illallah inni Resulullah" dedi. 3- Her taraf aydınlandı. 4- Yıkayacaktım, biz Onu yıkadık diye bir ses işittim. 5- Göbeği kesilmiş ve sünnet edilmiş gördüm. 6- Sırtında nübüvvet mührü vardı. İki küreği ortasında "La ilahe illallah Muhammedün Resulullah" yazılı idi
Çocuk iken, başı hizasında bir bulut gölge yapardı.


Ona salevat okumak âyet ile bildirildi. Kelime-i şehadette, ezanda, ikamette, namazdaki teşehhüdde, birçok dualarda ve Cennette Allahü teâlâ, Onun ismini kendi isminin yanına koymuştur.


Allahü teâlâ, Onu kendisine habib [sevgili] yaptı, herkesten daha çok sevdi. Kimseden bir şey öğrenmemiş iken, Allahü teâlâ ona, her ilmi, her üstünlüğü verdi.


Her yerde her zaman mübarek kalbi hep Allahü teâlâ ile idi. Allahü teâlâ, bütün peygamberlere (Ya Âdem, ya Musa, ya İsa) diyerek ismi ile hitap ederken, ona (Ya eyyühennebiyyu, ya eyyüherresul) diye özel hitap ediyor


Namazda otururken, (Esselamü aleyke eyyühennebiyyü ve rahmetullahi) okuyarak, ona selam vermek emrolundu. Namazda, başka bir Peygambere böyle söylemek caiz olmadı.


Her peygamber kendi milletine, o ise her millete gönderilmiştir. Her peygamber, iftiralara kendisi cevap verdi, fakat ona yapılan iftiralara Allahü teâlâ cevap verdi.


İsmi ile çağırmak, yanında yüksek sesle konuşmak haram idi. Hz. Cebrail 24 bin kere geldi. Başka Peygamberlere çok az geldi. Mübarek zevceleri müminlerin anneleri idi ve onlarla evlenmek başkalarına haram edildi.


Önünden gördüğü gibi, arkasından da görürdü.

Mübarek teri, gül gibi güzel kokardı.
Uzun kimselerin yanında iken, onlardan yüksek görünürdü.

Güneş ve Ay ışığında gölgesi yere düşmezdi.

Üstüne sinek ve başka hiçbir böcek konmazdı.
Çamaşırları, ne kadar çok giyse de hiç kirlenmezdi.
Taş üstüne basınca, izi kalır, kum üstünde iz bırakmazdı.
Sözü çok vecizdi. Az kelime ile çok şey anlatırdı.
Eshabının hepsi, peygamberler hariç, bütün insanların, ümmeti de bütün ümmetlerin en üstünüdür.

Onun mübarek ismini taşıyan mü'min cennete girer.
Onu ve ehli beytini sevmek farzdır.
Hz. Azrail, içeri girmek için izin istedi. Başka hiç kimseden izin istemedi.
Kabrinin toprağı, her yerden ve Kâ'beden daha kıymetlidir.

Resulullah gelecekten haber verdi 25062002

Vehhabiler, selefiyeciler ve mezhepsizler, mucizeye, keramete inanmıyorlar. Resulullah da gaybı bilemez diyorlar. Allah bildirirse, Resulullah da gaybı, gelecekte olan şeyleri bilir. (Cin suresi 27)


Resulullah efendimiz, arkadan da görürdü. Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki:
(Saflarınızı tamamlayın; çünkü sizi arkamdan da görürüm.) [Müslim], (Rükû ve secdeleri düzgün yapın; Allaha yemin ederim ki, sizi rükû ve secde yaparken de görüyorum.) [Buhârî, Müslim]


Resulullah efendimizin mucize olarak gelecekten haber verdiği (Bir zaman gelecek) diye başlayan hadis-i şeriflerden bazıları şunlardır:
(Bir zaman gelecek, insanlar, yalnız parayı düşünüp, helal haram düşünmeyecekler.) [Buharî]

(Rüşvet, hediye adı altında verilecek, gözdağı için suçsuz kişiler öldürülecek.) [İ. Gazalî]
(Âmirler, imamlar, namazı öldürecek, vaktinden sonraya bırakacaklar.) [Müslim]
(Peygamberim diyen yalancılar çıkacak, benden sonra peygamber gelmeyecek.) [Mişkat] (Peygamberim diyen birçok yalancı çıkmıştır.)
(Sünnetimi öldürerek dini bozmaya çalışan kimseler çıkacak.) [Deylemî]
(Kur'andan başka bir şeye uymayız diyenler çıkacak.) [Ebu Dâvud]
(Benden bir hadis söylenince, "Resulullah böyle söylemez, hadisi bırak, Kur'ana bak" diyerek beni yalanlayanlar çıkacak.) [Ebu Yala]
(Kur'andan başka [sünneti, icmayı ve kıyası] delil kabul etmem diyenler çıkacak.) [Ebu Dâvud]

(Kâfirler için gelmiş olan ayetleri, müslümanları kötülemek için delil olarak kullanacaklar.) [İbni Ömer] (Vehhabiler, müşrikler hakkında inen ayetleri müslümanlar için, rafiziler de münafıklar hakkında inen ayetleri Eshab-ı kiram için delil gösterdiler. Resulullahın mucizesi meydana çıktı]
(Sünnet, bid'at gibi çirkin, bid'at da sünnet gibi rağbet görecek. Sünnete uyan garip olacak, yalnız kalacak. Bid'ate uyan, çok yardımcı bulacaktır.) [Şir'a]
(Kur'an, dünyalık için okunacaktır.) [Ebu Dâvud]
(Camilerde binden fazla kişi namaz kılacak, içlerinde bir mümin bulunmayacak.) [Deylemî]
(Âlimler fitne unsuru olacak, camiler ve hafızlar çoğalacak, ama, hakiki âlim hiç bulunmayacak.) [Ebu Nuaym]
(Sonra gelenler, önceki âlimleri cahillikle suçlayacak.) [Asakir]
(Din adamları, ince meseleleri ele alıp, halkı şaşırtacaklar.) [Taberânî]
(Din âlimi kalmayacak, din adamı yerine geçirilen cahiller, bilmeden fetva verecek, herkesi, doğru yoldan çıkarmaya çalışacak.) [Buharî]
(Din adamları, halkın istediği yönde fetva verecek, helala haram, harama helal diyecekler, dini ticarete, menfaate alet edecekler.) [Deylemî]
(Hacca, hükümdarlar gezi için, zenginler ticaret, fakirler dilenmek, din görevlileri de gösteriş için gidecekler.) [Hatib]
(Kişi dinini ve dünyasını ancak para ile ayakta tutabilecek, altını gümüşü [parası pulu] olmayan rahat edemeyecek.) [Taberânî]
(İnsanın bütün kaygısı midesi olacak, şerefi mal, kıblesi kadın, dini para olacak.) [Sülemi]
(Her asır, öncekinden daha kötü olacak, böylece Kıyamete kadar hep bozulacak.) [Hadika]

Gelecekten haber veren zat 26062002

Resulullah efendimizin gelecekten haber verdiği hadis-i şeriflerden bazıları şöyledir:
(İstanbul fethedilecektir. Bunların kumandanı ne güzel emir, askerleri ne güzel askerdir.) [Hakim, İ. Ahmed, İ. Süyuti]
(Ey dağ, sallanma, üstünde bir peygamber, bir sıddîk, iki de şehit var.)
[Buhari] (Hz. Ömer ve Hz. Osman'ın şehit olacağını haber verdi.)
(Ya Osman halife olacaksın, hilafet gömleğini çıkarmak isteyecekler, sakın çıkarma! O gün oruçlu olacak, benim yanımda iftar edeceksin.) [Hâkim] (Aynen vaki olmuştur.)
(İnsanlar temizlikte fazla titiz olacak, vesvese edip dinde haddi aşacaklar.) [Ebu Dâvud]
(Çeşitli isimler altında şaraplar çıkacak, helal sayılacak.) [İ.Ahmed]
(Ortalık bozulacak, dine uymak avuçta ateş tutmak gibi zor olacak.) [Hâkim]
(Köpek beslemek, evlat yetiştirmekten daha cazip olacak.) [Hakim]
(Kötü kadınlar, çoğalıp, zina bir toplum içinde yayılırsa, halk, daha önce görülmemiş [frengi, AIDS gibi] bulaşıcı hastalıklara maruz kalır. Ölçüde, tartıda hile yapılırsa, geçim darlığı baş gösterir.) [Beyhekî]
(Erkekler azalacak, kadınlar çoğalacak.) [Buharî]
(Çalgı her yere yayılacak, güvenlik güçleri çoğalacak.) [Beyhekî]
(Anarşi ve ölüm çoğalacak.) [İbni Mace]
(İşler, ehli olmayana verilecek.) [Buharî]
(Bu dinin başlangıcı gibi, sonu da garip olacak!) [Tirmizî]
(Sadece tanıdıklara selam verilecek ve yazarlar çoğalacak.) [Hakim]
(Zengine malı için tazim edilecek, fuhuş yayılacak, piçler çoğalacak. Büyüğe hürmet, küçüğe de merhamet edilmeyecek. Kurtlar, kuzu postuna bürünecek.) [Hakim]
 

Kıyametin kopması ile ilgili hadis-i şerifler:
(Erkek erkekle, kadın kadınla yetinmedikçe, kıyamet kopmayacak.) [Hatib]
(Lutilik mubah sayılmadıkça kıyamet kopmayacak.) [Deylemî]
(Deprem, fitne, katillik artmadıkça, kıyamet kopmayacak.) [Buharî]
(Kardeşler farklı dinden olmadıkça kıyamet kopmayacak.) [Deylemî]
(Kötüler dünyaya hakim olmadıkça kıyamet kopmayacak.) [Tirmizî]
(Müslümanlarla Yahudiler savaşmadıkça kıyamet kopmayacak.) [Müslim]
(Allaha inanan müslüman kaldığı müddetçe kıyamet kopmayacak.) [Müslim]
 

Yukarıda bildirilen küçük alametlerin çoğu çıktı. Henüz çıkmamış olan küçük alametlerden bazıları şunlardır:
(Kişi yol kenarında kadınla beraber olacak.) [Hakim]
(Konuşan hayvanlar olacak.) [Tirmizî]
(Kıyamet alametidir ki, erkek evde yokken kadının yaptıklarını ayakkabısı haber verecektir.) [İ. Ahmed]
Kıyametin büyük alametleri de şunlardır: (Mehdi gelecek.) [Ebu Nuaym] ,
Deccal gelecek.) [İ.E. Şeybe], Hz. İsa gökten inecek, duman çıkacak, Kâbe yıkılacak.) [Buharî], Dabbet-ül-arz çıkacak) [Tirmizî], (Yecuc ve Mecuc çıkacak.) [İbni Cerir], (Ateş çıkacak, güneş batıdan doğacak.) [Müslim] Güneşin batıdan doğmasını, batıniler, batılıların Müslüman olması diye tevil etmişlerse de, bu tevilleri bâtıldır. Çünkü hadis-i şerifte buyuruluyor ki:
(Güneş batıdan doğmadıkça kıyâmet kopmaz. Güneş batıdan doğunca, insanlar onu görür ve hepsi de iman ederler. Fakat bu imanları fayda vermez.) [Buhârî]

 

Resulullaha mahsus hükümler 27062002

Peygamber efendimizi bazı hususlarda taklit caiz olmaz. Çünkü sadece ona ait haram ve farzlar var idi. Bu konuda Mevahib-i Ledünniyye'de buyuruluyor ki: Yalnız, Peygamber efendimize mahsus farzlar ve haramlar vardır. Mesela kurban kesmek, kuşluk namazı, sabah namazının sünneti ile gece namazı kılması, misvak kullanması, istişare ile iş görmesi, gördüğü yerde ve
zamanda münker bir işi değiştirmesi, ölen fakir bir Müslümanın borcunu ödemesi, başladığı işi bitirmesi sadece Peygamber efendimize mahsus farzlardan idi. İnsanlara müdara etmesi [insanlarla iyi geçinmesi, ahiret için dünyalık vermesi] de farz idi. Kur'an-ı kerimde buyuruluyor ki:
(Rabbin için kurban kes.) [Kevser 2]
(Geceleri kalk namaz kıl.) [Müzemmil 2]
(Bir iş yapacağın zaman arkadaşlarınla istişare et.) [A. İmran 159]
 

Hadis-i şeriflerde buyuruluyor ki:
(Vitir namazı, sabah namazının sünneti ve iki rekat kuşluk namazı bana farz, sizlere sünnettir.) [İ. Ahmed, Taberani]
(Ümmetime zor gelmeseydi gece namazını onlara da mecburi kılardım.) [Müslim]

(Ben misvak kullanmakla emrolundum.) [İ. Ahmed]
(Borçlu ölen mü'minin borcunun ödenmesi benim üzerimedir.) [Müslim]
(Farzları yapmam gibi müdara etmem de emredildi.) [Tirmizi]
 

Peygamber efendimizin, zekat, sadaka alması haram idi. Zengin değildi ama, zengin de olsa zekat vermesi farz değil idi. Öldürülmesi gereken birinin katline yahut dövülmesine gizlice işaret etmesi de haram idi. Açıkça söylemesi gerekirdi. Miras bırakması, yazı yazması, şiir söylemesi, soğan
sarımsak gibi çirkin kokulu şeyleri yemesi de haram idi. Hadis-i şeriflerde buyuruluyor ki:


(Biz Peygamberler, miras bırakmayız. Bize kimse varis olamaz. Bizden kalanlar sadaka [Beytülmalın] olur.) [Buhârî, Müslim, Ebu Davud, Tirmizî, Nesâî]
(Bir dinarım bile varislerime miras kalmaz. Zevcelerimin ve memurlarımın nafakasından başka bıraktığımın hepsi sadakadır.) [Buhârî, Müslim, Ebu Davud, Tirmizî]
(Ben sadaka alıp yemem.) [Müslim]
(Şiir söylemem.) [Ebu Davud], [Ancak atasözü gibi olan hikmetli beyitleri söylerdi. (Tirmizi)]
(Yanıma melek geldiği için soğan sarımsak yemem.) [Hakim]
(Biz, ümmî bir milletiz.) [Buhari] (Yazı yazmadığı âyetle de sabittir.)
 

Kendini istemeyen kadını nikahında tutması ve kitap ehli kâfir kadınla evlenmesi de haramdı.
Önceleri, hanımını boşamak caiz idi. Hafsa validemize bir talak vermiş idi. (Ey habibim, Ona geri dön! Çünkü o çok oruç tutar, çok namaz kılar. Cennette de senin hanımındır) mealindeki vahiy ile Ahzab suresinin, (Boşadığın hanımlarından istediğini tekrar nikahlamanda, sana günah yoktur) mealindeki 51. âyeti üzerine, onu tekrar nikahladı. Daha sonra, hanımlarını boşaması ve
başka kadınlarla evlenmesi de haram edildi. Resulullahın hanımları müminlerin anneleri olduğu için, onun hanımları ile evlenmek de Müslümanlara haram edildi. Kur'an-ı kerimde buyuruluyor ki:
(Peygamberin hanımları, müminlerin anneleridir.) [Ahzab 6]
(Bundan sonra artık başka kadınlarla evlenmen sana helâl değildir.) [Ahzab 52)
(Ey iman edenler, Resulullahı üzmeniz ve kendisinden sonra onun hanımlarını nikâhlamanız asla caiz olmaz, büyük günahtır.) [Ahzab 53]

 

Hadis-i şeriflerin yazılması 30062002


Kur'an-ı kerimde, (Resule uyan, Allah'a uymuş olur) buyurulduğu halde, hadis-i şerifleri delil saymayarak (Yalnız Kur'an) diyen din düşmanları birbirleri ile paslaşıp, aynı şeyleri tekrarlıyorlar. 19'cular diyor ki:


(Benden Kur'an haricinde hiçbir şey yazmayın. Kim benden bir şey yazdıysa onu imha etsin) diyen peygamberinize niçin uymuyorsunuz?
CEVAP: Hani hadis-i şerifleri kabul etmiyorlardı. Bunlarda zerre kadar samimiyet yoktur.
İlk zamanlarda, ölenlerin çoğu müşrik olduğu için, kabir ziyareti yasak edilmişti. Daha sonra, müminler de ölünce, (Daha önce kabir ziyaretini yasaklamıştım, şimdi ziyaret edin) buyuruldu. Bunun gibi, daha önce Kur'an-ı kerim yeni inerken, ayetlerle hadislerin karışmaması için, hadis-i
şeriflerin yazılması yasaklanmışsa da, daha sonra yazılması emredildi. Bunu istismar ediyorlar. Diyanet İşlerinin, (Sahih-i Buharî muhtasarı tecrid sarih) tercümesinin önsözünde özetle deniyor ki:
İlmi talep etmek her Müslümana farz olduğu gibi, ilmi neşretmek de böyledir.


Hadis-i şerifte de, hikmetin, müminin kaybolmuş malı olduğu, nerede bulursa, derhal alması gerektiği bildirilmiştir. Ayrıca, (Burada olanlarınız, burada olmayanlara tebliğ etsinler! Belki de, kendilerinden daha anlayışlı birine tebliğ etmiş olabilirler) ve (Sözlerimi işitip belledikten sonra,
başkalarına aynen aktaranın Allah yüzünü ağartsın) hadis-i şeriflerine uyan âlimler, dini yaymaya çok gayret göstermişlerdir. Hz. Ebu Zer-i Gıfari'nin, (Kılıcı enseme dayasanız, Resulullah'tan duyduğum bir sözü, başım kesilinceye kadar tebliğe vakit bulacağımı bilsem, o sözü muhakkak size yetiştiririm) sözleri hadis ilmine verilen önemi göstermektedir. Kur'an ilk nazil olurken, ayetlerle karışmasın diye, (Benim ağzımdan Kur'an'dan başka bir şey yazmayın) buyurulmuştu. Daha sonra Kur'an'ı ezberleyenler çok olduğu için, hadis-i şeriflerin de yazılması emredildi. Abdullah bin Amr bin As, her hadisi yazar, Resulullah buna mani olmazdı. Hatta bazıları, (Sen her
şeyi yazıyorsun. Ama Resulullah da insandır. Gazaplı iken de söz söyler) dediler. Durumu Resulullah'a arz edince, mübarek parmağını ağzına götürüp buyurdu ki: (Yaz! Allah'a yemin ederim ki, bu ağızdan hak sözden başkasıçıkmaz.) [Ebu Davud, Hakim]


Şu ayet de aynı anlamdadır: (O, kendisine vahyedilenden başkasını söylemez.) [Necm 4]
Ensardan bir sahabi, hadis-i şerifleri ezberleyemediğini arz edince, Resulullah yazarak muhafaza etmesini isteyerek, (Sağ elinden yardım iste) buyurdu. (Tirmizî), Rafi bin Hadic hazretleri, (Sözlerinizi yazalım mı?) diye sorunca, ona da (Evet yazınız) buyurdu. (Rame hürmüzi)
Yine hadis-i şeriflerde buyuruldu ki: (Hadislerimi Bismillahirrahmanirrahim diyerek yazın.) [Deylemî]
(Hadislerimi senedi ile birlikte yazınız.) [Hâkim, Ebu Nuaym]
(Benden hadis yazana, o hadis devam ettikçe, sevap yazılmaya devam edilir.) [Hâkim]
(Benden hadis rivayet edin. Ama bana yalan isnat eden cehenneme hazırlansın.) [Müslim]
(Affolmak niyeti ile, kırk hadis yazana, Allah rahmet edip şehit mertebesi verir.) [İbni Cevzî]
(Geriye Kırk hadis bırakarak ölen, cennette arkadaşımdır.) [Deylemî]
(İlmi yazı ile bağlayınız!) [Hakim]

 

mayıs    2002    temmuz