İbni Sebe’nin sorularına cevaplar 01082002
Aklı başında olan hiç kimse mütayı reddetmez
diyor.
CEVAP: Demek ki bütün ehli sünnet âlimleri, dört hak mezhep mensuplarının aklı
başında değil öyle mi? İbni Sebe’nin aklı başındadır, kasten islamı yıkmak için,
zinayı meşrulaştırmak için bunu yapıyor. Zinadan uzak durmak isteyenleri de aklı
başında değil diye suçluyor.
Ehli sünnetin ileri sürdüğü itirazların hepsi boş ve çürüktür diyor.
CEVAP: Ehli sünnetin bildirdiği âyet ve hadislere boş çürük diyebilmek için
mutlaka müta sarhoşu olması gerekir! Yoksa namuslu bir ilim adamı milyonlarca
ehli sünnet âlimine böyle çirkin ifadeler kullanamaz. İbni Sebenin müta sarhoşu
olduğu bu sözlerinden de anlaşılmaktadır.
Bir kadın, gayri müslim bir erkekle evlenmek istese, nikahın bütün şartları
mevcut olsa, yine bu nikah caiz olmaz. Yani Müslüman kadın gayri müslimle
evlenemez. Bunun gibi şartlarının bazıları tutsa bile, mütanın caiz olması
gerekmez.
Biz ahlaksız (fahişe) kadınlarla mütayı hoş karşılamayız diyor.
CEVAP: Yani uygun ama hoş karşılanmıyormuş. Bununla mütanın mubah olduğu mu
anlatılmak isteniyor? Hem 10-15 dakikalığına, saatliğine veya günlüğüne müta
yapan, mesela 30 günde en az 30 ayrı mütacı ile birlikte olan kadın, nasıl
ahlaklı olur? Namuslu bir kadın bile bu yolla fahişe olur.
İbni Sebe diyor ki: Hanefilerden Kaşani’nin, bu âyet mütayı bildiriyorsa mensuh
sayılır demesi, islami hassasiyetin (!) ifadesidir.
CEVAP: (!) işareti dalga geçmeyi gösterir. Yani islami hassasiyeti yok, aman ne
de hassasiyet demektir. Bir islam âlimi ile böyle dalga geçmek ancak Sebecilere
has bir taktiktir.
İbni Sebe mütanın helal olduğu zamanki hadis-i şerifleri bildiriyor, (Hz. Cabir,
müta helal idi, fakat sonra Ömer bunu bize yasakladı. O yüzden bir daha
yapamadık) dediğini yazıyor.
CEVAP: İbni Sebe, bize yasakladı dedirirken sanki Hz. Ömer’in kendisine serbest
idi intibaını vermeye çalışıyor. Bir kere Hz. Ömer mubah olan şeyi nasıl
yasaklar ki? Diyelim ki yasak etti. Kur’anı kerimde (Kâfirlere karşı şiddetli ve
birbirlerine karşı merhametli), (ve küllen va’adallahü husna) buyurulan yani
(Hepsi için Hüsna [Cennet] söz verilen) eshabı kiram, hâşâ odun muydu, robot
muydu, dilsiz şeytan mıydı, niye sustular? Hz. Ali hilafete geçince niye mütayı
serbest bırakmadı? Hz. Ömer mezardan çıkacak diye korkuyor muydu yoksa? Hâşâ Hz.
Ali korkak birisi mi idi? Bu ne rezalet?!
Hz. Cabir, (Bize yasakladı, biz de yapmadık) demiş. Hz. Cabir o kadar korkak
mıydı? (Sen bize Allah ve resulünün helal kıldığı şeyi nasıl yasaklıyorsun?)
diyemedi mi? Hem Hz. Ömer Allahın emrettiği bir şeyi niye yasaklayacak ki? Bunda
ne menfaati olacak ki? Âyetle ve hadislerle cennetlik olan Hz. Ömer’e bu ne
çirkin iftira böyle? Biz de yapmadık ifadesinden, haram olduğunu biz de anladık
artık bu işten elimizi çektik demektir. Başkaları hâşâ müta yapıyordu da Hz.
Cabir niye yapamadı? Demek ki haram olduğunu bildiren hadisi şerifi duydu ki
artık yapmadık diyor. Hâşâ Hz. Ömer’den bütün eshab korkuyordu diyelim, onun
Sebeci bir Yahudi tarafından şehid edilmesinden sonra niye serbest edilmedi?
İmamı a’zamlar, İmamı Şafiiler, İmamı Malikler, İmamı Ahmed bin Hanbeller de mi
korktu? Onlar niye haram dediler? (Devamı var)
Birbirlerini çok seven insanlar 04082002
İbni Sebe diyor ki: Mütanın ravisi Mutarrif, ehli
sünnete göre, Buhari ve Müslim’in ortak ravilerinden çok itimat edilen kimse ise
de, bizce o sabıkalı bir ravidir. Zira İmam-ı Ali’ye nefret dolu olduğu
biliniyor. Allahın resulü de Ali’ye yalnız münafıkların buğzedeceğini haber
veriyor. Resulullahın münafık dediği kimsenin rivâyetine değer verilir mi?
CEVAP: Burada müthiş iftiralar yapılıyor. Haşa Ehli sünnetin iki büyük İmamı
Buhari ve İmam-ı Müslim, bir münafığın rivâyetini esas alıyorlarmış. Ehli
sünnete göre bu münafık çok itimat edilen kimse imiş. Bu ne çirkin iftira böyle?
Hz. Ali’ye nefret duyduğu ifadesi ne büyük yalan? Farklı ictihadlar kin ve
nefret mi? Hz. Ali ile savaşan eshabı kiram için, nefret dolu idi mi demek
lazım? Zaten İbni Sebecilere göre eshabın beşi hariç, hepsi mürteddir,
münafıktır! Çünkü Hz. Ali’yi halife seçmediler, ona kin ve nefret duydular. Ama
Allahü teâlâ, eshabı kiram için ne buyuruyor?
(Onlar birbirine karşı çok merhametli) buyuruyor. (Feth 29)
(Onlardan razıyım, onlara Cenneti hazırladım) buyuruyor. (Tevbe 100)
Ve küllen va’adallahü husna (Hepsi için Hüsnayı [Cenneti] söz verdim) buyuruyor.
(Hadid 10)
İbni Sebe diyor ki: Ömer dedi ki: Kur’an ve Sünnette olduğu halde, hac mütasını
yasaklıyorum. CEVAP: Hz. Ömer gibi, eshabı kiramın en üstünlerinden olan büyük
zata bu iftirayı ancak bir Sebeci yapabilir. Dört mezhep âlimleri bildiriyor ki:
Hz. Ömer Müta haccını yasaklamadı. Mekkeliler için, ifrad haccı daha sevaptır
buyururdu. Haccın birçok nüsükünde, dört mezhep arasında da ihtilaflar vardır.
Bunlar ictihad ayrılıklarıdır. İctihad ayrılıkları bid’at değildir. Resulullahın
haccı nasıl yaptığını, Eshab-ı kiram, bütün ayrıntıları ile haber verdiler. Bazı
işleri ne niyetle yaptığını anlamakta ihtilaf olmuştur. Şafii ve Maliki,
Resulullahın haccı, (İfrad) idi dediler. Hz. Ömer ve Hz. Osman da bunu
söylemişlerdir. (Kurret)
Eshabı kiramın hepsi cennetlik ama Hz. Ömer, Ebu Bekri Sıddık hariç, hepsinden
daha üstündür. Âyet ve hadisler övülen en güzide bir sahabidir. Allahü teâlâ
buyuruyor ki:
(Mekkenin fethinden önce Allah için mal veren ve savaşanlar, fetihten sonra mal
veren ve savaşanlardan daha üstündür.) [Hadid 10] (Hz. Ömer fetihten önceki
sahabilerdendir.)
(Muhacirlerin ve Ensarın önce gelenlerinden ve bunların yolunda gidenlerden
Allah razıdır. Bunlar cennette sonsuz kalırlar.) [Tevbe 100] (Hz. Ömer, bu
muhacirlerin başta gelenlerindendir.)
(Ağaç altında, söz veren müminlerden, Allah razıdır.) [Fetih 18] (Hz. Ömer söz
verenlerdendir.)
Birkaç hadis-i şerif meali de şöyledir:
(Allahü teâlâ bana söz verdi ki, kızlarını aldığım ve kızlarımı verdiğim
aileler, Cennette benimle beraber olacaktır.) [Deylemî] (Resulullah, Hz. Ömer’in
kızı Hz. Hafsa ile evlendi)
(Benden sonra peygamber gelseydi, Ömer Peygamber olurdu.) [Tirmizi]
Resulullah, ilk üç halife ile dağa çıktıkları zaman dağ sevinçten sallanınca
buyurdu ki: (Ey dağ, sallanma, üstünde bir nebi, bir sıddık, iki de şehit [Ömer
ve Osman] vardır.) [Buhari] (Devamı var)
Doğru iman ve amel 05082002
Bazıları
Allaha inanan herkesin cennete gideceğini sanıyor. Bu çok yanlıştır. Amentü’deki
altı esastan birine inanmayanın imanı geçersizdir. Bunun için inanmak değil,
doğru inanmak önemlidir. Âhirette kurtulmak, ibâdetin çok olmasına değil, doğru
imana bağlıdır. İhlaslı ameli az da olsa, hatta hiç ameli olmasa, zerre kadar
doğru imanı olsa yine cennete girer. Bir hadis-i şerifte buyuruluyor ki:
(Kalbinde zerre kadar imanı olan cehennemde kalmaz.) [Buhârî, Müslim]
Dünyadan herkes ahirete yolculuk yapıyor. Herkes bir vasıtaya binip gidiyor. Bir
vasıtaya binmek değil, doğru vasıtaya binmek önemlidir. Yanlış vasıtaya binen,
istediği yere değil, vasıtanın gittiği yere gider. Kâbe’ye gitmek için niyet
edip Paris’e giden uçağa binen, niyeti halis olsa da Kâbe’ye varamaz.
Allahü teala, doğruyu azıcık merak edene, doğruyu arayana doğru yolu yani hakiki
islamiyeti nasip edeceğine söz vermiştir. [Ankebut 69, Şûra 13], Allah sözünden
dönmez. (Ali imran 9)
Demek ki batıl yollardaki insanlar istemek bir yana merak bile etmiyorlar.
Allahü teâlâ rızka kefildir ama imana kefil değildir. Doğru iman sahibi olmaya
çalışmalıdır. İtikadı düzeltmeden önce ibâdet etmenin faydası olmaz. Doğru
itikat, ehli sünnet itikadıdır. Doğru itikad 1 rakamı gibidir. İhlaslı ibadetler
sağına konan sıfır rakamı gibidir. Bir sıfır konunca 10, iki sıfır konunca 100
olur. Sağına ne kadar 0 konursa değeri artar. 1 çekilirse hepsi 0 olur. İhlassız,
yani riya ile yapılan ameller de, soldaki sıfır gibi yani 1 rakamının soluna
konan sıfır gibi değersizdir. İtikat doğru olunca ibadetleri arttırmak, insanın
gayretine, ihlasına, ilmine bağlıdır. İstediği kadar arttırır. Ancak, doğru
itikadı, yani ehli sünnet itikadı yoksa ibadetlerinin hiç faydası olmaz, soldaki
sıfır gibi değersizdir.
Mutezile ve benzeri akılcı gruplara göre ibadetler amelden bir parçadır. Onlara
göre günah işleyen ve farzları yapmayan kâfir olur, yani iman x amel diyorlar.
Bunlardan birisi sıfır olursa netice de sıfır olur diyorlar. Yani imansız amel
de amelsiz iman da makbul değil diyorlar. Ehli sünnet, Amelsiz iman makbul ,
imansız amel makbul değildir. Ehli sünnete göre amel x ihlas denebilir. Ancak
amel işlemeden, (Param olsaydı şu fakire yardım ederdim diye ihlasla düşünen de,
vermediği halde, amel işlemediği halde ihlaslı niyetinden dolayı sevaba kavuşur.
Bir kimsenin ihlası ne kadar çoksa, amel ile çarpılınca netice büyük olur. Bizim
ihlasımız 1 ise, bin fakire birer ekmek versek, 1x1000=bin sevap eder. Eshabı
kiramın ihlası çok kuvvetli olduğu için, mesela onların ihlası 1 milyon olsun,
bir fakire bir ekmek verse bir milyon sevap alır. Nitekim hadisi şerifte
buyuruluyor ki: (Yemin ederim ki, bir kimse, Uhud dağı kadar altın sadaka verse,
eshabımdan birinin bir avuç kadar arpa sadakasının sevabına kavuşamaz.) [Buhari]
Eshabı kiramın imanları çok kuvvetli ve ihlasları çok fazla olduğu için böyle
sevaplara kavuşuyorlar. Eshabı kiramdan biri diğerinden daha yüksek idi. Bunun
için Hz. Ebu Bekr’in verdiği bir avuç hurmanın sevabı, diğer sahabeden birinin
vereceği sevap arasında dağlar kadar fark vardır. Bir hadis-i şerifte de
buyuruluyor ki: (Benden sonra, Eshabımın ihtilaf edecekleri meseleler hakkında
suâl ettim. Rabbim bana “Senin eshabın benim yanımda gökteki yıldızlar gibidir.
Bazısı diğerinden daha parlaktır. Onlardan birisine uyan hidayet üzerindedir”
buyurdu.) [Deylemi]
Hazreti Ali’yi sevmeyen var mı? 06082002
İbni Sebe,
rafizi rivayetlere dayanarak diyor ki: Hz. Ali, (Ömer mütayı yasak etmeseydi,
pek az kişi zina ederdi) demiştir.
CEVAP: Kesinlikle aslı olmayan uydurma bir rivayettir. Hâşâ Hz. Ali, iktidara
geçince, insanların zina etmeye devam etmesini mi istedi de müta zinasını
serbest bırakmadı? Hz. Ali’ye bu iftirayı yapanlar, kendisi buna iktidarında göz
yumduğu için zinayı teşvik etti demek istiyorlar. Yani, Hz. Ömer’in vefatından
sonra kendisi halife iken, mütanın meşru olduğunu niye ilan edip herkese
duyurmadı? Duyurdu da Ehli sünnet hâşâ Hz. Ali’ye düşman olduğu için, biz müta
yapmayız mı dedi? Bu rafizi rivâyetlerinin yalan olduğu her yönü ile bellidir.
İbni Sebe diyor ki: Ehli sünnete göre, İmamı Ali İbni Abbas’ı mütaya cevaz
verdiği için ikaz ediyor ve Hayber hadisini okuyor. Halbuki İbni Abbas, ömür
boyu mütaya cevaz veren seçkin bir sahabidir.
CEVAP: Hz. Ali, İbni Abbas’ı ikaz ediyor, (Evet Resulullah daha önce mütaya
cevaz vermişse de, sonra bunu haram kıldı) buyuruyor. İbni Abbas, onun
bildirdiği bir hadise niye karşı çıkacak ki?
Seçkin olmayan sahabi var mı? Allah hepsi cennetlik buyurmuyor mu? Cennetlik
olmak seçkin olmak değil mi? İbni Abbas seçkin de Hz. Ömer seçkin değil mi? Üç
halife seçkin değil mi?
Ehli sünnetin bildirdiğine göre İbni Abbas, daha sonra gerçeği öğrenince
görüşünden vazgeçiyor. Rafızi görüşlerini esas alıp da, ehli sünnetinkileri yok
saymak Sebecilere mahsus bir Yahudi taktiğidir.
İbni Sebe diyor ki: Hayber hadisini nakleden ez-zühri, Ehli sünnete göre, sika,
sağlam bir hadis hafızı, rivâyetlerine güvenilen birisi ise de, biz o görüşte
değiliz diyor.
CEVAP: Bu iftirasına da, İbni ebil Hadid gibi rafiziyi de senet gösteriyor.
Sebecilerin o görüşte olmaları ne yazar ki? Zaten biz onların görüşünde olsak
idik, biz de Sebeci, rafızi olurduk. Biz Resulullahın sünnetine uyan, Ehl-i
sünnetiz. Biz ne sadece Hz. Ali’nin şiasıyız, ne de sadece Hz. Ömer’in şiasıyız.
Biz Resulullahın şiasıyız, yani bütün eshabı kiramın şiasıyız.. Resulullahın
sünnetine tabiyiz. İşte bundan dolayı bize Ehl-i sünnet denildi. Şia taraftar
demektir. Hz. Ali’nin şiasıyız diyerek, eshabı kirama kin ve nefret beslemek
âyetleri inkârdır. Hıristiyanların Hz. İsa’yı seviyoruz diyerek Resulullahı
inkâr etmeleri nasıl bâtıl ise, Hz. Ali’yi seviyoruz diyerek Eshabı kirama kin
beslemek de bâtıl bir yoldur. İbni Sebecilerin Hz. Ali’yi seviyoruz demeleri,
Hıristiyanların İsa’yı seviyoruz demesine benzer. Taşkınca severek, Ona, ilah
diye tapınıyorlar. Halbuki, Hz. İsa böyle sevgi istemiyor. Hariciler Hz. Ali’ye
düşmanlık etti, rafıziler de onu aşırı sevdi. İmam-ı Ahmed İbni Hanbel, imam-ı
Ali’den şu hadis-i şerifi haber veriyor: Resulullah buyurdu ki: (Ya Ali, sen İsa
gibisin! Yahudiler, Ona düşman oldu. Mübarek annesine iftira ettiler.
Hıristiyanlar da, Onu aşırı yükselttiler. Ona yakışan dereceden daha yukarı
çıkardılar. Allahın oğlu dediler.) [İ. Ahmed]
Hz. Ali bu hadis-i şerifi haber verdikten sonra, (Benim yüzümden iki türlü
insanlar helak oldu. Birisi, beni aşırı severek, bende olmayan şeyleri bana
takarlar. Ötekiler de, bana düşman olup, birçok iftira yaparlar) buyurdu. Bu
hadis-i şerif, haricileri, Yahudilere, Eshab-ı kirama düşmanlık eden rafızileri
de Hıristiyanlara benzetmektedir. (Devamı var)
İbni Sebe alimlere saldırıyor 07082002
İbni Sebe,
El- Cessas gibisi uydurmaya dayandığı için cidden ayıp etmiştir, diyor.
CEVAP: Cessas, İbni Sebe gibi söylemediği için ayıp ediyor. Dört mezhebin bütün
âlimleri, müta zinasına hayır dedikleri için ona göre ayıp ediyorlar. Ayıp
etmeyen tek ehli sünnet âlimi yoktur. Ne günlere kaldık ya Rabbi, “avrat
kiralayanlar” ayıp etmiyor da, Ehli sünnet âlimleri ayıp ediyor!
Aynı sayfada “Senet bakımından berbat bir rivayet” diyor. Rafizilerinki berbat
değil de Ehli sünnetinki berbat öyle mi?
İbni Sebe diyor ki: İbin Hacer Askalani bile büyük bir bunalım ve zorlama
içinde.
CEVAP: İbni Sebe’ye göre Ehli sünnet âlimleri içinde hiçbir tane insaflı,
bunalım içinde olmayan, zorlama içine girmeyen kimse yoktur. İbni Sebe,
Zeydiye’den mezhepsiz Şevkani’yi delil gösterip diyor ki: Önce insafa geliyor,
akıl mantık çerçevesinde düşünüyor. Ancak bir de bakıyor ki, asırlardır kendine
öğretilenlerle çelişecek. Hemen toparlanıyor. Gözünü kırpmadan gerçekleri inkâr
ediyor. Taassup işte böyledir.
CEVAP: Gerçekleri inkâr edene ve İbni Hacer Askalani hazretlerine iftira edene
Allah lanet etsin. Bu büyük zat, İbni Sebeci mi de gerçekleri inkâr etsin?
Sebecilere göre gerçekleri inkâr etmeyen tek ehli sünnet âlimi yoktur. Çünkü
hepsi müta zinasına, avrat kiralamaya haram demiştir. Öyle ise onların insafı
yoktur, gerçekleri inkâr ediyorlar. Vehhabiler, mezhepsizler Ehli sünnet
âlimlerine taassup ehli diye saldırıyorlar. İbni Sebeciler de aynı alçaklığı
yapıyorlar.
İbni Sebe diyor ki: Doğuştan gelen bu duygu, cinsel arzu, şöyle ya da böyle
[helal veya haram yoldan] mutlaka karşılanacaktır.
CEVAP: Aynı cümleyi yiyip içmek için de kullanmak gerekir: Doğuştan gelen bu
duygu, yiyip içme arzusu, şöyle ya da böyle [helal veya haram yoldan] mutlaka
karşılanacaktır. Helal yol dururken bu ihtiyaçları niye haram yoldan
karşılanması savunulur ki? Peygamber efendimiz buyuruyor ki:
(Nikâh, sünnetimdir. Sünnetimi yapmayan benden değildir. Evlenin. Zira ben,
sizin çokluğunuzla diğer ümmetlere karşı iftihar ederim. Gücü yeten evlensin.
Evlenemeyen oruç tutsun. Zira oruç bir enemdir.) [İ. Mâce]
İbni Sebeci, Resulullahın bu sözü ile alay ederek diyor ki: Genç delikanlının
cinsel duyguları bastırıyorsa bunu, oruç tutmakla avutamazsınız.
CEVAP: Önlenmesi zor bile demiyor, avutamazsınız demekle, Resulullahla alay
etmiş oluyor.
İbni Sebe akli delilleri sıralıyor: Kadınlar erkeklere göre daha çok fazladır.
Bir kadını ömür boyu kumalığa mahkum edemezsin diyor.
CEVAP: Kumalık kötü mü? Resulullah niye kuma olacak hanımlarla evlendi? O kadar
kadınla niye evlendi? Haşa bir tanesi ile müta yapardı.
İbni Sebe diyor ki: Mütaya haram diyenlerin başında Ehli sünnet gelir. Tamamı bu
görüştedir. Mutezile ile [şiilerden] Zeydiye ve zahiriler de aynı görüşü
paylaşıyor.
CEVAP: Bid’at fırkaları bir tarafa, Ehli sünnetin tamamı haram diyorsa haramdır.
(Devamı var)
Mütada talak ve miras yoktur 08082002
İbni Sebe,
mütada talak, miras yok diyen Ehli sünneti demagoji yapmakla itham ediyor.
Müslümanla evlenen gayri müslim kadın da miras alamaz diyerek mütaya meşruluk
arıyor.
CEVAP: Dinimiz, kitap ehli kadınla evlenmeye izin veriyor, ama miras alamaz
diyor. Bu ayrı bir hüküm, istisnai bir durumdur. Müslüman kadının namaz kılma
zorunluluğu vardır, içki içemez. Ama Müslüman erkekle evli Hıristiyan kadın,
namaz kılmaz, içki de içer, domuz da yer, kiliseye de gider. Bunlar ayrı bir
hükümdür. Gayri müslim kadın miras alamaz ama, bu adamdan olan çocuğu miras
alır. Müta caiz iken bile, mütacıdan doğan çocuğu da miras alamazdı.
Mütada nikâh olmadığı için boşama da yok, kiralama var. Kira süresi sona erince
kendiliğinden ayrılırlar. Halbuki nikâhta boşama vardır. İşte bir âyeti kerime
meali:
(Kadınları boşayacağınızda, onları, iddetlerini gözeterek boşayın.) [Talak 1]
Boşama olmayınca nikâh da yoktur, iddet yoktur. Çünkü müta meşru değildir.
İbni Sebe diyor ki: Hz. Aişe’nin mütanın caiz olmadığını söyleyip, ardından,
Müminun suresinin (Müminler, zevcelerinden ve cariyelerinden başka olan
kadınlardan sakınırlar) mealindeki 6. âyeti okuduğu rivayeti de suludur. Böylece
onu Allaha ve Resulüne iftiracı veya ne dediğini bilmez konumuna iteceksiniz.
Yahut bu rivayetin uydurma olduğunu söyleyip duvara çarpacaksınız.
CEVAP: Görüldüğü gibi, mütacı, Ehli sünnet âlimlerinin nakillerine “sulu”
tabirini kullanıyor, duvara çarpılacak rivayet diyor. Bütün Ehli sünnet âlimleri
yalan, iftira, uydurma nakiller yapıyor, sadece İbni Sebeciler doğru söylüyor!
Yazıklar olsun hakkı inkâr edenlere.
Nisa suresinin, (Ananız, bacınız, kızınız ...... size haramdır) mealindeki 23.
âyeti geldikten sonra, müta haram edildi. (Taberani, Beyheki)
Müminun suresinin (Müminler, zevcelerinden ve cariyelerinden başka olan
kadınlardan sakınırlar) mealindeki 6. âyeti, tevile imkân bırakmayacak şekilde
mütanın haram edildiğini bildiriyor. Çünkü, bu âyette yalnız zevcelerin ve
cariyelerin helal olup, başkalarının haram olduğu bildiriliyor. Kendisine zevce
de, cariye de denilemeyen, mütacı [kiralık] bir kadınla buluşmanın helal
olduğunu iddia etmek, Kur’an-ı kerimin açık olan emrine karşı durmak olur.
Mütacı kadın bir erkeğe varis olmaz. Bu kadının, bu erkekten olan çocuğu da, bu
adama varis olmaz. Öyle ise, bu kadın zevce değil, cariye de değildir. Bu âyetle
de müta haramdır. (Hucec-i kat’iyye)
İbni Sebe, Cabir bin Abdullah’tan, Resulullahın, (Müta kıyamete kadar haramdır)
dediğini yazıyor. Birçok ehli sünnet âliminden naklen Resulullahın mütayı
yasakladığını bildiriyor. Birisi şöyledir:
Ebra bin Mabed el Cüheni, Mekke’nin fethinde, bir süre için izin verdi, sonra da
buyurdu ki:
(Ey insanlar, mütaya izin vermiştim, artık Allah bunu kıyamete kadar haram
kıldı.) [İ. Ahmed, Müslim, Darimi, İbni Mace, Beyheki]
Dikkat edin, beş tane hadis âlimi bunu naklediyor, mütacının kılı bile
kıpırdamıyor. Çünkü ona göre, bütün hadis âlimleri, bütün fıkıh âlimleri de
nakletse hiç önemi yok, “çal duvara, at çamura” diyor. Gerçekte de Ehli sünnet
olan bütün hadis âlimleri, fıkıh âlimleri, kelam âlimleri, tefsir âlimleri
mütanın haram olduğunda birleşmişlerdir. (Devamı var)
İbni Sebe sahabeye saldırıyor 12082002
Allahın ve
Resulünün övdüğü sahabelere bakın nasıl kin kusuyor: Bir rivâyetin başında Ebu
Hureyre’nin bulunması, onun reddedilmesi ve kaldırıp atılması için yeterlidir.
CEVAP: Hz. Ebu Hüreyre, eshab-ı kiramın büyüklerinden, ileri gelenlerinden
cennetlik bir zattır. Savaşta ve barışta Resulullahın yanından hiç ayrılmazdı.
Hafızası çok kuvvetli olduğundan, çok hadis-i şerif ezberlemişti. Eshab-ı
kiramdan ve Tabiinden 800’den fazla kimsenin, kendisinden hadis öğrendiğini Ehli
sünnetin en kıymetli hadis kitabını hazırlayan İmamı Buhari hazretleri
bildiriyor, Abdullah bin Ömer’den sonra en çok hadis bilen bu zattır. Eshabı
kiramdan herhangi birine dil uzatmak ancak Sebecilere mahsus adi bir taktiktir.
Eshabı kiramın hepsi cennetlik, hepsinden Allah razıdır. (Hadid suresi 10, Fetih
29, Tevbe 100)
“Salebe hadisinde mütanın Hayber’de yasakladığı söyleniyor. Bu ise kesinlikle
doğru değil, tarihi hakikatlere [yani sebeciliğe] tamamen aykırıdır. Bu yüzden
kabul edilmesi imkânsız” diyor.
CEVAP: Kabul edilmesi imkânsız denmez, (Kabul etmemiz imkânsız) demesi gerekir.
Kabul edilmesi imkânsız olsa idi, binlerce İslam âlimi kabul eder mi idi? Ehli
sünnetin tamamı kabul ediyor ya.
Sahih rivâyetler mi önemli, tarihi hakikatler mi? Tarih de yine rivâyetlerden
meydana geliyor. İbni Sebe bilerek veya bilmeyerek şu hususun üstünde yanlış
olarak çok duruyor. Hayber’den sonra da müta yapıldığına göre, Hayber’de yasak
edildi diyen kim olursa olsun asla kabul etmem diyor. Resulullah Hayber’den
sonra da izin verip sonra yasakladıysa, ki öyle olmuştur, o zaman İbni Sebe’nin
imkânsız dediği şey bal gibi olmuştur.
Ehli sünnetin kütübi sitte denilen en kıymetli hadis kitaplarından olan İbni
Mace için bakın ne diyor:
İbni Mace hadisi, Ehli sünnetin sandığı gibi, sahih bir rivâyet değil, münker ve
asılsızdır.
CEVAP: Bundan önce de hafızası zayıf birisinden bu hadisi naklediyor diyor. Her
raviye bir kulp takıyor, kimi Hz. Ali’ye yan bakardı, kimisi Emevi devletinde
vazife aldı, kimisi, şişman, kimi zayıftı. Müfteri sarhoşa ne demeli?
Farklı rivâyetleri bahane ediyor. Halbuki Resulullah üç kere izin veriyor üç
kere yasaklıyor. İzin verme ve yasaklamalar çeşitli tarihlerde olduğu için, İbni
Sebe diyor ki: Mekke’nin fethinde, mütayı ebedi olarak haram kılan bir
peygamber, iki ay gibi kısa bir süre sonra buna izin verebilir mi?
CEVAP: Bu ne terbiyesizlik böyle? Sen peygamberi sorguya mı çekiyorsun? İki ay
sonra da yasaklayabilir iki gün sonra da yasaklayabilir. İki sene sonra da
yasaklayabilir. Buna kim itiraz edebilir ki? Resulullahın haram etmesi vahye
dayanır. Hangi mütacı Allahtan hesap sorabilir ki? Allah layüseldir, layüsel,
yaptığı işlerden hesap sorulmayan, hükmü elinde olan, istediği gibi hareket eden
demektir. Eskiden içki mubah idi, sonra niye yasakladın, iç yağı önceleri haram
idi, niye mubah ettin demeye kimin hakkı vardır? Eskiden yakını ile evlenmek
caiz idi, sonra bunu niye haram kıldın demeye hiç kimsenin hakkı olamaz. Ama
İbni Sebe, Ehli sünneti suçlayabilmek için Peygamber bunu nasıl yapabilir
diyerek kirli dilini gösteriyor. (Devamı var)
Şamlı ve şanlı raviler 13082002
İbni
Sebe’ye göre; mütayı haram gören her islam âlimi, ya kör, ya sağır, ya
basiretsiz, ya hafızası zayıf, ya zavallı, ya aklı başında değil, ya sarhoş, ya
Hz. Ali’ye kin güdüyor, ya Şamlı veya yobaz. Sağlam tek sünni âlim yok. İki
sünni âlim için bakın ne diyor: (Böylesine zavallı ve üzücü laflar eden El
Cessas gibi, er-Razi gibi aklı başında olduğunu sandığımız âlimlere
yakıştıramıyoruz. Çünkü bunlar gözleri perdelenmiş, basiretleri körleşmiş
kimselerdir. )
CEVAP: Fahreddin Razi gibi büyük bir âlime, müfessire, zavallı, basiretsiz
diyenin mutlaka kanı bozuktur. Peki bu âlimler ne demiş de böyle kin kusuyor?
Demişler ki: (Ömer’in bu sözü, sahabe huzurunda Resulullahın haram kılıcı bir
sünneti olmadan, söylemesi düşünülemediği gibi, sahabenin de sessiz kalması
düşünülemez. Çünkü Resulullah söylemeden öyle bir şey söylemek söyleyeni küfre
düşürdüğü gibi, dinleyip de itiraz etmeyenleri küfre sokar.)
İbni Sebe bu sözler için bu iki âlime basiretsiz, zavallı, akılları başlarında
yok gibi hakaretler savuruyor. Bu iki âlim ne kadar isabetli ve ne kadar
mantıklı konuşmuşlar. Resulullahın hadisi olmadan kendi başına Hz. Ömer nasıl
böyle bir şey yapabilir ki? Allahın Kur’anı kerimde övdüğü şanlı eshab, nasıl
haksızlık karşısında dilsiz şeytan durumuna düşer ki? Hz. Ebu Bekir, (Ben
Resulullahın yolundan ayrılırsam ne yaparsınız?) diye sorduğunda, o büyük ve
şanlı kahramanlar, (Seni kılıcımızla düzeltiriz) demediler mi? Hz. Ömer yanlış
iş yapacak da, (Kendi aralarında merhametli, kâfirlere karşı şiddetli) diyen
Allahın övdüğü o aslanlar, susacak ve kılıçları ile düzeltmeyecekler, bu mümkün
mü? Peki Hz. Ali niye kılıcını çekip de Hz. Ömer’i düzeltmedi? Niye ona kızını
verdi? İbni Sebe, “O anda Hz. Ali yoktu. Sonra duydu” diyor. Diyelim ki öyle. O
zaman niye kılıcını çekip de Hz. Ömer’i düzeltmedi. Bir Yahudi Hz. Ömer’i şehid
etti de, Allahın aslanı bunu yapamaz mıydı? Demek ki Hz. Ali mütayı haram eden
hadisi şerifi bildiği için ses çıkarmadı. Zaten Hz. Ali’nin mütaya haram
dediğini kendisi de bildiriyor. Ama kansızlığından dolayı zayıftır, ravisi Şamlı
idi gibi bahanelerle bunu reddediyor. Raviler Şamlı olsa da hepsi şanlı
kimselerdir.
İbni Sebe’nin böyle itirazları bana hep İblisin itirazını hatırlatıyor. İblis,
(Ben Allaha isyan etmedim, ben Âdem’e secde etmedim) demişti. Hz. Âdem
istikametinde secde etmemekle Allaha isyan etmişti. İbni Sebe de aynı mantıkla,
aynı kafayla diyor ki: Biz Allahın resulüne değil, Ömer’e itiraz ediyoruz.
CEVAP: Hz. Ömer, Resulullahın emrini tebliğ ediyor, kendiliğinden hüküm koymuyor
ki. Dolayısıyla İbni Sebe, Resulullahın haram kıldığı mütayı kabul etmiyor. Hem
savcı hem hakim rolünü oynuyor. Önce bu zayıf ve uydurma diyor, arkasından
görüyorsun ya zayıf ve uydurma olan bir hadis senet olamaz diyor. Uydurma
olduğunu sen söylüyorsun, kararı da sen veriyorsun. İbni Sebe’ninki şu mantık
önermesine benziyor:
Memeli hayvanlar uçmaz
Yarasa da memelidir
O halde o da uçmaz.
İlk önerme yanlış olunca netice de yanlış oluyor. İbni Sebe diyor ki:
Ehli sünnet doğru söylemez
Ömer de Ehli sünnet
O halde o da doğru söylemez.
(Devamı var)
Kur’an-ı kerimde neshin mahiyeti 14082002
İbni Sebe,
yalnız Kur’an diyenler gibi, “Biz neshi kabul etmiyoruz” diyor. CEVAP: Kur’anı
kerimde buyuruluyor ki: (Biz, daha iyisini veya onun gibisini getirmeden bir
âyeti neshetmez veya unutturmayız.) [Bekara 106], (Ya bize bundan başka bir
Kur’an getir, yahut onu değiştir diyenlere, de ki, Onu kendiliğimden
değiştiremem.) [Yunus 5] [Ancak Allahın emri ile değiştirebilirim.]
İki tane de hadis-i şerif bildirelim:
(Kur’an âyetleri, birbirini nesh ettiği gibi, hadislerim de birbirini nesh
eder.) [Deylemî]
(Kabirleri ziyaret etmenizi yasak etmiştim, bundan sonra ziyaret edin!) [İ. Mace]
Bu konuda birçok âyet ve hadis vardır. Mesela Resulullah, Beyt-ül-makdis’e doğru
namaz kılarken, Bekara suresinin, (Yüzünü artık Mescid-i Haram tarafına çevir)
mealindeki 144. âyeti ile neshedilip, kıble Kâbe olmuştur. Allaha ve Resulüne
dün böyle diyordun bugün niye değiştirdin, çelişki içindesin mi denir? Allah
öteki dinlerde haram olan bazı şeyi bu ümmete helal kılmış, helal olanları da
haram kılmıştır. Hâşâ Allaha niye böyle yaptın denebilir mi? Mütayı da üç defa
mubah kılmış, üç defa da yasaklamıştır. Buna çelişki denir mi? Din Allahın değil
mi? İstediğini yapamaz mı? Kız kardeşinle evlen dese evlenmeyecek misin? Nitekim
Âdem aleyhisselamın çocukları ikiz olmayan kız kardeşleri ile evlenmişlerdir. O
zaman mubah kılmıştı, bugün ise yasakladı. Mütayı sonradan yasakladı diye Allah
ve Resulü suçlanır mı? Bunu nakleden şanlı sahabe suçlanır mı? Resulullahın müta
haramdır emrini bildiren Hz. Ömer’e kin kusulur mu? Sarhoş mütacı diyor ki:
(Ömer’in oğlu Abdullah da, mütaya olumsuz bakıyor. Zaten Abdullah’a da bundan
başkası yakışmaz. Çünkü o babasının oğlu.)
CEVAP: Oğlu da babası gibi yalancının teki demek istiyor. Allah onlar seçilmiş
bir ümmet diye övüyor, Tevrat’ta, İncil’de övüldüğünü bildiriyor, hepsi
cennetlik buyuruyor. İbni Sebe ise babasının oğlu diyerek bir taşla iki kuş
vurmaya, hem Hz. Ömer’i hem de oğlunu, iki güzide sahabiyi suçlamaya kalkıyor.
Allahın övdüğü kimselere, Resulullahın kıymetli arkadaşlarına dil uzatanlara
yazıklar olsun!
İbni Sebe bir de müta zinasına karşı çıkan sahabe ve tabiine, hakaretler
savurduğu gibi, iddia ediyor tabirini kullanıyor. Yani gerçek değil de öyle
uyduruyor diyor. Bir örnek verelim:
Şam uyruklu fukahadan sayılan mekhul da mütanın zina olduğunu iddia ediyor.
CEVAP: Bir zamanlar TRT de, muhalefet konuşunca “şöyle iddia etti” derdi.
Mütanın zina olmadığını söyleyen bir tek Ehli sünnet âlimi var mı? Hepsi de zina
diyor. Had vurulup vurulmaması ayrı bir konu. Zina eden bekara da had vurulmaz,
başka ceza verilir. İmam-ı Cafer Sadık’ın mütaya zina dediğini bildiriyor. Sonra
bu sözü tevil ediyor. Ehli sünnetin kafasındaki mütaya zina demiştir diyor. Peki
o yüce imam, mütanın şu şekli haram, şu şekli caiz diyemez miydi? Ehli sünnetin
kafasındaki müta ile Sebecilerin mütası farklı değil ki. Sonra hiçbir delil
göstermeden, (İmam Cafer’in mütayı zina kapsamına soktuğunu anlamak imkansızdır)
diyor. Hani delil? O yüce imamın müta denilen zinaya mubah diyeceği hiç
düşünülebilir mi? “Ehli sünnetin icmasını da kabul etmeyiz” diyor.
CEVAP: Böylece, (Ümmetimin âlimleri yanlış bir şeyde, dalalette ittifak
etmezler. İhtilaf olunca çoğunluğa uyun) buyuran Resulullahı da yalanlıyor. (İbni
Mace) (Devamı var)
Hulefai raşidine tabi olun 15082002
İbni Sebe
diyor ki: Ömer’in sözünün hüccet olduğu şu iki hadise dayandırılabilir:
(Sünnetime ve benden sonraki raşid halîfelerin sünnetine tâbi olun) [İ. Ahmed,
Darimi, Ebu Davud, Tirmizi, İbni Mace, Hakim rivâyet etmiştir. Bu hadise bir
diyeceğimiz yok, mesajı da doğru, isnadı da sahihtir.]
CEVAP: Şimdiye kadar Ehli sünnet kitaplarındaki bütün hadislere birer kulp
takmıştı. Bu hadise sahih demesine çok hayret ettik. Hemen altına bakınca, art
niyeti meydana çıkıverdi. Diyor ki: (Ebu Bekr’in ve Ömer’in Kur’ana ve sünnete
aykırı pek çok uygulamaları olduğu bir gerçek iken, Allah ve Resulü böyle
kimseleri bize tavsiye eder mi, onlara uymamızı ister mi? Bu iman ve insafa
sığar mı? Akıl mantık bunu kabul eder mi?)
CEVAP: Sahih diye saydığın 6 hadis âlimi ve ehli sünnetin tamamı hulefai
raşidinin 4 halife olduğunu ittifakla bildiriyor. Bu alimler iman ve insaf ehli
değil mi? Yine aynı sakat mantık önermesi:
Ömer kötüdür,
Peygamber kötüyü övmez,
O halde Peygamber Ömer’i övmez.
İbni Sebe, önce Hz. Ömer’e kötü diyor, sonra peygamber kötülerin sünnetine uyun
der mi diyor. Tam bir Yahudi taktiği. Hz. Ömer’e kötü diyen tek Ehli sünnet
âlimi var mı? Allah onu övüyor. Sahabenin hepsine cenneti söz verdim diyor. İbni
Sebe, (Benden sonra Ebu Bekir ile Ömer’e uyun) hadis-i şerifini naklettikten
sonra, (Bu hadisi Ebu Hanife, İbni Ebi Şeybe, İ. Ahmed, Tirmizi, İbni Mace,
Hakim Tahavi, İbni Sa’d rivâyet etmiştir) diyor. Devamında diyor ki: Resulullah,
Ebu Bekir ile Ömer’e uyun dese bile bundan ne anlarsınız? Dine aykırı icraatta
bulunsalar bile onlara uymak gerektiği çıkar mı?
CEVAP: Kur’an-ı kerimde (Resulüme uyun) deniliyor. Şimdi buradan dine uygun olan
sözüne uyun anlamı çıkar mı? Elbette, dine uygun emir verecek ki Allah (Resulüme
uyun) buyuruyor. Hz. Ömer de dine uygun emir verecek ki, Resulullah, (Ömer’e
uyun) buyurdu. Hâşâ Resulullah o kadar basiretsiz mi ki, dine aykırı emir
verecek olana (uyun) buyursun. Ve ağzındaki baklayı çıkarıyor, (Ebu Bekir ile
Ömer’e uyun sözü asılsızdır. Peygamber böyle çelişkili söz söylemez) diyor.
CEVAP: Peki bu sekiz hadis âlimi yalan söylüyor öyle mi? Bu hadis âlimleri öteki
hadisi de naklediyorlar, o zaman onlar da yalan olur. Yalancıların sözlerine
inanılır mı? Aynı ravilerin rivayet ettiği öteki hadise nasıl sahih diyor? Tabii
bu bir takıyyedir.
Ehli sünnetin reisi ve en büyük imam olarak bilinen yani imamı a’zam olarak
meşhur olan Numan bin Sabit de bu hadisi naklediyor. İmamı a’zam hazretlerine
yalancı demek Ehli sünnete yalancı demektir. Zaten Yahudinin bütün gayesi de bu
ya. Resulullah böyle demiş olsa bile diyor, demişse ki, dediğini kendisi de
itiraf ediyor. Demek ki bu söz onların çok büyük bir insan olduğunu gösterir.
Allaha ve Resulüne asla asi olmayacaklarını gösterir. Allah ve Resulüne asi
olacaklarını Allah bilmez mi? Öyle ise niye onlara uyun buyuruyor? Demek ki
onlar kendilerine uyulacak kimselerdir. Zaten sahabenin tamamı böyledir. Allah
hepsini övüyor. Ama Sebeciler, (Allah o zaman öyle demişti ama sonradan
sapıttılar, Hz. Ali’yi halife seçmedikleri için hepsi mürted oldu) diyorlar.
Böylece Allaha da yalancı diyorlar. (Devamı var)
Farklı ictihad rahmettir 18082002
İbni Sebe
diyor ki: Gerek Ammar’ın ve gerekse İbni Mesud’un ilk iki halifeye hiç uymayan
ters düşünce ve ictihadları var! O zaman biz kimi tercih edeceğiz? İbn Mesud
mütaya evet diyor; Ömer ise hayır! Şimdi biz ne yapacağız!?
CEVAP: Siz mi? Siz fitne çıkarmaya devam edeceksiniz. Fakat ehli sünnet biliyor
ki İbni Mesud hazretleri de diğer sahabeler gibi mütanın caiz olduğunu
bildirmişti. Haram edildiğini işitince, diğerleri gibi, o da haram dedi. Eğer
başka farklı ictihadları varsa, her sahabinin farklı ictihadı olur. Bunun için
hiç birisi kötülenemez. Çünkü ictihad etmek de, ictihad ederken yanılmak da
günah değildir. Yanılan bile sevap alır. İbni Sebe diyor ki: Bize [Sebecilere]
göre Peygamberler için ictihad diye bir şey söz konusu değildir! Ehli sünnete
göre ise peygamberlerin de ictihadı olur.
CEVAP: Eshab-ı kiramdan birinin bir husustaki ictihadı, Peygamberimizin
ictihadından farklı olabilirdi. Fakat Resulullahın ictihadı hata üzere kalmazdı.
Çünkü, Cebrail aleyhisselam gelerek, yanlış olan ictihadlar, Allahü teâlâ
tarafından hemen düzeltilir, hak ile bâtıl birbirinden hemen ayrılırdı. Bedir’de
alınan esirler hakkında, Sahabe-i kiramın ictihadları farklı olmuştu. Hz. Ömer
ve Sad İbni Muaz esirleri öldürelim dedi. Diğer sahabiler ise, para karşılığı
bırakalım demişlerdi. Server-i alem de, serbest bırakalım ictihadını kabul
buyurup salıverdiler. Sonra, şu âyet gelerek birinci ictihadın doğru olduğu
bildirildi: (Savaşta alınan esirleri mal karşılığı olarak salıvermek, hiçbir
Peygambere yakışmaz. Yer yüzünde onların çoğunu öldürmek, zayıflamalarına sebep
olur. Siz dünya malını istiyorsunuz. Allahü teâlâ ise, sevap kazanmanızı,
Cennete ve nimetlere kavuşmanızı istiyor. Allah tarafından önceden verilmiş bir
hüküm olmasaydı, aldığınız fidyeden dolayı size mutlaka büyük bir azap
dokunurdu.) [Enfal 67, 68]
Bu âyetler indikten sonra Resulullah buyurdu ki: (Eğer azap geri çevrilmeseydi,
Ömer ile Sad bin Muazdan başka kimse kurtulmazdı.) [Beydavi]
İbni Sebe yine yalan söyleyerek diyor ki: Ömer’in ictihadı Allahın hükmüne karşı
ictihaddır. Nas varken ictihad olmaz.
CEVAP: Nas varken ictihad eden kim? Hz. Ömer müta hakkında ictihad etmedi ki,
Nassı bildirdi, yani Resulullahın emrini açıkladı. Resulullahın mütayı yasak
ettiğine dair sayısız hadis var. Ama İbni Sebe’ye göre nakledenler de ya
hafızası bozuk, ya Şamlı veya Emevi devletinde görev almıştır. Onun bir hadisi
uydurma görmesi ile sahih bir hadis uydurma olmaz.
İbni Sebe diyor ki: Ehli sünnet “Mütada özellikle kadın açısından onur kırıcı,
aşağılayıcı bir durum vardır. Namus pazarlanıyor ve para karşılığı satılıyor. Bu
ise namussuzluktur” diyor. Müta madem namussuzluktur; o halde Allah ve Resulü
buna neden izin vermişti?
CEVAP: Kişinin kız kardeşi ile evlenmesi çok çirkin ve çok günah değil mi? Peki
hal böyle iken Allah ve resulü Hz. Âdem, bunu nasıl emretmişti? Demek ki Allah
emrettiği zaman iyi, yasakladığı zaman da kötü olur. Şimdi birisi ehli sünnet
olan bir insanın, anasına, bacısına, kızına yarım saatliğine müta teklifinde
bulunsa, buna hangi ehli sünnet rıza gösterir? İbni Sebeci için bunlar önemli
değil. Önemli olsa idi, müta zinasını [avrat kiralamayı] savunmak için koskoca
kitap yazmazdı. (Devamı var)
Allah yasakladığı için kötüdür 19082002
İbni Sebe
diyor ki: Hüsün ve Kubuh aklî mi, şer’î mi? İki görüş var: Aklî, yani bir şeyin
iyi ya da kötü olduğu akıl ile bilinir. Allah bir şeyi emretmişse; o şey aslında
güzel bir şey olduğu için emretmiştir. “Bir şeyi de yasaklamışsa; o şey zaten
kötü olduğu için yasaklamıştır. Şia, Mutezile Matürîdî ekolü bu kanaatte. Hiç
kuşku yok; doğrusu da bu.
CEVAP: Hani (İctihad ictihadla nakzolunmaz) diyordun. Ne çabuk unuttun? Bir
ictihadın doğru olduğunu ancak Allah bilir. Doğrusu kuşkusuz bu denmez. Matüridi
tam öyle demiyor.
İbni Sebe devam ediyor: Şer’î, yani bir şeyin iyi ya da kötü olduğu akıl ile
bilinmez. Bir şey Allah tarafından emredildiği için iyi, yasaklandığı için
kötüdür, çirkindir.
CEVAP: Bu ictihad taraftarları diyor ki: Hz. Âdem zamanında Allah, kız kardeşle
evlenmeyi emrettiği için o zaman bu iş iyi ve güzel idi, şimdi yasakladığı için
kötü ve çirkindir. Aynen müta da böyle. Emredildiği zaman iyi idi, yasaklandığı
için kötü oldu.
İbni Sebe diyor ki: Kur’an’ın ruhuna ve akla tamamen aykırı olan bu görüşü ise;
Ehli sünnetin çoğunluğunu oluşturan Eşarî ekolü benimsiyor.
CEVAP: Yani Ehli sünnetin çoğu Kur’anın ruhuna aykırı hareket ediyor öyle mi?
Hani ictihad ictihadla nakzedilmezdi? İbni Sebe Ehli sünnetin çoğunluğunu bu
konuda da silip atıyor.
Cessasa yine sataşarak diyor ki: el-Cessas, O gün zina değildi; sonra zina oldu
derken; bu konuda kendi çizgisinin dışına çıktığının [Eşari’nin ictihadını kabul
ettiğinin] farkında mıdır?
CEVAP: Eşari Ehli sünnet değil mi? Ehli sünnetin iki imamı vardır. İsteyen
müctehid, istediğine uyar. Bunun ayıplanacak nesi var ki? Müta sarhoşu diyor ki:
Cessas, “Mütada, ırz ve namusun bir eşya gibi belli bir süreyle kiralanması
doğru değildir” diyor.
CEVAP: İbni Sebe, mugalata yaparak diyor ki: Kadını bir eşyaya benzeten, onun
onurunu tümden rencide eden bu sözleri Cessas gibi ilim adamına yakıştıramadım
doğrusu.
CEVAP: Amma da demagoji... Eşyaya benzeten kim? Müta, satılık mala benziyor
diyor. Kadını eşyaya benzetmekle ne alakası var. Cevap veremeyince böyle
zırvalıyor işte. Yahut Resulullah daha önce niye cevaz verdi diyor? Onun
cevabını da aldı. Bakalım şimdi ne iftiralar düşünüyor ki? Hepsi cennetlik olan
Eshabı kiramdan Abdullah bin Ömer için de diyor ki: (Bu söz gerçekten ona aitse,
Resulullaha iftira atmış demektir.)
CEVAP: Eshabı kiramdan Resulullaha iftira eden birisi olur mu? Allah onları
âyetlerle övüyor, hepsine cenneti vâdettim buyuruyor. Cennetlik insanlar için bu
ifadeyi ancak sarhoş Sebeciler kullanır. Eğer Eshabı kiramdan biri kötülenirse
Allah ve Resulü yalanlanmış olur. Müta zaten mübah önyargısı ile yola çıkan İbni
Sebe diyor ki: (Allah ve Resulünün izin verdiği mütaya, Abdullah bin Abbas zina
diyecek kadar edepsiz olabilir mi? Ancak bu rivâyeti ona isnat edenler cahil ve
edepsizdir.)
CEVAP: Ehli sünnetin tamamı mütaya zina diyor. Böylece İbni Sebe içindeki
necaseti kusuyor. Abdullah bin Ömer’in ve Ehli sünnetin müta zinasını
yasaklamakla ne menfaatleri olacak ki? Ama İbni Sebeciler, müta adı altında
zinayı yaygınlaştırmakla Yahudiliğe hizmet etmiş olacaklar. Bir millet ahlaksız
oldu mu yıkılması artık kolaydır. Sarhoş Yahudinin esas gayesi bu. (Devamı var)
Âlimleri taklit nimeti 20082002
İbni Sebe,
müta zinasına haram diyen âlimler için, taklitçi Hanefi âlimleri tabirini
kullanıyor.
CEVAP: Kötüyü, yanlışı ve batılı taklit, ne kadar zararlı ise, iyiyi, doğruyu ve
hakkı taklit de o kadar faydalıdır. Eshab-ı kiramın hepsi mutlak müctehid olduğu
hâlde, Peygamber efendimizi görüp taklit ettikleri için, peygamberlerden sonra
en yüksek makama kavuşmuşlardır. Tabiin, Eshab-ı kirama tabi oldukları, onları
taklit ettikleri için yüksek şerefe kavuşmuştur. Onlardan sonra gelenler de
onlara tabi oldukları, onları taklit ettikleri için Tebe-i tabiin şerefine nail
olmuştur. Peygamber efendimiz de, (Âlimler rehberdir, âlimlere tabi olun)
buyurdu. O hâlde âlimleri taklit etmek gerekir. (Berika)
Ehli sünnet için YOBAZ tabirini kullanıyor. CEVAP: Bugün herkes biliyor ki,
ateistler, zina yapmayanlara, içki içmeyenlere, gerici, yobaz diyorlar.
Mütacının kimlerle aynı fikirde olduğu böylece meydana çıkmış oluyor. Avrat
kiralamayı kabul etmedikleri için Ehli sünnete yobaz diyor müta sarhoşu. Ayrıca,
Ehli sünnet âlimlerinin ictihadları için kaçamak ictihadlar tabiri kullanıyor.
CEVAP: Kaçamak yapmak tabiri, ara sıra zina etmek anlamındadır. Kaçamak ictihad
tabiri de, zina yapmak için Ehli sünnet ictihad bulmuş demek istiyor. Kendi
yaptığı müta zinasını örtmek için böyle tabirler buluyor. Hiçbir fıkıh kitabında
kaçamak ictihad diye bir şey yoktur. En önemlisi de, kendisi de tasvip ettiği (İctihad
ictihadla nakzedilmez) kuralını çiğnemeye çalışıyor. Ehli sünnetin ictihadlarını,
Sebeci ictihadları ile nakzetmeye gayret ediyor, kırk dereden su getiriyor, bir
bardak suda fırtınalar koparıyor. Delil bulamayınca da Şamlı diyor, yobaz diyor,
Emevilerde görev aldı diyor. Ehli sünnetin kaçamak ictihadı şudur diyor: (Belli
bir ücret karşılığı zina için kiralanan kadına zina haddi (cezası) tatbik
edilmez.)
CEVAP: Peki ictihadın devamı ne? Bu ifadeye bakanlar sanki kiralanan kadına hiç
ceza verilmediğini anlar. Ehli sünnette zina cezası ikiye ayrılır:
1- Had vurulan zinalar, 2- Had vurulmayıp başka ceza verilen zinalar.
Had vurmak öldürmek demektir. Bu namuslu kadınlara uygulanan bir cezadır. Fahişe
veya kiralanan kadınlarda zaten namus perdesi yırtılmış olduğu için dinimiz
onlara had vurdurmuyor, başka cezalar veriyor, belli bir sopa vurmak, hapsetmek,
sürgün etmek gibi cezalar veriyor. Müta da, ikinci sınıfa girdiği için had
vurdurulmuyor. Kadın zaten kiralık, bunda namus denen şey kalmamış ki niye
namussuzluk yapıyorsun diye had vurulup öldürülsün! Ancak müta zinasına fahişeye
verilen ceza veriliyor. İbni Sebe sanki had vurulmaz deyince Ehli sünnet zinaya
izin verdi gibi göstermeye çalışıyor.
Diyelim ki müta caiz olsa idi, bir kadın ayda 30-40 erkekle birlikte olacaktı.
Böyle bir kadında artık namus mefhumu kalır mıydı? Resulullah efendimiz bunu
boşuna mı yasakladı? İbni Abbas’ın buyurduğu gibi, içki içmeyi mubah kılan bir
özür gibi, zaruret halinde buna izin verilmiş, lüzum kalmayınca kaldırılmış.
Başka zaman yine ihtiyaç olunca yine izin verilmiş, sonra yine kaldırılmış.
Üçüncüde ise ebediyen haram kılınmıştır.
(Devamı var)
Dinimiz zahire göre karar verir 21082002
İbni Sebe
diyor ki: Ehli sünnet, (Bir kimse, geçici bir süreyle evlendiğini içinde
gizleyerek (örneğin bir ay sonra boşamak kasdıyla) bir kadınla nikâhlansa; bu
nikâh caiz ve sahihtir) diyor. Bu nikâhın mütadan ne farkı var? Diliyle açıktan
söylediğinde yasak sayılıyor da, içinden aynı şeye niyetlendiğinde neden caizdir
deniyor?! Bu da bir cins müta değil mi?
CEVAP: Asla müta değildir. Bunun mütadan çok farkı var. Dinimiz zahire hükmeder,
kalplerdekine göre hüküm verilmez. Müslümanım diyen müslümandır. Dinimizde bazen
söze, bazen niyete veya işe itibar edilir. Niyetin geçersiz, sözün geçerli
olduğu yerlerden bazıları şunlardır:
Nikâhta: Bir kimse, şakadan veya rol icabı, iki şahit yanında evlense, gerçekten
evlenmiş olur.
Boşamakta: Bir kimse, şaka ile, alay olsun diye veya hanımını korkutmak
niyetiyle “seni boşadım” dese, hanımı boş olur. Hadis-i şerifte, (Bir kadınla
nikâhlanan veya hanımını boşayan kimse, “ben şakadan yaptım” dese, nikâhı da
boşaması da geçerli olur.) buyuruldu. (Taberânî)
Vazgeçmek: Bir kimse, hanımına “seni boşadım” dese, sonra, şakadan boşamaktan
vazgeçtiğini bildirse, boşamaktan vazgeçmiş olur. Hadis-i şerifte buyuruldu ki:
(Üç şeyin şakası da, ciddisi gibi sahihtir. Nikâh, boşamak, boşamaktan
vazgeçmek.) [Tirmizi]
Adakta: Adak yaparken hiç niyet etmese de, söz arasında dilinden çıksa da,
adağını yapması vacip olur. Çünkü, adakta niyetsiz, düşünmeden söylemek, ciddi,
isteyerek söylemek gibidir. Hatta, “Allah için, bir gün oruç tutmak üzerime borç
olsun” diyeceği yerde, “bir ay oruç tutmak” diye ağzından çıksa, bir ay oruç
tutması gerekir. Söz geçerli, niyet geçersizdir. (Dürer)
Alış verişte: Alış veriş yapıldıktan sonra, alıcı veya satıcıdan birisi, ben
şaka yapmıştım, bu alış verişten vazgeçtim dese de itibar edilmez. Alış verişte
de söze bakılır, niyete bakılmaz.
Hediyede: Alacağı olduğu bir parayı borçlusuna veya başkasına hediye eden,
şakadan söylemiştim dese de, hediyesinden vazgeçemez. Niyet geçersiz, söz
geçerlidir.
Yeminde: Kalbden yemin geçerli olmaz, söz geçerlidir.
Küfürde: Bir kimse şakadan ben Hıristiyanım dese kâfir olur.
Nikâh kıyılırken: Bir kimsenin niyeti bir kadını nikâhlayıp kimsenin görmediği
yerde öldürmek veya başka yere bırakıp sonra boşamak olsa bile, niyeti
evliliğine mani olmaz.
Yukarıdaki örnekler, niyete değil, söze itibar edildiğini göstermektedir. İbni
Sebe’nin bu iddiasının da geçerli olmadığı böylece ispat edilmiş oldu. İbni Sebe
diyor ki: Müta yapmanın cezası Ehli sünnet mezheplerine göre şöyledir:
Hanefîler’de müta yapana had vurulmaz, ta’zîr cezası verilir. Şafîî ve
Hanbelîler’de hanefiler gibi had vurulmaz. Malikîler’de iki görüş var: Zina
haddi uygulanır, ta’zîr olunur.
CEVAP: İbni Sebe’nin de söylediği gibi, Ehli sünnetin dört mezhebinde de müta
zinasına fahişelere uygulanan ceza veriliyor. Ama namuslu kadınlar zina yaparsa
onlara had tatbik ediliyor.
Mütanın haramlığına dair bildirilen icma, tamamen kuru bir iddiadır diyor.
CEVAP: Bu da tamamen sulu bir iddiadır. Çünkü bizzat kendisi Ehli sünnetin
tamamı mütaya ceza verdiğini bildiriyor. Bu icma değil de nedir? Buna itiraz
eden bir tek sünni mezhep, hatta sünni bir âlim var mıdır? Açıkça icma vardır.
Sebecilerin meşru sayması icmaya mani olamaz.
Abdullah bin Sebe kimdir? 22082002
Müslümanlar
arasında Eshab-ı kiram düşmanlığını ilk aşılayan Yahudi dönmesi Abdullah bin
Sebedir, “Sebeiyye” denilen sapık yolun kurucusudur.
Hz. Osman’ın halifeliği zamanında Yemen’den Medine’ye geldi. Ben müslüman oldum
dedi. Halifenin gözüne giremeyince, her yerde halifeyi kötülemeye başladı. Fitne
ve fesat çıkaracağı anlaşılarak Medine dışına çıkartıldı. O da gittiği Basra,
Şam ve Kufe’de de Halife Osman’ın aleyhindeki faaliyetlere devam etti. Eshab-ı
kiramın büyüklerine uygunsuz sözler söyleyerek bozgunculuk yaptıysa da fazla
taraftar bulamadı. Mısır’a gelerek cahilleri etrafına topladı. “Hz. İsa’nın
döneceğine inanıp da Hz. Muhammed’in döneceğine inanmayana şaşarım” dedi.
“Halifelik Hz. Ali’nin hakkıydı, Osman onun hakkına tecavüz ederek zalimlik
yaptı” dedi. Hatta Hz. Ebu Bekir ve Hz. Ömer’in hilafete geçmeye hakları
olmadığını söyledi. Etrafına topladığı cahilleri isyana teşvik etti. İbni Sebe
ve taraftarlarının yaptığı fitnenin etkisinde kalarak Mısır ve Irak’tan
Medine’ye gelen isyancılar Hz. Osman’ı şehid ettiler. Hz. Ali zamanında da fitne
ateşini körüklemeye çalışan ibni Sebe, Kufe’ye giderek Hz. Ali’ye yaranmaya
çalıştı. Hz. Ali’ye “sen tanrısın” diyerek ona secde etti. Hz. Ali, onu Medayin
şehrine sürdü. Sebeiyye fırkası, Cemel ve Sıffin olayının hazırlayıcılarıdır. Hz.
Ali’yi de şehid ettiler. Hz.Ali şehid olunca; “O ölmedi, bulutlara yerleşti,
şimşek, yıldırım onun emri ile olmaktadır” derdi. Daha nice düzmece sözleri ile
cahilleri aldatıp Müslümanları içeriden yıkmaya çalıştı. (Rehber ansiklopedisi)
Yahudi İbni Sebe, 654’te Mısır’dan Medine’ye gelmiştir. (Müncid)
İbni Sebe Mısır’da isyana sebep oldu, ona inanan çapulcular, Osman’ı şehid etti.
(Kamusül alam)
Yahudiler Resulullahı zehirledikleri halde, öldüremeyince bu sefer müslümanların
arasında fitne çıkarmaya başladılar. İbni Sebe, her peygambere Allah tarafından
vasi verildiği ve Hz. Muhammed’in vasisinin Hz. Ali olduğu hakkında propagandaya
girişti. Mısır’dan Medine’ye gelmiştir. Hz. Ali’ye secde etmiştir. Hz. Ali de
onu Medayin şehrine sürmüştür. (İslam Ansiklopedisi)
Cemel Savaşını hazırlayan ibni Sebe’nin müslümanlığa karşı kazandığı zaferin bu
ikincisi idi. Daha önce Hz. Osman’a karşı hazırladığı isyanı kazanmıştı. (Kısası
Enbiyâ, Mir’atül’iber)
Hz. Osman halife iken, Abdullah bin Sebe isminde Yemenli bir Yahudi, Medine’ye
geldi. Halifeden yüz bulamayınca, Hz. Osmanı kötüledi. Halife de, bunu
Medine’den çıkardı. Bu da, Mısır’a gidip, halifeyi kötülemeye başladı. Çok
bilgili olduğundan, cahilleri etrafına topladı. (Her Peygamberin bir veziri var
idi. Peygamberimizin veziri de Ali’dir. Hilafet, onun hakkı idi. Osman, onun
hakkını elinden aldı) diye her yerde konuşmaya başladı. (Tarih-i Taberi)
Eshabı kiramı kötüleyenlerin ilki, Abdullah bin Sebe’dir. (İbni Mülcem Hz.
Ali’yi öldürmedi. Şeytan Ali’nin şekline girmişti. Şeytanı öldürdü. Ali,
bulutlar içindedir. Gök gürlemesi, onun sesidir. Şimşek, kamçısıdır) derdi. İbni
Sebe Yahudisinin sözlerine aldanan (Sebeciler), gök gürültüsü işitince, (Ey
emirel-müminin! Sana selam olsun) derler. (Reddi revafıd)
Sebeiyye sapık inanışını kuran, Abdullah bin Sebe adında Yemenli bir Yahudidir.
“Sen tanrısın” dediği için Hz. Ali bunu Medayin’e sürdü. (Tuhfe-i isna aşeriyye):
Eshabı kiramın hepsini sevenlere Ehl-i sünnet denir. Bir kısmını sevmeyenlere
Şii denir. Tamamına düşman olanlara Rafizi denir. Rafiziler, ibni Sebenin
yolundadır. (Cennet yolu ilmihali)
Dinde elbette zorlama yoktur 25082002
(Yalnız
Kur’an) diyerek Resulullahı dışlamaya çalışan zındıklarla, Mısırlı Reşat
Halife’nin kurduğu “ondokuzculuk” dininde olanlar, Buhari’de, (Dininden dönüp
mürted [kâfir] olanı öldürün) mealindeki sahih hadis-i şerif için, “Bu hadis
Kur’ana aykırıdır. Çünkü Kur’anda dinde zorlama yoktur âyeti ile çelişmekte”
diyerek Resulullahı suçlamaya kalkıyorlar. Önce şunu söyleyelim ki, bunlar,
kesinlikle Kur’ana inanmıyorlar. İnansalar, Kur’an-ı kerimde Allahın, (Onu
âlemlere rahmet olarak gönderdim, Beni seven ona tabi olur. Ona itaat bana
itaattir. Onun getirdiklerini alın, yasak ettiklerinden sakının. O kendiliğinden
konuşmaz) diye övdüğü peygamberinde hiç suç ararlar mı?
Bunlar, Buhari’deki bir hadise uydurma diyoruz da diyemezler. Hadis, her
bakımdan sahihtir. Çamur at izi kalır diyorlarsa, iyi bilinmeli ki, sadece
Buhari’de değil, hiçbir hadis kitabında veya hiçbir Ehli sünnet âlimin kitabında
uydurma hadis olmaz. Böyle suçlamalar, din düşmanlarının, dini bize ulaştıran
eshâb-ı kirama ve Resulullaha itimadı sarsmak ve dolayısıyla müslümanları dinden
uzaklaştırmak için uyguladıkları hain bir planın maddelerinden biridir.
İslam devleti Hıristiyan ve Yahudilerin ibadetlerine karışmaz. Hiçbir baskı
yapılmaz. Bu kaideler, Müslümanların ahlâkını ve milli birliğini bozulmaktan
muhafaza eder. (Dinde zorlama yoktur) âyeti, başka dinde bulunan bir kimsenin
zor ile Müslüman yapılamayacağını ifade etmektedir. (Allah yolunda göç edinceye
kadar hiçbir kâfiri dost edinmeyin. Eğer yüz çevirirlerse onları yakalayın,
bulduğunuz yerde öldürün) mealindeki Nisa suresinin 89. âyeti ise, islamiyeti
kabul ettikten sonra, ondan yüz çevirip mürted olanların öldürülmesi gerektiğini
bildirmektedir. Bir gayr-i müslim, zorla Müslüman yapılmaz. Müslümanlar hiçbir
zaman, Hıristiyanların yaptıklarını yapmazlar. Yani maddi ve manevi kazançlar
bahşederek veya müdür, profesör, dekan gibi unvanlar vererek bir insanı Müslüman
yapmaya teşebbüs etmezler. İslamiyet tebliğ edilirken de, hiçbir zorlama ve
tehdit yapılmamıştır. Düşmanlarla yapılan savaşı ise şahıslar değil, İslam
devleti yapar. Bunu da her gayri müslimle değil, insanlara zulmeden zalim
krallarla yapar. Müslüman olmaya kimse zorlanmaz. Çünkü Kur’an-ı kerimde
buyuruluyor ki: (Dinde zorlama yoktur.) [Bekara 256]
Fert olarak hiç kimse asla öldürülmez. Ama ortada bir devlet varsa, devlet
başkanının izni ve emri ile zalim krallara savaş açılabilir. Kur’an-ı kerimde
buyuruluyor ki:
(Eğer sizden uzak durmaz, barış teklif etmez ve ellerini çekmezlerse onları
yakalayın, rastladığınız yerde öldürün. İşte onlar için size apaçık yetki
verdik.) [Nisa 91]
(Fitne tamamen yok oluncaya kadar onlarla savaşın.) [Bekara 193, Enfal 39]
(Onları [kâfirleri] bulduğunuz yerde öldürün.) [Bekara 191)
(Haram aylar çıkınca müşrikleri bulduğunuz yerde öldürün; onları yakalayıp
hapsedin ve onları her gözetleme yerinde oturup bekleyin. Eğer tövbe eder,
namazı doğru kılar, zekâtı da verirlerse artık yollarını serbest bırakın.) [Tevbe
5]
(Allah’a ve ahiret gününe inanmayan, Allah ve Resûlünün haram kıldığını haram
saymayan ve hak dini kabul etmeyen kitap ehli, küçülüp cizye verinceye kadar
savaşın.) [Tevbe 29]
(Yakınınızda bulunan inkârcılarla savaşın; sizi kendilerine karşı sert
bulsunlar.) [Tevbe 123]
(İnandıktan sonra inkâr edip, inkârda aşırı gidenin tövbesi kabul edilmez.) [Ali
imran 90]
İki namazı birleştirip kılmak 26082002
Bazen iki
namazı birleştirip bir vakitte kılmak, gerekebiliyor. Ameliyattaki doktor, doğum
esnasında ebe veya boğulmakta olan bir insanı kurtarmak, o saatte bir imtihanda
olmak veya hasta olmak gibi bir sebeple namaz kılınamazsa, iki namazı cem etmek
yani birleştirip bir vakitte kılmak bazı mezheplerde caizdir. İkindiyi öğle
vaktinde, öğle ile birlikte veya yatsıyı akşam vaktinde, akşam ile birlikte
kılmaya cemi takdim denir. Öğleyi ikindi vaktinde ikindi ile veya akşamı yatsı
vaktinde, yatsı ile birlikte kılmaya cemi tehir ederek denir. Sabah namazı cem
edilmez.
Hanefi mezhebinde:
Hacılar, Arafat’ta, hutbe okuyan imamın arkasında öğle ile ikindiyi öğle
vaktinde takdim ederek kılar. Çadırlarda cemaatle veya yalnız kılarken, cem
edilmez. Müzdelife’de ise akşam ile yatsı, yatsı vaktinde tehir edip kılınır.
Müzdelifedeki cem için cemâ’atle kılmak şart değil; münferit de cem edebilir.
Maliki mezhebinde:
Üç günlükten az olsa da, mubah olan seferde, önemli bir hastalıkta,
ihtiyarlıkta, camide cemaatle kılarken karanlıkla beraber şiddetli yağmur ve
çamur olunca öğle ile ikindi, akşam ile yatsı takdim edilir. Vitir vaktinde
kılınır. Evde kılan cem edemez. Arafat’ta öğle ve ikindi, Müzdelife’de ise akşam
ile yatsı imam arkasında kılarken cem edilir. Bu sünnettir. Deniz yolculuğunda
iki namazı birleştirmek caiz olmaz. Maliki’de iki namazı birleştirirken öğleyi
ikindiden, akşamı yatsıdan önce kılmak, birinci namaza dururken cem etmeyi,
niyet etmek, iki farzı ard arda kılmak gerekir. İki farz arasında abdest almak
ve kamet getirmekte mahzur yoktur. Sünnet kılmak mekruhtur. Baçı alimlere göre,
düğün gibi bazı ihtiyaç hallerinde de mukimken cem caizdir. Dolgu dişi olan
Hanefi, hasta iken Hanbeli’yi değil, Maliki’yi taklit ederek cem edebilir.
Şafiî mezhebinde:
Mubah olan seferde, Arafat ve Müzdelife’de, öğle ikindi ile, akşam yatsı ile cem
edilir. Şiddetli yağmurda sadece camide cemaatle cemi takdim caiz, cemi tehir
caiz değildir. Başka bir kavle göre de münferit kılan da cem edebilir. Bir kavle
göre, hastalık halinde de, cem etmek caizdir. Bir korku sebebiyle cem caiz
olduğu gibi, önemli ihtiyaç halinde mukimken de cem caizdir. Nevevi ve İbni
Münzir de böyle demiştir. Şafii’de cem ederken öğleyi ikindiden, akşamı yatsıdan
önce kılmak, birinci namaza dururken cem etmeyi, niyet etmek, ikisini peş peşe
kılmak gerekir. İki farz arasında sünnet kılınırsa cem caiz olmaz, fakat abdest
almak ve kamet getirmekte mahzur yoktur.
Hanbeli mezhebinde:
Arafat ve Müzdelife’de, mubah olan seferde, hastalıkta, emzikli olanda, istihaza,
idrar ve yel kaçırmak gibi abdesti bozan özürlerde, abdest ve teyemmüm için
meşakkat çekenlerde, âmâ olan, yer altında çalışıp da namaz vaktini anlamakta
âciz olan, can, mal ve ırzından korkan, maişetine zarar gelecek olan da iki
namazı cem edebilir. Soğuk, kış, yağmur, çamur, fırtınada, yatsıyı akşam ile,
evde de cem caiz, öğle ile ikindi caiz değildir. Cem ederken öğleyi ikindiden,
akşamı yatsıdan önce kılmak, birinci namaza dururken cem etmeyi, niyet etmek,
ikisini ard arda kılmak gerekir. Abdest almak ve ikamet okumak zarar vermez.
Sünnet kılarsa cem sahih olmaz.
Ahmaklık nedir? 27082002
Aklı hiç
olmayana deli denir. Aklı olup da aklını kullanmayana veya kullanamayana ahmak
denir. Ahmak, aklı az, görüşü kısa, basiretsiz, kötü huylu kimsedir. Kârını ve
zararını iyi düşünemez. Hikmet, iyiyi kötüden, hakkı batıldan ayıran kuvvettir.
Hikmetin lüzumundan az olmasına ahmaklık denir. Ahmak, hayrı, şerri birbirinden
tam ayıramaz. Âlimler buyuruyor ki:
Ahmakla arkadaşlıktan sakın. Çünkü, sana iyilik edeyim derken, zararı dokunur. (Hz.
Ömer)
Dişi ile tırnak uçlarını ısırmak ahmaklık alametidir. (Hz. Ali)
Ahmaklar arasında bulunan horlanır, âlimler arasında bulunan hürmet görür.
(Cafer-i Sâdık)
Dünyayı ele geçirmek için âhireti [dinini] vermek ahmaklıktır. Yaratıkların en
ahmağı nefistir. Çünkü her isteği kendi aleyhinedir. (İmâm-ı Rabbânî)
Kaza borcu varken, nafile kılmak ahmaklıktır. (Ebu Bekir Sıddık, S. Abdülkâdir-i
Geylânî )
Ahmaklığın alâmeti, kendi aybını bırakıp, başkasının aybıyla uğraşmaktır. (Sırrî-yi
Sekatî)
Ve ma cevab-ül ahmak-ı illes sükut=Ahmağa verilecek en güzel cevap ancak
sükuttur. (İbni Hibbân)
Nefsin arzuları peşinde koşan ahmaktır. (Muhammed Masum)
Hatasında ısrar eden ahmaktır. (S. Abdülhakîm Arvâsî)
Hikmet ehli de buyuruyor ki:
Aklı olan karı koca, birbirini üzmez. Hayat arkadaşını üzmek, incitmek, ahmaklık
alametidir.
Akıllı ile istişare galibiyet, ahmakla istişare mağlubiyettir.
Ahmağın kalbi ağzında, akıllının dili kalbindedir. Yani ahmak sır saklayamaz,
akıllı sırrı ifşa etmez.
Ahmağın üç alameti vardır: Farzlarda tembellik, abesle iştigal ve yaratıklara
eziyet etmek.
Günah işlemeye devam eden kimse unutkan olur, ahmaklaşır, aklı da azalır.
Aklımız sınırlıdır. Aklın eremediği şeyleri akıl ile anlamaya kalkışmak ahmaklık
olur.
Ahmağa nasihat kâr etmez. Hadis-i şeriflerde de buyuruluyor ki:
(Akıllı, nefsine uymaz, ibâdetlerini yapar, ahmak olan da nefsine uyar, günah
işler, sonra da Allah affeder diye ümit eder.) [Tirmizî]
(Akıllı, Allaha ve Peygamberine inanıp ibâdetini yapan kimsedir.) [İbni Muhber]
(Günah işleyenin bir aklı gider, bir daha geri dönmez.) [İ. Gazali]
(Ahmak, ahmaklığından fâsıkın günahından daha büyük sıkıntıya düşer.) [Hakîm]
(Ahmak olanla ilgini kes.) [Beyhekî]
(Akşam üstü uyumak ahmaklıktır.)
[İ. Maverdi]
(Sofradan düşen kırıntıyı yiyen fakirlik görmez, çocukları da ahmak olmaz.) [İ.
Neccâr]
(Mümin sert değildir. Yumuşaklığından dolayı ahmak zannedilir.) [Deylemî]
(Ahmaklığın en kötüsü, Müslümanlığı bırakıp, başka dine meyletmektir.) [Deylemî]
Müslümanlığı bırakmak, yani dinsiz olmak ahmaklığın en kötüsüdür. Kim
Müslümanlığı bırakırsa mürted olur, hangi dine girerse girsin fark etmez. Bu
bakımdan ateist, en ahmak kimsedir. Bir arpa tanesini, bir karıncayı yaratmaktan
aciz olanın, kâinatın tesadüfen meydana geldiğini, bir yaratıcının bulunmadığını
sanmasından daha büyük ahmaklık olur mu? Kur’an-ı kerimde buyuruluyor ki:
(Kâfirlere “Müslümanların inandığı gibi siz de inanın” denilince, “Biz o
sefihler, o ahmaklar gibi iman eder miyiz hiç?” derler; halbuki asıl ahmak
kendileridir.) [Bekara 13] (Devamı var)
Ahmaklığın çaresi var mıdır? 28082002
Önce İslam
âlimlerinin ahmaklık hakkındaki sözlerinden bazılarını bildirelim: İnsanların en
ahmağı zekasına en çok güvenendir. İnsanların en akıllısı da, suçu kendinde
arayan ve bilmediklerini âlimlere soran kimsedir.
Salih amel işlemeden yani cehennem tohumu ekip, cennet beklemek ahmaklıktır.
Fen bilgilerini iyi öğrenen, aklı başında bir kimse, yalnız düşünmekle, Allahın
var olduğunu anlar. İmana kavuşur. Eseri görerek müessirin, yani eseri yapanın
varlığını anlamamak, ahmaklık olur.
İyiye ihanet edince, kötüye iyilik edince, akıllıyı sıkıntıya sokunca, ahmağa
acıyınca, şerlerinden sakın!
Soyu ile övünmek ve kibirlenmek, cahillik ve ahmaklıktır. Kabil, Âdem
aleyhisselamın, Kenan ise, Nuh aleyhisselamın oğlu idi, fakat kâfir idiler.
Babalarının Peygamber olması, bunları küfürden kurtarmadı. İnsanın övündüğü
soyu, bir avuç toprak oldu. Toprak ile övünmek akla uygun olur mu? Onların salih
olmaları ile övünmek yerine, onlar gibi salih olmaya, onların yolunda bulunmaya
çalışmalıdır.
Kadınların çoğu, güzellikleri ile kibirlenirler. Halbuki güzellik, insanda
kalıcı değildir, çabuk gider. İnsana mülk olmaz. Âriyet, emanet olan şeyle
kibirlenmek, ahmaklıktır.
Nefsine de ki: Ey nefsim, akıllı olduğunu iddia ediyor ve sana ahmak diyenlere
kızıyorsun. Halbuki, senden daha ahmak kim var ki, ömrünü boş şeylerle, gülüp
eğlenmekle geçiriyorsun. Senin halin, şu katile benzer ki, polislerin, kendisini
aradıklarını ve yakalayınca, cezalanacağını bildiği halde, tedbirsiz
dolaşıyorsun. Bu ahmaklık değil mi?
Üstünde akrep olan bir kimse, o akrebi üstünden atmaya, onu öldürmeye çalışmayıp
da, başkasının yüzüne konan sinekleri kovalamaya çalışması ahmaklıktır.
Bir ahmaklık hikâyesi şöyledir: Ormanda bir ayının ayağı, kütük arasına
sıkışmış, kurtaramıyormuş. Birisi bunu görüp, ayının ayağını kütüğün arasından
çıkarmış. Ayı da kendisine iyilik eden bu adama, ormandaki arıların yaptığı
petekleri alıp getirmiş. Adam balı yiyince orada uyumaya başlamış. Fakat
sinekler, adamın yüzüne konarak rahatsız ediyormuş. Ayı ise, adam rahat uyusun
diye sinekleri kovuyormuş. Bakmış kovmakla gitmiyor, sinekleri öldüreyim bari
diye, kocaman bir taş alıp, adamın yüzüne konan sineklere vurmuş. Sonucu tahmin
ediyoruz. Ayı ahmak olduğu için, sinekleri öldürmek için vurduğu taşın adama
zarar vereceğini düşünememiş. Ahmak olmamak lazım.
Kendisini ebedi tehlikeye atan akıllı olamaz, ahmaktır. Kur’an-ı kerimde,
(Düşünmüyor musunuz) ikazı çok geçer. Hadis-i şerifte, (Aklı olmayanın dini de
yoktur) buyuruldu. (Tirmizî)
Ahmaklığın tek kelime ile tarifi, akılsızlıktır. Akılsızlık ise doğuştandır.
Kaza kader konusudur. Bir hadisi şerif meali şöyledir: (Her şey Allahın takdiri
iledir. Akıl ve ahmaklık bile.) [Buhârî]
Hz. İsa, (Körleri iyileştirmek, ölüleri diriltmek zor gelmedi. Ama ahmağa, doğru
sözü anlatamadım) buyurdu. Ahmaklıkta cahillik de vardır. Cahilliğin ilacı ise
ilimdir. Ahmak, hak ile batılı ayıramaz ve daha başka zararlar yapar. O halde
hak ile batılı ayıran ve faydalı şeyleri bildiren Ehli sünnet âlimlerine tâbi
olan ahmaklığın zararından kurtulur. Ahmaklar, bir adada mahzur kalmış insanlara
benzer. Bunlar kendi imkanları ile sahile çıkamaz. Tecrübeli bir kaptanın
gemisine binerlerse sahile kavuşurlar. Binmeyen sahile çıkamaz. Onun için
âlimlere uyan kurtulur. Hadis-i şerifte de, (Âlimler rehberdir, âlimlere uyun)
buyuruldu.
“Allah gökte” demek küfürdür 29082002
Hz.
İsa’nın, göğe çıkıp, Allahın sağına oturduğu ve Allahü teâlânın gökte olduğu
inancı Hıristiyanlığa sonradan sokulmuştur. Hıristiyan İngilizler tarafından
kurulan Vehhabi inanışına göre de tanrı gökte, Hz. Muhammed de sağ tarafında
oturmaktadır. Kitabül-Arş isimli Vehhabi kitabında, “Allah Arş’ın üzerinde
oturur, yanında Resulullah’a da yer bırakır” deniyor. Hıristiyanlarla
Vehhabiliğin bu konuda da birbirine benzemesi tesadüf değildir. Ehli sünnet
âlimlerinin hepsi “Allah mekandan münezzeh” buyuruyor.
İmam-ı Rabbanî hazretleri buyuruyor ki: Allahü teâlâ, zamanlı, mekânlı, cihetli
değildir. Bir yerde, bir tarafta değildir. Zamanları, yerleri, yönleri O
yaratmıştır. Cahiller, Onu Arş’ın üstünde veya yukarıda gökte sanır. Arşı da,
yukarısını da, aşağısını da O yaratmıştır. Sonradan yaratılan bir şey, kadim
[ezeli] olana yer olamaz. Allah, madde, cisim ve hâl değildir. Benzeri, ortağı,
zıttı yoktur. Bildiğimiz, düşünebileceğimiz şeyler gibi değildir. Nasıl olduğu
anlaşılamaz, düşünülemez. Hatıra gelen her şey yanlıştır. O kâinatın ne içinde,
ne de dışındadır. İçinde, dışında olmak, var olan iki şey arasında düşünülür.
Hâlbuki kâinat, hayal mertebesinde yaratılmıştır. Hayal mertebesindeki âlemin
devamlı var görünmesi, Allahın kudreti ile oluyor.
Bir filmdeki cansız resimler, aynen canlı gibi hareket etmektedir. Bir kimse
hayal kursa, hayalinde çeşitli işler yapsa, (Bu kimse, hayalinin içindedir,
dışındadır) denemez. Çünkü hayal gerçek değildir. Rüya da hayale benzer. Rüya
gören kimse, rüyasının ne sağındadır, ne solundadır. Rüyasında gözsüz görür,
kulaksız işitir, dilsiz konuşur, yer, içer, hatta rüyasında rüya bile görür.
Allahü teâlânın kudreti ile hep devam etse, insan rüyayı gerçek bilir, rüyadan
başka hayat yok zanneder. Bu dünya hayatı da bir rüyadan ibarettir. Demek ki;
kâinat hayal mertebesinde yaratıldığı için bize var gibi görünmektedir. Ezelî ve
ebedî var olan yalnız Allahü teâlâdır. O halde, Allah, hayal olan bu kâinatın
içinde, dışında denemez.
Ehl-i sünnet âlimleri buyuruyor ki: Allah, yukarıda, aşağıda, yanda değildir.
Her varlık, Arş’ın altındadır. Arş ise, Onun kudreti, kuvveti altındadır. O,
Arş’ın üstündedir. Fakat bu, Arş Onu taşıyor demek değildir. Arş, Onun lutfu ve
kudreti ile vardır. O, ezelde, sonsuz öncelerde nasıl ise, şimdi hep öyledir.
Arş’ı yaratmadan önce nasıl idi ise, ebedi sonsuz geleceklerde de, hep öyledir.
Onda değişiklik olmaz.
İmam-ı Gazalî hazretleri buyuruyor ki:
(Allahü teâlâ, mekândan münezzehtir. Ehl-i bâtıl, istiva, vech, yed gibi
kelimeleri tevil etmedikleri için sapıtmışlardır. Allahın, Arşı istiva etmesi,
Arşı hükmü altına alması demektir. “Hükümdar, Irak’ı kansız olarak istiva etti”
demek, “Irak’ı kansız olarak ele geçirdi” demektir. Bu sapıklıklarına da
“Selefin yolu” diyerek selef-i salihine, [Eshaba ve Tabiine] iftira ediyorlar.
Yedullahtaki yed kelimesini el gibi düşünmemeli. Mesela “Falanca şehir, filanca
valinin elinde” denilince, o şehrin valinin elinin içinde değil, onun idaresi
altında olduğu anlaşılır. İstiva, vech gibi kelimeler böyle tevil edilir.) [İlcam-ül-avam]
Seyyid Abdülhakim Arvasi hazretleri de buyuruyor ki: Allahü teâlâ, zamanlı ve
mekânlı olmadığı için, hazır ve nâzırdır sözü mecâzdır. Yani zamansız ve
mekânsız [hiçbir yerde olmayarak] hazırdır [bulunur] ve nâzırdır [görür]
demektir. Allahü teâlânın bütün sıfatları zamansız ve mekânsız olduğu gibi,
hazır ve nâzır olması da, zaman ile ve mekân ile değildir. (Devamı var)