Ölüler, elbette işitir 06082003
Tevil gereken
Kinaye, Mecaz ifade eden birçok âyet vardır. Selefiler, hem ruh ölmez diyorlar,
hem de Resulullah ölüdür, işitmez, şefaat ya Resulallah demek şirktir diyorlar.
Mecazı bilmiyorlar. Bu konudaki bazı âyet-i kerime mealleri şöyledir:
(Savaşta öldürülenleri siz değil, Allah öldürdü. Attığın zaman da, sen değil,
Allah attı.) (Enfal 17) Birileri, ötekileri öldürüyor, Allah, ben öldürdüm
diyor, Resulullah atıyor, sen atmadın ben attım buyuruyor. Aynen bunun gibi
aşağıda da kabirdekilere sen değil, ben işittiririm buyuruyor.
(Kâfirler, sağır, dilsiz, kör oldukları için doğru yola gelmezler.) [Bekara 18]
(Kâfirler sağır, dilsiz ve kör oldukları için, akıl edemezler, düşünemezler.)
[Bekara 171] Yani hakkı işitmedikleri için sağır, doğruyu söylemedikleri
için dilsiz, gerçeği görmedikleri için kör, denilerek hidayete kavuşmadıkları
bildirilmiştir. Buradaki işitmek, kabul etmek demektir. (Beydavi)
(Bu dünyada kör olan, ahirette de kördür.) [İsra 72] (Bu âyette de yaşayan
ve ölen kâfirlere kör deniyor. Yoksa dünyadaki körler ahirette kör
olmayacaktır.)
(Sağırlara işittiremezsin. Körleri ve sapıkları doğru yola eriştiremezsin.) [Zuhruf
40] Bu âyette işittiremezsin demek, sen hakkı kabul ettiremezsin demektir.
Kabirlerdekilere işittiremezsin demek de, inatçı kâfirlere işittiremezsin, yani
hakkı kabul ettiremezsin demektir. (Beydavi)
(Körle gören [kâfir ile mümin] karanlıkla aydınlık [Bâtıl ile hak], gölge ile
sıcak [cennetle cehennem] bir olmaz.Dirilerle ölüler de bir olmaz. Elbette
Allah, dilediğine işittirir. Sen kabirdekilere [inatçı kâfirlere]
işittiremezsin, sen sadece bir uyarıcısın.) [Fatır 19-22 Celaleyn]
Bu âyette, kâfire kör, mümine gören, cennete gölge deniyor. Resulullah
kabirdekilere ne söyleyecek de işittirecek? Haşa bu abesle iştigal olmaz mı?
Haşa peygamberimiz cahil mi de kabirdekileri hidayete kavuşturmaya uğraşsın?
Hemen âyetin devamında, (Sen sadece bir uyarıcısın), yani vazifen
kâfirleri hidayete kavuşturmak değil, sadece tebliğdir buyuruluyor. Demek ki
kabirdekilerden maksat, yaşayan inatçı kâfirlerdir. (Beydavi)
(Kâfirlerin gözleri değil, göğüslerindeki kalbleri kördür.) [Hac 46]
Burada kâfirlerin gözleri değil, basiretlerinin kör olduğu açıkça bildiriliyor.
Yani öteki âyetleri de açıklamış oluyor. Yukarıdaki âyetlerde sadece onlar kör,
sağır ve dilsiz diye geçiyordu. Bu âyette ise kör demek, maddi gözün olmadığı,
kalblerinin kör olduğu yani kâfir oldukları bildiriliyor. O halde kör denilince
baş gözü anlaşılmadığı gibi, ölü veya kabirdekiler denilince de, mezardaki ölü
anlaşılmamalıdır.
(Sen, ölülere işittiremezsin; arkalarını dönüp giden sağırlara da daveti
duyuramazsın. Körleri sapıklıklarından vazgeçirip doğru yola getiremezsin; ancak
âyetlerimize inananlara duyurabilirsin.) [Neml 80, 81 Rum 52, 53]
Burada diri olup, gözü kulağı ve beyni olan kâfirler ölüye benzetiliyor,
(Ölüleri [kâfirleri] imana kavuşturamazsın) deniyor. (Ölülere, sağırlara
işittiremezsin) ifadesinden sonra, (Sen ancak âyetlerimize iman
edeceklere işittirebilirsin) buyuruluyor. Kâfirlerin işitmeyeceği, yani
hakkı kabul etmeyeceği, ancak iman edeceklerin işitecekleri, yani kabul
edecekleri açıkça bildirilmektedir. Eğer gerçekten kabirdekilerden maksat ölü
olsa idi, ölü de işitmeseydi iman edenlere işittirebilirsin ifadesi yersiz ve
yanlış olurdu. Hem de kâfir ölü işitmez, mümin ölü işitir anlamı çıkardı.
Halbuki Buhari’deki hadis-i şerifte, (Kâfir ölü de işitir) buyuruluyor.