Amel, imanın parçası değildir 08072003
Abdülaziz bin
Baz’ın “Akidet-üs-sahiha” adlı kitabı “Doğru İnanç” ismi altında
Türkçeye tercüme edilerek dağıtılıyor. Kitapta (İman, dil ile ikrar ve
inanılanı yapmaktır. İman itaat ile artar, isyan ile azalır) diyor. Dikkat
edilirse kalb ile tasdik demiyor. Halbuki bir kâfir de dil ile ikrar edebilir.
Kalb ile tasdik etmedikçe kıymeti olmaz. İnanılanı yapmak ameldir. Mesela orucun
farz olduğuna inanan kimse bunu yapmazsa günaha girer, imanı gitmez. İbni Baz,
inanılanı yapmak iman diyerek amel, imanın parçasıdır diyor. Halbuki amel
imandan parça değildir. Mesela namaz kılmayana kâfir denmez.
(İman artar, eksilir) demekle de, gerçekte imanın artıp eksildiğini
zannediyorlar. Halbuki iman, “Amentü...”de bildirilen altı esasa inanmaktır.
Bunun birine inanmamak küfür olur. Bu bakımdan iman zamanla azalıp çoğalmaz.
Tevilsiz (iman artar, eksilir) demeleri küfür olur. (İmanın parlaklığı
artar, eksilir) demekte mahzur olmaz.
Ehl-i bid’at, (Amel, imandan parçadır) demişlerse de, amel, imanın
parçası değildir. Küfrün zıttı iman, günahın zıttı ise ibadettir. İmanı bırakan
kâfir olur, ibadeti terk eden günahkâr olur. Amelsiz iman makbuldür, imansız
amel ise makbul değildir. Kadınların muayyen hallerinde olduğu gibi, namaz, oruç
gibi ibadetleri bırakmak gerekirken imanı hiçbir zaman bırakmak caiz olmaz.
İmam-ı Gazalî hazretleri buyuruyor ki:
Bid’at ehli, (İman edip salih amel işleyenler) mealindeki âyetleri delil
gösterip, (Amel imanın parçasıdır) dediler. Halbuki bu ve benzeri
âyetler, amelin, imanın içinde değil, dışında olduğunu gösterir. Eğer aksi
olsaydı, (ve amilussalihat) sözü lüzumsuz tekrar edilmiş olurdu.
İmam-ı a’zam hazretleri de buyurdu ki:
İman, dil ile ikrar, kalb ile de tasdiktir. İmanda azalma, çoğalma olmaz. Ancak
parlaklığında, kuvvetinde çoğalma olur. Amel, imandan parça değildir. Günah
işleyene kâfir denmez. İman herkese gerekirken, her amel herkese gerekmez.
Mesela nisaba ulaşmayan fakir zekat vermez. Hayz halinde namaz kılınmaz. Fakat
fakire ve hayzlıya iman gerekmez denilemez.
Dün kendisinden bahsettiğimiz İbni El Hudayri, İbni Baz’a göre daha yumuşak
yazmıştır. Mesela ahirette Resulullahın şefaat edeceğine, kerametin hak olduğuna
inanıyor. Ama yine bir mezhebi kabul etmemekte direniyor, delil sadece kitab ve
sünnet diyor. İbni Teymiyye ve İbni Hazm gibi ehli bid’atten deliller veriyor.
İbni Baz’a şeyh ve âlim diyor. Her Vehhabi gibi, evliya ve peygamberlerden
istigaseye [yardım istemeye] şirk diyor. (Bilerek namazı terk eden kâfir
olur) diyerek de şu âyeti delil gösteriyor: (Tövbe eder, namaz kılar ve
zekat verirlerse, din kardeşiniz olurlar.) [Tevbe11]
Burada namazı zekattan ayırmak yanlıştır. O zaman zekat vermeyen de kâfirdir.
Zekat vermeyen, namaz kılmayan kâfir olunca, diğer farz olan ibadetleri yapmayan
da kâfir olur. Yani amel imandan parça olur. Amel imandan bir parça olsaydı, her
günah işleyen kâfir olurdu. Yeryüzünde hiçbir Müslüman kalmazdı. Sadece namaz
kılmayan kâfir demekle sanki biraz yumuşadıklarını göstermek istiyorlar. Daha
başka yanlışlıkları da vardır.