Onların dinine uymadıkça 16032003
Bazı kimseler,
globalleşme adına, tevhid adına, kitap ehli ve bid’at ehli hakkında ya hiç yazı
yazmamalı veya gâyet light yazmalı, kâfire açıkça kâfir, fahişeye açıkça fahişe
denmemeli diyorlar. Din kitaplarında da, (Hıristiyan ve Yahudi kâfirlerine kâfir
dememeli, çünkü onlar, kendilerini kâfir olarak bilmiyorlar) deniyor. Bu
ifadeleri ne kadar yumuşatırsak yumuşatalım, kitaplılar [Hıristiyanla Yahudiler]
ve kitapsızlar [ateistler] memnun olmaz. Çünkü Kur’an-ı kerimde buyuruldu ki:
(Sen, onların dinine uymadıkça, Hıristiyanlarla Yahudiler senden asla razı
olmazlar. De ki: Doğru yol, ancak Allahın yoludur. Sana gelen ilimden sonra eğer
onların arzularına uyarsan, andolsun ki, Allah’tan sana ne bir dost, ne de bir
yardımcı vardır.) [Bekara 120]
Âyet-i kerimenin muhatabı bütün Müslümanlardır. Allahü teâlâ Hıristiyanları dost
edinmeyin, onlar Müslümanlardan razı olmaz buyururken yani bu ilimler bize
gelmişken, hâlâ onlarla sıcak diyaloğa devam edersek, âyet-i kerimede de
bildirildiği gibi, Allahın dostluğunu bırakmış oluruz.
Hâşâ Allahü teâlâ yanlış söylemez. Kitap ehline kucak açıp, kiliselerine,
havralarına da gitsek, sizin mazlumlarınız cennetliktir de desek, onlar
Müslümanlardan razı olmazlar. O halde onlara yaranmaya çalışmak, dinden taviz
vermek çok yanlıştır.
Bid’at ehli de öyledir. Tasavvufa saldırmadıkça, mucize ve kerameti inkâr
etmedikçe, Ehli sünnet âlimlerinin kitaplarında uydurma hadis var demedikçe,
bid’at ehli bizi asla tasvip etmez. Çünkü garipler asrındayız. Hz. Osman’ı ve
diğer sahabe ile İslam âlimlerini kötüleyenler hep alkışlanıyor, “Onları
kötüleyen mezhepsizdir” diyen Müslümanlar da taşlanıyor, kaynar suda haşlanıyor.
Bir hadis-i şerifte buyuruluyor ki: (İslâm dini, garip olarak başladı, sonu da
garip olur. Garip Müslümanlara müjdeler olsun!) [Müslim, Tirmizî]
Dinimizde bir kaide vardır: Küfre rıza küfürdür. Yani kâfirlik olan bir işin
yapılmasına razı olan kâfir olur. Bunun gibi bid’ate rıza bid’at, harama rıza
haramdır. Adamlar, kollarını sıvadılar, bid’at ehlini savunmak için konferanslar
verdiler, kitaplar ve makaleler yazdılar. Her kaptan içindeki sızar buyuruluyor.
Elbette herkes inandığı ve sevdiği yolu savunacaktır. Hadis-i şerifte
bildiriliyor ki, kişi sevdiği ile haşrolur, onunla birlikte ya cennete veya
cehenneme gider. Bid’at ehlinin cehenneme gideceği birçok hadis-i şerif ile
bildirilmiştir. Bu hadis-i şeriflere göre, bid’at ehlini sevenler, onları
savunanlar, tövbe etmezlerse, savundukları bid’atçilerin yanına gideceklerdir.
Ama bir hadis-i şerifte, (Bid’at ehlinin tövbesi kabul olmaz) buyuruluyor. (İbni
Mace, Taberani, Deylemi)
Âlimlerimiz buradaki kabul olmaz ifadesini, (Bid’at ehli kendi yolunun doğru
olduğuna inandığı için tövbe etmez) diye açıklamışlardır. Bid’atlerini bid’at
olarak bilip tövbe etseler, elbette kabul olur.
Bir insan imanın altı şartından beşini kabul edip birisini kabul etmese
kâfirdir. (Eşiat-ül-lemeat) Mesela bazı mezhepsizler gibi kaderi inkâr etse veya
kabul edip “herkes kaderini kendi yaratır” dese kâfirdir. Artık o ehli kıble
değildir, namaz kılsa da, tövbe etmedikçe cehennemliktir. Her namaz kılana ehli
kıble denmez. Şu hadis-i şerif, namaz kılanların da, bazı ahlâklarından dolayı
münafık olduklarını bildiriyor: (Yalan söyleyen, sözünde durmayan ve emanete
hıyanet eden, Müslüman olduğunu söylese, namaz kılsa, oruç tutsa da münafıktır.)
[Buharî] (Devamı var)