Mösyö Hamidullah kimdir? 17022003
Sadreddin
Yüksel Hoca, (Hamidullahın iki eseri üzerine...) isimli kitabında özetle diyor
ki:
1- Hamidullah, İslam Peygamberi adlı kitabında “Hz. Muhammedin yegane arzusu
eski peygamberlerin tebliğlerini tekrar canlandırmaktır. O, kendisinden sonra
bir peygamber daha gönderilmesine lüzum kalmaksızın, ilahi tebliğin hiç
değişmeden baki kalacağına dair samimi kanaatinde yanılmamıştır” diyor. (s.14)
Peygamberimiz için “Samimi kanaatinde yanılmamış” demek, affedilmez çok büyük
bir hatadır. Çünkü Resulullahın Peygamberlerin sonuncusu olduğuna dair âyet
vardır. Eğer Hamidullahın iddia ettiği gibi, bu Peygamberimizin samimi kanaati
olsaydı, Ahzab suresinin (Muhammed Allahın resulü...) mealindeki 40. âyeti
Allahın kelamı değil, Resulünün sözü olurdu. Zaten Hamidullaha göre, Kur’an,
ilhama dayalı Hz. Muhammedin sözüdür, Hamidullah, (Resulullah Muhammed) isimli
eserinde (Kur’an Allahın sözünü temsil eder, onun yerine geçer) diyor. (s.2) [Kur’anın
Allahın kelamı olmadığını söylemek de küfürdür.
2- Yeni bir dine ihtiyaç var mı idi? Buna, Filip Hittinin, çok veciz ve faydalı
cevabı şöyle: (İslamiyet, Sami kavimlere ait dinlerin mantıki
mükemmelleşmesidir. Yani İslam semavi bir din değil, diğer dinlerin bir
tekamülüdür.) Hamidullah, müsteşrikin sözünü faydalı görmekle, ona suç ortağı
olmuştur. [Yani İslamiyetin semavi bir din olduğunu inkâr etmekle, mantıki
mükemmelleşme göstermekle, bu tarifin veciz ve faydalı olduğuna inanmakla onun
gibi kâfir olmuştur. Mösyöyü yere göğe sığdıramayanlar da onun gibi bu tarifin
veciz ve faydalı olduğuna inanıyorlar mı?]
3- (İslamiyetin tesisinde bazen mucizelere götüren tesadüfi şartlardan ayrı
bizim bilmediğimiz bir şey var) diyen Napolyon’u haklı gösteriyor. (s.26)
4- (Bu seyahatler, Hz. Muhammedin gezdiği yerlerin ticari, idari geleneklerini
öğrenmesine yol açtı. Olgunluk yaşında, kırkında bu tecrübeli adam, kavmini
ıslaha teşebbüs etti.) [S.34] Tam bir misyoner gibi Resulullah, seyahatler
neticesinde edindiği bilgilerden sonra ıslahata kalkıştı diyor. Tecrübeli adam
diyor. Bunlar bir peygamberin değil, ancak bir ıslahatçının vasfı olabilir.
Halbuki, Resulullah, vahy ile öğreniyordu. Bir âyet meali: (Sen bu Kur’an
gelmeden önce, bir kitap okumadın.) [Ankebut 48] (Acaba Hamidullahcılar da, onun
gibi, kâinatın efendisine tecrübeli adam mı diyorlar.)
5- Hz. Musa ile ilgili Kehf suresindeki hadise için, (Din kitapları temsiller
getirir. Bunların tarihi hadiseler olması zaruri değildir) diyor (s.377)
Kâfirler, (Bu Kur’an, eskilerin masallarından ibaret) demişlerdi. Eğer
Kur’andaki kıssalar, gerçek tarihi hadiseler olmazsa, masal ve asılsız
hikayelerden ibaret kalır. Kâfir olan muarızların iddiaları doğruluk kazanır. Bu
ise, Kur’an için -haşâ- büyük bir hezimettir. [Kur’an-ı kerime böyle dil uzatana
nasıl Müslüman denir?]
6- Hz. Peygamber ile Yahudiler arasında çıkan anlaşmazlıkta hangi tarafın zâlim
olduğunu anlamak zor diyor. (s.389) Aynen Müsteşrik kâfirler gibi konuşuyor,
Peygamber tarafı da zâlim olabilir demek istiyor. Böyle ifadeler tüyler
ürperticidir. Zulüm büyük günahtır. Peygamberler masumdur. Ona iftira eden zalim
ve kâfirdir. [Acaba mösyö taraftarları da onun gibi hangi tarafın zalim olduğunu
anlamakta zorluk çekiyorlar mı?] (Devamı var)