Felsefe ve Bergson’un itirafı 26052003
Felsefe=Philosophie,
Yunanca “philos” [sevgi] ve “sofia” [hikmet] kelimelerinden meydana gelmiş,
“hikmet sevgisi” demektir. Felsefe, bir konu üzerinde insanların akıl ve mantık
yolu ile inceleme ve araştırmalarla elde ettikleri sonuçlardır. Her şeyin aslını
arama ve ne için var olduğunun sebebini bulmak için çalışma demektir. Felsefe
ile meşgul olanların, hem ruh, hem de fen bilgilerinde çok derin bilgi sahibi
olması gerekir. Fakat bir insanın ne kadar ilmi olursa olsun, yanlış düşünebilir
veya yaptığı araştırmalardan yanlış sonuçlar çıkarabilir. İşte bunun içindir ki,
felsefe, hiçbir zaman kesin sonuçlar vermez. Bir kere de, bunu işiten insanın
kendi akıl ve mantık süzgecinden geçirmesi gerekir. Her felsefenin bir de zıttı
vardır. Her iki düşünceyi karşılaştırmak gerekir. Birçok felsefi düşünceler
zamanla değişebildiği için hiçbir zaman kesinlik taşımaz. Dinimizdeki nasslar
ise kesindir, tartışılmaz.
Her çağda gelen filozoflar, öncekilerin yanlışlarını göstererek kısmen veya
tamamen reddettiler. Eski Yunan filozoflarından Eflâtun ve Aristo’nun, daha
sonra gelen filozoflar üstündeki tesirleri daha uzun sürdü. Bugünkü felsefeyi
İngiliz filozofu Bacon ile Fransız filozofu Descartes’in kurduğu kabul edilir.
Filozoflar içinde Sokrat, Aristo, Eflâtun, Epikuros, Farabi, İbni Rüşd, Bacon,
Dekart, Spinoza, Kant, Hegel, Karl Marx, Ogüst Compte, Bergson meşhurlarıdır.
Bunların hiçbiri, yanlışsız bir sistem kuramamıştır. Filozoflar, iman bakımından
üçe ayrılır: 1- Dehriyyun: “Bu âlem böyle gelmiş, böyle gider. Bu âlemin
yaratıcısı yoktur” derler. 2- Tabiiyyeciler. Bir yaratıcıya inanırlar; ama
ahireti inkâr ederler. 3- İlâhiyyun: Bunlar ilk iki görüşü red ederlerse de,
Peygamberlere ve bedenen dirilmeye inanmazlar.
Yunan felsefecileri, (Kâinat, Allah gibi, ezelî ve ebedidir, Allah cüzi olan
şeyleri bilmez, bedeni bir dirilme yoktur) diyorlar. İslâm âlimleri, kâinatı
ezelî ve ebedi bilen böyle felsefecilere kâfir demiştir.
İslam dininde felsefe yoktur. Felsefenin cevap aradığı soruların hepsine aksi
iddia ve ispat edilemeyecek şekilde dinimiz cevap vermiştir. Felsefecilerin
uğraştığı her şeyi dinimiz açıklamıştır. Bunlar, tekniğin değişmesiyle değişmez.
Batılılar, dinimizdeki tasavvufu, felsefe zannetmişler ve tasavvuf büyüklerine
İslam filozofu demişlerdir. “İslam felsefesi” tâbiri de bu yanlışlıktan
doğmuştur.
İslam felsefesinden bahsedenler, 72 sapık fırka mensuplarıdır. Bu bozuk
fırkaların ortaya çıkışında eski Yunan, Hind ve Acem felsefesinin
karıştırılmasının ve âyetlerin, nakle göre değil, akla göre açıklanmasının büyük
etkisi olmuştur. Felsefeden farklı ve bir ibadet olan tefekkür ikiye ayrılır:
1- Allahü teâlânın büyüklüğünü, kudretini düşünerek, kendisinin acz ve
zayıflığını anlamak, eserden müessire [o eseri yaratana] yol bulmaktır. 2- Fen
ilmini İslam dininin bildirdiklerine uygun, insanların rahatını temin etmek
maksadıyla kullanmak için akıl yormaktır.
İmam-ı Gazali hazretleri, “Akıl daha kendisinden bile habersizdir. Her şey
peygamberlik gerçeğindedir. Bu gerçeğe yapışarak kurtuldum” demiştir. Hz.
Mevlana; “Hocamı bulunca aklımı bıraktım ve kurtuldum” demiştir. Felsefede kuru
akılcılığı yıkan Bergson’a, “Akılcılığı yine akıl ile yıktın” denildiğinde,
“İşte aklın atacağı en son adım kendi aczini ve hiçliğini anlamasıdır” demiştir.
İslam dünyasında aklı ölçü alan bir felsefe olmamış, vahye uygun tefekkür
olmuştur. Farabi, İbni Sina, İbni Rüşt gibi filozoflar ve bid’at fırkaları,
Yunan filozoflarının etkisinde kalıp, Kur’an-ı kerimi ve hadis-i şerifleri kendi
akıllarına göre yorumladıkları için, doğru yoldan ayrılmışlardır.