Dine uygun çare bulmak 14052003
Hile-i şeriyye,
harama düşmemek için kurtuluş çaresini bulmaktır. Yani Hile-i şer’iyye=dine
uygun çare demektir. Haramı helal veya helali haram yapmak yahut haksız mal ele
geçirmek için hile yapmak caiz olmaz. Farzdan kurtulmak veya haram işlemek için
hile yapmak haramdır. Buna hile-i şeriyye değil, hile-i bâtıla denir. Bir şey,
farz veya haram olmadan önce, farz veya haram olmasını önlemek câizdir. Buna
hile-i şeriyye denir. Seneler önce bir bid’at ehli, (Âlim ve mezheplerin sözleri
ölçü olmaz, dinde hile olmaz, varsa bir nass gösterilmelidir) demişti. Şunu
bildirmiştik: Said bin Sa’d hazretleri anlatır: “Babam, Resulullahın yanına,
hasta, sarsak birini getirdi. Suçunu söyleyip ceza verilmesini istedi.
Resulullah, (Buna üzerinde yüz filiz bulunan bir dal ile bir kere vurun)
buyurdu. Böylece bir vurmakla, yüz sopa vurulmuş oldu. (Eşiat-ül-lemeat)
Bid’at ehli (Ben nass istiyorum, âlimlerin sözünü kabul etmem) dedi. (Resulullahın
sözü nass değil mi?) dedim. (Hadisin sahih olduğunu bilemeyiz. Bana âyet göster
âyet) dedi. Ben de Hindiyye’den şunu naklettim: Haramdan kurtulmak ve helale
kavuşmak için hile-i şeriyye yapmanın caiz olmasına senet, Sad suresinin 44.
âyetidir. Bu âyet, Eyyüb aleyhisselam, hanımına yüz sopa vurmaya yemin edince,
bu yemininin kefâreti için yapılacak hile-i şeriyyeyi bildirmektedir. (Hindiyye)
Mezkur âyet-i kerimenin meal-i şerifi şöyledir:
(Ya Eyyüb, eline bir demet sap al da onunla vur, yeminini böyle yerine getir.
Gerçekten Eyyüb ne sabırlı, ne iyi kuldu! Hep Allah’a yönelirdi.) [Sad 44]
Hakkı kabul etmek faziletini gösteremeyip, (Bu yemin içindir, öteki hilelerle
bir ilgisi yok) dedi. Halbuki İslam âlimleri yukarıdaki âyet ve hadisten, hile-i
şeriyyenin caiz olduğunu bildirmişlerdir. (Hadika)
Merakıl felah’ta, (İmam-ı Ebu Yusuf, zekâttan düşmek için çare bulmayı caiz
görmüş, İmam-ı Muhammed ise mekruh saymıştır) diyor.
Merakıl felah ve Tahtavi’nin tercümesi olan Nimeti İslam’da da böyle
yazmaktadır.
İmam-ı Şa’rani hazretleri buyuruyor ki:
Ebu Hanife ve İmam-ı Şafii, nisap telef olur veya mal sahibi bizzat kendisi
telef ederse, nisap müddeti geçersiz olur. İmam-ı Malik ile İmam-ı Ahmed,
zekattan kaçmak için kasten kendisi telef ederse, nisabdan düşmüş sayılmaz.
(Mizan-ül-kübra)
İmam Ebû Yusuf, malından zekâtı iskat etmek için havl müddetinin sonuna doğru
malını karısına hibe eder, ertesi sene de, karısı zengin olursa kendisine hibe
edebileceğini söylerdi. Bu durum, Ebû Hanîfe’ye anlatılınca, “Bu onun
fıkhındandır” dedi. (İhya)
İhya’daki bu rivayet için (Bunun aslı yoktur) denirse, İmam-ı Gazali hazretleri
gibi Resulullahın vârisi olan bir âlime iftira edilmiş olur. Yukarıda
kaynaklarını verdik. İmam-ı Ebu Yusuf’unki farklı bir ictihaddır. Zekat farz
olmadan önce, zekattan düşmek için böyle bir yola sapmak İmam-ı Muhammed’e göre
mekruhtur, fetva da böyledir. Farklı ictihadından dolayı İmam-ı Ebu Yusuf’a bir
şey söylemeye hiç kimsenin hakkı yoktur.
İctihad, bir ibadet, yani Allahü teâlânın emri olduğundan, hiçbir müctehid,
diğer bir müctehidin ictihadına yanlış diyemez. Çünkü, her müctehide, kendi
ictihadı hak ve doğrudur. Beyheki’deki hadis-i şerifte, (Müctehid âlimlerin
farklı ictihadları rahmettir) buyuruluyor. Rahmet olan bir işe dil uzatmak asla
caiz olmaz.