Allahü teâlâyı tanımak 30032003
Hemen herkes
Allahü teâlâyı tanıyor ve Allah vardır diyor. Ama Allahı tanımak nasıl olur? İyi
bir şeyi tanıyan onun iyiliklerinden istifade etmeye çalışır. Kötüyü tanıyan
kötülüklerden uzak durmaya çalışır. Bunlara riayet etmeyenin tanıması yanlış
demektir. Yılanın sokacağını bilen yılanla oynamaz. Aslanın parçalayacağını
bilen onun yuvasına giremez. Bombanın patlayacağını bilen onu elinde patlatmaz.
Allahü teâlâyı tanıyan onu sever. Onu seven de dinin emirlerini yapar.
Haramlardan kaçınır. Bunlara yani emir ve yasaklarına riayet etmeden ben Allahı
tanıyorum, onu seviyorum demek yanlış olur. Sevmenin bir tarifi de itaat etmek
demektir. Sevginin derecesi, itaatteki sürat ile ölçülür.
Seyyid Abdülhakim Efendi hazretleri buyuruyor ki:
Siz, adem [yokluk] diyarından, bu varlık âlemine, kendiliğinizden gelmediğiniz
gibi, oraya, kendiniz gidemezsiniz. Gördüğünüz gözler, işittiğiniz kulaklar,
duygu edindiğiniz organlar, düşündüğünüz zekalar, kullandığınız eller ve
ayaklar, geçeceğiniz bütün yollar, girip çıktığınız bütün mahaller, hülasa, rûh
ve cesedinize bağlı bütün aletler, sistemler, hepsi Allahü teâlânın mülk ve
mahlûkudur. Siz Ondan hiçbir şey gasp edemez, mülk edinemezsiniz! O, hayy ve
kayyûmdur. Yani, görür, bilir, işitir ve her var olan şeyi, her an varlıkta
durdurmaktadır. Hepsinin idaresinden, hallerinden bir an gafil olmaz. Mülkünü
kimseye çaldırmaz. Emirlerine uymayanların cezasını vermekten de, aciz kalmaz.
Mesela, Ay’da, Merih’te ve diğer yıldızlarda insan olmadığı gibi, bu Arz
küresinde de bulunmasaydı, bir şey lazım gelmezdi. Bundan dolayı, büyüklüğünden
bir şey eksilmezdi. Allahü teâlâ hadîs-i kudsîde buyuruyor ki:
(Önce gelenleriniz, sonra gelenleriniz; küçüğünüz, büyüğünüz; dirileriniz,
ölüleriniz; insanlarınız, cinleriniz; en müttekî, itaatli kulum gibi olsanız,
büyüklüğüm artmaz. Aksine olarak, hepiniz, bana karşı duran, Peygamberlerimi
aşağı gören, düşmanım gibi olsanız, ülûhiyyetimden bir şey eksilmez. Allahü
teâlâ, sizden ganîdir, Ona hiçbiriniz lazım değildir. Siz ise, var olmanız için
ve varlıkta kalabilmeniz için ve her şeyinizle, hep Ona muhtaçsınız) [Bir
üniversiteliye cevap]
Tarihi inceleyecek olursak, insanların, önlerinde Allahü teâlânın gönderdiği bir
rehber olmadan kendi başlarına gittiklerinde, hep yanlış yollara saptıklarını
görürüz. İnsan, kendisini yaratan büyük kudret sahibinin var olduğunu, aklı
sayesinde anladı. Fakat ona giden yolu bulamadı.
Peygamberleri işitmeyenler, Halıkı, yani yaratıcıyı önce etraflarında aradı.
Kendilerine en büyük faydası olan güneşi, yaratıcı sandılar ve ona tapmaya
başladılar. Sonra, büyük tabiat güçlerini, fırtınayı, ateşi, kabaran denizi,
yanardağları ve benzerlerini gördükçe bunları yaratıcının yardımcıları
zannettiler. Her biri için bir suret, alamet yapmaya kalktılar. Bundan da putlar
doğdu. Böylece, çeşitli putlar zuhur etti. Bunların gazabından korktular ve
onlara kurbanlar kestiler. Hatta, insanları bile bu putlara kurban ettiler. Her
yeni hadise karşısında, putların miktarı da arttı. İslâmiyet zuhur ettiği zaman
Kâbe-i muazzamada 360 put vardı. Kısacası insan, bir, ezelî ve ebedi olan Allahü
teâlâyı kendi başına bir türlü tanıyamadı. Bugün bile güneşe ve ateşe tapanlar
vardır. Bunlara şaşmamalı! Çünkü, rehbersiz, karanlıkta doğru yol bulunamaz.
Kur’an-ı kerimde buyuruluyor ki:
(Biz, Peygamber göndererek bildirmeden önce azap yapıcı değiliz.) [İsra 15]