Müteşabih nasların keyfiyeti bilinmez 05092002
Müteşabih olan
âyetlerden üçünün meali şöyledir: (Kıyamet günü bütün yeryüzü Allahın kabzasında
[avcundadır]. Gökler Onun sağ eliyle dürülmüş olacaktır. O, müşriklerin
şirkinden yüce ve münezzehtir.) [Zümer 67] , (Yahudiler, Allah’ın eli bağlıdır
[sıkıdır], dediler. Hayır, Allah’ın iki eli de açıktır.) [Maide 64], (Allah’ın
eli onların ellerinin üzerindedir.) [Fetih 10]
Bu üç âyette bildirilen el, insan eli gibi bir el sanılır. Halbuki Allah hiçbir
mahluka benzemez. O halde selefi salihin [sahabe, tabiin ve tebei tabiin] gibi,
el var, ama keyfiyeti meçhuldür demek lazımdır. Bekara suresinin, (Doğu da batı
da Allah’ındır. Nereye dönerseniz Allah’ın yüzü oradadır) mealindeki 115.
âyetinde Allahın bir mahluk gibi yüzü olduğu anlaşılabilir. Yüzden kasıt nedir
bilinmez. Nur suresinin, (Allah yerin ve göklerin nurudur) mealindeki 35.
âyetinden Allah nur sanılır. Halbuki nur yaratıktır. Bunun da keyfiyeti
meçhuldür. Esas konumuzu teşkil eden âyet ise şudur: (O, gökleri ve yeri altı
günde yaratan, sonra Arş’a istivâ edendir. Nerede olsanız, O sizinle
beraberdir.) [Hadid 4]
Allah için yaratmak zor değildir, yaratması için altı güne ihtiyacı olmaz. Ol
derse hemen olur. Kün feyekün âyetleri de bunu göstermektedir. Altı günde
yarattığına inanırız, fakat keyfiyeti meçhuldür deriz. Bazı âlimler günden
maksat devirdir demişlerdir. Gökleri yarattıktan sonra Arş’a istiva ettiği
bildiriliyor. Arş’a istiva ettiğine inanırız ama keyfiyetini bilemeyiz. İbni
Teymiyeciler gibi Arş’ta oturuyor demeyiz. Çünkü böyle söylemek onu mahlukata
benzetmek olacağı için küfürdür. Âyetin sonunda ise, (Nerede olursanız olun,
sizinle beraberdir) buyuruluyor. İbni Teymiyeci, bu âyeti tevil ediyor da
ötekini tevil etmiyor. Bu da, bir kimsenin bir kimse ile beraber olması gibi
elbette değildir. O zaman mahluka benzemiş olur. Allah her yerde demek de, mekan
isnat edildiği için küfürdür. Bir hadis-i şerifte, (Allah her yerde hazır ve
nazırdır) buyuruluyor. Halbuki Allah mekandan münezzehtir. O halde, (Allah her
yerde hazır ve nazırdır) ifadesi mecazdır. Yani zamansız ve mekansız hiçbir
yerde olmayarak hazır ve nazır demektir. (Eşedd-ül-cihad)
Vehhabiler, müteşabih ayet ve hadislere veya zahir ifadelere bakarak, (amel
imandan parçadır) diyorlar. Günah işleyene mesela içki içene veya namaz
kılmayana kâfir diyorlar. (Şu günâhı işleyen Cennete giremez veya mü’min
değildir) demek, (O günahtan tövbe edilmezse, af veya şefâate uğramazsa,
günâhının cezasını çekmeden cennete girmez) demektir. Çünkü zerre kadar imanı
olan cennete girecektir. Günâh ile, imansızlık ayrı şeylerdir. (Hadika)
Tevilsiz yanlış anlaşılacak bazı hadisler: (Allah, gölgesinden başka hiçbir
gölgenin bulunmadığı kıyamette, yedi sınıf insanı kendi gölgesinde
gölgelendirir.) [Buharî] (Burada gölge himaye demektir.), (Sultan, yerde Allahın
gölgesidir.) [Taberânî] (Müslüman sultan yetkilidir.), (Allah gece sabaha doğru
yer semasına iner.) [Buhari] (Rahmeti iner), (Üç sınıf kimseye, Allah güler.) [Taberânî]
(Gülmek razı olmaktır.), (Cennet kılıçların gölgesi altındadır.) [Müslim] (Cihad
eden mümin cennete gider), (Cennet anaların ayakları altındadır.) [Müslim]
(Cennet müslüman ana babanın rızasındadır), (Namazı kasten terk eden kâfirdir.)
[Taberani] (Namazın farz olduğuna inanıp, tembellikle kılmayana kâfir denmez.),
(Mümin, zina ederken, şarap içerken ve hırsızlık ederken mü’min değildir.)
[Müslim] (Bunlar bu halde iken kâmil mümin değildir.)