Müteşabih âyet ve hadisler 01092002
Kur’an-ı
kerimde manası açık olan âyetlere Muhkem âyetler, manası açık olmayan, tefsire,
izaha muhtaç olanlara Müteşabih âyetler adı verilir. Müteşabih olanlara açık
manalarını vermek akla ve dine uygun olmazsa, uygun mana vermek, yani Tevil
etmek gerekir. Açık manalarını vermek günah olur. Âyetler gibi hadis-i şerifler
de, muhkem ve müteşabih diye ikiye ayrılır. Hadis-i şerifte buyuruldu ki:
(Kur’anda yedi şey bildirilir: Yasak, emir, helal, haram, muhkem, müteşabih ve
misaller. Helali helal, haramı haram bilin, emredilenleri yapın! Yasak
edilenlerden sakının! Misal ve hikâye olanlardan ibret alın! Muhkem olanlara
uyun! Müteşabih olanlara inanın!) [Hakim]
(Gece seher vakti, Allahü teâlâ dünya semasına iner), (Resulullah, Allah gökte
diyen cariyeyi tasdik etmiştir) hadis-i şerifleri müteşabihtir. Mücessime ve
Müşebbih fırkaları, (Allah cisim gibidir. Arş üzerinde oturur, iner, yürür) gibi
şeylere inandıkları için kâfirdir. (Tatarhaniye, Milel ve Nihal)
[Mısır, Şam, Kudüs kadılıkları da yapmış olan Şafii fıkıh ve hadis âlimlerinden
Muhammed ibni Cemaanin (Erreddü-alel-müşebbihi fi-kavlihi teâlâ Errahmanü alel
Arş-isteva) kitabı bu konuda çok güzeldir.]
Mevlana Halid Bağdadi hazretleri buyuruyor ki: Allahü teâlânın yönü, karşıda
bulunması yoktur, madde, cisim değildir. Sayılı değildir. Ölçülmez. Onda
değişiklik olmaz. Mekanlı değildir. Bir yerde değildir. Zamanlı değildir.
Öncesi, sonrası, önü arkası, altı üstü, sağı solu yoktur. Bunun için, insan
düşüncesi, insan bilgisi, insan aklı, Onun hiçbir şeyini anlayamaz. Onun nasıl
görüleceğini de kavrayamaz. El, ayak, yön, yer ve bunlar gibi, Allah için caiz
olmayan kelimelerin, âyet ve hadislerde bulunması, bizim anladığımız ve
bildiğimiz, bugün kullanılan manalarda değildir. Böyle âyet ve hadislere
Müteşabihat denir. Bunlar, kısa veya uzun olarak, Tevil olunur. Yani, Allaha
yakışacak başka mana verilir. Mesela, (Allahın eli, onların ellerinin
üstündedir) ve (Arş’ın üzerine istiva eden Allah, nerede olursanız olun, sizinle
beraberdir) mealindeki âyetler için, burada ne murat edilmişse, öylece inandım
demeli. Allahın ilmi, bizim ilmimize, benzemez. Onun eli de, elimiz gibi
değildir, istivası da bizim istivamıza benzemez, beraber olması bizim beraber
olmamıza benzemez demelidir. (İtikatname)
Selefiyeciler, bu âyetin beraber olma kısmını tevil ediyorlar da, istiva kısmını
tevil etmiyorlar. Tevil etmeyince ikincisindeki tuhaflığı görüyorlar da,
birincisindekini göremiyorlar. Birçok âyette, (Onlar kördür) buyuruluyor. Kur’an-ı
kerim ve hadis-i şerifler Kureyş lügatı ve lehcesi iledir. Kelimelere, 1400 yıl
önce, Hicaz’da kullanılan manaları vermek gerekir. Zamanla değişip, bugün
kullanılan manaları vermek yanlış olur.
Zıllullah için, Allahın gölgesi diyorlar. Âlimler, zıl=gölge kelimesine himaye,
koruma gibi manalar vermiştir. Mesela, (Ali, Veli’nin gölgesinde geçiniyor)
denince, Ali’nin Veli’nin himayesinde olduğu anlaşılır. (Allah, gölgesinden
[himayesinden] başka hiçbir gölgenin bulunmadığı kıyamette, yedi sınıf insanı
kendi gölgesinde gölgelendirir.) [Buharî], (Sultan, yeryüzünde Allahın
gölgesidir.) [Taberânî] mealindeki hadislerde geçen gölge himaye demektir.
Sultan, Allahın gölgesidir demek, (Sultan Allahın emirlerini uygulamak yetkisine
sahip) demektir. (Din, kılıçların gölgesi altındadır) hadis-i şerifi ise, (Din,
devletin himayesi ile yayılır) demektir. Nasıl ki, Beytullah=Allahın evi
kelimesini, hâşâ Allahın barındığı ev olarak anlamıyorsak, gölge, el, yüz,
istiva gibi kelimeleri de böyle anlamak gerekir.