Kur’an-ı kerimi herkes anlayabilir mi? 06102002
Kur’an-ı kerimi
herkes anlayabilir mi, yoksa Resulullah efendimizin açıklaması şart mıdır?
CEVAP: Kur’an-ı kerimi tam olarak yalnız Resulullah anlamıştır. Çünkü muhatabı
Odur. Kur’an Ona gelmiştir. Ondan başkası tam anlayamaz. Onun için Allahü teâlâ
buyuruyor ki: (İnsanlara açıkla diye Kur’anı sana indirdik.) [Nahl 44]
Açıklamak, âyet-i kerimeleri, başka kelimelerle ve başka suretle anlatmak
demektir. Bırakın bizleri, ümmetin âlimleri de, âyetleri anlayabilselerdi ve
kapalı olanları açıklayabilselerdi, Allahü teâlâ Peygamberine, sana vahy
olunanları tebliğ et der, açıklamasını emretmezdi. Bu ve benzeri âyetlere
rağmen, (Resulullah Kur’anı getirmekle işi bitmiştir, o bir postacı idi) diyen
mezhepsiz türediler vardır.
Eshâb-ı kirâm, ana dilleri Arapça olduğu hâlde, bazı âyetleri anlayamayıp,
Peygamber efendimize sorarlardı. Resulullah, Kur’an-ı kerimin tefsirini Eshâbına
bildirmiştir. Eshâb-ı kirâmın bildirdiğinden başka türlü söyleyenler, dalalete,
hatta küfre düşer. Tefsir, yoruma değil, nakle dayanır. M. Masum-i Faruki
hazretleri buyuruyor ki:
(Bir gün Peygamber efendimiz, Hz. Ebu Bekir’e ince marifetleri, onun seviyesine
göre anlatıyordu. Yanlarına Hz. Ömer gelince, konuşma üslubunu onun da
anlayacağı şekilde değiştirdi. Hz. Osman gelince, yine konuşma tarzını
değiştirdi. Hz. Ali de gelince konuşmasını, hepsinin anlayacağı tarzda
değiştirdi. Resulullahın her defasında konuşma üslubunu değiştirmesi, oradaki
zatların istidatlarının farklı oluşlarından meydana gelmiştir.) [Mek. Masumiyye
59]
Hadis-i şeriflerde (Benden sonra peygamber gelseydi, Ömer olurdu.), (Osman’ın
şefaati ile cehennemlik 70 bin kişi sorgusuz cennete girecek) ve (Ben ilmin
şehriyim Ali de kapısıdır) buyuruldu. Her üçü de bu derece yüksek olduğu ve
Arabiyi çok iyi bildiği hâlde, Hz. Ebu Bekir’e anlatılan tefsiri bile
anlayamadılar. Çünkü Peygamber efendimiz herkese derecesine göre anlatıyordu.
Bir hadis-i şerifte buyuruldu ki: (İnsanlara akıllarına, anlayışlarına göre
söyleyin, inkârcı olmasınlar, Allahı ve Resulünü yalanlamasınlar.) [Buharî]
Şahsi görüşe göre tefsir yapmanın büyük zararını iyi bilen Hz. Ebu Bekir
buyuruyor ki: (Kur’an-ı kerimi kendi görüşümle tefsire kalkarsam, beni hangi yer
taşır, hangi gök gölgeler) buyurmuştur. (Şir’a)
Kur’an-ı kerimi, Arapça bilen de tam anlayamaz. Dil bilmek ayrı, ilim bilmek
ayrıdır. Türkçe bilen, tıp, hukuk, fen bilgisini anlayabilir mi? Hadis-i
şerifte, (Kur’an, Allahın metin ipidir. Manalarının hepsi anlaşılmaz) buyuruldu.
Kur’an-ı kerim çok veciz olup, bitmez tükenmez manalarının bulunduğu, bütün
manaları bildirilse bile, yazmak için kâğıt ve mürekkep bulunamayacağı şöyle
bildirilmektedir:
(De ki, Rabbimin [hikmetli] sözleri için, denizler mürekkep olsa, bir o kadar
daha deniz ilave edilse, denizler tükenir, Rabbimin sözleri tükenmez.) [Kehf
109]
Mevduat-ül-ulum’da deniyor ki:
(Kur’an ilmi, içinde şaşılacak, akıllara durgunluk verecek, sayısız acayip
haller bulunan engin bir denizdir. Ondaki her ilmi öğrenmek, sırrına erişmek
imkansızdır.)
İnsanların yazdığı anayasayı bile anlamak için hukukçulara gidiliyor. Bir
kanundan bile herkes aynı şeyi anlamazken, Allahın kelamını nasıl anlayabilir?
(Devamı var)