Her çağa göre tefsir yazmak 15122002
Bazı ateistler,
(Kutuplarda nasıl namaz kılınır, nasıl oruç tutulur. Buna kimse cevap veremiyor,
görüldüğü gibi İslamiyet har asra ayak uyduramıyor) diyerek, güya İslamiyet’in
bazı meselelere bir çare bulamayacağını söylüyorlar. Bunların etkisi altında
kalan, reformist zihniyete sahip bazı mezhepsizler de, (Bakın dinde cevap
verilmesi gereken meseleler çıkıyor, yeni ictihadlar yapılmalı, Kur’anı her
çağda, o asrın teknolojisinin, ilminin ışığında yeniden tefsir etmeli,
yorumlamalı) diyerek Kur’an-ı kerimi asra uydurmaya çalışıyorlar.
CEVAP: İslâmiyeti gönderen, her şeye gücü yeten, her şeyi yoktan yaratan Allahü
teâlâdır. Allah için hiçbir zorluk olmaz. Namaz, oruç gibi dinimizin bütün
emirleri, zamana göre değişmez. Hiçbiri de çağın şartlarına ters düşmez. Çünkü
dini gönderen Allahü teâlâ, her asırda neler olacağını bilir. Zaten bilmeyen
ilah olamaz. Öyle ise Allahü teâlanın gönderdiği dinde noksanlık, yanlışlık
olmaz. Noksanlık, bir karıncayı, bir arpa tanesini yaratmaktan aciz olan
ateistin kafasındadır.
Tefsir, moda kitabı değildir. Her çağa, her asra göre değişik tefsir olmaz.
Dinimiz eksik mi ki tamamlanacaktır? Yoksa fazlalık mı var ki çıkarılacak? Dinde
eksiklik ve fazlalık olmadığı için değişik, yeni bir tefsire ihtiyaç olmaz.
Çünkü dine yeni bir şey eklemek bid’at olur. Dinimizin emirlerini değiştirmek
büyük sapıklıktır. Her çağa, her asra göre değişik tefsir yazmak, değişik yorum
getirmek demek, dini her asırda bozmak demektir.
İslam âlimleri, olması mümkün olan her meselenin cevabını bildirmişlerdir. Cevap
verilmedik hiçbir mesele kalmamıştır. Kur’an-ı kerimde, beş vakit namazın
vakitleri, çeşitli âyet-i kerimelerde bildirildiği halde, “Beş vakit namaz”
tabirinin geçmeyişinin elbette sebepleri vardır. Bunun hikmetlerinden birisi de,
kutuplarda ve kutuplara yakın yerlerde, beş vakit namazın hepsinin vaktinin
girmemesidir.
Din kitapları bildiriyor ki:
Şafiî âlimlerin çoğuna göre, yatsı ve sabah namazının vakti girmeyen yerlerde bu
namazlar, vakitleri giren en yakın bölgeye kıyas edilerek kılınır. Hanefi’de
vakit, namazın hem şartı hem de, sebebi olduğu için, sebep bulunmayınca, yani
vakit girmeyince, o namaz farz olmaz. Vakit girmeden de kılınmaz. Kaza etmek de
gerekmez. Fakat bazı Hanefi âlimlerine göre bu iki namazı kılmak da farzdır.
İhtiyata riayet ederek bu namazları da kılmak çok iyi olur.
Bu iki namaz vaktinin başlamadığı zamanlarda, daha önce vakitlerinin olduğu en
son günün vakitlerini esas alarak, normal vakti girene kadar her zaman o vakitte
kılınır.
Ramazan ayı gelince, oruç tutmak farz olur. Ancak seferi olanın, dört mezhepte
de oruç tutması farz değildir. Kutuplara giden Müslüman, seferi ise oruç tutmaz.
Geriye dönünce kaza eder. Kutuplarda buz denizinde yaşayan insan yok ise de, biz
var olduğunu düşünelim. Altı ay gündüz, altı ay gece olan yerlerde nasıl oruç
tutulacaktır?
CEVAP: Gündüzleri 24 saatten daha uzun yerlerde, mesela altı ay gündüz olan
yerlerde, oruca saat ile başlanır ve saat ile bozulur. Gündüzü böyle uzun
olmayan, vakitleri normal teşekkül eden, yani gündüzleri 24 saatten az olan bir
şehirdeki Müslümanların zamanına uyularak oruç tutulur.
Seferi olan kutuplarda iken eğer oruç tutmazsa, gündüzleri uzun olmayan yere
gelince kaza eder. Orada yaşayanlar varsa, onlar da kitaplarda bildirildiği gibi
saatle oruçlarını tutarlar.