Dinimiz nakil dinidir 11122002
Bahâeddin
Buhâri hazretlerine bu dereceye nasıl kavuştun diye sordular, (Resulullah
efendimize tâbi olmakla...) buyurdu. Alaaddini Attar hazretleri de buyurdu ki:
(Hocam Bahâeddîn-i Buhârînin bana tek nasihatı vardı: “Alaaddin beni taklit et”
buyurmuştu. Bunu yaptım. Onu taklit ettiğim her hususta onun aslına kavuştum.)
Ebü’l-Abbâs-ı Mürsî hazretleri sohbetlerinde hep; “Hocam Ebül-Hasan-ı Şâzilî
buyurdu ki, Hocam şöyle anlattı” şeklinde söze başlar, hep hocasından nakiller
yapardı. Bir gün biri; “Hep hocanızdan nakil yapıyorsunuz. Hiç kendinizden bir
şey söylemiyorsunuz” demesi üzerine buyurdu ki:
(Ben evden bir şey getirmedim. Ne kazanmışsam dergahta kazandım. Hocamdan
öğrendiklerimi “Allahü teâlâ buyurdu ki, Resulü buyurdu ki” veya “Ben diyorum
ki” diyerek pek çok şey anlatabilirim. Ama bütün bunları öğrenmeme, bu dereceye
yükselmeme vesile, olan hocama karşı edebe riâyet ederek, hep hocamdan
naklederek konuşuyorum. Uygun olan da budur. Hocasından bahsetmeyen, hep ben
diye konuşan kimsede hayır yoktur. En iyi âlim, kendinden söyleyen ve kendine
bağlayan değil, nakleden, vasıta olandır. Dinimiz nakil dinidir. İman ibadet
bilgileri kıyamete kadar aynıdır, değişmez. Nakleden aziz, nakilsiz konuşan
rezil olur.)
Süfyan-ı Sevri hazretleri haramlardan ve şüpheli şeylerden kaçanların başında
gelirdi. Edep ve tevâzuda benzeri azdı. Dostlarından biri kendisini rüyâda
görüp, Cennette nûrdan kanatlarla uçtuğunu gördü. “Bu dereceye nasıl kavuştun?”
dedi. “Dîne uymakta çok hassas davranmakla” buyurdu.
Seyyid Abdülkâdir Geylâni hazretleri, “Bu işe başladığınızda, temeli ne üzerine
attınız? Hangi ameli esas aldınız da böyle yüksek dereceye ulaştınız?” diye
soranlara buyurdu ki: (Temeli doğruluk üzerine attım. Hiç yalan söylemedim. İçim
ile dışım bir oldu. Bunun için işlerim hep rast gitti.)
Habib-i Râi hazretleri, ağaç çanağını bir taşın altına tutar, biri bal, biri süt
olmak üzere iki çeşme akmaya başlardı. Oradakiler bu kerâmeti görünce, “Bu
dereceye ne ile kavuştun?” dediler.
“Muhammed aleyhisselama uymakla” buyurdu ve devam etti: “Hz. Musa’nın kavmi
kendisine karşı oldukları halde hâre taşı onlara su verdi. Derecesi Hz. Musa’dan
yüksek olan Resulullaha uyduktan sonra taş niye süt ve bal vermesin ki?”
Bişr-i Hâfî hazretleri anlatır: (Rüyâmda Resulullahı gördüm, bana (Allahü
teâlânın seni neden üstün kıldığını biliyor musun?) buyurdu. Ben hayır deyince,
(Sünnetime tâbi olman, sâlihlere hizmet etmen, din kardeşlerine nasihat etmen,
Ehl-i beytimi ve Eshâbımı sevmen sebebiyle bu dereceye kavuştun) buyurdu.
Râbia-i Adviyye hazretlerinin tevekkülü o dereceye ulaşmıştı ki; gök tunç olsa,
yer demir kesilse, gökten bir damla yağmur düşmese, yerden bir bitki bitmese ve
dünyâdaki bütün insanlar benim çocuğum olsa, Allahü teâlâya yemin ederim ki
onlara nasıl bakacağım düşüncesi kalbime gelmez. Çünkü, Allahü teâlâ hepsinin
rızkını vereceğini bildirmiş ve üzerine almıştır, derdi. “Bu yüksek derecelere
ne ile kavuştun?” dediklerinde; “Beni ilgilendirmeyen her şeyi terk ve ebedî
olanın yani Allahü teâlânın dostluğunu istemekle” buyurdu.