Bu gece Miraç Kandilidir 03102002
Miraç, merdiven
demektir. Resûlullah efendimizin göklere çıkarıldığı, bilinmeyen yerlere
götürüldüğü gecedir. Recebin 27. gecesidir. Mutezile fırkası, Resulullahın bir
anda, cenneti, cehennemi ve daha birçok yerleri gezip gelmesine akıl
erdirememiş, “Miracı kabul etmek, Allaha mekan ittihaz etmek olur” diyerek
Miracı inkâr inkâr etmiştir. Allahü teâlâ, Hz. Musa ile Tur dağında konuşmuştur.
Tur dağı Allahın mekanı mıdır? Elbette değildir. Cennete giren müminler de
Allahü teâlâyı görecektir. Cennet de Allahü teâlânın mekanı değildir. Allahü
teâlâ mekandan münezzehtir. Kavl-ül-fasl kitabında deniyor ki:
İsra suresinin ilk ayetinde, Allahü teâlâ, kudret ve azametinden nice acayip
işlerden bazılarını göstermek için, Muhammed aleyhisselamı, Mekke’den Kudüs’e
götürdüğünü bildiriyor. İsra kelimesi, rüya için kullanılmaz. Uyanık iken, gece
yürümek manasına kullanılır. (Sana [Miraç’ta] gösterdiğimiz temaşayı insanlar
için bir fitne kıldık) âyetindeki fitne, imtihan demektir. İmtihan ise uyanıkken
olur. Peygamber efendimizin anlattığı rüya olsaydı, hiç kimse tuhaf
karşılamazdı. Bir kısmı inkâr edip mürted olmaz, bir kısmı da [Hz. Ebû Bekir
gibi] tasdik edip, yüksek derecelere kavuşmazdı. Resûlullahın, Mekke’den Kudüs’e
götürüldüğüne inanmayan kâfir olur. Göklere ve bilinmeyen yerlere götürüldüğüne
inanmayan sapık olur. (Bahr)
Birkaç saniyede Mekke’den Kudüs’e götüren Allahü teâlâ, neden daha uzaklara
götüremesin? Allahın kudretinden ancak kâfirler şüphe eder. Peygamber efendimiz,
Miracını özetle şöyle anlatıyor:
Burak’a binip Beyt-ül-Makdis’e geldim. Onu, önceki Peygamberlerin bağladığı
halkaya bağladım, sonra Mescide girdim ve orada iki rek’at namaz kıldım. Sonra
çıktım. Cebrail aleyhisselam bir kap şarap, bir kap da süt getirdi. Ben sütü
seçtim. Hz. Cebrail, yaratılışa uygun olanı seçtin, dedi. Sonra bizi birinci
semaya çıkardı. Gök kapısında, “Sen kimsin” diye bir ses geldi. Ben Cebrail’im
dedi. Yanındaki kim? dendi. Muhammed aleyhisselam dedi. O, Peygamber olarak
gönderildi mi? dendi. Cebrail, evet dedi. Gök kapısı açıldı. Hz. Âdem ile
karşılaştım. Bana merhaba diyerek hayır dua etti. İkinci semaya çıktık. Yine
orada da aynı konuşmalar geçti. Göğün kapısı açıldı. Burada iki teyze oğlu İsa
ve Yahya ile karşılaştım. Onlar da bana merhaba diyerek dua ettiler. Üçüncü
semaya çıktık. Bu kapıda da aynı konuşmalar geçti. Göğün kapısı açıldı. Orada Hz.
Yusuf’u gördüm. O da bana dua etti. Dördüncü semaya çıktık. Aynı sualler ve
konuşmalar oldu. Kapı açıldı. Hz. İdris ile karşılaştım. Merhaba diyerek bana
dua etti. Beşinci semaya çıktık. Yine aynı konuşmalar geçti. Kapı açıldı. Hz.
Harun ile karşılaştım. O da bana dua etti. Altıncı semaya çıktık. Yine aynı
konuşmalar oldu ve kapı açıldı. Hz. Musa ile karşılaştım. Bana merhaba diyerek
dua etti. Yedinci semaya çıktık. Yine aynı konuşmalar geçti ve kapı açıldı.
Arkasını Beyt-ül-mamura dayamış Hz. İbrahim’i gördüm. O da bana dua etti. Beyt-ül-Mamur’u
gördüm. Sonra Hz. Cebrail beni Sidretü’l-Münteha’ya götürdü. Allahü teâlâ, günde
elli vakit namaz farz kıldı. Hz. Musa’nın yanına indim. Ona elli vakit namaz
farz kılındığını bildirdim. Rabbine dönüp, ondan azaltmasını iste. Ümmetin buna
güç yetiremez. Ben tecrübe ettim, dedi. Birkaç defa Rabbim ile Hz. Musa arasında
gidip gelmeye devam ettim. Nihayet Rabbim buyurdu ki: “Yâ Habibim, beş vakit
namazı farz kıldım. Her vakit için on sevap vardır. Böylece elli vakit namaz
olur.” (Müslim)