6- İNSANLARI ÇEKİŞTİRMEK (Gıybet)

Gıybet, din kardeşinin işitince üzüleceği bir kusurunu arkasından söylemektir. Yani belli bir mü'minin aybını, onu kötülemek için arkasından söylemek, gıybet olur. Meselâ, bedeninde, nesebinde, ahlâkında, işinde, sözünde, dîninde, dünyasında, hatta elbisesinde, evinde bulunan bir kusur arkasından söylendiği zaman, bunu işitince üzülürse, gıybet olur. Kapalı söylemek, işaret ile, hareket ile bildirmek, yazı ile bildirmek de hep söylemek gibi gıybettir. Bir müslümanın günahı ve kusuru söylendikte, elhamdülillah biz böyle değiliz demeleri, gıybetin en kötüsü olur. Birisinden bahsedilirken, elhamdülillah, Allah bizi hayırsız yapmadı gibi, onu kötülemek, çok çirkin gıybet olur. Falanca kimse çok iyidir. İbâdette şu kusuru olmasa, daha iyi olurdu, demek gıybet olur.

Bozuk inançları yayarak ve aşikâre günah işlemeğe devam ederek, müslümanların doğru yoldan ayrılmalarına sebep olan kimseyi, bunun zararından korunmaları için müslümanlara tanıtmak gıybet olmaz ise de, bunu fitneye sebep olmayacak şekilde bildirmelidir.

Gıybet kanser gibidir. Girdiği vücut iflah etmez. Bugün müslümanların çoğu gıybet kanserine yakalanmışlardır. Bu gıybet afetinin hanımlar arasında da salgın haline geldiği herkesçe malûmdur.

Allahü teâlâ Kur'ân-ı Kerîmin Hucürat sûresi 12. âyet-i kerîmesinde, sû-i zandan kaçınmayı emir etmekte, birini çekiştirmeyi yasaklamakta, gıybeti ölü kardeşinin etini yemeye benzetmektedir.

Bazı hadîs-i şeriflerde buyuruldu ki:

(Gıybetten uzak olunuz, çünkü gıybet zinadan fenadır. Zinanın tövbesi kabul edilir ama, gıybet edilen helâl etmeyince tövbesi kabul edilmez).

(Miraç gecesi Cehennemi bana gösterdiler, etleri parça parça edilip, ağızlarına konduğu bir takım insanlar gördüm. Kendilerine bu kokmuş etleri yiyin diyorlardı. Bunların kimler olduğunu sual ettim. Cehennem meleklerinin reisi Mâlik, bunlar gıybet edenlerdir; gıybet edenler şeytanın dostlarıdır, dedi."

(Cehennemden en son çıkarılan kimse, gıybetten tövbe edendir. "Yani tövbe ederken helâllaşmayandır". Cehenneme girenlerin ilki ise, tövbe etmeden ölen kimsedir).

(Bir gıybet edeni, Allahü teâlâ on şeyle cezalandırır:

l- Rahmetinden uzak eder. 2- Meleklerden uzak eder. 3- Taatini, iyiliklerini yok eder. 4-Resûlullahın ruhunu ondan çevirir. 5- Allahü teâlâ ona azap eder. 6- Ruhunu teslim ederken, onu baş aşağı eder. 7- Kabir azabını şiddetli eder. 8- Ölüm zamanında amellerini sevâpsız bırakır. 9- Cehenneme yakın eder. 10-Cennetten uzak eder).

(Bir kimseyi tiksindirecek bir sözü dinlemek, doğru olsa da o kimseyi gıybet olur).

(Gıybet, insanın sevabını, iyi amellerini, ateşin kuru odunu yaktığı gibi yakar).

(Kıyamet günü, bir kimsenin sevap defteri açılır. Yâ Rabbî! Dünyada iken, şu ibâdetleri yapmıştım. Sahifede bunlar yazılı değil, der. Onlar, defterinden silindi, gıybet ettiklerinin defterlerine yazıldı, denir).

(Kıyamet günü bir kimsenin iyilikler defteri açılır. Yapmamış olduğu ibâdetleri orada görür. Bunlar seni gıybet edenlerin sevaplarıdır, denir).

Allahü teâlâ, Musa aleyhisselâma vahy eyledi ki, (Gıybet edip tövbe eden kimse, Cennete en son gidecektir. Gıybet edip, tövbe etmeyen kimse, Cehenneme en önce girecektir).

Gıybet, hem Allah huzurunda ve hem de insanların hakkı olması bakımından çok büyük mesuliyeti icabettiren bir hata ve büyük bir günahtır. Gıybet edenlerin dili, kıyamet günü feci bir manzara arzederek bütün mahlukat arasında mahcup ve rezil olacaktır.

Gıybet söylemek veya dinlemek çalgıdan ve haram olan oyundan daha büyük günahtır, ibâdetlerin sevabını yok eder. Zahmet çekerek, sıkıntılara katlanarak ibâdet yapıp da, bunun sevabını yok etmek, akılsızlık, cahillik ve ahmaklık değil midir? ibâdetler Allahü teâlâya arzolunurken bunları gıybet ve faydasız sözlerle sahibimizin karşısına çıkarmak kadar edepsizlik olur mu?

Hâlid bin Rebî hazretleri anlatır:

"Dostlarım bir müslümanı gıybet ettiler, ben mâni olmadım. O gece rüyada siyah bir kimsenin, pis kokulu domuz etini bir tabağa koyup getirdiğini ve önüme koyup yüksek sesle, "Haydi ye!" dediğini gördüm. "Ben müslümanım, müslüman domuz eti yemez", dedim. "Ama müslümanın etini yersin. Bu ondan bin kat haramdır." diyerek o etten bir parça kesip ağzıma koydu. Uyandım, o et ağzımda idi ve pis pis kokuyordu. Kırk gün onun pis kokusunu ağzımda duydum."

İbni Şîrîn hazretleri, "Seni gıybet ettim, hakkını helâl et" diyen birisine şöyle cevap verdi:

-"Allahü teâlânın haram ettiğini ben nasıl helâl ederim?"

Bu sözle, önce Allahü teâlâya tövbe et ki, benim helâl etmemin faydası olsun, demek istedi.

İbrahim Edhem hazretleri, bir yemeğe davet edilmişti. Sofrada çağrılanlardan birinin bulunmadığı söylenince, o ağır kimsedir, denildi. İbrahim bin Edhem, gıybet edildi buyurdu ve çıkıp gitti.

Hasan-ı Basrî hazretlerine, birisinin kendisini gıybet ettiğini haber verdiler. Ona bir tabak helva gönderip, (Sevaplarını bana hediye etdiğini işittim. Karşılık olarak bu tatlıyı gönderiyorum) dedi. İmâm-ı A'zam Ebû Hanife hazretlerine de birisine kendini gıybet ettiğini söylediler. Ona bir kese altın gönderip, (Bize verdiği sevâpları artırırsa, biz de karşılığını arttırırız) dedi.

Yapılan kötüleme yalan ise, iftira ise, zararı söyleyene olur. (Onun sevâbları bana verilir. Benim günahlarım, ona yüklenir) demelidir, iftira etmek, gıybet etmekten daha fenadır.

Yanında gıybet yapıldığını işiten kimse, buna hemen mâni olmalıdır. Hadîs-i şeriflerde buyuruldu ki:

(Din kardeşine, onun haberi olmadan yardım eden kimseye, Allahü teâlâ dünyada ve âhirette yardım eder).

(Yanında, din kardeşi gıybet edilince, gücü yettiği halde ona yardım etmiyen kimsenin günahı, dünyada ve âhirette kendisine yetişir).

(Bir kimse, dünyada din kardeşinin hakkını korursa, Allahü teâlâ, bir melek göndererek onu Cehennem azabından korur).

Gıybet yapılırken, orada bulunan kimse, korkmazsa, söz ile, korkunca, kalbi ile red etmezse, gıybet günahına ortak olur. Sözünü kesmesi veyahut kalkıp gitmesi mümkün ise, bunları yapmalıdır. Eliyle, başıyla, gözüyle men etmesi kâfi gelmez. Açıkça sus, demesi lâzımdır.

Buyuruldu ki: (Gıybet edene sus, diyene yüz şehit sevabı verilir).

İnsanı gıybet etmeğe sürükliyen sebepler çoktur. Bazıları şunlardır:

Ona karşı düşmanlık, yanında olanların fikirlerine uymak düşüncesi, sevilmeyen bir kimseyi kötülemek, kendisinin o günahta bulunmadığını bildirmek, hased etmek, yanında bulunanları güldürmek, şakalaşmak, onunla alay etmek, ummadığı kimsenin haram işlemesine hayretini bildirmek, buna üzüldüğünü, ona acıdığını bildirmek, haram işlediği için onu sevmediğini bildirmek.

Gıybet, insanın sevaplarının azalmasına, başkasının günahlarının kendine verilmesine sebep olur. Bunları, her zaman düşünmek, insanın gıybet etmesine mâni olur.

Gıybet ederken, başkasından söz taşınırsa ayrı bir günaha daha girer. Hadîs-i şeriflerde buyuruldu ki:

(Söz taşıyan Cennete giremez).

(Sizin en fenanız söz taşıyanlar, aranızı bozanlar ve insanları birbirine düşürenlerdir).

Buna fitne çıkarmak da denir. Büyük günahtır.

Gıybet insanların aralarının açılmasına, dargınlıklara sebeb olur. Hadîs-i şerifte buyuruldu ki:

(İki kimse birbirine dargın olarak ölürlerse, Cehennem yüzü görmeden Cennete giremezler. Cennete girerlerse bile birbirleriyle karşılaşamazlar).

Gıybet etmenin keffareti, üzülmek, tövbe etmek ve onunla hâlallaşmaktır. Affetmezse, onu övmeli, sevdiğini bildirmeli, yalvarmak, gönlünü almalıdır. Helâl etmezse hak yine onundur. Pişman olmadan helâllaşmak, riya olur, ayrı bir günah olur. Ölüyü ve zimmî olan kâfiri gıybet de haramdır.

MENKIBE

Senden Hayırlıdır

Resûl-i Ekrem'in zamanında biri, insanların toplandığı bir meclise uğradı ve selâm vererek oradan geçip gitti. Gittikten sonra, orada bulunanlardan biri:

Ben bu adama Allah için buğz ederim ve bunu sevmem, dedi. Oradakiler:

- Ayıp ettin, niçin böyle konuştun? Yemin olsun ki, bu söylediklerini biz adama söyleyeceğiz, dediler.

İçlerinden birini adama gönderdiler. Giden adam, arkasından konuşulan şahsı durumdan haberdar etti. Bunu dinleyen adam, doğruca Resûl-i Ekrem'e giderek, aleyhindeki konuşmadan şikâyet etti. Peygamberimiz adamı çağırttı ve:

- Böyle konuştun mu? diye sordu. Adam:

- Evet konuştum yâ Resûlallah, dedi ve inkâr etmedi. Peygamber Efendimiz de:

- Niçin buna buğzediyorsun, söyle bakalım? deyince, adam:

- Ben bunun hizmetçisi idim ve bütün hallerine vakıftım. Bu adamın, farz olan namazlardan başka bir namaz kıldığını görmedim, dedi. Öteki adam:

-Yâ Resûlallah, kendisine sorun bakalım, kıldığım namazın abdestinde, vaktinde, rükû ve secdesinde bir eksiklik yaptım mı? dedi. Resûl-i Ekrem sordu, adam:

- Hayır, kusur etmedi. Fakat Ramazan ayından başka da bir gün oruç tutmadı, dedi. Yine öteki adam:

- Ya Resûlallah, sorun bakalım, Ramazan orucundan hiçbir şeyi eksilttim mi? dedi. Resûl-i Ekrem sordu, adam:

- Hayır, Ramazan orucunda bir kusur etmedi, dedi. Ancak farz olan zekât borcundan başka bir kuruş vermedi, dedi. öteki adam:

- Yâ Resûlallah sorun bakalım, zekât borcumda bir kusur ettim mi? dedi. Resûl-i Ekrem adama sordu, adam:

- Hayır, zekât borcunda kusur etmedi deyince, Resûl-i Ekrem:

- Kalk, belki bu adam senden hayırlıdır, buyurdu.

MENKIBE

Kalbinden Geçmişti

Bir Cuma günü Cüneyd-i Bağdadî hazretleri Cuma namazını kılıp camiden çıktı. Yolda bir şeyler isteyen dilenci kıyafetli bir kimseye gözü ilişti:

- "Niçin bu kimse kazanıp yemez de avuç açar ve kendini hor eder?" diye gönlünden geçti. Evine geldi, bir müddet sonra yatıp uyudu. Rüyasında bir tabak getirip önüne koydular. Üstündeki örtüyü açtılar. Baktı ki, avuç açan fakiri pişirmişler ve kendisine:

- Bunu ye, denildi.

- Yiyemem, deyince:

-Daha önce nasıl yemiştin? Şimdi yemek istemiyorsun dediler.

Hazret-i Cüneyd diyor ki:

"Gıybet ettiğimi anladım ve o heybet ile uyandım. Abdest aldım, namaz kıldım. O fakiri görmek için dışarı çıktım. Ararken Dicle kenarında buldum. Oturmuş yıkadığı tereleri yiyordu. Yanına vardım. Başını kaldırdı:

- Ey Cüneyd, dedi. önceki halinden tövbe ettin mi?

- Evet, dedim.

- Git artık endişe etme, diyerek kayboldu.

Bu hal üzere o kadar ağladım ki, gözlerim şişti.