Abdurrahman bin Avf “radıyallahü anh” 05/07/1999

İki şahin misâli


Bu zât Bedir cenginde, çok gayret ediyordu,
Bir vuruşta küffarı, yere deviriyordu.


Kendisi anlatır ki: Ben Bedir savaşında,
Bulundum bir aralık, iki genç arasında.


Bu gençler bana bakıp, dediler ki: (Amca siz,
Acaba Ebû Cehli, tanır, bilir misiniz?)


Ben (Evet, tanıyorum) deyince o gençlere,
Dediler: (Bize onu, gösterin lütfen hele.)


Dedim ki: (Peki olur, göstereyim mel’unu,
İyi de, ne sebeple soruyorsunuz onu?)


Dediler: (Duyduk ki o, çok üzmüş Peygamberi,
Söylermiş O Servere, ağır, çirkin sözleri.


Ahdettik ki bu cenkte, onu bizi öldürmeden,
Ayrılıp gitmeyelim, muharebe yerinden.


Bu harpte, ya o ölür, ikimiz ölür ya da,
Bundan başka gayemiz yok, bizim bu dünyada.)


Gençlerin bu sözleri, hoşuma gitti benim,
Derhal Ebû Cehil’i, uzaktan gözetledim.


Baktım, Kureyş içinde, Ebû Cehil kâfiri,
Dolaşıp durmaktadır, bir ileri, bir geri.


Dedim ki: (Ey civanlar, işte aradığınız,
Ebû Cehl şu adamdır, iyice tanıyınız.)


Ve ilâ ve ettim ki: (İşte efendimizi,
En fazla üzer odur, haydi, göreyim sizi.)


Gençler bir kartal gibi, Ebû Cehil’e bakarak,
Dediler: (Onun işi, bugün biter muhakkak.)


Sonra kılıçlarına sarılıp hararetle,
Onu gözetlemeye koyuldular dikkatle.


Bunlar, Afrâ Hâtun’un oğulları idiler,
“Muaz” ile “Muavvez” adlı biraderdiler.


Bir anda, sert bir yaydan fırlayan ok misali,
Yahut av peşindeki, birer şahin timsali,


Fırlayıp, kâfirlerin üzerinden aştılar,
Bir anda Ebû Cehil’in yanına yaklaştılar.


Sonra Muâz, iyice sokuldu o kâfire,
Kılıcını çekti ve kaldırıp birden bire,


Bacağına şiddetle indirdi o kâfirin,
Aşağı yuvarlandı, üzerinden devenin.


O sırada Muaz’ın, biraderi Muavvez,
Kardeşinin yanına yardımcı koştu bu kez.


Bunlar Ebu Cehil’i, bu cenkte öldürmeden,
Ayrılmayacaklardı muharebe yerinden.


Üzerine çullanıp, kılıç ile habire,
Cansız düşene kadar, vurdular o kafire.


O ara Resulullah, sordular ki eshâba:
(Ebu Cehlin halini, bilen var mı acaba?)


O vakit Ebû Cehil, yerde cansız olarak,
Yatıyordu, vücudu kanlara bulanarak.

Abdurrahman bin Avf “radıyallahü anh” 03/08/1999

Doğru söylemiş


Bu mübarek sahabi, anlatır ki şöylece;
Bir köye gidiyorduk, Ömer ile bir gece.


Sırtında su tulumu var idi kendisinin,
Bir ara koydu yere, biraz dinlenmek için.


Ben hemen kendisine, eyledim ki şöyle arz;
(İzin ver, taşıyayım tulumu ben de biraz.)


Lâkin kabul etmedi bu teklifimi benim,
Dedi: (Kendi yükümü, ben taşımak isterim.


Taşırsan bu dünyada, sen Ömer’in yükünü,
Kim taşır günahını, yarın kıyamet günü?)


Dedim ki; (Hafif olur, o gün sizin yükünüz,
Zira Resulullah’ın izinde yürüdünüz.)


Buyurdu: (Kurtulursam, mahşerin şiddetinden,
Anla ki gitmiş Ömer, Peygamberin izinden.)


Henüz iman etmeden, yine bu mübarek zat,
Zaman zaman Yemen’e yapıyordu seyahat.


“Humeyri” adında bir, kimse vardı o yerde,
Hep onun misafiri olurdu her seferde.


Yine bir defasında, Yemen’e gittiğinde,
Misafir olmuş idi, bu kimsenin evinde.


Kendisine dedi ki ev sahibi Humeyri;
(Gel vereyim sana ben, bir müjdeli haberi.


Hak teâlâ Mekke’de, gönderdi bir Peygamber,
O zat puta tapmayı, kat’iyetle men eder.


Halkı putperestlikten, çağırıyor hak dine,
Acele et, sen dahi, katıl Onun dinine.)


Birkaç beyit okuyup, tembih eyledi ki hem,
“Gidince, bu beytleri o zata oku lütfen.”


Alınca Humeyri’den, ben bu güzel haberi,
İşimi bitirmeden, Mekke’ye döndüm geri.


Ve hemen Ebû Bekr’in, giderek hanesine,
Ondan duyduklarımı, naklettim kendisine.


Çünkü biliyordum ki, hazreti Ebu Bekir,
Aklı selim sahibi, akıllı bir kimsedir.


Dedi: (Doğru söylemiş, Muhammedi Rabbimiz,
Peygamber gönderdi ki, tasdik ettik Onu biz.


Oradan ayrılarak vardım Resulullah’a,
Kendisine hiçbir şey söylemeden ben daha,


Güzelce karşılayıp, tebessüm eylediler,
Bana: (Ya Abdurrahman, iman eyle) dediler.


Ben delil isteyince, buyurdular ki bana;
(Humeyri benim için, ne teslim etti sana?)


Ben hemen hatırlayıp, okudum o beytleri,
Arz ettim hem de onun verdiği müjdeleri.


Sonra, cânü gönülden, ben dahi ettim iman,
Peygamber Efendimiz, buyurdu ki o zaman:


(Çok kimseler vardır ki, beni görmemişlerdir,
Lâkin nübüvvetimi, tasdik eylemişlerdir.)

 

Abdurrahman bin Avf “radıyallahü anh” 28/08/1999

Erdiler hidayete...


Bu mübarek sahâbi, uzun boylu ve beyaz,
Yakışıklı bir zattı, akıllı, kadirşinas.


O, hazreti Ömer’in yakın arkadaşıydı,
Veziri, müşaviri, sırdaş ve yoldaşıydı.


Nitekim o büyüğün halifelik devrinde,
Medine’ye bir kervan geldi günün birinde.


Abdurrahman bin Avf’a, giderek hemen o an,
Dedi: (Şehir dışında, konaklamış bir kervan.


Gel seninle kervanı, bekleyelim bu gece,
Beldemizde bir zarar görmesinler böylece.


Eşkıyadan, hırsızdan, görürlerse bir zarar,
Yarın mahşer gününde, bunu bizden sorarlar.


Gerçi bunlar Müslüman değiller, hepsi kâfir,
Ve lâkin şehrimize, gelmişlerdir misafir.


Çok kıymetli mallarla, yüklüdür kervanları,
Bizlere emanettir, canlarıyla malları.


Zira İslamın emri, şöyledir ki her zaman,
Misafir olanlara, verilmez zarar ziyan.)


Abdurrahman ibni Avf, der ki: (Ben, bu teklife,
Dedim, (Peki gidelim, sen emret ey halife.)


O kervanı o gece bekledik sabaha dek,
Lâkin biri farketmiş, bizi takip ederek.


Sonra diğerleri de, olmuş buna muttali,
Kendi aralarında konuşmuşlar bu hali.


Demişler, (Nasıl olur, koca halife Ömer,
Bizim kervanımıza nasıl bekçilik eder?


Halbuki muhaliftir, dinimiz dinlerine,
Buna rağmen o bizzat, beklemiş bizi yine.


Bu, ne ince düşünüş, ne nezaket, ne ahlâk,
Demek ki İslâm dini, böyle diyor muhakkak.)


Böylece hayran olup, hepsi İslâmiyete,
Topyekun iman edip, geldiler hidayete.


Ve yine bu sahabi, nakleder ki şöylece;
Şehri dolaşıyorduk, Ömer ile her gece.


Lâkin belli bir yere gelince istisnasız,
“Sen burada dur” deyip, giderdi kendi yalnız.


Ben orada bekler ve girmezdim o sokağa,
Niçin gittiğini de, çekinirdim sormağa.


Vefat ettikten sonra, o yere gittiğimde,
Bir pîr-i fani gördüm, hanelerin birinde.


Derdi ki; (Bütün gece, bekledim Ömer’i hep,
Gözlerim yolda kaldı, gelmedi, neden acep?


Ben mecburen söyledim, “O vefat etti” diye,
O, “Vâh Ömer” diyerek, başladı inlemeye.


Ellerini kaldırıp dedi ki; (Yâ İlahi,
Madem ki gitti Ömer, yaşatma beni dahi.)


Ellerini duadan indirince yaşlı zât,
Duası kabul olup, vefat etti o saat.