Yusuf-u Hemedânî “kuddise sirruh” -1- 21/05/1999
Bu zat buyuruyor ki; (Evliyayı seviniz,
Zira bu sevgidedir, sonsuz saâdetiniz.
Sevmenin şartı ise, elbet “Söz dinlemek”tir.
Eğer dinlemiyorsa, o, sevmiyor demektir.
Kim ki Hak teâlânın, emirlerine uymaz,
“Allah’ı seviyorum” demesi doğru olmaz.
Ve her kim uymuyorsa, Resulün sünnetine,
Onun da inanılmaz, “Seviyorum” sözüne.
Her kim de hocasını, dinlemiyorsa eğer,
“Hocamı seviyorum” diyorsa yalan söyler.)
Bir gün de buyurdu ki; (Ey kardeşlerim, şu an,
Nefsi emmaresidir, insana büyük düşman.
Dinin her bir emrinde, bu “nefsi kırmak” vardır,
Zira o kırılırsa, neticesi hayırdır.
İstişare eyle ki, bu nefsi kırar iyi,
Zira nefs, hiç istemez, istişare etmeyi.
Eğer yolda giderken, rastlarsan bir mü’mine,
Önce sen selâm ver ki, kırılsın nefsin yine.
Müsâfeha edecek olursan yine eğer,
Önce sen el uzat ki, bu dahi nefsi ezer.
Kırıldığın kimseden, önce sen özür dile,
Ki yine senin nefsin, kırılsın böylelikle.
Öfkelenme, halim ol, çok çalış, olma tembel,
Bunların herbiri de, nefsi kırar mükemmel.
Muvaffak olmanın da, sırrı “halim olmak”tır,
Tatlı dil ve güleryüz, yani güzel ahlaktır.
Nefsin bizi en fazla aldattığı husus da,
Bize hep, “Sen haklısın” dedirtir her hususta.
Lâkin Resûlullah’ın, bu değil tavsiyesi,
Ancak O’na uymakla, ezeriz biz bu nefsi.
Bir gün de genç bir kişi, gelmişti huzuruna,
Gençlikten bahsederek, şöyle buyurdu ona:
(Ey oğlum, bu genç çağda, her ne yapmak istersen,
Kolaylıkla yapacak bir haldesin şimdi sen.
Gençlik, sıhhat, güç kuvvet, mal, rahatlık, boş vakit,
Bulunmaz başka zaman, bundan daha müsait.
Ebedî saâdete, kavuşturacak olan,
İşleri yapmak için, niçin durursun şu an?
Halbuki bu ameller, hep senin yararına,
Niçin bırakıyorsun, bu işleri yarına?
Ömrünün en kıymetli, ve en çok faideli,
Zamanı gençliktir ki, kıymetini bilmeli.
Bu çağda, amellerin en kıymetlisi olan,
Yaradan’a ibâdet yapmalıdır durmadan.
O’nun yasak ettiği, günah işlerden dahi,
Kaçmağa, titizlikle çalışmalı tabii.
Beş vakit namazı da, mümkün olduğu kadar,
Cemaatle kılmayı, etmeli âdet, şiar.)
Yusuf-i Hemedânî “kuddise sirruh” -2- 22/05/1999
Bu zât bir sohbetinde, şöyle etti nasihat,
İslâma hizmet için, üç vasıf olması şart.
Evvelâ “Güleryüzlü, tatlı dilli” olmaktır,
Bu, muvaffak olmada, en büyük vasıtadır.
İkincisi, “Cömertlik”, cimri hizmet edemez,
Zira o, kendisinden, gayriyi düşünemez.
Tam “İhlaslı olmak”tır, hizmette üçüncü şart,
Yani beklememektir, bu yolda bir menfaat.
Kim ki İslâmiyyeti, dökerse ticarete,
Dünya ve ahirette, düşer bir felakete.
“Hizmet”, vermekle olur, almakla değil zinhar,
Sahabe, canlarını verip şehid oldular.
Bu uğurda şehitlik, en büyük rütbe, şeref,
Din, ihlaslı olmaktır, budur gaye ve hedef.)
Nasihat istemişti, biri de kendisinden,
Buyurdu; (Emin olma, “Küfür” tehlikesinden.
Nasıl bir kelimeyle, girerse “İman” ele,
Gidebilir o iman, yine bir kelimeyle.
Hak teâlâ, imanı, bizlere etti ihsan,
Cennete, bunun ile, girecek cin ve insan.
Peygamber Efendimiz, buyurdular ki hatta,
Müslümanlar geçerken, mahşer günü Sıratta,
Cehennem seslenir ki,Biraz çabuk olunuz,
Ki zira ateşimi, söndürüyor nurunuz”
Biri dahi nasihat istedi kendisinden,
Buyurdu ki; (Evladım, emin olma nefsinden.
Zira ondan başka bir, düşman yok sana daha,
Hatta senden ziyade, o, düşmandır Allah’a.
İslâma ne kadar çok uyulur ise eğer,
O da, isteklerinden, o nisbette vazgeçer.
Çünkü onun sevdiği, istediği ne varsa,
Dinin haram kıldığı, hususlardır bilhassa.
Onun sevmediği de, her ne ki varsa eğer,
İslâmın emrettiği, şeylerdir hepsi birer.
Yani bu alçak nefsi, yola getirmek için,
“Dine uymak”tan başka, yolu yoktur kişinin.
Ey oğlum, Hak teâlâ, bir yirmidört saatte,
Sadece bu beş vakti ayırmış ibadete.
Zenginlerin malının, istemeyip hepsini,
Ayırmış fakirlere, kırkta bir hissesini.
Birkaç zararlı şeyi, etse de yasak, haram,
Helaldir faideli, türlü şerbet ve taam.
Bir saatlik zamanı, namaza ayırmayıp,
Boş şeylerle uğraşmak, hem çok günah, hem ayıp.
Zengin olup kırkta bir, miktarda az bir zekat,
Vermemek, Hakka karşı, ne de büyük bir inat.
O kadar çok mübahı, bırakıp da bir anlık,
Harama el uzatmak, ne büyük insafsızlık.)
Yusuf-i Hemedânî “kuddise sirruh” -3- 23/05/1999
Nasihat istediler, bu veliden bir ara,
Buyurdu ki; (Ne kadar, şaşılır şu kullara.
Bir kimse ona pek az, iyilik etse şayet,
Ona karşı kalbinde, duyar sevgi, muhabbet.
Bu, elinde değildir, gerçi hiçbir insanın,
Zira insan, kuludur, iyilik ve ihsanın.
Lakin o, çok teşekkür eder de ona yine,
Şükretmez o ni’metin, hakiki sahibine.
Halbuki kuldan gelen, her iyilik ve ihsan,
Allah’tan gelmektedir, acizdir çünki insan.
Allahü teâlânın, şöyledir ki âdeti,
Kullarının eliyle, gönderir her nimeti.
O hatırlatmasaydı, o işi o insana,
Hiç nâil olamazdı, bu kişi o ihsana.
Vermeseydi Rabbimiz, ona kuvvet ve fırsat,
İyilik yapamazdı, o kula yine o zât.
Ancak bir vasıtadır, kul iyilik etmekte,
Her ni’metin sahibi, Rabbimizdir elbette.)
Bir gün de buyurdu ki; (Çok âcizdir şu insan,
Buna rağmen Allah’a, o eder en çok isyan.
Öyle zelil olur ki, o bu isyanlarıyle,
Ondan nefret ederler, hatta şeytanlar bile.
Hayret ki Rabbi ona, ettikçe bol bol ihsan,
O, bunlara karşılık, yapar hep günah isyan.
Halbuki olmasaydı, Rabbin ona ihsânı,
Kim kurtarabilirdi, her şerden o insanı?
Kendisini yaratan, her an varlıkta tutan,
O’dur hem kendisini, koruyan her korkudan.
Beşikten tâ mezara, rızkını verir de hep,
O, yine sahibine, isyan eder rûz-i şeb.
Lâkin tövbe edip de, ibadet etse eğer,
Öyle aziz olur ki, gıbta eder melekler.)
Bir gün de genç birine, buyurdu ki; (Her yandan,
Bil ki, şeytan gençlere, saldırır hiç durmadan.
Böyle kritik anda, yapılan az ibadet,
Öyle kıymetlidir ki, sevabı çoktur gayet.
İhtiyarlıkta ise, gider gücü kuvveti,
Alamaz hiçbir şeyden, gençlikteki lezzeti.
Arzulara kavuşmak ümidi de böylece,
Kalmayıp, pişmanlıktan, “Ah” eder gündüz gece.
Bu hal, tövbe sayılır, bu da nimet ve şeref,
Çokları bugünlere, kavuşamaz maalesef.
Nasıl ki bunca ömür, çabuk geçtiyse eğer,
Bundan sonraki dahi, öyle süratli geçer.
Öyleyse ey evladım, kendine gel ki artık,
Zira hiç fayda etmez, son andaki pişmanlık.
Şimdi geçir vaktini, taat ve ibadette,
Zira sonsuz rahatlık, olacak ahirette.)