Seyyid Emir Külâl “rahmettullahi aleyh” 08/11/1999

 

Emânete hıyânet


Her ilimde yetişmiş bir âlim ve velîdir,
Tesirli sözleriyle, kalpleri etti tenvir.


Bir gün de buyurdu ki; (Bir hayaldir bu dünya,
Yâni bir görüntüdür, yâhut kısa bir rüya.


Herhangi bir görüntünün, olması için dahî,
Bir aslının olması, lâzım gelir tabii.


İşte o asıllar da, Cennette bulunurlar,
Dünyadaki herşeyin, Cennette bir aslı var.


Cennet nimetlerinin, dünyadaki hayâli,
Rabbin emirleridir, namaz, oruç misâli


Kezâ Cehennemin de, bir görüntüsü vardır,
Bunlar da içki, kumar, misali haramlardır.)


Bir gün de buyurdi ki; (Çocuklar bir emanet,
Baba, ona dînini, öğretmelidir elbet.


Nasıl ki mesul ise, sürüsünden her çoban,
Siz dahî mesulsünüz, çoluk çocuğunuzdan.


Emânete hıyanet, olmayacağı gibi,
Onlara dinlerini, öğretmeli tabii.


Babalar çocuğundan, hocalar talebeden,
Mesuldür âmirler de, kendi maiyyetinden.


Hattâ azâlar bile, emanettir insana,
Sokmamalı onları, bir günah ve isyana.)


Başka bir sohbetinde, buyurdu; (Ey insanlar,
Bize Hak tealanın şöyle bir müjdesi var.


Zira buyuruyor ki; “İhlâsla amel eden,
Âhirette Cennete girecek ebediyyen.”


Bu ömür, âhirete nazaran “yok” gibidir,
Rabbimiz kullarına, pek çok merhametlidir.


“İtâat edenlere, hiç azab yapmam” diyor,
Ve bunu, Kitabında, bize beyan ediyor.


Zira buyuruyor ki, “Her emrime siz benim,
İtiat ederseniz, niçin azab edeyim?”


Dünyada var mıdır ki, hiçbir anne ve baba,
Evlâdını ateşte, yaksın da etsin hebâ?


Allah’ın kullarına, merhametiyse fakat,
Anne babadan dahî, ziyadedir kat be kat.


Onun merhametinin, yalnız yüzde birisi,
Bu dünyaya inmiştir, âhirette gerisi.


Hak teâlâ dünyâda, o “bir” merhametiyle,
Acıyıp rızk verir, hem kafirlere bile.


Yani bütün insanlar, cümle bitki ve hayvan,
O “bir” merhamet ile, rızıklanır durmadan.


Kalan o doksandokuz, merhameti Allah’ın,
Sadece müminlere, verilecektir yarın.


“Errahim” sıfatının mânâsı şu ki zira,
“Ahirette acır O, yalnız Müslümanlara.”


Orada kâfirlere, hiç acınmayacaktır,
Onlar Nâr-ı cahîmde, ebedi yanacaktır.)

 

Seyyid Emir Gilal “rahmetullahi aleyh” -1- 17/01/2001

 

Bir mıknatıs misali...


“Esseyyid Emir Gilal” gençlik senelerinde,
Geçerdi vakitleri güreş minderlerinde.


Yine bir gün çıkmıştı meydana güreş için,
Şöyle geldi kalbine, seyirciden birinin:


“Bu seyyid delikanlı, uğraşıyor güreşle,
Halbuki uygun değil uğraşması bu işle.”


O böyle düşünürken, uyukladı o ara,
Gördü ki, kendi batmış “çirkef dolu” çukura.


Tam boğulacaktı ki, o anda “Emir Gilal,”
Gelip, pislik içinden kurtardı onu derhal.


Uyanınca gördü ki, o güreş ermiş sona,
“Emir Gilal” yaklaşıp, şöyle söyledi ona:


(Kardeşim, benim gayem şudur ki güreşmekten,
Senin gibilerini kurtarayım çirkeften.)


Yine bir gün meydanda, güreş ediliyordu,
Çok insanlar toplanmış, onu seyrediyordu.


O zamanda alim ve büyük bir veli olan,
“Muhammed Bâbâ Semmasi” geçiyordu oradan.


O da durup, yoluna bir miktar verdi mühlet,
“Seyyid Emir Gilal”i seyretti uzun müddet.


Şaşırdı talebeler üstadın bu haline,
Dediler ki; (Acaba bu işin hikmeti ne?)


Hocaları onlara buyurdu ki o zaman;
(Güreşenler içinde vardır ki bir pehlivan,


Onun bereketiyle, ilerde çok kişiler,
Evliyalık yolunda maksada erişirler.)


Üstadları onlara bu sözü söyler iken,
“Seyyid Emir Gilal”le göz göze geldi birden.


Bu büyük evliyayı görünce “Emir Gilal”.
Kapladı kendisini, mânevi büyük bir hal.


Onun cazibesiyle güreşi bırakarak,
Üstadın huzuruna geliverdi koşarak.


Semmasi hazretleri, bir mıknatıs misali,
Çekmişti kendisine, Seyyid Emir Gilal’i.


Bu zat bir sohbetinde buyurdu ki; (Ey insan,
Sakın gafil olma ki, geçiyor çünki zaman.


Resulün buyurduğu o azab ve acılar,
Elbette bir gün gelip, olacak hep âşikar.


Bir yandan nefis şeytan, bir yandan kötü yârân,
İnsanları aldatıp söylerler türlü yalan.


Halbuki bilmeli ki, imtihandır bu dünya,
Öyle çabuk geçer ki, sanki tatlı bir rüya.


Nasıl ki bunca ömür, çabuk geçtiyse eğer,
Bundan sonraki dahi, öyle sür’atli geçer.


Öyleyse ey Müslüman, kendine gel ki artık,
Yoksa hiç fayda etmez, son andaki pişmanlık.


Şimdi geçir vaktini, hizmet ve ibadette,
Zira sonsuz rahatlık, olacak ahirette.)

 

Seyyid Emir Gilal “rahmetullahi aleyh” -2- 18/01/2001

 

Kavuştu muradına...


“Mevlânâ Celaleddin” adında alim bir zat,
Sohbet ediyordu ve dinliyordu cemaat.


Tasavvuf ehli olan velilerden, erlerden,
Onlarda hasıl olan fevkalade hallerden,


Bahsedip, en sonunda dedi ki; (Ey cemaat,
Böyle veli kişiler bulunmaz şimdi fakat.


Keşke böyle evliya bulunsaydı da şu an,
Huzurunda diz çöküp, ayrılmasaydık ondan.)


Cemaatin içinde, “Seyyid Emir Gilal”in,
Talebesi vardı ki, söz için aldı izin.


Dedi; (Var ki şu anda, böyle büyük bir veli,
Sarmıştır bu cihanı feyz ve bereketleri.)


Mevlânâ Celaleddin dedi ki; (Nerde bu zat?
Gidip de ayağına yüz süreyim ben bizzat.)


Dedi; (Benim üstadım, Seyyid Emir Gilal’dir
Aradığınız gibi veli ve ehl-i haldir.


Lüzum yok hem de sizin oraya gitmenize,
Çok arzu ederseniz, o gelir bizzat size.


Eğer canü gönülden isterseniz görmeyi,
O ister sizden fazla, yanınıza gelmeyi.


Yeter ki, kalbinizden geçiriniz, bir anda,
Teşrif eder üstadım, göz kırpacak zamanda.)


Mevlana Celaleddin, kapadı gözlerini,
Kalbinden isteyince teşrif etmelerini,


O anda hep ayağa kalktı bütün cemaat,
Zira girdi içeri nur yüzlü veli bir zat.


Mevlana Celaleddin hayret etti bu hale,
O anda âşık oldu “Seyyid Emir Gilal”e.


Allahın dostu olan, Esseyyid Emir Gilal,
Buyurdu ki; (Kardeşim, size ait iş bu hal.


Zira içinizdeki bu muhabbet bu arzu,
Bizi çekip buraya getirmiştir doğrusu.


Bir mü’min, tam ihlasla ister ise bir şeyi,
Kavuşturur o şeye, Allah da o kimseyi.)


Mevlana Celaleddin dedi ki, (Ey efendim,
Talebeniz olmayı candan arzu ederim.)


Buyurdu (Evlatlığa kabul ettim seni ben)
Peşinden bir teveccüh, bir nazar etti hemen.


Tasavvufta ne kadar makam varsa, hepsini,
Bir anda geçirterek, tamam etti işini.


Dediler ki; (Efendim, Mevlana bunca sene,
Çalıştı, varamadı yine de gayesine.


Hiç kâfi gelmedi de gayretleri o kadar,
Yetti şimdi bir anlık teveccühle bir nazar.)


Buyurdu ki; (Bu işler böyle olur esasen,
Hem de onun herşeyi, hazırdı önce zaten.


Bir “Teveccüh” ve “Nazar” lazımdı yalnız ona,
O da hasıl olunca, kavuştu muradına.)

 

Seyyid Emir Gilal "rahmetullahi aleyh" -3- 19/01/2001

 

"Yum gözlerini!"


Evliyanın büyüğü, eşi yoktu himmette,
Devrinin bir tekiydi ilim ve mârifette.


Sayesinde çok insan bulmuştu hidayeti,
Daha doğmadan önce, görüldü kerameti,


Ziyaret maksadıyla bir gün "Emir Gilal"i,
Medineden bir grup, ilim ehli ahali,


Buhara'ya gelerek sordular birisine;
(Nasıl gidebiliriz Suhari beldesine?)


Baktılar ki herbiri ilim ehli insanlar,
Sordu ki; (Suhari'de sizin ne işiniz var?)


Dediler: (Emir Gilal oluyor üstadımız,
Kendisini ziyaret etmektir maksadımız.)


O zat Emir Gilal'in vefat eylediğini,
Söyleyince, bir keder kapladı her birini.


Dediler: (Üstadımız mademki etmiş vefat,
Bari oğullarıyla kuralım bir irtibat.)


Onlar ile görüşüp, çok sohbet eylediler,
Bir ara oğulları şöyle sual ettiler:


(Medine beldesine hiç gitmedi babamız,
Peki nasıl oluyor, o sizin üstadınız?)


Dediler: (Emir Gilal, o yerlerde meşhurdur,
Bizden başka bir nice talebesi mevcuttur.


Hele hac mevsiminde gelirdi o muhakkak,
Bu sene gelmeyince hepimiz ettik merak.


Bizim diyarımızda çok sevilir, tanınır,
Ona talebe olan, binlerce kimse vardır.)


Bir gün sohbet ederken Esseyyid Emir Gilal,
Kapladı kendisini, mânevi güzel bir hal.


Hem de hac mevsimiydi anlatıyordu haccı,
Buyurdu ki:(Şu anda görüyorum hüccacı.)


Hak teala perdeyi kaldırdı gözlerinden,
Ver gördü Beytullahı oturduğu yerinden.


Hüccac ne yapıyorsa Beytullahta o sıra,
Görerek anlatmağa başladı insanlara.


Lâkin biri vardı ki, orada olanlardan,
Düşündü ki: (Kâbe hiç görülür mü buradan?)


Onun düşüncesini anladı Emir Gilal,
Lütfedip huzuruna çağırdı onu derhal.


Buyurdu ki; (Ey kişi, biraz yum gözlerini,
Bak, sen de göreceksin benim gördüklerimi.)


O kişi gözlerini kapayınca, ânında,
Buluverdi kendini, Beytullahın yanında.


Ve gördü ki Kâbe'yi tavaf eder hacılar,
Hatta aralarında "Emir Gilal"dahi var.


Uzun müddet seyredip, açınca gözlerini,
Bildi Emir Gilal'in büyük kerametini.


Ellerine kapanıp, af diledi kendinden,
İstifade etmeğe başladı sohbetinden.

 

Seyyid Emir Gilal “rahmetullahi aleyh” -4- 20/01/2001

 

“Kendine zarar verdin!”


“Seyyid Emir Gilal”le, bir gün talebeleri,
Ziyarete giderken birlikte kabirleri,


Yolda koca bir aslan çıktı karşılarına,
Talebeler korkarak, çekildiler bir yana.


Ve lâkin Emir Gilal korkmadı zerre kadar,
Buyurdu ki: (Korkmayın, o bize yapmaz zarar.)


Sonra ona yaklaşıp, tutunca yelesini,
Başını yere koyup, çıkartmadı sesini.


Hürmet gösterir gibi, hareketler yaparak,
Ayrılıp gitti geri, sanki mahcub olarak.


Talebeler bu hale taaccüb ettiler hep,
Dediler ki: (Efendim, bu nasıl iş ki acep?


Aslanın size karşı olan bu hareketi,
Çok hayret verdi bize, nedir bunun hikmeti?


Aslan sizi görünce, mahcub oldu âdeta,
Bir vahşi hayvan iken, sizden korktu o hatta.)


Buyurdu: (Kardeşlerim, kim korkarsa Allah’tan,
Onun mahlûkları da, çekinir, korkar ondan.


Aksine, bir insan ki, Allah’tan korkmaz ise,
Mahlûklara karşı da, korkak olur o kimse.)


Bir gün talebesiyle camiye giderlerken,
Bir çocukla babası, geliyordu ilerden.


Çocuk, Emir Gilal’i görünce sevdi onu,
Ve sordu babasına Onun kim olduğunu.


O ise sevmiyordu Seyyid Emir Gilal’i,
Hatta onun hakkında konuştu laubali.


Emir Gilal işitip, buyurdu ki adama;
(Bana değil, kendine zarar verdin sen ama.


Bir Allah adamına kim ederse hakaret,
İflah emez o artık, fecidir sonu gayet.)


Çok zaman geçmedi ki uyuz oldu o kimse,
Bir çare bulamadı her kime gitti ise.


Nereden geldiğini anladı bu illetin,
Dedi; (Emir Gilal’e çabuk beni iletin.)


Giderek arz ettiler bunu Emir Gilal’e,
Buyurdu ki; (Maâlesef, o dönmez iyi hale.


Hakkını ona helal etse de Emir Gilal,
Önceki evliyalar katiyyen etmez helâl.


O, büyük insanlardan ok’u yedi bir defa,
Ona çare bulamaz gitse de ne tarafa.)


Oradan ayrılarak gidiyorken evine,
Düşüp öldü, bir çare bulamadan derdine.


Buyurdu; (Ey insanlar, sevmeyin bu dünyayı,
Ve asla unutmayın Allahü tealayı.


Bir günah karşısında, korkun ki ondan gayet,
Bundan daha kıymetli yoktur başka ibadet.


Kim Allah’tan korkarsa, siz dahi korkun ondan.
Ve lâkin hiç korkmayın, Allah’tan korkmayandan.)

 

Seyyid Emir Gilal “rahmetullahi aleyh” -5- 21/01/2001

 

‘Sana müjdeler olsun!’


Bir gün “Emir Gilal”le yanında talebeler,
Sohbet ediyorlardı oturmuşlar beraber.


Bir ara güzel yüzlü bir genç girdi içeri,
Selâm verip edeble, oturdu diz üzeri.


Sohbetin arasında, o gence Emir Gilal,
Dönüp sual etti ki; (Oldu mu o iş ikmâl?)


Dedi ki;(Bitirmeğe gece gün ettik devam,
Sizin himmetinizle çok şükür oldu tamam.)


Sonra izin isteyip, Seyyid Emir Gilal’den,
Kalktı ve konuşmadan çıkıp gitti o yerden.


Ve lakin talebeler hayret etti bu hale,
Sormağa çekindiler bunu Emir Gilal’e.


Bir tanesi koşarak peşinden o gidenin,
Sordu ki; (Ey arkadaş, kimsin ve neye geldin?)


Dedi: (Emir Gilal’in talebesiyim ben de,
İkamet etmekteyim şu anda Rum elinde.


Şehrimizde bir cami inşa ediliyordu,
Ve bu işle, üstadım hep ilgileniyordu.


Bize emretmişti ki: (Biterse inşa eğer,
“Camimiz bitti” diye bana da verin haber.)


Ben de üstadımızın bu emri üzerine,
Geldim haber vereyim bunu kendilerine.)


Talebe anladı ki, hocası pek yüksekmiş,
Dünyanın her yerini meğer irşad edermiş.


Bir gün de, talebeden var idi ki birisi,
Bir gece sardı onu hocasının sevgisi.


Düşündü ki; “Gideyim üstadımın yanına,
Ve sual edeyim ki, emriniz var mı bana?”


Gelip gece yarısı, odasına girince,
Gördüğu manzaraya hayret etti bir nice.


Şöyle ki, kalabalık var idi bir cemaat,
Belliydi ki hepsi de, âlim ve veli bir zat.


Sessiz otururlardı başları önlerinde,
Ruhani hava vardı, odaya girdiğinde.


Hem öyle kalabalık idi ki bu gelenler,
Talebe, oturmağa güçlükle buldu bir yer.


O da başını eğip, bekledi biraz, fakat,
Az sonra fark etti ki, yok olmuş o cemaat.


Odada, kendisiyle var idi Emir Gilal,
Dedi ki: (Ey efendim, nedir bu gördüğüm hal?)


Buyurdu ki: ( O zatlar, Ricâl-ül gayb’dan idi,
Geçmiş evliyaların ruhaniyetleriydi.


Öyle büyüklerdir ki evladım o veliler,
Öldükten sonra bile, dine hizmet ederler.


Az önce, o mübarek zatlarla beraberdik,
“Dine hizmet” bâbında müşavere ederdik.


Onların sonbetinde, sen dahi hazır oldun,
Bu, çok büyük ni’mettir, sana müjdeler olsun.)

 

Seyyid Emir Gilal “rahmetullahi aleyh” -6- 22/01/2001

 

Vasiyyeti ve vefatı...


Evliyanın büyüğü, esseyid Emir Gilal,
Etmemişti ki henüz ahirete intikal,


Ölüm hastalığında bildi ki yaklaştı mevt,
Talebeyi toplayıp, eyledi bir vasiyet.


Buyurdu ki; (Ey benim makbul talebelerim,
Aranızdan ayrılmam yaklaştı zannederim.


Dinleyin, vasiyyetim şu ki size en evvel,
Dinin emirlerini öğrenin çok mükemmel.


Çünki Resulullaha tâbi olmaz iseniz,
Yarın mahşer gününde, pişmanlık çekersiniz.


Kardeşlerim, az dahi dalmayın ki gaflete,
Yarın düşmeyesiniz ebedi felakete.


Temiz olması için, kalbin, dilin, bedenin,
Temiz ve helâlinden yemeği huy edinin.


Eğer bir lokma dahi, haramdan yerse bir kul,
Hak teala indinde, duası olmaz kabul.


Bir hadisi şerifte buyuruldu: “Bir kimse,
Haram karıştırmadan kırk gün helâl yer ise


Allah, nûrla doldurur o kişinin kalbini,
Ve giderir gönlünden, dünya muhabbetini.”


Kardeşlerim sakının, her haram ve günahtan,
Zira daha kıymetli bir amel yok takvadan.


Nasıl ki beldeleri ayıran hudut vardır,
Dinin hududu ise, haram ve günahlardır.


Ve nasıl ceza varsa hududu geçenlere,
Allah da ceza verir, günah işleyenlere.


Her zaman ve her yerde, konuşurken, gülerken,
Her bir işte mesela, bir şey yer ve içerken,


Yaptığınız her işten hesap var âhirette,
Cevap veremezseniz, cezası var elbette.


Öyleyse cevapları hazırlayın şimdiden,
Ki halas olasınız Cehennem ateşinden.)


Vasiyyeti bildirip, çekildi odasına,
Ve üç gün, hiç çıkmadı talebe arasına.


Sonra çıktı dışarı bulunca biraz sıhhat,
Gördü ki, mescidine toplanmış çok cemaat.


Dediler; (Odanızdan çıkmayınca siz üç gün,
Talebeler bu yüzden oldu mahzun ve üzgün.)


Buyurdu: (Bu müddette tefekkür ettim ki hep,
“Benim ve talebemin ne olur hali acep?”


Gaibden bir ses bana, dedi; (Yâ Emir Gilal,
Sana ve talebene, erişmez o gün zeval.


Hepinizi tamamen affetti Hak teala
Size azab olunmaz, düşünme bunu asla.


Hatta mutfağınızdan uçan bir tek sineğin,
Konduğu kimseler de, affoldu senin için.)


Sonra da şehadeti söyleyip bu büyük zat,
Bir Perşembe gecesi, fecirde etti vefat.