Muhammed İmkenegî “rahmetullahi aleyh” 16/07/2000

 

Anne duası...


Allah adamlarından bir âlim ve evliya,
Binbeşyüz onikide teşrif etti dünyaya.


Buhara’nın İmkene köyünde doğan bu zât,
Yine doksan yaşında, bu yerde etti vefat.


Bu dini yaymak için, uğraştı gün ve gece,
Yanında çok veliler yetiştirdi bir nice.


“Muhammed Baki” idi, onların en mümtazı,
O idi zamanının, en büyük evliyası.


O Muhammed Baki ki, her gün artan aşkiyle,
Bir gönül sahibini arıyordu şevk ile.


Tasavvufa girmeye pek fazlaydı hevesi,
Bu yoldaki gayreti şaşırtırdı herkesi.


Feyz alacak bir büyük, bir veli arıyordu,
Kimden bir şey işitse, o yere varıyordu.


Öyle çok arardı ki böyle kâmil bir zâtı,
Yetmezdi fazlasına bir insanın tâkatı.


Çırpınıp duruyordu, bir üstad bulmak için,
Annesi, bu haline çok üzülürdü lâkin.


Gece yarılarında, çıkarak sahralara,
Oğluna dua için, yalvarırdı Allaha.


(Yâ Rabbi, bu oğlumun muradı neyse şayet,
Sevdiğin kullarının hürmetine ihsan et.


Ya onu vasıl eyle, yâ canımı al benim,
Zira artık kalmadı, tahammülüm, takatim.)


Annesi gözyaşıyle edince bu duayı,
Oğlu, gece rüyada gördü bir evliyayı.


Muhammed İmkenegî, ona dedi; (Ey oğlum,
Nice gündür ben senin yolunu bekliyorum.)


Muhammed Baki Billah, sevinip bu rüyaya,
Derhal yola çıkarak, ulaştı Buhara’ya.


Sevinçle huzuruna girince en nihayet,
Gördü ondan çok büyük, iltifat ve inayet.


O büyük zat onunla girerek bir odaya,
Baş başa sohbet etti, tam üç gün doya doya.


Ve ona ihsan edip, çok teveccüh ve himmet,
En büyük mertebeye çıkardı en nihayet.


Sonra da buyurdu ki; (Tamam oldu işiniz,
Durmayıp Hindistan’a avdet edin şimdi siz.


Öyle görüyorum ki, Hindistan diyarında,
Çok büyük bir evliya, zuhur eder yakında.


O, sizden feyz alarak, bir kutub olur ki hem,
Onun irşadı ile, nurlanır cümle âlem.)


Üç günlük sohbet ile, aldı mutlak icazet,
Ve onun emri ile, geriye etti avdet.


Serhend’e vardığında, ses geldi kulağına,
Diyordu; (Vasıl oldun, o Kutb’un diyarına.)


Sonra yetiştirdi ki, İmâm-ı Rabbani’yi,
Görmemişti bu dünya, böyle yüksek veliyi.

 

Muhammed İmkenegî “kuddise sirruh” (1) 07/10/2000

 

Allah için ne yaptın?


Bu zât bir sohbetinde buyurdu; (Ey insanlar,
Gaflete gelmeyin ki, âhirette hesap var.


“Bu gün ben Allah için ne yaptım” diye her gün,
Kendine hesap sor ki, pek yakındır ölümün.


Zîra Peygamberimiz buyurdu ki; (Şimdiden,
Görün hesabınızı, hesaba çekilmeden).


Hazreti Ömer bile sorarmış kendine hep;
(Yâ Ömer, Allah için ne yaptın bu gün acep).


Her gün nefsimiz için yaparız nice şeyler,
Onlar hep sorulacak mahşerde birer birer.


Kötü amellerimiz konunca önümüze,
Nasıl mahcub oluruz o anda Rabbimize.


Affı ve mağfireti olsa da Rabbimizin,
Lâyık olmak gerektir, ona kavuşmak için.


Afva lâyık olmanın şartı da şu ki yine,
Merhametli olmaktır cümle din kardeşine.


Zîra Müslümanlara, kin ve nefret taşıyan,
İnsandan daha bahtsız kim vadır aceb şu an?


Değil ki Mü’minlerin, kâfirlerin bile biz,
Kalbini incitmeye, yine me’zun değiliz.


Birini kötülemen gerekirse muhakkkak,
Kendini kötüle ki, sensin buna müstahak


Zîra Rabbine karşı, bunca günah ve isyan,
Yapmışken, başkasına kızılır mı ey insan?)


Dediler; (Hak teâlâ, bir kuldan râzı mıdır?
Bunu anlamak için bir alâmet var mıdır?)


Buyurdu ki; (Zevk alır, o kişi ibadetten,
Nefret edip kaçınır, günah ve ma’siyyetten.


Hadiste buyuruldu; “Tam hakiki Mü’minler,
İbadetten zevk alır, günahtan nefret eder.”


Fakirlik zamanında üzülmez bir Müslüman,
Bilir ki Hak teâlâ servet de eder ihsan.)


Dediler ki; (Efendim, Hakiki servet nedir?)
Buyurdu; (Âhirette sonsuz rahat etmektir.)


Müslüman bu dünyada sıkıntı çekerse hep,
Âhiret rahatına olurlar bunlar sebep.


Lâkin bir şart ile ki, sabretmek îcab eder,
Şikâyet eder ise, o servet elden gider.


Hadiste buyuruldu; “Çocukları çok olan,
Ve tâdil-i erkânla namazlarını kılan,


Hiç gıybet, dedikodu yapmayan Müslümanlar,
Kıyamette benimle birlikte haşr olurlar.”


Bir Mü’mini görünce demelidir ki; (Benim,
Bunun duâsındadır belki de seâdetim.)


Kimsenin gıybetini aslâ yapmamalıdır,
Hattâ yapan olursa, hemen susturmalıdır.


Günah işlemekten de, kaçmalıdır begâyet,
Farzları edâ edip, yapmalı çok ibadet.)

 

Muhammed İmkenegî “kuddise sirruh” -2- 08/10/2000

 

Cahillerden kaçınız!..

Bu zât buyuruyor ki; (Hep duâ ediyorum,
“Yâ Rabbî, Cehennemde bizi yakma” diyorum.


İnsan kurtulmadıkça azabtan âhirette,
Nasıl hissedebilir kendini emniyette?


Ölüm, kabir ve mahşer, hesap mîzan ve Sırat,
Bunlar geçilmedikçe, olunur mu hiç rahat?


“Ölüm” dehşetli bir iş, o anda şuur kalkar,
O zaman “Allah” demek, kolay olmaz o kadar.


Diyelim ki kurtardı îmanını son anda,
Lâkin “Kabir sıkması” olacak mezarında.


Böcekler ve akrepler yiyecek vücudunu,
Eğer günahkâr ise, mutlaka görür bunu.


Sonra bir “Mahşer” var ki, mümküm değil dayanmak,
Bir ayağın üstünde, bulunur nice ayak.


Bir nice “Bin sene” ler, o meydanda beklenir,
İnsanlar izdihamdan, bîtab olur, tükenir.


Sonra “Mîzan” kurulup, ameller tartılır hep,
Günah ağır gelirse, ne olur hâli aceb?


Nice insan vardır ki, mâliktir çok sevâba,
Lâkin hesap sonunda, dûçar olur azâba.


Çünki dünyada iken, “Kul hakkı”nı yemiştir,
Ne kadar ecri varsa, onlara verilmiştir.


Onların günahı da, yüklenir bu kişiye,
Sonra “Müflis” olarak, sürüklenir ateşe.


İşte, mahşer gününde pişman olmamak için
Hakkını yememeli, aslâ hiç bir kişinin.


Bir gün de buyurdu ki; (Ömür, büyük ni’mettir,
Önce yapılacak iş, islâmı öğrenmektir.


Yalnız din öğrenirken, dikkatli olmak gerek,
Felâkete sürükler, cahilden din öğrenmek.


Nasıl hasta bir kimse, mütehassıs tabîbi,
Ararsa, bu din işi daha mühim tabii.


Cahil tabîbe giden, şifâ bulmaz ve ölür,
Cahil din adamıysa, felâkete götürür.


Gerçek din adamını, sahtesinden ayıran,
İslâma yapışmaktır, her haliyle ve her an.


Yakalanmamak için, Cehennem azabına,
Hiç yaklaşmamalıdır, cahil din adamına.


Böyle cahil birinin, kitabını okuyan,
Dîni, doğru olarak öğrenemez hiç ondan.


“Allah adamları”nın, Allah rızâsı için,
Yazdığı kitapları okumalıdır ilkin.


Çünki onlar, islâmı nakleder doğru ve tam,
Kendi kafalarından, eklemezler bir kelâm.


Bu doğru kitapları bozuk olanlarından,
Ayırabilmek ise, büyük ni’met ve ihsan.


Buna kavuşanlara olsun ki çok müjdeler,
Bu devlet, her insana çünki olmaz müyesser.)