Mahmud İncirfagnevî “kuddise sirruh” -1-
(Her an imtihandayız) 04/10/1999
Allah adamlarından, büyük islâm âlimi,
İlmi ile islâma hizmet etti dâimî.
Nasihat istemişti, bir kimse kendisinden,
Buyurdu ki; (En fazla, kork sen kendi nefsinden.
Zîra bir insan ile, Hâlık’ı arasında,
En büyük perde, engel, kendisidir aslında.
Zîra nefsi emmare, var ki alçak ve kâfir,
Her arzusu Allah’ın emrine muhaliftir.
Kul Rabbini bırakıp, olursa nefse tâbi,
Onu ma’bud olarak, bilmiş olur tabii.
O, Rabbinin emrini, tutsaydı daha üstün,
Nefsine tapınmaktan, kurtulurdu büsbütün.
İnsan her amelinde, imtihan ediliyor,
Ki her işte acaba, kimi tercih ediyor?
Her gün binlerce defa, yol ayırımındadır,
“Rabbin” emri bir yanda, “Nefs”inki bir yandadır.
Mecbûren ikisinden, birini tercih eder,
Sonunda ya kazanır, veyahut da kaybeder.
Eğer ki her işinde, uyarsa hep nefsine,
Tapınıyor demektir, o kendi kendisine.
Nefse değil Allah’a, tâbi olursa şâyet,
Allahü teâlâdır, mabudu onun elbet.
İşte bu yüzdendir ki, bir insanın Rabbine,
Kavuşmasına mâni, kendi nefsidir yine.
Nefse tabi olmaktan, kurtulmadıkça bir kul,
Allahü teâlâya, bulamaz aslâ vusul.)
Birgün de buyurdu ki; (Ölüm var ey insanlar,
Azık hazırlayın ki, âhiret var, hesap var.
Bu gaflet pamuğunu, atın ki kulaklardan,
Yoksa olmaz başka şey, yarın pişman olmaktan.
Birinin bedenine hastalık gelse eğer,
Onun tedavisine, ne kadar gayret eder.
Halbuki o kimsenin, asıl “Kalb”i hastadır,
Lâkin o, hiç bu derdi, umursamamaktadır.
Onu, “Sonsuz ölüm”e, sürüklerken o illet,
O yine bu derdine, vermez hiç ehemmiyet.
Ve o dert kendisini, hiç bitmez ve tükenmez,
Azâba sürüklerken, kurtulmayı düşünmez.
Onu gidermek için, kıpırdamamaktadır,
Hattâ farkına bile, belki varmamaktadır.
Kalbin hasta olması, şöyledir ki, o gönül,
Allah’tan gayri şeye, eylemiştir temayül.
Aklı olan, görerek işin vahametini,
Bu illetin yanında,dert bilmez ötekini.
Aklı az olan ise, gafleti sebebiyle,
Kalbin bu gafletini, hastalık saymaz bile.
Aklı kuvvetlendirmek için de bir müslüman,
“Ölüm” ve “Ahireti”, düşünmeli her zaman.)
Mahmud İncirfagnevî “kuddise sirruh” -2-
(Farzın önemi...) 05/10/1999
Mahmud İncirfagnevî büyük âlim ve velî,
Nasihati herkese olurdu faideli.
Bir gün bir kimse geldi, bu zâtın huzuruna,
Dedi ki; (Bir nasihat buyurun lütfen bana.)
Buyurdu ki; (Kardeşim, tavsiyem şu ki sana,
Merhameti elinden bırakma her insana.
Günahlardan uzak dur, kork ve titre Rabbinden,
Dünya muhabbetini, çıkarıp at kalbinden.
Eğer İslâmiyete, uymaz ise işlerin,
Yarın mahşer gününde, geçmez hiç mazeretin.
Kurtulmak istiyorsan, Cehennemden, ateşten,
Uzak dur büyük küçük, günah olan her işten.
Nitekim bir müslüman, bilmek isterse eğer,
Rabbimiz kendisine, ne kadar verir değer?
Baksın hergün yaptığı, iş ve amellerine,
Ne kadar değer verir, o, Rabbinin emrine?
Öyleyse âhirette, iyilik bekliyorsan,
Bu dünyada herkese, yap iyilik ve ihsan.
Rabbinden bekliyorsan, nasıl bir muâmele,
Onun mahlûklarına, sen dahi davran öyle.)
Bir gün de huzuruna, gelmişti bâzı zevât,
Onlara “Farz” hakkında, şöyle etti nasihat:
(Allah’ın sevgisine, insanı kavuşturan,
Farzlar ve nafileler, vardır ki dinde şu an,
Çok büyüktür bilhassa, Farz’ın ehemmiyeti,
Hiç kalır farz yanında, nafilenin kıymeti.
Bir farz, vakti içinde, yapılırsa ihlâsla,
“Bin sene” nafileden, sevaptır daha fazla.
İster namaz ve oruç, isterse zikir, fikir,
Herhangi bir nafile, olsa da yine birdir.
Eğer farzlar yapılır, haramdan kaçılırsa,
Ve bütün mekruhlardan, tamam sakınılırsa.
O zaman nafileyi, yapmak da güzel olur,
Eğer böyle olmazsa, hiçbir kıymeti yoktur.
Meselâ bir müslüman, yarım gümüş alarak,
Bir müslüman fakire, verse “Zekât” olarak,
Dağlar kadar altını, nafile niyetiyle,
Dağıtmaktan kat be kat, iyidir hattâ bile.
Çünkü zekât, islâmın, farzlarından biridir,
Yâni Hak teâlânın, bize mühim emridir.
Nafile sadaka ve, hayratın çoğu ise,
Çok defa riyâ olup, tatlı, hoş gelir nefse.
Amellerin doğru ve, düzgün olması için,
Emir ve yasakları, öğrenmek lazım ilkin.
Meselâ namaz, oruç, hac, zekât, nikah, talâk,
Bütün bu bilgileri, öğrenmeli muhakkak.
Bunlar bilinmedikçe, ameller doğru olmaz,
Yanlış yapılınca da, hiç sevap kazanılmaz.)
Mahmud İncirfagnevî “kuddise sirruh” -3- 06/10/1999
Ölüme hazır olun!
Allah adamlarından bir büyük evliyadır,
Kalplere tesir eden, nasihatleri vardır.
Derdi ki; (Bir meydanda, toplansa şu ahâli,
Sonra da sorsa biri, onlara şu suali:
Dese ki; “İçinizden, akşama kim çıkacak?”
Bulunmaz tek bir kişi, bunu cevaplayacak.
Bunun, hayret edecek, tarafı şu ki fakat,
Biri dahi onlara, sorsa ki; “Ey cemaat.
Var mıdır içinizde, ölüme hazır olan?”
Buna “evet” diyecek, kimse çıkmaz onlardan.
Halbuki ölüm için, hazırsa eğer biri,
Cennetten bahçe olur, ölünce onun kabri.
Ölümü hiç aklına, getirmezse biri de,
Cehennemden bir çukur, olur onun kabri de.)
Yine bu mübarek zât, buyurdu ki bir zaman;
(Dinin her bir emrine, uyarsa bir müslüman,
Eğer dünya sevgisi, varsa onun gönlünde,
Çok mahcub hâle düşer, o kul mahşer gününde.
Zîra o, çıkarılır, mahşerde seçilerek,
Bir melek nidâ eder, bu zâtı göstererek.
Der ki; “Bunu tanıyın, filân oğlu falandır,
Bu, dünya sevgisine, kalbinde yer bulandır.”
Halbuki Hak teâlâ, onu halkettiğinden,
Beri kıymet vermemiş, sevmemiştir katiyyen.
Hattâ sinek kanadı kadar sevmezken onu,
Bu, onun sevgisiyle, yaşadı ömür boyu.”
Öyle mahcub olur ki böyle söylenişine,
Der ki; “Yer yarılsa da, giriversin içine.”)
Bir gün de buyurdu ki; (Din hakkında konuşmak,
“Allah için” olursa, faydalı olur ancak.
Olursa bunlar eğer, “Şöhret” için, “Mal” için,
Olmaz istifadesi, ondan hiçbir kişinin.
Eğer din adamları, düşmüşse bu belâya,
Yâni tutulmuşlarsa, mal, para ve dünyaya,
Din adamı değil de, dünya adamlarıdır,
Ve hattâ insanların, en kötüsü bunlardır.
Eğer din âlimleri, dünya düşünmüyorsa,
Okuyup yazmaları, “Hak” için oluyorsa,
Vâris ve vekilidir, onlar Resulullah’ın,
Ve en kıymetlileri, onlardır insanların.
Bunların mürekkebi, mahşerde getirilir,
Şehitlerin kanıyla, tartılıp ağır gelir.
Âhiretin ebedî, yani sonsuzluğunu,
Dünyanınsa geçici, ve fani olduğunu,
Anlayıp ahirete sarılır bu âlimler,
Ve lâkin bu dünyaya, vermezler aslâ değer.
Dünya ile âhiret, zıddır birbirlerine,
Birinden uzaklaşan, yaklaşır diğerine.)