Kasım bin Muhammed “kuddise sirruh” - 1 – 01/04/2000

 

Sadık talebe


İslâm âlimlerinden, bir büyük evliyadır,
Kalplere tesir eden nasihatleri vardır.


Bir gün sohbet ederken, mescitte insanlara,
“Talebelik” hakkında, şöyle dedi onlara:


(Kardeşlerim, talebe, “Sâdık tâlip” demektir,
Çalışmaktan başka şey hiç düşünmemektedir.


Rabbinin sevgisine hemen kavuşmak için,
Kalbi, bu muhabbetle, yanar hep için için.


Bilmediği bir aşkla, o şaşkın bir haldedir,
Düşünmez yemek içmek, bilmez ki bu hal nedir?


Dinmez gözünün yaşı, hiç uyku uyuyamaz,
Günahından utanıp, başını kaldıramaz.


Yapacak olsa eğer, o herhangi bir işi,
“Günah olmasın” diye, ürperir, titrer içi.


Her nefeste Rabbini anar umumiyetle,
Tek bir dakikasını, geçirmez gaflet ile.


Herkesle iyi olur, hiç etmez münakaşa,
İyilik, ihsan eder, her dost ve arkadaşa.


Bir kalbi incitmekten, çok korkar, çok çekinir,
Çünkü, o gönülleri, “Allah’ın evi” bilir.


Kimsenin arkasından, konuşup, gıybet etmez,
Bilir ki âhirette sorulur her bir nefes.


Ve bilir ki, yaparsam birinin gıybetini,
Bulamam âhirette, amelimin ecrini.)


Günah işleyenleri görse idi o şayet,
Sonlarını düşünür ve üzülürdü gayet.


Kızmaz, lâkin çok acır, çok merhamet ederdi,
(Yâ Rabbî, bu insanlar nasıl yanacak?) derdi.


Ve derdi ki; (Çok yazık, gerçeği görmüyorlar,
Halbuki önlerinde, çok şiddetli azap var.


Kızmak değil, acımak lâzım gelir bunlara,
Zîra kızmak olur mu, gözü kör olanlara.


Nasıl ki bir âmâya lâzımsa yol göstermek,
Gerekir bunları da gafletten îkaz etmek.)


Bir gün de buyurdu ki; (İmanı olan kişi,
Nasıl işleyebilir, günah olan bir işi?


Biri görecek olsa, o fiili işlerken,
Hayâ edip, vazgeçer, o işi işlemekten.


Halbuki Allah her an görüyor kendisini,
Ve biliyor kalbinden neler geçirdiğini.


O göremese dahî, görüyor onu Allah,
Bunu bilen bir kişi, nasıl işler bir günah?


Ve Allah, kendisine yakınken ondan daha,
O nasıl bile bile, isyan eder Allah’a?


Yaptığı her bir işi, kaydediyor melekler,
Mahşerde bunlar ona, sorulur birer birer.


Her işi ne niyetle yaptı ise, muhakkak,
Hepsinin hesabını, soracak cenab-ı Hak.)

 

Kasım bin Muhammed “kuddise sirruh” -2- 02/04/2000

 

Kalp kırmayın...


İslâm âlimlerinin en büyüklerindendir,
Tesirli sözleriyle, kalpleri etti tenvir.


Derdi ki; (Kardeşlerim, merhametli olunuz,
Mü’minlerin kalbini, neşeyle doldurunuz.


“Hizmet için” de olsa, kalp kırmayın hayatta,
Kimseyi incitmeyin, kâfir de olsa hattâ,


Çünkü o da Allah’ın bir kuludur nihayet,
Onlara da acıyıp, etmeliyiz merhamet.


Ayrıca çok sakının, hem kibir ve gururdan,
Zîra iblis, “Kibir”le koğulmuştu huzurdan.


İblis ki, yüzbin sene yapmış idi ibadet,
Meleklerin hocası olmuştu en nihayet.


Ona bırakılmıştı, idaresi göklerin,
Ona, gıpta ederdi cümlesi meleklerin.


Lâkin kibirlenince, kaybetti bu ni’meti,
Allah’ın huzurundan, tard olundu ebedi.


Çünkü o, “Ben Âdem’den hayırlıyım” diyerek,
Ona secde etmedi, bir an kibirlenerek.


Tevâzu gösterirse, halbuki bir kul eğer,
Hak teâlâ indinde, bulur kıymet ve değer.


Bu gün iki müslüman, düşse bir ihtilâfa,
Her biri “Ben haklıyım” diyor öbür tarafa.


Halbuki haklı olsa, ne geçecek eline?
Belki de az bir zaman kalmıştır eceline.


Yakında ikisi de ölecek en nihayet,
Kimin haklı olduğu, çıkacak yarın elbet.


Bu hal, şu koyunların haline benzer aynen,
İtişip kakışırlar, mezbahaya giderken.


Halbuki biraz sonra, hepsi boğazlanırlar,
Onlar, bundan habersiz, kavga edip dururlar.


Rahmetin gelmesine vesiledir “Tevâzu”,
Zîra yüksek dağlardan, aşağıya akar su.


Sıfır seviyesinde, vâsıl olur denize,
İnsan için, çok güzel ibrettir bu hâdise.


Aşağı olduğundan deryanın seviyesi,
Gelip, ona akarlar, nehirlerin cümlesi.


İnsan da, kendisini aşağı görür ise,
Rahmeti ilâhiden alır büyük bir hisse.


Tevâzusu arttıkça, yükselir mertebesi,
Böyledir Rabbimizin âdet-i ilahisi.


Gül, ovada yetişir, su, aşağı akar hep,
Mü’minin zînetidir, tevazu, hayâ, edep.


Edeb’in bir tarifi, Hudûda riayettir,
En büyük edep ise islâma tâbiyettir.


“Kerâmet”, kerametin gizlenmesidir asıl,
Velînin isteğiyle keramet olmaz hâsıl.


Bir velîde keramet görülüyorsa şayet,
Onun iradesinin dışındadır o elbet.)

 

Kasım bin Muhammed “kuddise sirruh” - 3 – 03/04/2000

 

Az konuşmak


Allah adamlarından büyük alim evliya,
Onun gelmesi ile nurlandı bütün dünya.


O bir gün buyurdu ki; (Bu Hak dostu velîler,
Bütün insanlar için, bulunmaz ni’mettirler.


Böyle yüksek bir zâta rastlar ise bir kişi,
Onun emrine göre yapar artık her işi.


Böyle bir evliyayı tanıyıncaya kadar,
İnsanın noksan aklı, belki bir işe yarar.


Lâkin onu tanıyıp, olunca ona tâbi,
Aklını bir tarafa bırakmalı tabii.


Kim akılnı atıp da, uyarsa rehberine,
Kavuşur âhiretin sonsuz ni’metlerine.


Ama bu sohbet ehli velîler yoksa eğer,
Onların kitabını okumak îcab eder.


Zîra kitab okumak, yarısıdır sohbetin,
Bu da vesîle olur, gelmesine himmetin.


Bu zâta sordular ki; (Bu evliya-i kiram
Niçin çok konuşmayıp, etmezler fazla kelâm?)


Buyurdu; (Çok konuşmak cahillere mahsustur,
Allah adamlarıysa, az, fakat öz konuşur.


Onlar, cahiller gibi etmezler hiç yaygara,
Onların bir tek sözü, yön verir insanlara.


Meselâ, bir “kaptan”a benzer ki bu velîler,
Eğer yoksa kaptanı, yürüyemez gemiler.


Kaptan, seferden önce açar haritasını,
Düşünür, hesab eder geminin rotasını.


İlmî tecrübesiyle çalışarak az müddet,
Tâyin eder gemiye, doğru bir istikamet.


Lüzum yok artık onun, bir şey söylemesine,
Çünki gidiş yönünü vermiştir gemisine.


O, istikametini vererek gâyet iyi,
Hedefe, sağ ve salim ulaştırır gemiyi.


Ayrıca düşünün ki, sıcak bir “soba”yı da,
İnsanları ısıtır ve sağlar büyük fayda.


Verdiği sıcaklıkla, ısınır da her taraf,
Lâkin o, ayriyeten konuşup eylemez lâf.


Soğukta insanlara, olur çok faidesi,
Fakat yalnız ısıtır, ayrıca çıkmaz sesi.


“Lâmba”da aydınlatır haneleri her gece,
Lâkin o da konuşmaz, ışık verir sadece.


İnsanlara hizmeti, olsa da gayet fazla,
O dahî soba gibi, söylemez bir şey aslâ.


İşte bu büyükler de, sahiptir din ilmine,
İstikamet verirler, insanlık âlemine.


Hak teâlâ onlarla, yağdırır yağmurları,
Onların duasıyla, giderir belâları.


Onların sayesinde, gelir bolluk, bereket,
Onlarla vâsıl olur, kullara rüşd, hidayet.)