Kadı Muhammed Zâhid “kuddise sirruh” -1- 02/03/2000
Eshab-ı kirâm...
Bu zat buyuruyor ki, (Bu islâm âlimleri,
Kitap yazıp yaydılar, islâmî ilimleri.
Denilse ki, (Âlimler, yazdı da bunca kitap,
Niçin kitap yazmakla, uğraşmadı hiç eshab?)
Deriz ki, cenab-ı Hak, eshâbı kiram için,
Kur’ân-ı keriminde, buyurdu, “Cihad edin”
Bu cihad emri ile, “yüzyirmi dört bin” kadar,
Sahâbe, hemen çıkıp, dünyaya dağıldılar.
Afrika’ya, Mısır’a, Hindistan ve Asya’ya,
Terki diyar ederek, gittiler atlı yaya.
Allah’ın bu dînini, oralara yaydılar,
Hiç kitap yazmak için, vakit bulamadılar.
Hepsi evi barkını, evliyse zevcesini,
Hiç dönmemek üzere, terk ettiler hepsini.
Gittikleri yerlerde, küffarla cenk ettiler,
Çoğu şehit düşerek, geriye dönmediler.
Hem vâkıf değillerdi, o yerlerin diline,
Alışık değillerdi, hem de iklimlerine.
En ücrâ yerlerinde, nitekim bu dünyanın,
Kabirleri mevcuttur, sahâbe-i kiramın.)
Bir gün de buyurdu ki, (Saâdete kavuşmak,
Allah’ın Habîbine, uymakla olur ancak.
Çünki Odur kulların, en üstün, en iyisi,
Ve Odur âhiret ve dünyanın Efendisi.
Onun izinde giden, bulur rahat ve huzur,
Ona uyan, muhakkak, saâdete kavuşur.
Ona uymak demek de, yoluna sarılmaktır,
Küfrü ve kafirliği, pis, aşağı tutmaktır.
Çünki İslâm ve küfür, zıddır birbirlerine,
Bir yerde biri varsa, yer kalmaz diğerine.
Birine kıymet vermek, yermektir ötekini,
Birini kötülemek, övmektir diğerini.
Dîne, Müslümanlara, saldırırsa kâfirler,
Hiç tâviz verilmeyip, sert çıkmak icab eder.
Saldırgan kâfirlere, verilirse az kıymet,
Aşağılamak olur, İslâmı bu hareket.
Çünki onlar, düşmandır, Allah ve Resûlüne,
Mü’min, işi düşse de, gitmez onun önüne.
Onlara, az da olsa, yakınlık bu sebepten,
İnsanı felâkete sürükler çünki hepten.
Her kim bu kâfirlerle, ederse arkadaşlık,
Git gide o da bir gün, olur âsi ve fasık.
O din düşmanlarının, yanında dura dura,
Kararır temiz rûhu, hasret kalır huzura.
Onların zulmetiyle bozulup azar azar,
İmanını kaybedip, mâzallah küfre kayar.
Kim böyle kâfirleri, edinirse arkadaş,
Küfür bataklığında, boğulur yavaş yavaş.
Kadı Muhammed Zâhid “kuddise sirruh” -2- 03/03/2000
Cennet hayatı!..
Bir gün sevdikleriyle sohbet ederken bu zat,
Şu hadîsi şerifi, îzah etti o bizzat.
“Bu dünya, mü’minlere, sanki hapishanedir,
Ve lâkin, kâfirlere, rahat, sanki Cennettir.”
Buyurdu, (Bu ise de, bu hadisin mânâsı,
Lâkin îzah etmeden, zordur anlaşılması.
Çünkü biz, dünyada da kâfirlere nazaran,
Sanki cennet hayatı yaşıyoruz her zaman.
Niçin hapishanedir, bu dünya öyle ise?
Çünkü Cennete göre, böyle gelir bu bize.
Nitekim âhirette, Cehennemden son çıkan,
Mü’mine, dünya kadar, Cennet vardır o zaman.
Ve hattâ bu dünyanın, on misli daha büyük,
Ona, ni’metle dolu, verilir Cennette mülk.
O genişliğe göre, bu dünyadaki evler,
Hattâ saray da olsa, bir zindan gibidirler.)
Bir gün de bu velî zat, şöyle buyurmuştu ki,
(İslâma tam uymakla, insan olur müttaki.
Hem İslâma uymalı, hem hizmet etmelidir,
Zira insan, İslâma hizmet ile yükselir.
Büyükler buyurur ki, “İnsan deli dîvane,
Olmadıkça tam mü’min olamaz hâlisâne.”
“Dîvane olmak” demek, şudur ki ey evlâdım,
Dînin yayılmasına, son güçle eder yardım.
Hattâ öyle olur ki, unutur kendisini,
Getirmez hatırına, kendi faidesini.
Her ne olursa olsun, olmayan da olmasın,
Yeter ki İslâm dini, zarara uğramasın.
“İslâmiyyet” Allah’ın bize emirleridir,
Onun ve Resûlünün, beğendiği şeylerdir.
Nasıl İslâm ve küfür, zıt ise birbirine,
“Âhiret” de “Dünya”nın, tersidir böyle yine.
Âhireti kazanmak isterse insan eğer,
Vermemeli dünyaya, fazla kıymet ve değer.
“Dünya” demek, Allah’ın sevmediği şeylerdir,
Yani yasak, ettiği günah, çirkin işlerdir.
Dünyayı terk etmekle, kazanılır âhiret,
Lâkin iki şekilde, ele geçer bu devlet.
Birincisi şudur ki, “Haramlarla birlikte,
Bütün mübahları da, terk etmektir her işte.”
Yalnız yaşamak için, zarûri miktarını,
Kullanıp, bırakmaktır onlardan fazlasını.
İkinci derecesi, “Yalnız günah ve haram,
Şeyleri terk etmeğe göstermektir ihtimam.”
Dünyayı bu şekilde terk etmek de aslında,
Yine de çok kıymetli sayılır bu zamanda.
İnsan birincisine, olmasa da muvaffak,
Bu şekilde dünyayı terk etmeli muhakkak.)
Kadı Muhammed Zâhid “kuddise sirruh” -3- 04/03/2000
Herkese iyilik...
Bu zât bir sohbetinde, buyurdu ki, (Bir kimse,
Bir kulun bir işini, halledip bitirirse,
Hak teâlâ indinde, olur iyi ve makbul,
Allah’ın yakın dostu olmuş olur hem o kul.
Zîra kim giderirse, bir kişinin derdini,
Giderir Allah dahî, onun bir hâcetini.
O, karanlık Sırat’tan, geçerken çok korkarak,
Nûrdan ışıklar verir, o kula cenab-ı Hak.)
Bir gün de genç birine, buyurdu ki, (Evlâdım,
Bu yolda büyüklere muhabbettir ilk adım.
Bu “Allah dostları”na, muhabbet etmek gibi,
Kıymeti hâiz olan, bir vasıf yoktur tabii.
Bu, öyle kıymetli bir haslettir ki insanda,
Sonsuz yükselmelere, sebep olur bir anda.
Bu “Sevgi”nin, insana kazandırdığı şeyler,
Yazı ile, söz ile, ifadeye gelmezler.
Şunu dahî bilin ki, yolumuzun esâsı,
Sohbetle kazanmaktır, yakin ile ihlâsı.
İnsanlar “Sohbet” ile, maksadına ulaşır,
Sünnete tâbi olmak, sohbetle kolaylaşır.
Emirlere sarılmak ve haramlardan kaçmak,
“Sohbet”in sayesinde, çok kolay olur ancak.)
Bir gün yine o gence, buyurdu, (Aman sakın,
İyi bil kıymetini, bu vakit ve zamanın.
İnsanın en kıymetli sermayesi bunlardır,
Zîra Peygamberimiz, şöyle buyurmaktadır.
(Allah’ın bir kulunu sevmediğine nişan,
Faidesiz şeylerle vaktini eder ziyan.)
Toplandığınız zaman, arkadaşlarınızla,
Mâlâyani sözlerden, konuşmayınız aslâ.
Bu gençlik zamanının, bilerek kıymetini,
Faideli şeylerle, geçirmeli vaktini.
Yapacak şey şudur ki, her şeyden daha evvel,
“Doğru îman, itikad edinmeli mükemmel.”
Bundan sonra yapacak, mühim işe gelince,
“Emir ve yasakları öğrenmektir iyice.”
Sonra, bildiklerini ihlâsla yapmalıdır,
İşte sonsuz kurtuluş, bu üçüne bağlıdır.
İyi bilmelidir ki, biz başı boş değiliz,
Bâzı emir yasaklar, verdi bize Rabbimiz.
Bunları bırakıp da, uyarsak nefsimize,
Nasıl cevap veririz, mahşerde Rabbimize.
Oyun ve eğlenceyle, geçer ise bu ömür,
Bulunur mu mahşerde, bir bahane ve özür?
“Aklı olan” bir kişi, uyar İslâmiyete,
Kavuşur en sonunda, ebedi saâdete.
“Ahmak olan” kimse de, nefsine tâbi olur,
Dünya ve âhirette, bulamaz rahat huzur...
Kadı Muhammed Zâhid “kuddise sirruh” -4- 05/03/2000
Farzlar ve haramlar...
Allah adamlarından, büyük bir evliyadır,
Kalplere tesir eden nasihatleri vardır.
O bir gün buyurdu ki, (İlim, amel içindir,
Yoksa zordur mahşerde, hesabı o kişinin.
Kuru ilim, insanın yaramaz bir işine,
Sürükler sahibini, Cehennem ateşine.
Kul günah işleyince, duymuyorsa ıstırap,
Aklına gelmiyorsa, ölüm, mizan ve hesap,
Öncelerden namaza hazırlık yapmıyorsa,
Kalp kırıp gıybet yapıp, iftira atıyorsa,
Ve hele kul hakkından, korkmuyorsa bir kişi,
Allâme olsa bile, haraptır yarın işi.
Kalbi titremiyorsa, her günah işleyişte,
O kalp zehirlenmiştir, nişanı budur işte.
Beynine doldurduğu, bilgi de bir vebâldir,
Bu, bir Müslüman için, gayet kötü bir haldir.
Çünkü mahşer gününde, sual edilecektir,
(Biliyordun, ne için yapmadın?) denecektir.
Mü’minin îmânının parlaklığı da hattâ,
Hassas davranmasıyla ölçülür icraatta.)
Bir gün de buyurdu ki, (Her şeyden daha evvel,
Doğru îman, itikat edinmeli mükemmel.
Sonra Resûlullah’a tam tâbi olmalıdır,
Zîra O’na uymakta, üstünlük, şeref vardır.
Çünkü cenab-ı Allah, O’na tâbi olmayı,
Çok sever her bir işte, yalnız O’na uymayı.
Lâzım ve zaruridir, herkese îman etmek,
Zîra bu, Rabbimizin emridir bize tek tek.
İmân eden bir kimse, yapar bütün farzları,
Ve terk eder bilcümle haram ve günahları.
Resûle îman etmek, kime olsa müyesser,
O’nu, mal ve canından, daha çok fazla sever.
Onun bu sevgisinin, şudur ki işareti,
Her mekruhtan kaçınır ve yapar her sünneti.
O’na, mübahlarda da, ne kadar uysa insan,
Olur o, o derece kâmil, olgun Müslüman.
Resûlullah her ne ki, beyan eylemişlerdir,
Beğenip, kalben kabul etmeye, “İmân” denir.
O’nun bir tek sözüne, bile inanmamaya,
Veya doğruluğunda, biraz duraklamaya,
Yâni şüphe etmeye, “Küfür” adı verilir,
Böylece inanmayan kimseye “Kâfir” denir.
Allahü teâlânın Kur’ân-ı keriminde,
Emrettiği şeylere, “Farz” denilir bu dinde.
Ve Kur’ân’da açıkça, her ne ki men edilir,
Bu şeylerin hepsine, bu dinde “Haram” denir.
İmanı ve farzları haramları öğrenmek,
Farzdır her Müslümana, mükellef kadın erkek.)