Fudayl bin İyâd “kuddise sirruh”
İyi ve kötü insan 22/06/1999
Bu zât bir sohbetinde, buyurdu; (Dinde cihad,
Sıkıntılı bir iştir, onun için sabır şart.
Kötülük edene de, yapmalıdır iyilik,
Hakiki mümin olan, yapamaz çünkü kemlik.
Kim örtücü olursa, kulların günahını,
Allah da kıyamette, örter onun aybını.
Nasıl davranmasını, istersen Rabbin sana,
Sen dahi öyle davran, dünyada her insana.
Merhametli olursak, merhamet olunuruz,
Zulmedersek, elbette, biz de zulüm buluruz.
Müslüman, mütevazı, alçak gönüllü olur,
Böyle davrandıkça da, bulur rahat ve huzur.)
Bir gün de buyurdu ki; (Kötü olmuş insanlar,
Helâl haram demeden, yiyorlar ne bulsalar.
İnsanlar arasında, kalkmış sevgi muhabbet,
Çirkin olan haramlar, olmuş moda ve âdet.
Belâlar karşısında, yok tevekkül ve sabır,
Dine karşı insanlar, olmuşlar kör ve sağır.
Allah’ın takdirine, yok tevekkül ve rızâ,
Dünyalık sebeplerle, ederler kavga nizâ.
İşte, kötü kulların, hali böyle velhâsıl,
Şimdi “İyi insan”ı, anlatayım ben asıl.
O, okuyup öğrenir, önce ilmihalini,
Sonra da buna göre, düzeltir her hâlini.
Eğer günah işlerse, üzülür, kalbi yanar,
Ve çıkmaz hatırından, tâ ölünceye kadar.
İyi iş yapsa dahi, kusurlu, noksan bulur,
Hatta onu unutup, hiç hatırlamaz olur.
Gece gündüz kendini, hep çeker ki hesaba,
Düşmesin âhirette, Cehenneme, azaba.
Dünya düşüncesini, söküp atar içinden,
Kurtulmaya çalışır, Cehennem ateşinden.
Gönlünden tam olarak, atar uzun emeli,
Zira iyi bilir ki, çok yakındır eceli.
Hâlis mü’min odur ki, ödü kopar günahtan,
Ufak bir günah için, hayâ eder Allah’tan.
Kötü bilmez kimseyi, aslâ etmez suizan,
Bunun çirkinliğini, bilmiyor çoğu insan.
Halbuki bir Müslüman, çok nafile ibadet,
Yaparak ömür boyu, eylese buna gayret,
Bunlardan kazandığı, o sevapları yine,
Mesela terazinin, konsa bir kefesine,
Öbürüne de bir tek “Suizan” seyyiesi,
Konulsa, ağır gelir, bir günahın kefesi.
Çünkü “kul hakkı” olup, vebâli çok büyüktür,
Ahirete kalırsa, tahammülü “zor” yüktür.)
Sebeplere yapışınız 23/06/1999
İslâm âlimlerinin, en büyüklerindendir,
Tesirli sözleriyle, kalpleri etti tenvir.
O bir gün buyurdu ki; (Dünya güzel sanılır,
Lâkin zehirdir aslı, çoğu buna aldanır.
Dünyaya lüzumundan daha çok sarılanlar,
Sonunda pişman olup, hakikatı anlarlar.
Kalbi, dünya malına bağlı ise kulun hem,
Ölürken daha fazla, çeker acı ve elem.
Onlar deniz suyunu içenlere benzer ki,
Tuzlu suyu içtikçe, çoğalır harareti.
Bir misafirhanedir, bu dünya esasında,
Yolcunun gözü olmaz, bu yerin eşyasında.
Çünki o, muvakkaten ikamet etmektedir,
Birkaç gün kalıp, sonra ayrılıp gidecektir.
Bu hanın eşyasına, gönül bağlarsa eğer,
Onlardan ayrılınca, üzülür, feryat eder.
Lakin hiç göz dikmezse, hanın eşyalarına,
Ayrılıp gittiğinde, üzüntü olmaz ona.
Çünki insan, dünyada, “Ahiret yolcusu”dur,
Varacağı yer ise, dehşetli, korkuludur.
Burada o yer için, yapmaz ise hazırlık,
Azablara düşerek, kendine eder yazık.)
Yine bir sohbetinde buyurdu ki; (Elemler,
Allah’ın takdiriyle, insana gelmekteler.
Hepsinden râzı olmak ve sabretmek gerektir,
Bize düşen, Allah’tan âfiyet istemektir.
Dertlerden, elemlerden, kurtulabilmek için,
Çok istiğfar etmesi, lâzım gelir kişinin.
Rabbimizin takdiri, iradesi olmadan,
Hiç kimse, hiç kimseye, veremez zarar zîyan.
Bunun ile beraber, sebeplere yapışmak,
Peygamberler yoludur, gerektir böyle yapmak.
Yâni kul, sebeplere tevessül etmelidir,
Lâkin tesirlerini, Allah’tan bilmelidir.
Meselâ, “Ateş” yakar, “Su” söndürür ateşi,
Yalnız Hak teâlâdır, yaratan her bir işi.
Aç olan, yer ve doyar, su içip kanar insan,
Yine Hak teâlâdır, bu şeyleri yaratan.
Emirlere sarılıp, günahlardan sakınmak,
Kulluk vazifemizdir, yapmalıyız muhakkak.
Müslüman az yemeli, ve az uyumalıdır,
Lâkin, bu ibadete mâni olmamalıdır.
Namazda hasıl olan, mânevi lezzet ve tad,
Hariçteki hallerden, üstündür hem de kat kat.
Tâdil-i erkânına, riâyet ederek tam,
Cemâatle kılmaya gösteriniz ihtimam.
Hadiste buyuruldu; (Her namaz esnasında,
Kalkar bütün perdeler, Rab’la kul arasında.)
Fudayl bin İyâd “kuddise sirruh” (3)
Âhirette iki yer var 24/06/1999
İslâm âlimlerinden büyük bir evliyadır,
Herkese tesir eden nasihatleri vardır.
Bu zât buyuruyor ki; (Her iyiliğe engel,
İnsanın kendisidir, herşeyden daha evvel.
Düşmanı dışarıda aramayın siz sakın,
Düşman içinizdedir, ondan iyi sakının.
Ondan kurtulmak için, okuyun doğru kitap,
Zîra din bilgisiyle, kuvvet bulur ruh ve kalp.
Biz şimdi otururken, görüyor Allah bizi,
Bizden iyi biliyor, niyet ve kalbimizi.
Ahirette gidecek iki yer vardır ki hem,
Biri ebedî Cennet, biri sonsuz Cehennem.
Gözden perde kalkınca, görünür bu hakikat,
Çok pişman olunsa da, çaresi olmaz fakat.)
Yine bir sohbetinde buyurdu; (Ey insanlar,
Çok yemek yemeyin ki, ağırlık, gaflet basar.
Çok az da yemeyin ki, yapılmaz sonra tâat,
Her şeyin hayırlısı, olandır orta, vasat.
Yine giyinirken de, “Orta yolu” seçiniz,
Gösterişten kaçarak, pek sâde giyininiz.
Şunu iyi bilin ki hakiki bir Müslüman,
Şöyledir ki, ondan hiç, kimseye gelmez ziyan.
Çünkü o, bağlanmıştır, kalben cenab-ı Hakk’a,
Bir mesuliyet hissi taşır o cümle halka.
Birine bir fenalık düşünse de o insan,
Mani olur o işe, kalbindeki o îman.
Lâ teşbih bir köpeğin, tasması varsa şayet,
Ondan hiçbir insana, bir zarar gelmez elbet.
Lâkin yoksa tasması o, “Sahipsiz” demektir,
İmansız olanlara, işte bu, bir örnektir.
Sahipsiz bir köpeğin, her an ne yapacağı,
Belli olmaz ne zaman, kime saldıracağı.)
Bir gün de genç birine, buyurdu ki; (Dünyanın,
Yaldızlı süslerine, aldanma aman sakın.
Her bir hareketinin, sözünün ve işinin,
Çalış İslamiyete, uygun olması için.
İman ve itikadın, “Ehli sünnet” üzere,
Olmasına çalış ve, bunu düzelt ilk kere.
Bundan sonra mühim iş, her halin ve duruşun,
Fıkıh kitaplarına, muhakkak uygun olsun.
Nafile ibadetin, farz ibadet yanında,
Hiçbir ehemmiyeti, yoktur Allah katında.
Mesela tek bir lira, versen “Zekât” olarak,
Binlerle sadakadan, kıymetlidir kat be kat.
Dünya ve âhirette, kurtulmak için insan,
Olması lazım gelir, önce hâlis Müslüman.)
Güler yüz tatlı dil... 25/06/1999
Bu zat bir sohbetinde, şöyle etti nasihat:
(İslâma hizmet için, üç vasıf olması şart.
Evvela “Güler yüzlü, tatlı dilli” olmaktır,
Bu, muvaffak olmakta, en büyük vasıtadır.
İkincisi “Cömertlik”, hasis hizmet edemez,
Zira nefse düşkündür, gayriyi düşünemez.
Cömertlik, para ile olabildiği gibi,
Bir güleryüz ile de, olabilir tabii...
“Tam ihlâslı” olmaktır, hizmette üçüncü şart,
Yani beklememektir, kimseden bir iltifat.
Zerre kadar menfaat beklerse buna dair,
On para bile etmez, zîra bu, ticarettir.
Kim ki İslâmiyeti, dökerse ticarete,
Dünya ve ahirette, düşer bir felakete.
“Hizmet”, vermekle olur, almakla değil zinhar,
Sahabe, canlarını verip şehid oldular.
Bu uğurda can vermek, en büyük rütbe şeref,
“Din”, ihlaslı olmaktır, budur gâye ve hedef.
Bir avuç kadar arpa verseydi eğer Eshâb,
Öyle alırlardı ki, bundan ecir ve sevap,
Başkaları verseydi, dağlar kadar altını,
Alamazlardı bunun, yüzde bir sevabını.
Çok yakındı Allah’a, çünkü eshabı kiram,
Olmuştu ihlâsları, hepsinin olgun ve tam.
Bir bardağın içine, bir damla düşse idrar,
Artık pis olmuştur ki, içilmez o su zinhar.
İşte, hâlis niyete, çok az da bir dünyalık,
Menfaat karışırsa, on para etmez artık.)
Bir gün ona sordular; (Evliya nasıl olur,
Bu yüksek mertebeye ne ile kavuşulur?)
Buyurdu ki; (Evliya cömerttir ilk evvela,
Eline ne geçerse dağıtır insanlara.
Dünyaya zerre kadar itibar eylemez hiç,
Onu gören kimseyi kaplar bir neşe sevinç.
Öyle fazla korkar ki Cehennemden ateşten,
Kaçınır titizlikle günah olan her işten.
O Rabbinden razıdır gelse de şer ve hayır,
Nimetlere şükreder gösterir şerre sabır.
Eşittir ona göre her bir nimet ve bela,
Der ki (İkisini de gönderdi Hak teâlâ.)
Bir kimse kederliyken görse onun yüzünü,
Unutur o esnada cümle üzüntüsünü.
Aynaya baktığında nefret eder kendinden,
Ölümü hatırlayıp yaş döker gözlerinden.
Allah için sever ve buğz eder Allah için,
Kavga ve münakaşa etmeye vermez izin.
Ve onun nazarında makbuldür her Müslüman,
Herkesi iyi bilir, yoktur onda suizan.)