Emir Hüsrev Dehlevi “kuddise sirruh” -1- 14/09/1999

 

Gençlik çağı...


Emir Hüsrev Dehlevi, büyük bir evliya zât,
Bir gün “Nefis” hakkında şöyle etti nasihat:


(Nefsin ibadetlerden lezzet alması için,
Yanında olmalıdır, bir evliya kişinin.


Onun ibadetlerden, zevk, lezzet aldığını,
Görüp, o da zevk ile, yapar her yaptığını.


Zira biri diyor ki; (Nefsimde ne zaman ki,
İbâdet ve tâatte, gevşeklik olsa vâki,


Hemen bir evliyanın sohbetine giderim,
Çıkınca, tatlı gelir, bana ibadetlerim.)


Böyle kâmil bir veli, bulunmuyorsa şâyet,
Onların kitabını, okumalıdır elbet.


Allah adamlarından vardır ki bir evliya,
Hep önüne bakardı, bir kişi ekseriya.


Sebebini sordular, dedi ki; (Cenab-ı Hak,
İbretle bakmak, için, gözleri eyledi halk.


Zerre’den Arş’a kadar, her şey nasıl muntazam,
Karışık hiçbir şey yok, bu ne âhenk, ne nizam.


Bu muhteşem san’ata, bu sonsuz kâinâta,
İbretle bakılmazsa, olur büyük bir hatâ.)


Her zerre, bir ma’budun varlığını bildirir,
Ve her şey, O Allah’ın, emriyle oluverir.


Şöyle buyurmuştur ki, eshabtan Ebüdderdâ;
(Üç şey için yaşamak isterim bu dünyada.


Biri, oruç tutmaktır, yazın uzun günleri,
Bir de namaz kılmaktır, uzun kış geceleri.


Üçüncüsü, sözleri, kalplere devâ olan,
Bir velî sohbetinde, bulunmaktır her zaman.)


Tâbiinden Alkame adında bir zât vardı,
Nefsi ile çok fazla mücâhede yapardı.


Dediler ki; (Efendim, acaba ne ki sebep,
Nefsinizle bu kadar uğraşıyorsunuz hep?)


Buyurdu ki; (Nefsimi, çok fazla sevdiğimden,
Kurtarmak istiyorum ebedî Cehennemden.)


Yine bir talebeye, buyurdu bu büyük zat;
(Yavrum, bu gençlik çağı, bulunmaz büyük fırsat.


En kıymetli zamanı, gençliktir bu hayatın,
Çünki hep yerindedir, güç kuvvet ve sıhhatin.


Bu zaman da geçiyor, git gide azalıyor,
Erzeli ömür olan, ihtiyarlık geliyor.


Yazık ki gençliğini boşuna harcıyorsun,
En lüzumlu işini, sona bırakıyorsun.


Allahü teâlânın, rızasını kazanmak,
En şerefli iştir ki, lazımdır ona bakmak.


Geriye atıyorsun, sen bu mühim işini,
Ve heba ediyorsun, yazık ki gençliğini.


Halbuki Resûlullah şöyle buyuruyorlar;
(Yarın yaparım diyen, aldandı etti zarar.)

 

Emir Hüsrev Dehlevî “kuddise sirruh” -2- 15/09/1999

 

Dünya geçicidir...


Emir Hüsrev Dehlevî büyük âlim ve velî,
Nasihati herkese olurdu faideli.


Bir gün de buyurdu ki; (Bu yolda yürümekle,
Dünyaya düşkün olmak, bulunamaz birlikte.


Bir kimsenin kalbinde, dünyaya hem de pek az,
Bir düşkünlük var ise, bu yolda bulunamaz.


Mü’mine dünya değil, “Ahiret”tir asıl dert,
Zira dünya geçici, ebedîdir âhiret.


Ne ki uzaklaştırır, seni Hak teâlâdan,
İşte o, “Dünya”dır ki, kendini sakın ondan.


Seni, Hak’tan gayriyle, meşgul eden ne ki var,
İyi görünseler de, dünyadır hepsi onlar.


Halbuki mal ve emval, olsa dahi çok fazla,
Niyet “Ahiret” ise, dünyalık olmaz asla.


Hak teâlâ dünyaya, “Sinek kanadı” kadar,
Bir kıymet vermemiştir, öyleyse neye yarar.


Sadece dünya için, harcanırsa bu ömür,
Bulunur mu mahşerde, bir bahane ve özür?


“Akıllı” şu kuldur ki, dünyayı etmez talep,
Ölüme hazırlıkla, geçirir ömrünü hep.)


Yine bir sevdiğine, yazdığı mektubunda,
Şöyle buyurmaktadır, “Namaz kılmak” hakkında:


(Ey kardeşim, bu dünya, iş, ibâdet yeridir,
Ücret alınacak yer, elbette âhirettir.


Sâlih, iyi işleri, yapmağa uğraşınız,
Allah’ın beğendiği amelleri yapınız.


Bu ameller içinde, en üstünü “Namaz”dır,
Namaz, dinin direği, mü’minin mi’râcıdır.


O halde tam kılmalı, müslüman namazını,
Getirmeli yerine, âdâb ve erkânını.


Yâni farzı, vâcibi, hatta sünnet ve edeb,
Lâyık olduğu gibi, hepsini yapmalı hep.


Rükû ve secdelerde, hem kavme ve celsede,
Çok dikkat etmelidir, hem de tumânînette.


Yâni bu dört mahalde, a’zalar hareketsiz,
Kalmalı ki, buna çok dikkat eylemeliyiz.


Ta’dîl-i erkâna da, çok dikkat etmelidir,
Zîra bunu yapanlar, kazanır büyük ecir.


Bu da, her bir azânın, sükûn ve tumânînet,
Bulunca, hareketsiz durmasıdır bir müddet.


Hanefî âlimleri, buna “Vâcib” demiştir,
Yapmayanlara ise, azab bildirilmiştir.


İmam-ı Ebû Yûsuf ve İmam-ı Şâfiî,
İse “Farz” demişlerdir, İmâm-ı Mâlik gibi.


Çok kimseler bunlara hiç dikkat etmiyorlar,
Böylece namazları, elden kaçırıyorlar.


Tâdil-i erkân ile, kılınmazsa bir namaz,
Borç ödenir ise de, hiç sevap kazanılmaz.)

 

Emir Hüsrev Dehlevî “kuddise sirruh” -3- 16/09/1999

 

Kimseyi üzmeyin!


Emir Hüsrev Dehlevi, büyük âlim ve velî,
İlmiyle insanlara olmuştu faideli.


Bir kimse kendisinden nasihat isteyince,
Buyurdu ki; (İslâmı çok güzel öğren önce.


Sonra öğrendiğince, amel eyle ihlâsla,
Herkesle iyi geçin, kimseyi üzme aslâ.


Kusur ve kabahati, kendinde gör de bizzat,
Arama hiç kimsede, asla kusur, kabahat.


Bir kimseye üzülüp darılsan da sen hattâ,
Aksine daha iyi, güzel davran o zâta.


Nitekim bir velînin, hanımına sordular,
(Olur mu onun size, hiç kızdığı zamanlar?)


O, (Oluyor) deyince, sordular ki; (Ey hâtun,
Peki nasıl anlarsın, kızdığını sen onun?)


Dedi ki; (Gayet kolay, o bize kızsa eğer,
Eskisinden daha çok, iyilik ihsan eder.


Kabahatimiz için, darılıp kızmaz aslâ,
Bilâkis ihsanını, kat be kat yapar fazla.


Kendisinde bilir hep, kusur ve kabahati,
Artardı bu hallerde, ibâdât-ü tâati.


Ağlayıp şöyle dua ederdi ki Rabbine;
(Ne kusur ve kabahat işledim ki ben yine,


Bunları üzerime, gönderdin yâ İlâhî?
Onları ıslah edip, affeyle beni dahî.)


Ne zaman kendisinde görürsek bu hâli biz,
Üzdüğümüzü anlar, derhal özür dileriz.)


Bir gün de buyurdu ki; (Hakiki bir müslüman,
Kimseyi gıybet etmez, ve hiç yapmaz sûizan.


“Sâdık”tır, doğru söyler, hiç beğenmez kendini,
Fikreder hep Rabbinin, türlü ni’metlerini.


Malını helal yere harcayıp etmez israf,
Haram olan bir yere, tek kuruş eylemez sarf.


Keyf için mevki makam etmeyip asla talep,
Buraları, islâma hizmet yeri bilir hep.


Beş vakit namazını, vaktinde edâ eder,
Ve bunu, en birinci bir vazife addeder.


“Ehli sünnet” denilen, islâm âlimlerinin,
Kitaplarını alıp, onları okur ilkin.


İmânı, ibâdeti, öğrenip ince ince,
Başlar amel etmeye, bu ilim mûcibince.


Bir mü’min, günahına tövbe ederse eğer,
Günahtan sakınmak da, olur ise müyesser,


Ele geçirmiş olur, o çok büyük bir ni’met,
Zîra en kıymetli iş, indallah budur elbet.


Haramların hepsinden, sakınmasa dahi,
Bazısından kaçmak da, bir ni’mettir tabii.


Zira bir şeyin hepsi, ele geçmese bile,
Hepsini de elinden kaçırmamalı yine.)

 

 Emir Hüsrev Dehlevî "rahmetullahi aleyh" 05/01/2001

 

Üstada sevgi...

"Emir Hüsrev Dehlevî" vaktiyle Hindistan'da,
Alim ve velilerden biriydi o zamanda.


Çocuk yaşında bile çok bağlıydı dinine,
Götürmüştü babası, Hâce Nizameddin'e.


Girerken babasıyla tam dergahtan içeri,
Dedi ki; (Babacığım, siz yürüyün ileri.)


Kendisi geri kalıp, temiz düşüncesiyle,
Şu beytleri okudu, yanık çocuk sesiyle:


(Bu garip âşık Hüsrev, şu an kapınızdadır,
İçeri girmek için, müsaade var mıdır?


Eğer izin olursa, girecektir içeri,
İzin verilmez ise, gidecek dönüp geri.)


Nizameddin Evliya, hizmetçisine derhal,
Buyurdu; (Kapıdaki aşığı içeri al.)


O zaman Emir Hüsrev, girdi memnuniyetle,
Bağlandı hocasına, tam bir teslimiyetle.


Bu hadiseden sonra yıllar geçti aradan,
Hindistan'ın köyünden çok fakir bir Müslüman,


Hâce Nizâmeddin'in, duydu cömertliğini,
Huzuruna gelerek, arz eyledi halini.


Onunsa, yalnız bir çift "eski ayakkabı"dan,
Gayri yoktu bir şeyi, verdi onu kapıdan.


Lâkin fakir, daha çok ihsanlar bekliyordu,
"Böyle yüce kimseden, bu da çok az" diyordu.


Nihayet geri dönüp, geceledi bir handa,
O gün "Emir Hüsrev" de, tesadüfen o anda,


Ticaretten dönerken, aynı o hana indi,
Mücevherat işiyle uğraşırdı, zengindi.


Gece yatıp dedi ki, sabah kalktığı anda;
(Hocamın kokusunu duyuyorum bu handa.)


Arayıp, en nihayet o fakiri buldular,
(Nereden geliyorsun?) diye ona sordular.


Dedi ki; (Nizameddin Evliyaya uğradım,
Bir çift eski pabuçtan gayri şey alamadım.)


Hocasının aşkıyla yanan Hüsrev Dehlevi,
Dedi ki; (Bu pabucun pek yüksektir değeri.


Ey kişi, bütün malım, cümle mücevherlerim,
Senin olsun, yeter ki bu pabuç olsun benim.)


Fakir hayret içinde dedi ki: (Bu, doğru mu?
Bir çift eski pabuçla, hiç bunlar bir olur mu?)


Buyurdu ki; (Ah keşke, sen de bunu bilseydin,
Bundan da fazlasını verirdim isteseydin.)


Bu zat buyuruyor ki; (Hiç beğenme kendini,
Zira bu hal, yok eder iyi amellerini.


Bir kul ibadetinde bulursa noksan kusur,
O ibadet, indallah kabule layık olur.


Zira kusur görürse insan bir amelinde,
O iş kıymet kazanır, Hak teala indinde.)