Ebüssüud Efendi “rahmetullahi aleyh” -1- 14/05/2001

 

İki “yok” arasında!..


Şeyh-ül İslam olmadan “Ebüssüud Efendi”
Gördüğü bir rüyayı, anlatır şöyle kendi:


Zeyrek Camii’ndeydim, rüyamda ben bir gece,
Cami kalabalıktı, merak ettim bir nice.


Dediler: (Bu cemaat, Sevgili Peygamberin,
Mübarek meclisidir, siz de oturuverin.)


Bir köşeye çekilip, oturdum hürmet ile,
“İbni Kemal Paşa” da otururdu edeple.


Peygamberin yanında, vardı ki bir zat daha,
Diz dize yakın idi, o da Resulullaha.


Düşündüm ki; “Acaba kimdir ki bu zat böyle,
Allah’ın Resulüne çok yakın durur öyle?”


Peygamber Efendimiz Arapça konuşuyor,
O da, Resulullaha Farsça cevap veriyor.


Resulullah bir ara buyurdu; (Yâ Mevlânâ,
Arabi lisan ile cevap ver, sen de bana.)


Anladım Resul ile konuşan o zat kimmiş,
“Mevlânâ Abdurrahman Câmi” hazretleriymiş.


“İbni Kemal Paşa”yı sonra da göstererek,
Sordu ona O Server; (Bu zat kimdir?) diyerek.


(Bilmiyorum) deyince, o Resule cevaben,
Peygamber Efendimiz buyurdular ki hemen:


(O, İbni Kemal olup, mübarek birisidir,
Hem dahi ümmetimin şu anda müftisidir.)


Sonra beni gösterip, sordu ki Resul yine;
(Ya onun arkasında şu oturan kim?) diye


Mevlânâ hazretleri, bana bir baktı hemen,
(Bilmem yâ Resulallah) dedi yine cevaben.


O Server buyurdu ki; (O da Ebüssüud’dür,
O dahi ümmetimin iyi bir müftüsüdür.)


Bu rüyadan, otuz yıl geçip tamam olunca,
Şeyh-ül İslam olmuştu, otuz sene boyunca.


Bu zat buyuruyor ki, (Bu dünya, bir imtihan,
Gafil olmayalım ki, azalır ömür her an.


Şu geçen dakikalar, belki “son” ânımızdır,
Belki şu kıldığımız, “en son” namazımızdır.


Yani ahiret ile, birkaç saniye kadar,
Aramızda çok kısa, gayet az bir zaman var.


Nitekim bir “zelzele” olacak olsa bugün,
Bir anda, ahirette oluruz hep topyekûn.


Bu dünya önce yoktu, sonra da yok olacak,
İki yok arasında, bir hayattır bu ancak.


Yani “ölüm”, insana mutlaka gelecektir,
Öyleyse onu şimdi geldi bilmek gerektir.


Tabiin-i izamın en yükseği olan zat,
Yani “Veysel Karani” buyuruyor ki bizzat:


“Yattığında, ölümü yastığın altında bil,
Kalkınca da karşında, o senden uzakta değil.”

 

Ebüssüud Efendi “rahmetullahi aleyh” -2- 15/05/2001

 

“Ebüssüud Efendi” çok pahalı bir sarık,
Giymişken, biri geldi yanına bir aralık.


Düşündü ki; “Şuna bak, satsa şu sarığını,
Doyurur parasıyla, çok fukara karnını.”


O anda, “Ebüssüud Efendi” hazretleri,
Anladı o kimsenin kalbinden geçenleri.


Sarığını çıkarıp buyurdu; (Git pazara,
Şunu sat, parasıyla yemek ver yoksullara.)


Adam, derhal giderek o emri etti ifa,
Lakin geri dönünce, çok şaşırdı bu defa.


Zira kendi sattığı sarığı, yine aynen,
Gördü onun başında, şaşırdı buna birden.


“Ebüssüud Efendi” o kimseye bakarak,
Buyurdu ki; (bu işi, ettin ise çok merak,


Git, falanca kimseye sor bu işin sırrını,
Söylesin bunun bana, nasıl ulaştığını.)


Adam, mahcub bir halde giderek o kimseye,
Sual etti: (Bu işin hikmeti nedir?) diye.


O dedi; (Bir denizde fırtınaya tutuldum,
Boğulmak üzereyken, bir adakta bulundum.


Dedim ki; “Kurtulursam eğer bu tehlikeden,
Sahile çıkar çıkmaz, ilk iş olarak hemen,


Ebüssüud Efendi hazretlerine lâyık,
Hediye alacağım, iyisinden bir sarık.”


Pazarda böylesini üç gündür arıyordum,
Lakin ona yakışır sarık bulamıyordum.


Aradığım sarığı, bugün buldum nihayet,
Götürüp teslim ettim, her işte var bir hikmet.)


Büyükler giyseler de, kıymetli elbiseler,
Vermezlerdi gönülden zerre kadar bir değer.


Bu zat buyuruyor ki; (Hakiki bir Müslüman,
Dünya ve ahirette, rahat eder her zaman.


Yani İslamiyete tabi olur her işte,
Bütün saadetlerin başı da budur işte.


Her amelde, İslama edince tam riayet,
Bilcümle insanlar da, severler onu gayet.


Çünkü o, insanları bırakarak bir yana,
Çevirmiştir gönlünü, sadece Allahına.


Herkes onu methetse, yahut da sevmese hiç,
Duymaz o, bu şeylerden bir üzüntü ve sevinç.


Çünkü iyi bilir ki, methetse de bugün halk,
Yarın, hiç belli olmaz, söver düşman olarak.


Kâmil bir Müslümanda, iki zinet bulunur,
Bunlardan biri “Edeb”, diğeri “Tevazu”dur.


İnsanlar, edeb ile Allah’a yaklaşır hep,
Vasıl olamamıştır ona hiçbir bi-edeb.


Hem çok “korkmak” gerekir, hem de “ümitli olmak”
Ancak böyle mümkündür, ahirette kurtulmak.