Ebülleys-i Semerkandî “kuddise sirruh”

Günah ve tövbe 01/07/1999

İslâm âlimlerinden, bir büyük evliyadır,
Herkese tesir eden nasihatleri vardır.


O bir gün buyurdu ki; (Korkun Hak teâlâdan,
Sakının titizlikle, her günah ve haramdan.


Zira her işimizi, kayda geçen melekler,
Vardır ki, her ameli yazarlar teker teker.


Sağ ve sol omuzlarda, bulunurlar ve lakin,
Amir durumundadır, sağdaki soldakinin.


Kul, günah işleyince, sağdaki ona der ki;
(Hemen yazma, bekle az, istiğfar eder belki.)


“Altı saat” içinde, o kul tövbe edince,
Hiç yazmaz o günahı, bu emir gereğince.


Eğer tövbe etmezse, onu kayda geçirir,
Sonra tövbe ederse, silip yazar bir ecir.


Tekrar günah işlerse, yazmaz onu bir müddet,
Tövbe etmesi için, tanır yine bir mühlet.


Eğer tövbe etmezse, yine izin alarak,
Kaydeder o günahı, tek bir günah olarak.


Fakat bir müddet sonra, tövbe ederse yine,
O günahı silerek, “Sevap” yazar yerine.


Eğer yapmak isterse, hayırlı, iyi amel,
Melek yazar bir sevap, yapmadan daha evvel.


Sonra onu bilfiil yaparsa o kul eğer,
Yazdığı bir sevabı, “On” olarak kaydeder.


Allah da on sevaba, kendisi de katarak,
Yazdırır meleklere, tam “Yediyüz” olarak.


Lâkin kul, bir kötülük yapmak murad edince
Hiçbir günah yazılmaz, onu işlemeyince.)


Bir gün de kendisinden, nasihat istediler,
Buyurdu ki; (Bu dünya, fanidir, çabuk biter.


Onun için bu dünya, alçalsın gözünüzde,
Öyle ki, hiç sevgisi kalmasın gönlünüzde.


Çünkü dünya alçaktır, vefasızdır ve fani,
Zevkleri sahte olup, çıkarlar elden ani.


Ahiretin o sonsuz güzellikleri ise,
Güzel, şirin gözüksün, hep gönül gözünüze.


Çünkü yoktur orada, çirkinlik, fena şey hiç,
Yalnız vardır orada, sonsuz huzur ve sevinç.


Cennet nimetlerinden razıdır Hak teâlâ,
Bu bütün ni’metlerden, üstündür kat kat daha.


Dünyanın çirkinliği, anlaşılmaz ise tam,
Kurtuluş kolay olmaz, ona düşkün olmaktan.


Ona düşkünlükten de, olunmazsa tam halâs,
Ahirette azabtan kurtuluş mümkün olmaz.


Halâs olmak için de, bir şeyin zararından,
Tersini yapmak ile, mümkün olur her zaman.


Dünya ile ahiret, zıddır birbirlerine,
Birini kalbe koysan, yer kalmaz diğerine.)

 

Halis kul nasıldır? 02/071999

İslâm âlimlerinden, büyük bir evliyadır,
Kalpleri tenvir eden, nasihatleri vardır.


Derdi ki; (Halis bir kul, bir farz eda edince,
Ferahlanıp kavuşur, bir sürur ve sevince.


Ve eğer terk ederse, bir haram ve günahı,
Duyar yine gönlünde, bir huzur ve ferahı.


Rabbinden başkasını, düşünmek istemez hiç,
O’ndan konuşulursa, ancak bulur bir sevinç.


Dünyayı sevenlerden, tiksinir, eder nefret,
“Allah adamları”na, besler sevgi muhabbet.


Her hayırlı işini, yapar sırf “Allah için”
Beklemez insanlardan, bir karşılık, aferin.


Tevekkül sahibidir, Rabbine güvenir hep,
Kendi gibi kullardan, hiçbir şey etmez talep.


Gelirse bir üzüntü, bir musibet ve bela,
Der ki; (Bana bunları, gönderdi Hak teâlâ)


Üzülmeyip, bilakis, sevinir buna gâyet,
Bilir ki dostlarına, gönderir belâ ve dert.


Kimseden şikayetçi olmaz hiç bundan sebep,
Zira bilir ki bunlar, Allah’tan geliyor hep.)


Bir gün de buyurdu ki; (Bilin ki ey insanlar,
Sonunda pişman olur, dünyaya sarılanlar.


Dünyanın aslı harab, seraptır şerbetleri,
Nimetleri zehirli ve sahtedir zevkleri.


Bedenleri yıpratır, emelleri arttırır,
O da, aldananları yollarından saptırır.


Onu kovalıyandan, o kaçar daha fazla,
Öyle ki onu kimse, yakalayamaz aslâ.


Halbuki her kim ondan yüz çevirir ve kaçar,
Bu sefer o onların, arkasından kovalar.


Kendini bilen kişi, düşkün olmaz dünyaya,
Zira iyi bilir ki, bir “Hayal”dir o güya.


Dünyadan yüz çevirip, kim dönerse Rabbine,
Dünya hizmetçi olur, ona bunun aksine.


Ölümden önce olan her şeye “dünya” denir,
Bu şeyler, günah olup, hep felâket getirir.


Lâkin öldükten sonra, faidesi olanlar,
Ahiretten sayılıp, hiç dünya olmaz onlar.


Çünkü ahiret için, “Tarla”dır sanki dünya,
Hep faydalı tohumlar, ekmelidir oraya.


Her ne ki yaramazsa, bir işe âhirette,
Ona, “dünya” denir ki, zararlıdır elbette.


Bütün günahlar ile, mübahın ziyadesi,
Bu tarif mucibince, dünyadır hemen hepsi.


Ne ki İslâma uygun kullanılırsa eğer,
Dünya ve ahirette, çok faide verirler.


“Mal” iyi de değildir, kötü dahi değildir,
İyilik ve kötülük, onu sarf edendedir.)

 

Ebülleys-i Semerkandî “kuddise sirruh” -3- 03/071999

Günah korkusu 


Bu zat buyuruyor ki; (Çok korkunuz Allah’tan,
Sakının, çok sakının, her haram ve günahtan.


Nitekim evliyadan bir mübarek zât vardı,
Allah korkusu ile, her günahtan kaçardı.


Gençliğinde bir “Kadın” geldi bir gün yanına,
Konuşup çirkin bir iş teklif eyledi ona.


O bunu işitince, beynine sıçradı kan,
Hiç cevap vermeyerek, uzaklaştı oradan.


Lâkin kadın inada bindirdi bu işini,
Bu mübarek velinin, bırakmadı peşini.


Yalnız çalıştığını gördü bir gün bağında,
Bunu fırsat bilerek, gelip durdu yanında.


Lâkin o görür görmez kadının geldiğini,
Hemen bağdan dışarı atıverdi kendini.


Ve başladı kaçmağa, bu kadının şerrinden,
Kadın da vazgeçmeyip, koştu onun peşinden.


Günah korkusu ile, kadından kaçıyorken,
Önüne, boydan boya, bir çukur çıktı birden.


Şöyle bir nazar etti, derindi içerisi,
Haram işlemektense, yoktu başka çaresi.


O edepsiz kadın da geliyordu ardından,
O çukura atlayıp, kurtuldu o kadından.


O hadiseden sonra, geçti çok uzun yıllar,
Yaşı da ilerleyip, oldu hem çok ihtiyar.


Gençlikte geçirdiği halleri düşünürken,
Bir ara hatırına, “Bu kadın” geldi birden.


Duydu bir an nefsinin, şöyle söylediğini;
(Niçin kabul etmedin, onun o teklifini?


Peki deyip, o çirkin günahı işleseydin,
Sonra da pişman olup, istiğfar eyleseydin.)


Nefsinden bu düşünce gelince kendisine,
Pek fazla üzülerek, şöyle dedi nefsine:


(Ey günahlarla dolu, habis ve alçak nefis,
Senin böyle düşünmen, ne çirkindir, ne de pis.


Kırk yıl önce, genç iken, böyle düşünmedin de,
Şimdi mi düşünürsün, bu ihtiyar halinde?


Kırk senedir çektiğin, mücâhede, riyâzet,
Ne oldu gece gündüz, o çalışma, o gayret?


Gençken yüz vermedin de, sen o âdi kadına,
Pişman mı oluyorsun, şimdi o yaptığına?


Ey nefsim, sen ne alçak, ne hâinmişsin meğer,
Şu ihtiyar halinle, düşünürsün bak neler.)


Öyle çok üzüldü ki, nefsinin bu sözüne,
Günlerce rahat uyku girmez oldu gözüne.


Halbuki girmemişti, o günaha o zaman,
Sırf bu düşüncesine, üzülüp oldu pişman.


O kadar yükseldi ki, bu pişmanlığı ile,
Böyle yükselemezdi, hiçbir ibadetiyle.