Ebül Hüseyin el Verrah “kuddise sirruh”

 -1- En akıllı kimdir? 27/06/1999

İslâm âlimlerinden, büyük bir evliyadır,
Gönülleri fetheden, nasîhatleri vardır.


O bir gün buyurdu ki; (Bilin ki ey insanlar,
Bize Hak teâlânın, emir yasakları var.


Bir kul ibadetini, ihlâsla yapmalıdır,
Sonra da tam unutup, hâtırlamamalıdır.


Lâkin unutmamalı, günahını Müslüman,
Affı için ağlayıp, yalvarmalı durmadan.


Nitekim Resûlullah, buyurdu eshâbına;
(Vaktiyle birkaç kişi, gittiler kabristana.

Dediler ki; “Bir duâ edelim Rabbimize,
Ölülerden birini, diriltsin şimdi bize.


Ölümden, âhiretten, bir havâdis alalım,
Ona göre dünyada bir hazırlık yapalım.”


Ve hemen abdest alıp, kıldılar hepsi namaz,
Sonra da el kaldırıp, ettiler duâ niyaz.


Hak teâlâ izniyle, bu duâ akabinde,
Bir mevtâ dirilerek, kalkıverdi kabrinde.


Yüzünde vardıysa da, biraz secde eseri,
Yine siyah olmuştu, yüzünün bâzı yeri.


O mevtâ dile gelip, dedi ki; “Ey insanlar,
Gafletle yaşamayın, âhiret var, hesap var.


Yatarım şu mezarda, doksan küsur senedir,
Ölümün sarsıntısı, hâlâ üzerimdedir.


Ölüyormuşum gibi, şimdi de yine aynen,
O şiddetli acıyı, hissediyorum hâlen.


Harcamışız bu ömrü, fuzûli şeyler ile,
Lâkin şimdi pişmanlık ve üzülmek nâfile.”)


Bir gün de buyurdu ki; (Bağlanmayın dünyaya,
Zîra bu, bir hayaldir, yahut tatlı bir rüya.


Bu dünyada her kim ki, sırf para peşindedir,
Öyleyse o büyük bir, belânın içindedir.


Çünkü Allah dünyaya, vermezken değer, kıymet,
O, tam bunun aksine, verir çok ehemmiyet.


Ey insan, bilir misin, dünyanın aslı nedir?
Yaldızlanmış “Necaset”, şeker kaplı “Zehir”dir.


Halbuki Hak teâlâ, akıl verip kullara,
Dünyanın iç yüzünü, haber verdi onlara.


Bunun için bu babta, demiştir ki âlimler,
Bir zengin ölüyorken, vasiyyet etse eğer.


Dese ki, “Ben ölürsem, malımı cem ediniz,
Zamanın en akıllı adamına veriniz.”


O mallar, bir “Zahid”e, verilmelidir elbet,
Çünki zâhid, dünyaya vermez hiç ehemmiyet.


Hiç kıymet vermemesi, onun dünya malına,
Açık bir alâmettir, aklının çokluğuna.


Aklı kuvvetlendirmek için de bir Müslüman,
“Ölüm” ve “Ahireti”, düşünmelidir, her an.

Mal kötü değildir 28/06/1999

Allah adamlarından, bir büyük evliyadır,
Kalplere şifa olan, güzel sözleri vardır.

Bir gün de buyurdu ki; (Bilin ki şunu artık,
Biz yalnız yiyip içmek için yaratılmadık.

Dünyaya gönül vermek, gâyet tehlikelidir,
Ve lâkin nedir dünya, iyi bilmek gerektir.

Ne ki uzaklaştırır, bizi Hak teâlâdan,
Hepsi “Dünya” demektir, uzak durun onlardan.

Kadın, çocuk, mal, mevki ve makam düşüncesi,
Uzaklaştırıyorsa, Allah’tan eğer sizi,

Yani mâni olursa, edâsına bir farzın,
O, “Dünya” sayılır ki, katiyyen yaklaşmayın.

Yoksa başlı başına, “Mal” hiç kötülenmiyor,
Yâni zengin olmayı, dinimiz men etmiyor.

Süleyman Peygamber’le, İbrahim Halilullah,
İmâm-ı a’zam ile, nice evliyâullah.

Zengin olup, hepsinin var idi çok malları,
Ve lâkin kalplerine, sokmadılar bunları.

Bir anda ellerinden, gitse de hepsi yine,
Bunun için bir hüzün, gelmezdi kalplerine.

Yahut zenginlikleri, artsaydı daha fazla,
Kalplerine bir sevinç gelmezdi bundan aslâ.

Onların kalplerinde, vardı aşk-ı İlâhî,
Ama dünya sevgisi, yok idi zerre dahî.

Zîra Allah sevgisi, bir kalpte varsa eğer,
Dünya muhabbetine, bulunmaz orada yer.

Çünki bu iki sevgi, zıttır birbirlerine,
Bir kalpte biri varsa, yer kalmaz diğerine.)

Bir gence nasihatte, buyurdu ki; (Evlâdım,
Her gün yaklaşıyoruz ölüme adım adım.

Bir kul ki hep günahla geçirirse ömrünü,
Ne özür ve bahane bulur o mahşer günü?

Bir kul, Yaradanına, ederse hergün isyan,
Yarın mahcub olmaz mı, mahşer günü o insan?

Ömrünü hep günahla geçirirse, sonunda,
Nasıl cevap verir o, Rabbinin huzurunda?

Daha ne güne kadar, böyle gaflet olacak?
Kulaklardan bu pamuk, ne vakit atılacak?

Ey oğlum, sözlerime kulak ver, dinle iyi,
Bir gün kaldıracaklar, gözlerden bu perdeyi.

Ve yine çok yakında, gelecek ki bir zaman,
Bu gaflet pamuğunu, atarlar kulaklardan.

Fakat hiç faidesi, olmayacak bunların,
Bilâkis bir pişmanlık olacak ona yarın.

Ölüm uyandırmadan, uyanalım ki şu an,
Yüzümüz ak olarak, Allah’a verelim can.

Öyle yaşamalı ki, kul bu kısa ömründe,
Mahcubiyet olmasın, yarın mîzan önünde.)

Doğru iman 29/06/1999

İslâm âlimlerinden, bir büyük evliyâ zât,
İlmi ile İslâma hizmet etti o bizzât.

Derdi ki; (Bir günahı, işlerse bir Müslüman,
Derhal tövbe eylesin, geçirmesin hiç zaman.

Zira her bir günaha, farz olur tövbe derhal,
Tövbe kabul edilir, indallah behemehal.

Ve hele şartlarına edilirse riâyet,
Hak teâlâ o kulu, eder af ve mağfiret.

Eğer tövbe etmezse, günahına bir insan,
Onu cezalandırır, Rabbimiz o günahtan.

Çünki Onun gadabı, gizlidir günahlarda,
Hemen tövbe istiğfar etmeli her günahta.

Ve derhal terk etmeli, onu üzülerekten,
Bir daha yapmamaya, azm etmeli yürekten.

Öyle üzülmeli ki, hem de günah sâhibi,
Ağlayıp yaş akmalı, gözünden ırmak gibi.

Günahlar büyük küçük, diye ayrılırsa da,
Lâkin hepsi büyüktür, günah küçük olsa da.

Çünkü günah, Allah’a karşı isyan etmektir,
Bir kulun, sahibine isyanı ne demektir?

“Mü’min”, her günahını, çok büyültür gözünde,
Asılmış bir “Dağ” gibi, görür başı üstünde.

Hatta tek bir kıl ile, duruyor onu sanır,
Ve her an düşebilir olduğuna inanır.

“Münâfık”, ehemmiyet vermez hiç günahına,
Günah büyük olsa da, pek küçük gelir ona.

Burnunun üzerine, konmuş sanki bir sinek,
Elini kaldırırsa, hemen uçup gidecek.

Düşünmez ki her günah, isyandır sahibine,
Bu yüzden günahını, dert etmez kendisine.)

Bir gün de buyurdu ki; (Ahirette kurtulmak,
Doğru iman sahibi, olmakla olur ancak.

İman doğru olmadan, kurtuluş olmaz aslâ,
Ayrıca amelleri yapmalıdır ihlâsla.

Tasavvufa girmekten şudur ki asıl maksat,
Görmüş gibi kuvvetli olsun îman, itikat.

Tasavvufa girmenin, ikinci faidesi,
Temizlenir pislikten, hem nefsi emmaresi.

Bütün ibadetlerin, yapılması o zaman,
Güç olmayıp bilâkis, olur kolay ve a’san.

Nefisten hasıl olan isteksizlik, atâlet,
Gidip, onun yerine, zevkli gelir ibâdet.

Haramlar nefse önce, gelirken tatlı, şirin,
O zaman tam aksine, gelir fena ve çirkin.

Önce hiç istemezken, ibadet eylemeyi,
Şimdi her bir ibadet, gelir tatlı ve iyi.

Bütün bu üstünlükler, “Sohbet”le olur hâsıl,
Sahâbe bir sohbette, olurdu buna vâsıl.)

Ölümü hatırlamak 30/06/1999

Allah adamlarından olan bu mübarek zât,
Bir günkü sohbetinde şöyle etti nasihat:

(Sizler hatırlayın ki sık sık ölümünüzü,
Ölümü çok düşünmek, uzatır ömrünüzü.

Ve lakin bu zamanda, herşey olmuş dünyalık,
Ölümü hatırlamak, imkansız olmuş artık.

Vaktiyle bu yerlerde kum gibi “velî” vardı,
Çünkü o gün insanlar, bunu istiyorlardı.

Zira insan dünyada, ister ise her neyi,
Kolaylaştırır Allah, onu elde etmeyi.

Şimdi herkes “dünya”yı ediyor arzu talep,
Rabbimiz de onlara, dünyalık veriyor hep.

Bir insanın gönlünde, ne yatıyorsa eğer,
Odur alın yazısı, odur kaza ve kader.

Kimin “Allah sevgisi” varsa eğer kalbinde,
Mutlaka doğru yola erer günün birinde.

Sarılır ibadete, hizmetlere koşar hep,
Zira böyle olmayı, ediyordu o talep.

Kim kılmak istiyorsa, namazını beş vakit,
Ona da, bu şartları kılar uygun, müsait.

Her kim ne istiyorsa, o şeye kavuşturur,
Ve herkes, yaptığından sorumlu, mesul olur.

Kim nereye gitmeyi isterse bugün eğer,
Elbet oraya giden, bir vasıtaya biner.

İnince diyemez ki, “Niçin geldim buraya?”
Çünkü kendi isteyip, bindi o vasıtaya.

Hacca gitmek niyeti var ise bir kişinin,
Bir hac kafilesine katılır bunun için.

Gitmek istese idi, şayet başka bir yere,
O yerin kervanına katılırdı bu kere.)

Bir gün de buyurdu ki; (Tasavvuf şu demektir,
Bütün varlığı ile, Rabbe kulluk etmektir.

Bu yolun nihayeti “kulluk makamı”dır ki,
Burada nasib olur, tam İslâm-ı hakiki.

Bu makama kavuşan kimseye “ârif” denir,
Tam hakiki kulluğu, bu arif yapabilir.

Nefisten hasıl olan gevşeklik onda olmaz,
Çünki nefs, kazanmıştır artık iman ve ihlas.

İnsanın kendisini, başka Müslümanlardan,
Üstün yapmak için de, değildir hiçbir zaman.

Herkesin görmediği ruh veya cin ve melek,
Görmek için değildir, bu yolda ilerlemek.

Her zaman gördüğümüz, bu güzel manzaralar,
Ay, güneş ve yıldızlar, bu renkler, bu ziyalar,

Ne gibi noksanlığı, var ki bütün bunların,
Bunlar bırakılıp da, başka şeyler aransın?)