Ebül Feth-i Serahsî “kuddise sirruh” -1- 20/08/2000

 

Güzel ahlâk


Bir gün sevdikleriyle sohbet ederken bu zât,
“Güzel ahlâk” hakkında şöyle etti nasihat:


(Nasıl ki bir temeli var ise her binanın,
“Güzel huy ve ahlâk” da, temelidir İslâmın.


Bunu elde etmenin yolu ise bir tektir,
O da, hep iyilerle arkadaşlık etmektir.


Rabbimiz buyurur ki, Resûlü övmek için,
(Sen elbette yüksek bir ahlâk üzerindesin.)


Güzel ahlâk sahibi, tanınır çok aşikar,
Güler yüz, tatlı dili, etmiştir âdet, şiar.


“Cömert”tir, etrafına verir hem fazla fazla,
Sırf kendi nefsi için kimseyi üzmez aslâ.


“Gıybet” nedir bilmez hiç, çekiştirmez kimseyi,
Nazarında her mü’min, kıymetlidir ve iyi.


Dünyaya zerre kadar itibar eylemez hiç,
Onu gören kimseyi, kaplar neş’e ve sevinç.


Öyle fazla korkar ki, Cehennemden, ateşten,
Kaçınır titizlikle, günah olan her işten.


Kışın evde sobaya koyarken kömür, odun,
O anda hâtırına, “Cehennem” gelir onun.


Her ne zaman, nerede sohbet etse bir ara,
Ölüm ve âhiretten bahseder insanlara.)


Bir gün de buyurdu ki; (İslâm âlimlerinin,
Yolunda yürüyenler azaptan olur emin.


Çünkü onların yolu “Ehli sünnet” yoludur,
Sağa sola sapmayan, orta ve doğru yoldur.


Bundan “Kıl ucu” kadar ayrılık olsa biraz,
Âhirette azabtan kurtuluş mümkün olmaz.


Gayesi “dünya” olan din adamlarından da,
Sakınıp, durmamalı az bile yanlarında.


Çünki onlar, dünyaya ederler dîni âlet,
Onlara aldananlar, helâk olur nihayet.


Hakiki bir Müslüman, düşünür hep dînini,
İslâma hizmet için, fedâ eder kendini.


Hattâ hizmet ederken, Allah’ın kullarına,
Kendi menfaatini getirmez hatırına.


Hak teâlâ her kimi, Allah’ın kullarına,
Hizmette kullanırsa, müjdeler olsun ona.


Bu dünya, âhiretin bir tarlası gibidir,
Burada, tohumları yemeyip, ekmelidir.


Böylece “Bir tâne”den, “Yediyüz” tâne almak
Mümkünken, ne fenâdır bunu elden kaçırmak.


Kardeşin kardeşinden, ananın evlâdından,
Kaçacağı gün için bir hazırlık yapmayan,


Dünya ve âhirette, zarar ve ziyandadır,
Muhakkak pişman olup, âkıbeti hüsrandır.


Aklı olan bir kimse, fırsat bilir bu ânı,
Hiç durmadan çalışıp, kazanır imtihanı.)

 

 

Ebül Feth-i Serahsî “kuddise sirruh” -2- 21/08/2000

 

En akıllı insan...


Bu zât bir sohbetinde buyurdu; (İyi ahlâk,
Her Müslüman olana, bu, elzemdir muhakkak.


Böyle olan, kimseyi, üzüp vermez eziyet,
Haktan gelen belâya, katlanır, bilir ni’met.


O, Rabbinden râzıdır, gelse de şer ve hayır,
Ni’metlere şükreder, gösterir şerre sabır.


Eşittir onun için, her bir ni’met ve belâ,
Der ki, “ikisini de gönderdi Hak teâlâ.”


Bir kimse kederliyken, görse onun yüzünü,
Ferahlanır, unutur cümle üzüntüsünü.


Kendi için kimseden, hiçbir şey etmez talep,
Herkesi râzı etmek, âdetidir onun hep.


Öyle çok muhabbeti vardır ki her insana,
Herkes ondan bahsedip, ederler meth-ü senâ.


Türlü meşakkatlere, bilir göğüs germeyi,
Etrafı ondan görüp, öğrenir sabretmeyi.


Haramlardan kaçarak, helâli eder talep,
“Allah’ın rızası”nı kazanmağa bakar hep.


“Allah için” sever ve buğzeder “Allah için”,
Münakaşa etmeğe, katiyyen vermez izin.


Dostlarına karşı hep, gösterir müsamaha,
Hatâları olursa, affeder her bir defa.


Nazarında makbuldür her mü’min ve Müslüman,
İyi bilir herkesi, olmaz onda sû-i zan.)


Bir gün de buyurdu ki; (Kim ki mal peşindedir,
O, büyük bir belânın ve derdin içindedir.


Hak teâlâ dünyaya vermezken değer, kıymet,
O, tam bunun aksine, verir çok ehemmiyet.


Ey insan, bilir misin, dünyanın aslı nedir?
Yaldızlanmış “necaset”, şeker kaplı “zehir”dir.


Halbuki cenab-ı Hak, akıl verip kullara,
Dünyanın iç yüzünü, haber verdi onlara.


Peygamberleri ile, onun bozukluğunu,
Haber verdi “Fâni” ve “Vefâsız” olduğunu.


Bu gaflet pamuğunu, atmalı kulaklardan,
Yoksa olmaz başka şey, yarın pişman olmaktan.


Birinin bedenine, hastalık gelse eğer,
Ondan kurtulmak için, ne kadar gayret eder.


Halbuki o kimsenin, asıl “Kalbi hasta”dır,
Lâkin, o hiç bu derdi umursamamaktadır.


Onu, “Sonsuz ölüm”e sürüklerken o illet,
O yine bu derdine, vermez hiç ehemmiyet.


Kalbin hasta olması, şöyledir ki, o gönül,
Allah’tan gayrısına, eylemiştir temayül.


Aklı olan, görerek işin vahametini,
Bu illetin yanında, dert bilmez ötekini.


Aklı kuvvetlendirmek için de bir Müslüman,
Ölüm ve âhireti düşünmeli çok zaman.)

 

 

Ebül Fethi Serahsî “kuddise sirruh” -3- 22/08/2000

 

Pişman olmamak için...


Allah adamlarından bir büyük evliyâ zât,
Tesirli sözleriyle, ederdi hep nasihat.


Derdi ki; (Ey insanlar, elbette var Cehennem,
O, dünya ateşinden daha şiddetlidir hem.)


Günah işleyenleri görse idi o şayet,
Sonlarını düşünür ve üzülürdü gayet.


Kızmaz, lâkin çok acır, şefkat ederdi ancak,
Derdi; (Aman yâ Rabbî, bunlar nasıl yanacak?


Gaflet içindedirler, gerçeği görmüyorlar,
Halbuki önlerinde çok şiddetli azab var.


Kızmak değil, acımak lâzım gelir bunlara,
Zîra kızmak olur mu gözü kör olanlara?


Nasıl ki bir âmâya lâzımsa yol göstermek,
Gerekir bunları da, gafletten îkaz etmek.


İşte ey kardeşlerim, îmanı olan kişi,
Nasıl işleyebilir günah olan bir işi?


Biri görecek olsa, o fiili işlerken,
Hayâ edip vazgeçer, o işi işlemekten.


Halbuki Allah her an, görüyor kendisini,
Ve biliyor kalbinden neler geçirdiğini.


O, Onu görmese de, görüyor onu Allah,
Bunu bilen bir kişi, nasıl işler bir günah?


Yaptığı her bir işi, kaydediyor melekler,
Mahşerde bunlar ona, sorulur birer birer.


Her neyi, ne niyetle yaptı ise, muhakkak,
Hepsinin hesabını, soracak cenab-ı Hak.)


Bir gence mektup yazıp, buyurdu ki; (Evlâdım,
Her gün yaklaşıyoruz ölüme adım adım.


Bir kul ki, hep günahla geçirirse ömrünü,
Ne özür ve bahane bulur o mahşer günü?


Bir kul, Yaradan’ına ederse her gün isyan,
Yarın mahcub olmaz mı, mahşer günü o insan?


Ömrünü hep günahla geçirirse, sonunda,
Nasıl cevap verir o, Rabbinin huzurunda?


Daha ne güne kadar böyle gaflet olacak?
Kulaklardan bu pamuk ne vakit atılacak?


Ey oğlum, sözlerime kulak ver, dinle iyi,
Bir gün kaldıracaklar gözlerden bu perdeyi.


Ve yine çok yakında gelecek ki bir zaman,
Bu gaflet pamuğunu, atarlar kulaklardan.


Fakat hiç faidesi olmayacak bunların,
Bilâkis bir pişmanlık olacak ona yarın.


Ölüm uyandırmadan, uyanalım ki şu an,
Yüzümüz ak olarak, verelim Allah’a can.


Öyle yaşamalı ki, kul bu kısa ömründe,
Mahcubiyet olmasın, yarın mîzan önünde.


Velhâsıl âhirette kurtulabilmek için,
İslâma tam uyması lâzım gelir kişinin.)