Ebû Türab Nahşebî “kuddise sirruh” (1) 26/10/1999

 

Tatlı dil güler yüz


Bu zâta sordular ki; (Halk içinde bir velî,
Ne şekilde tanınır, ve nasıl olur belli?)


Buyurdu ki; (Evliya, dostudur Rabbimizin,
Onları anlamaya, aklı ermez herkesin.


Tatlı dil, güler yüzü, o hep şiar etmiştir,
Ve çok merhametiyle temayüz eylemiştir.


Aslâ asık olarak, kimse görmez yüzünü,
Zira gömer kalbine, o her üzüntüsünü.


İnsanlar arasında, gündüzleri gülse de,
Ağlar yalnız kalınca, karanlık gecelerde.


Kusurunu düşünüp, Allah’tan hicab eder,
(Nasıl cevap veririm mahşerde Rabbime) der.


Pişman, nâdim olarak, tövbe eder hep dili,
Gözünden akan yaşlar, ıslatır bir mendili.


O böyle hüzünlenip, ağlarsa da her gece,
Onun iş bu halini, Allah bilir sadece.


Sabah yine ihlâsla hizmetlerine başlar,
Tebessümlü haliyle, etrafa neşe saçar.


Her kimin derdi olsa, doğruca ona gelir,
Onun bir çift sözüyle, ferahlanır, sevinir.


Ne kadar üzüntülü olsa da ona giden,
Onu bir an görünce, ferahlar kalbi birden.)


Yine bir sohbetinde buyurdu ki; (Bir kimse,
Kalbi Allah’tan gayri bir şeyi görmez ise,


“Fena” ve “Beka” denen makama vasıl olur,
Bu yolda en nihayet aranılan da budur.


İslâmın hakikati buradadır ki hattâ,
“Velî” veya “Evliya” denir böyle bir zata.


Burada nefis dahi, küfürden olur halâs,
İmânla şereflenip, kazanır hem de ihlâs.


O artık râzı olur, Rabbin her yaptığından,
Allahü teâlâ da, razı olur o kuldan.


Kendisini beğenmek belâsından kurtulur,
Hiç günah işleyemez bir hale gelmiş olur.


Para mal, mevki makam gibi dünyalıklardan,
Tamamen kurtulmuştur, hiç tad almaz bunlardan.


Zira o, bu şeylerden tamamen vaz geçmiştir,
Kendini, “Allah için” artık feda etmiştir.


Nefis bu itmînana kavuşursa ne zaman,
“İslâm-ı hakiki”yle şereflenir o insan.


Yani “Hakiki iman” nasib olur nihayet,
Artık hakiki olur yaptığı her ibadet.


Bu “Hakiki iman”la her kim ki şereflenir,
Peygamberliğe mahsus kemaller ona gelir.


“(Âlimler Nebilerin varisleridir)” diye,
Kavuşur bu hadiste buyurulan müjdeye.


Bütün bu kemallerin kökü, İslâmiyettir,
Yâni farzları yapıp, günahtan el çekmektir.

 

Ebû Türab Nahşebî “kuddise sirruh” (2) 27/10/1999

 

Allah adamlarından olan bu mübarek zât,
“Evliyalık” hakkında verdi şöyle izahat:


(O, öyle kimsedir ki, her kim görse yüzünü,
Ferahlanır, unutur cümle üzüntüsünü.


Zîra Allah, onlara vermiştir böyle haslet,
Onu gören kimsede, kalmaz gam ve kasavet.


“Dine hizmet” etmektir onun tek düşüncesi,
Bunu düşünmek ile geçer gün ve gecesi.


Onun bu hareketi, “Allah için” olur hep,
Şahsı için kimseden, hiçbir şey etmez talep.


Din için sarfetse de, binlerce dirhem dinar,
Dünya muhabbetini, kalbine sokmaz zinhar.


Çünki yoktur bir işi, onun para pul ile,
Dünyalık hiçbir şeye, dönüp de bakmaz bile.


Dine hizmet uğrunda, çok çalışsa da, fakat,
Hiç kendi şahsı için, düşünmez bir menfaat.)


Bir gün de buyurdu ki; (Bir inançtır ki îman,
Azalıp çoğalması olamaz hiçbir zaman.


Azalıp çoğalırsa bir inanış eğer ki,
Ona, îman değil de, “Zan” denir elbette ki.


Allah’ın beğendiği ibadet ve taatlar,
Yapılınca, o iman cilâlanır ve parlar.


Lâkin beğenmediği haramlar işlenince,
Bu sefer lekelenir ve kararır iyice.


O halde bir imanda azalmak ve çoğalmak,
Amellerden, işlerden ileri gelir ancak.


Yani iyi amel ve ibadet yapılması,
Suretiyle imanın çoğalır parlaması.


İşte, ibadetlerle parlayınca bir îman,
Böyle olan îmana “Çok” dedi bazı insan.


Haram işleyince de, o parlaklığı gider,
Buna dahi “Az” dedi, yine bâzı âlimler.


“Ebu Bekr’in imanı, ümmetin îmanından,
Ağırdır” hadisi de, ediyor bunu beyan.


Bu hadisi şerifte buyurulan ağırlık,
Cilâ ve parlaklığı gösterir gayet açık.)


Yine bir sohbetinde, şöyle buyurmaktadır;
Dünyada en güzel, şey Rabbini tanımaktır.


Bu “Hakiki îman”da, nefsi emmare dahi,
İman ve itminana kavuşur bizatihi.


Bu zamandaki iman, hakiki iman olur,
Bu iman, bozulmaktan, yok olmaktan korunur.


Resulullah buyurdu; (“Yâ Rabbî, ihsanından,
Bir îman istiyorum, sonu küfür olmayan.”)


Ve Nisâ sûresinde buyuruldu ki yine;
“Mü’minler, iman edin Allah ve Resulüne.”


Yani buyuruldu ki; “Yaparak çok ibadet,
Tam, hakiki imana kavuşun en nihayet.”)