Ebû Süleyman-ı Dârâni “kuddise sirruh” -1- 13/10/1999

 

Sırat köprüsü...


Allah adamlarından âlim ve velî bir zât,
Her gün talebesine ediyordu nasihat.


Talebesinden biri sordu ki ona bir gün,
(Efendim, aslı nedir bu “Sırat köprüsü”nün?


Denir ki, “Kıldan ince, ve kılıçtan keskindir”
İş bu ifadelerden ne anlamak gerekir?)


Buyurdu ki; (Evladım ,”Sırat” haktır elbette,
Cehennem üzerinde kurulur âhirette.


Mü’minler kolaylıkla geçerek bu köprüden,
Cennete girecektir bunu müteakiben.


Ve lâkin kâfirlerin ayakları kayarak,
Cehennem ateşine düşerler horlanarak


Gerçi “Sırat köprüsü” dense de ona yine,
Benzemez bildiğimiz dünya köprülerine.


Zîra dâr-ı ukbâ’da, her ne ki varsa eğer,
Dünyada olanlara, sadece adı benzer.


Meselâ bir talebe olmak için muvaffak,
“İmtihan köprüsü”nden geçirilir muhakkak.


Halbuki hiç köprüye benzemez imtihan da,
Çok kişi geçtiğinden, “Köprü” denir buna da.


Sırat köprüsünden de, geçer bütün insanlar,
Mü’minler kolay geçip, “Ateş”ten kurtulurlar.


Ve lâkin kâfirlere, gelir bu güç ve ağır,
Ayakları kayarak, ateşe yuvarlanır.)


Yine bir sohbetinde şöyle buyurmaktadır;
İslâmın bir “Suret”i, ve bir de “Aslı” vardır.


İslâmın sûretine kavuşunca bir insan,
Nefsi îman etmemiş, olmamıştır Müslüman.


Bunlar, yalnız “kalp ile” inanmışlardır, ama,
Nefsleri girmek ister, her günah ve harama.


Bir nefis ki, inkârda olunca tabii ki,
İman ve ibadetler elbet olmaz hakiki.


Ve lâkin Hak teâlâ, pek çok merhametlidir,
^^İmanın sûretini kabul eylemektedir.


Sırf “Kalbin îmânını” kabul edip O yine,
Sokacak onları da, ebedî Cennetine.


Sırf kalbin îmânının kabul buyurulması,
Nefsin îmânının da, yani şart olmaması,


Allahü teâlânın, çok büyük ihsânıdır,
Ve lâkin Cennetin de, “Sûret” ve “Aslı” vardır.


İmânın sûretine kavuşmuşsa bir kimse,
Cennetin sûretinden alır o, pay ve hisse.


Kim ki hakikatine kavuşmuşsa îmanın,
Cennette hakikatten pay alır o da yarın.


İmanın sûretine, bir de hakikatine,
Kavuşan iki mü’min, Cennete girdiğinde,


Aynı meyvelerinden yiyeceklerdir, fakat,
Her biri başka başka alacak lezzet ve tad.)

 

Ebû Süleyman-ı Dârâni “kuddise sirruh” -3- 14/10/1999

 

Garib, yolcu, mevtâ...


Evliya-yı kiramdan olan bu mübarek zât,
Bir günkü sohbetinde, şöyle etti nasihat:


(Ey insan, bu dünyada eyleme ki hiç gaflet,
Bu ömür bir gün bitip, ölüm gelir âkıbet.

,
Bilesin ki bu dünya, fanidir, değil bâki,
Elbet sen de olursun, bir gün Hakk’a mülâki.


Zevk alma bu dünyanın, aslâ hiçbir şeyinden,
Bir an “Sevinç” olsa da, “Keder” gelir peşinden.


Öyle bir ömür sür ki, yine sen bu hayatta,
Say kendini ya “garib”, ya “yolcu”, ya da “mevtâ”


Madem ki ölüm sana gelecektir an karib,
Öyleyse bil kendini, bu dünyada bir garib.


Farzet ki vâsıl oldun, bir yabancı diyara,
Yok gidecek bir yerin, yok elinde hiç para.


Ne evin var, ne barkın, ne tanıdık bir insan,
Derdini anlatmağa, bilmiyorsun dil, lisan.


İşte böyle kalınca, tam bir garip, bîçare,
Allah’a sığınmaktan gayri kalmaz bir çâre.


Hakiki dost olarak, bil öyleyse Rabbini,
O, senden iyi bilir, zîra senin hâlini.


Ayrıca sen kendini “yolcu” bil bu dünyada,
Geri dönmemek üzre ehline ettin vedâ.


Vasıta bekliyorsun, bir yere gitmek için,
O anda bir dünyalık düşünebilir misin?


Deseler ki, “Şurada, çok kıymetli bir ev var”
O anda hiç bu seni, eder mi alâkadar?


Zîra sen, bavulunla çıkmışsın yola artık,
Hiç ilgilendirir mi, seni mal ve dünyalık?


Dersin ki, “(Ben yolcuyum, ne yapayım emvâli?)”
İşte, halis mü’minin dünyada budur hâli.


O bilir ki, bu dünya, bir köprüdür nihayet,
Hemen geçip gitmektir, en akıllı hareket.


Veyahutta dünyada “ölmüş” bil sen kendini,
Düşün ki dedelerin, ecdadın nerde, hani?


Bir mü’min, kendisini sayarsa ehli mevtâ,
Bağlanmaz kalbi ile, bu vefasız dünyaya.


Çünki iyi bilir ki, bu hayat, sanki hayal,
Ve bu dünya, sonunda, bulacak bir gün zevâl.


O der ki, madem ölüm gelecektir muhakkak,
Öyleyse bunun için lazımdır hazırlanmak.


Bir şey muhakkak ise, “oldu” bilir o bunu,
Rabbine ihlâs ile, yapar tam kulluğunu.


Ağır bir söz söylerse, bir mü’min kendisine,
Sabredin cevap vermez, hakim olur nefsine.


Geçim sıkıntısından olsa da mutazarrır,
Uzanmaz haram mala, gösterir yine sabır.


Rabbinin emrettiği ne varsa farz ve sünnet,
Hepsini îfa edip, verir çok ehemmiyet.)