Ebû Muhammed Rasbî “kuddise sirruh” -1- 11/07/1999

Allah’tan korkun!


İslâm âlimlerinden, âlim ve velî bir zât,
Ederdi insanlara, çok öğüt ve nasihat.


Derdi ki; (Başkasından, sana bir söz taşıyan,
Senden de başkasına, götürür başka zaman.


Kim ki dünya malına, düşkün olursa eğer,
Hak teâlâ o kulu, hakir ve zelil eder.


Ve Allah bir kuluna, hayır murad ederse,
Hep hayırlı işlerle, meşgul olur o kimse.


Rabbini seven kişi, ayrıca korkar Ondan,
Her an Onu düşünür, yüz çevirir dünyadan.


Allah’tan korkan ise, şefkatlidir be gayet,
Onun mahluklarına, acır, eder merhamet.)


Bir gün bu evliyaya, gelerek bir Müslüman,
Dedi, (Benim kızımı, istiyor hayli insan.


Tereddütte kaldım ki, “Hangisine vereyim”
Bu hususta acaba, neye dikkat edeyim?)


Buyurdu ki; (Kızını, Allah’tan korkana ver,
Eğer onu severse, zaten iyilik eder.


Yok, kızını sevmezse, kötülük yapmaz ona,
Zira Allah’tan korkan, zulmetmez hanımına.)


Bu velînin yanına, geldi bir gün birisi,
Dedi ki; (Gıybet etti, filan kes bugün sizi.)


Buyurdu ki; (Ne için gitmiş idin evine?)
Dedi; (Davet etmişti, yemek ziyafetine.)


Buyurdu ki; (Ne ikram eyledi size o zât?)
Dedi ki; (Çok çeşitli yemek ile meşrûbat.)


Buyurdu; (Sakladın da, bunları içinde hep,
Şu bir çift sözü niye, saklayamadın acep.)


Sonra az hurma verip, bunu haber verene,
Buyurdu; (Götür bunu, beni gıybet edene.


O benim günahımı, kendi üstüne almış,
Böylelikle bana çok büyük iyilik yapmış.


O bana böyle büyük iyilik etti diye,
Ben de bu hurmaları, ona ettim hediye.


O kimseye söyle ki, bakmasın kusuruma,
İyiliğine karşı, çok az oldu bu hurma.)


Bir gün de kendisine, ettiler ki şöyle arz;
(Efendim, tasasvvuftan bahsedin bize biraz.)


Buyurdu ki; (Tasavvuf, Allahü teâlânın,
Sevgi ve rızasına, varmasıdır insanın.


Bu rızâ ve sevgiye, kavuşmak için dahî,
Bir vâsıta, bir rehber, gereklidir tabii..


“İnsan-ı kâmil”dir ki, bu vasıta ve rehber,
Olmadan, maksuduna zor ulaşır müminler.


Talebe hocasını ne kadar çok severse,
Kavuşur o miktarda, çok bereket ve feyze.


Peygamber-i zîşan’ın, kalbinden çıkan nûrlar,
Evliya-yı kiramın, kalbinden yayılırlar.)

 

Ebû Muhammed Rasbî “kuddise sirruh” -2- 12/07/1999

Kabre girdiğinde!..


Evliya-yı kiramın, en büyüklerindendir,
Nasihatleri ile, kalpleri etti tenvir.


Bir günki sohbetinde, buyurdu ki; (Ey insan,
Unutma ki dünyada, imtihandasın şu an.


Bugün sen yeryüzünde, dolaşırsın, gezersin,
Ve lâkin bir gün gelir, ölüp kabre girersin.


Şimdi hep sevdiklerin, yanındadır bu günde,
Lâkin “Yalnız” kalırsın, kabire girdiğinde.


Şimdi onlar sana hep, yardım ederler ancak,
Öyle bir gün gelir ki, hepsi senden kaçacak.


Her ne ki işledinse, gizli açık dünyada,
Hepsi arz edilecek, Rabbimize orada.


Zira senin yaptığın, en küçük işler bile,
Bir bir kayda geçiyor, melek vasıtasıyle.


Bil ki imtihandasın, ey insan sen şu anda,
Öyle amel eyle ki, kaybetme imtihanda.


Sana, bu sözlerimin “İlaç”tır her birisi,
Ve lâkin kullanmazsan, hiç olmaz faidesi.)


Bir gün de buyurdu ki; (Allah dostu veliler,
Kararmış gönüllere, feyiz ve nur verirler.


Lâkin bu büyükleri, her kim ki incitse az,
Veyahut inanmazsa, bu feyze kavuşamaz.


Eğer ki azalırsa, muhabbeti, sevgisi,
Azalır o nisbette, ondan istifadesi.


Feyz alabilmek için, şarttır sevgi, muhabbet,
Sevgisi çoğaldıkça, feyiz de artar elbet.


Birlikte olanlara, daha çok feyiz gelir,
Onun bereketiyle, îmanı kuvvetlenir.


Artar İslâmiyete, uyma arzu meramı,
İğrenç ve çirkin görür, her günah ve haramı.


Rehber, İslâmiyetten taviz verirse biraz,
Böyle olan bir kimse, aslâ rehber olamaz.


Kendini “Mürşid” diye, tanıtırsa eğer ki,
Zararı faydasından çok olur elbette ki.


Böyle olan kimseler “Yol kesen” gibidirler,
Halkı, Hakk’ın yolundan, alıkoyuverirler.


Bu gibiler, yırtıcı, vahşi hayvan gibidir,
Ve hatta onlardan da, daha tehlikelidir.


Zira aslan, insanın, alır yalnız canını,
Bunlar ise alırlar, dinini, imanını.


Hakiki bir mürşid’in, alâmetleri vardır,
O zât hâlis ve muhlis bir “Allah adamı”dır.


O, yalnız âhirete, döndürmüştür yüzünü,
Onu gören, unutur, cümle üzüntüsünü.


İslâma hizmet için, çok çalışır o, fakat,
Hiç kendi şahsı için, düşünmez bir menfaat.


Vardır onun kalbinde, yalnız aşk-ı ilâhi,
Onda dünya sevgisi, bulunmaz çok az dahi.

 

Ebu Muhammed Rasbî “kuddise sirruh” -3- 13/07/1999

Tövbeyi geciktirme!


Sünnete tâbi idi, her iş ve harekette,
Buna, daha titizlik gösterirdi yemekte.


Derdi ki; (Yemek yerken, edebi gözetiniz,
Kendinizi Allah’ın huzurunda biliniz.


Şunu unutmayın ki, yediğiniz yemekler,
Rabbimizin verdiği, ni’mettir hepsi birer.


Kendi talebesiyle, yemek yerken faraza,
Birisi, gaflet ile, ağzına lokma alsa,


İkaz edip derdi ki, hemen o talebeye;
(Rabbinin huzurunda olduğunu bil de ye.


Yalnız O’nu hatırla, düşünme bir şey aslâ,
Zira O, sana senden, yakındır daha fazla.)


“Öfke” ve “Gaflet” ile, pişti ise bir yemek,
Onu, kolayca anlar ve yemezdi onu pek.


Bir gün bir talebeyi, gitmişti ziyarete,
Yemek ikram eyledi, o dahi bu “Hazret”e.


Yemeyip buyurdu ki; (Bu yemeği pişiren,
Gadaplı ve kızgınmış, yemeği pişirirken.


Böyle pişen yemekte, olmaz hayır bereket,
Yiyene şifa değil, olur bir dert ve illet.)


Yine bir sohbetinde, buyurur ki bu âlim;
(Herhangi bir günahı, işler ise eğer kim,


Hemence kalbi ile, tövbe eylemelidir,
Sonra da dili ile, istiğfar etmelidir.


Gizli olan günaha, gizli tövbe etmeli,
Âşikar olana da, âşikar eylemeli.


Lâkin her hâlükârda, günah yapıldığında,
Tövbeyi, gecikmeden yapmalıdır ânında.


Zîra işlendiğinde, bir günah ve seyyiat,
Melekler günah yazmaz, o kimseye üç saat.


O, bu müddet zarfında, tövbe ederse eğer,
Hiçbir günah yazmazlar, o kimseye melekler.


Eğer tövbe etmezse, bir günah yazar melek,
Daha büyük günahtır, tövbeyi geciktirmek.


Tâ ölünceye kadar, tövbe kabul olunur,
Kalp ile tövbe eden, elbette ki affolur.


“Takvâ” hâli, insanda, huy ve ahlak olmalı,
Yani kendiliğinden, devamlı yapılmalı.


Ve hem de haramlardan, sakınmak tam ihlâsla,
Emirleri yapmaktan, mühimdir daha fazla.


Çünkü nefsi ezmek ve kalbi temizlemekte,
Bu, daha tesirli ve faydalıdır elbette.


Zira iyi işleri, yapabilir her insan,
Fakat yalnız “Sıddîklar” yapmazlar günah, isyan.


Allahü teâlânın, ihsanına da ancak,
Verâ ve zühd sahibi olanlar kavuşacak.


Verâ sahibi ile, oturmak ibâdettir,
Onun ile konuşmak, rahmet ve berekettir.