Ebû Bekr-i Şiblî “kuddise sirruh” -1- 04/08/2000
Ölüm, köprüdür
Allah adamlarından, bir büyük evliyadır,
Kalplere tesir eden, nasihatleri vardır.
(Bu dünya nedir?) diye, sordular bir gün Ondan.
(Burada olan her şey, sayılır mı dünyadan?)
Buyurdu ki; (Bu dünya, tarladır âhirete,
Faydalı tohum eken, kavuşur çok nimete.
Kadın çocuk, mal mevki ve makam düşüncesi,
Allah için olmazsa, “Dünya” olur cümlesi.
Ve lâkin Allah için kullanılırsa bunlar,
Dünya değil, bilâkis, âhiretten olurlar.
Dünya ile âhiret, zıddır birbirlerine,
Birinden uzaklaşan, yaklaşır diğerine.
Bir iş, “Dîne muvafık” yapılır ise şayet,
Dünya ve ahirette olur büyük sâadet.
Kul, Rabbinin emrine, Resûlün sünnetine,
Uymaz, düşkün olursa, şehvet ve lezzetine,
Şu yolcuya benzer ki, kafileden ayrılır,
Hayvanının süsü ve palanıyla uğraşır.
Yol arkadaşlarına, uydurmayınca ayak,
Helâk olur sonunda, çölde yalnız kalarak.
Bunun gibi bir insan, unutup Sâhibini,
Bilmezse yaratılış hikmet ve gayesini,
Tâbi olur tamamen, hevâ ve hevesine.
Dalıp gider dünyanın türlü meşgalesine.
“Ölüm”e, hazırlıksız yakalanır nihayet,
Böyle olan kimseyi, bekler büyük felâket.
Yine bir sohbetinde buyurdu; Hak teâlâ,
Resûlünün yolunda bulundursun evvelâ.
Çünkü insan, ne kadar yaşasa da, nihayet,
Muhakkak âhirete edecek bir gün avdet.
Enbiyâ sûresinde şöyle buyurmaktadır;
(Her bir canlı, muhakkak, ölümü tadacaktır.)
Hadiste buyuruldu; (Her kimin ömrü uzun,
İbâdeti de çoksa, ona müjdeler olsun.)
Bir köprüye benzer ki, ölüm açık, âşikar,
Ölümle kavuşurlar, ma’şûkuna âşıklar.
Bütün Hak âşıkları, ölümü düşünerek,
Tesellî bulmaktadır, onu hayal ederek.
Ankebût sûresinin beşinci âyetinde,
Şöyle buyuruluyor, bu mevzu üzerinde:
(Ey Rabbine kavuşmayı istiyenler, bilin ki,
O’na kavuşma vakti, gelecek elbette ki.)
Ve lâkin nefsine ve şeytana tutulanlar,
Bir “Allah adamı”na, kavuşmamış olanlar,
Yukardaki müjdeye, elbet dahil değildir,
Onlar, zarar ziyanda ve hep başı yerdedir.
Allah, bizi ve sizi, yüz çevirip herşeyden,
Kendine bağlanmayı nasip eylesin hepten.)
Ebû Bekr-i Şiblî “kuddise sirruh” -2- 05/08/2000
Sırat köprüsü
İslâm âlimlerinden büyük âlim ve velî,
Nasihati herkese olurdu faideli.
Talebesinden biri sordu ki ona bir gün;
(Efendim, aslı nedir, bu Sırat köprüsünün?
Denir ki, kıldan ince ve kılıçtan keskindir,
Acep bu ifadeden ne anlamak gerektir?)
Buyurdu ki; (Evlâdım, Sırât haktır elbette,
Cehennem üzerine kurulur âhirette.
Mü’minler kolaylıkla geçerek bu köprüden,
Cennete girecektir, bunu müteâkiben.
Ve lâkin kafirlerin ayakları kayarak,
Cehennem ateşine düşerler hor olarak.
Gerçi “Sırat Köprüsü” denilse de ismine,
Benzemez bildiğimiz dünya köprülerine.
Çünkü öbür âlemde, her ne ki varsa eğer,
Dünyada olanlara, sadece adı benzer.
Meselâ bir talebe, olmak için muvaffak,
“İmtihan Köprüsü”nden, geçirilir muhakkak.
Halbuki hiç köprüye benzemez imtihan da,
Çok kişi geçtiğinden, köprü denir buna da.
Sırat köprüsünden de, geçer o gün cümle nâs,
Mü’minler kolay geçip, “Ateş”ten olur halâs.
Lâkin kâfir olana, gelir bu güç ve ağır,
Ve ayağı kayarak, ateşe yuvarlanır.)
Bir gün de buyurdu ki; (Mevlâmız hepimizi,
Dünya ve âhiretin, iyisi, efendisi,
Olan Resûlullah’a, her işte, tam ve kesin,
Uymak seâdetiyle, her an şereflendirsin.
Çünkü cenab-ı Allah, Ona tâbi olmayı,
Çok sever her bir işte, aynen O’na uymayı.
O’na tâbi olmanın, ufak bir zerresi hem,
Üstündür âhiret ve dünya nimetlerinden.
Meselâ, O Resûle tâbi olan bir kimse,
Eğer gün ortasında, bir miktar uyur ise,
Hiç O’na uymaksızın, senelerce çok tâat,
İbadet eylemekten, üstündür hem de kat kat.
Çünkü “Kaylûle etmek” yâni bir parça her gün,
Öğleden önce yatmak, âdetiydi Resûlün.
Yine O Peygambere, uymayı düşünerek,
Bayram günü hiç oruç tutmayıp, yiyip içmek,
Hiç O’na uymaksızın, senelerce tutulan,
Oruçlardan kat be kat üstündür yine bundan.
Ve meselâ fakire, yine O’na uyarak,
Az birşey verilirse, eğer “Zekât” olarak.
Dağlar kadar altını, kendi arzusu ile,
Tasadduk eylemekten, efdaldir yine böyle.
Çünkü işin esâsı, O Resûle uymaktır;
Her işte, her amelde, O’na tâbi olmaktır.)
Ebû Bekr-i Şiblî “kuddise sirruh” -3- 06/08/2000
Sırat’tan geçmek...
Bu zât bir sohbetinde, buyurdu ki; (Ey insan,
Bil ki, herkes mahşerde, geçecektir Sırat’tan.
Mü’minler bu köprüden kolaylıkla geçerler,
Cennete, ebediyyen girip neşelenirler.
Ve lâkin Müslümanlar, Sırat’a girdiği an,
Kimi yavaş, kimi de, hızlı geçer o zaman.
Kimi “Yıldırım” gibi, ilerlerken Sırat’ta,
Kimi de gider sanki, “hızlı koşan bir at”ta.
Günahı çok olup da, ameli olmayan pek,
Geçer sırat üstünde, “yerde emekleyerek.”
Ve lakin Müslümanlar, gitse de düşe kalka,
İmanı hürmetine, halâs olur mutlaka.
Kim titiz davranırsa, dînin emirlerinde,
Rahat ve kolay geçer, Sırat’ın üzerinde.
Bu hususta ne kadar gösterirse çok dikkat,
Sırat, ona o kadar, olur geniş ve rahat.
Kim gevşek davranırsa, İslâma tabiyette,
Sırat, o kimseye de, daralır o nisbette.
Hâsılı bu dünyada, dînin emirlerinde,
Gösterilen gayret ve titizlik nisbetinde,
Sırat köprüsü dahî, olur rahat ve geniş,
Yâni İslâma uygun yaşamaktır bütün iş.
İslâma tam olarak uymak için bir kimse,
Kılı kırk yarar gibi, titizlik gösterirse,
Kurtarır bu kişiyi, dinde bu titiz hâli,
Geçer Sırat üstünden “Uçan bir kuş” misâli.
Bir başka Müslüman da, fazla incelemezse,
Dîne tam uymak için, titizlik göstermezse,
O da, mahşer gününde pişman olur muhakkak,
Zîra geçer Sırat’tan, bir hayli zorlanarak.)
Bir gün de buyurdu ki; (Her şeyden daha evvel,
Doğru îman, itikad edinmeli mükemmel.
Sonra, Resûlullaha uymalıdır her zaman,
Zîra O’na uymakla, şeref bulur her insan.
Lâzım ve zarûridir, herkese “İman etmek”,
Zîra bu, Rabbimizin emridir bize tek tek.
İman eden bir kimse, yapar bütün farzları,
Ve terk eder bilcümle, haram ve günahları.
Resûle, îman etmek, kime olsa müyesser,
O’nu, mal ve canından elbette fazla sever.
O’nun bu sevgisinin şudur ki işâreti,
Mekruhlardan kaçınıp, yapar her bir sünneti.
O’na, mübahlarda da, ne kadar uysa insan,
Olur o, o derece, kâmil, olgun Müslüman.
Bir kimse îman edip, emirleri yaparsa,
O kişi, bu hâliyle Müslümandır hülâsa.
Eğer dîne uyması, bozuk olursa şayet,
Onun müslümanlığı bozuk olur nihayet.)