Ebu Bekr-i Verrak “kuddise sirruh” (1) 12/09/1999

 

Yürüyen ölü olmak...


Bu zat bir sohbetinde buyurdu; (Ey cemaat,
Gözünüzü açın ki, çabuk geçer bu hayat.


Öyle yaşayınız ki, bu dünyada siz hatta,
“Yürüyen ölü” gibi, bulunun bu hayatta.


Hadiste buyurdu ki, O Hüdâ’nın Habibi,
(Olun siz bu dünyada, garip ve yolcu gibi.)


Hadisin devamında buyurdu sonra hemen;
(Addedin kendinizi, yahut kabir ehlinden.)


“Garip olmak” şudur ki, hiç kimseyi tanımaz,
Her derdini, sadece, sahibine eder arz.


“Yolcu gibi” olmanın, şudur ki mânâsı da,
Gözü olmaz dünyanın, malı ve parasında.


Bir “Âhiret yolcusu” bilir zira kendini,
Asla sokmaz kalbine, dünya muhabbetini.


Kendini “Ölü gibi” addetmek de şöyledir,
Öldü ölecek gibi, ölümü yakın bilir.


Böyle olmak, elbette kıymetlidir bu dinde,
En yüce bir rütbedir, hatta Allah indinde.


Nitekim böyle idi, hazreti Ebu Bekir,
Onun hali, bu babta, en canlı bir örnektir.


Ölüme öyle yakın bilirdi ki kendini,
Üstünde zannederdi, hatta o kefenini..


“Yürüyen ölü görmek isterse her kim eğer,
Ebu Bekir’e baksın” buyurmuştur Peygamber.)


Bir günde buyurdu ki; (Tasavvufta çok yollar,
Varsa da, tek kaynaktan hepsi de feyz alırlar.


Kaynak, Resulullah’ın mübarek kalpleridir,
Herkese, bu kaynaktan himmet ve yardım gelir.


Eshab, bu feyizleri kaynağından aldılar,
Tabiin-i kiramın kalplerine yaydılar.


Onlar da bu nurları, Tebe-i tabiine,
Böylece kalpten kalbe, ulaştı tâ bugüne.


İşte bu feyizlere kavuşabilmek için,
Bulunması lazımdır, bir evliya kişinin.


Böyle bir evliyayı, kim bulur, sever ise,
Kavuşur o velinin, kalbindeki feyize.


Bir hadisi şerifte buyurdu ki O Server;
(Evliyayı anmak da, günahları temizler.)


Yine bir hadisinde şöyle bildirmektedir,
(Âlimlerin yanında bulunmak, ibadettir.)


Ve yine bir hadisi şöyledir O Server’in;
(Takvânın tek kaynağı, kalbidir âriflerin.)


Bir hadisi şerifte, buyuruldu ki; (Zikir,
Nafile sadakadan, daha faidelidir.)


Başka bir hadisinde, buyurdu ki O Server;
(Allah’ı hatırlamak kalpleri temiz eder.)


“Tasavvuf”, mahlukattan ümidini kesmektir,
Yalnız Hakk’a güvenip, O’na kulluk etmektir.)

 

Ebû Bekr-i Verrak “kuddise sirruh” (2) 13/09/1999

 

Halis mü’min...


Allah adamlarından alim ve velî bir zât,
Tesirli sözleriyle, ederdi çok nasihat.


Bir gün talebesine buyurdu; (Mü’min olmak,
En büyük bir rütbedir, Hak indinde muhakkak.


“Halis mü’min” olmaktan kıymetli, daha üstün,
Bundan daha şerefli bir rütbe var mı bugün?


Bu rütbeden başka şey düşünmek felâkettir,
Zira bu, o zirveden aşağıya düşmektir.


Hazreti Ömer Faruk, bir grup eshabiyle,
Çıktılar Medine’den, Şam’a gitmek azmiyle.


Var idi kendisinin sadece bir devesi,
Gelirdi yanısıra “Mugire” nam kölesi.


İkisinin bineği tek bir deve olunca,
Sırayla binerlerdi, deveye yol boyunca.


Şam’a vâsıl olunca, kafile en nihayet,
Deveye binmek için, köleye geldi nöbet.


Lâkin râzı olmadı, buna eshabı güzin,
Hemen arz ettiler ki; (Yâ emirel mü’minin.


Her ne kadar bu nöbet, gelse de Mugire’ye,
Şam’a gelmiş bulunduk, siz binseniz deveye.


Zira yaya görünce, sizi merak edenler,
Yanılıp, kölenizi halife zannederler.)


O zaman buyurdu ki; (Mugire’nindir nöbet,
Deveye ben binersem, nerde kalır adalet.


İslâmın nuru ile, aydınlandı kalbimiz,
Resulün ahlâkiyle, düzeldi her halimiz.


Verilmişken bizlere, eshab olmak ni’meti,
Deveye binmemizin, var mıdır bir kıymeti!


Ne büyük bir üstünlük, iyi düşünsenize,
Eshab olmak nimeti, kafi değil mi bize?)


Bir gün de buyurdu ki; (Bu dünya bir imtihan,
İmtihanı kaybetmek, olur büyük bir hüsran.


Onun için şimdi siz, bütün gücünüz ile,
O Resulün yoluna sarılın ihlâs ile.


Emr-i bil ma’ruf ile, nehyi münker yapmağı,
Unutulmuş bir emri meydana çıkarmağı,


Mühim vazife bilip, bu yolda çalışınız,
Lakin bunu yaparken, fitne çıkarmayınız.


Rüya ve hayallere, güvenmeyiniz sakın,
Bilakis uyanıkken, ele geçene bakın.


Kul, rüyada kendini, “padişah” görse eğer,
Hakikat olmayınca, verilir mi hiç değer?


Hakikat olsa bile, büyüklük sayılır mı?
Cehennem azabından, insanı kurtarır mı?


Aklı olan, gönlünü bu şeylere bağlamaz,
Rabbinin beğendiği şeyleri yapar esas.


Düşünür ki bu dünya, bir “İmtihan yurdu”dur,
Âhirete yarayan işlerle meşgul olur.)