Ebû Ali Müştevlî “kuddise sirruh” 05/02/2000
Ey gâfil insan!
Bu zât buyuruyor ki; (Ey insan, ol ki âgâh,
Hiç ummadığın anda ecelin gelir nâgâh.
İyi bil ki bu dünya, bir rüyâdır nihayet,
Bu rüyâdan, ölümle uyanırsın âkıbet.
Bir yere girersin ki, karanlık, dar bir kabir,
Ve suale çekerler, seni Münker ve Nekir.
Ebedî kalacağın iki yer vardır ki hem,
O, ya “Cennet” olacak, ya maalesef “Cehennem”.
Bunları düşünmekten, var mı daha mühim iş?
Gafletten uyanmazsan, fecî olur bu gidiş.
Ey dünya lezzetine aldanan gâfil insan,
Ölüme hazırlan ki, elinde fırsat şu an.
İnsanları bekliyor, Cehennemin ateşi,
Öyle şiddetlidir ki, bulunmaz aslâ eşi.
Bilse idi bunları, koyun ile sığırlar,
Yemeğe, bir lokma et bulamazdı insanlar.
Zîra kederlerinden, hiç yemezlerdi hattâ,
Bu yüzden deri kemik kalırlardı âdetâ.
“Kıyamet günü” için, şimdiden yap ki azık,
Yanarsın aksi halde, kendine etme yazık.
Hazırlıklı olanın, aslâ olmaz zararı,
Cennet bahçelerinden, bahçe olur mezarı.
Bir kul ki hazırlanmaz ve etmezse hiç esef,
Mezarı, Cehennemden çukur olur maalesef.)
Bir gün de buyurdu ki; (Seâdete kavuşmak,
Allah’ın Resûlüne uymakla olur ancak.
İslâmdan zerre kadar ayrılan bir kimsede,
Saâdetten iz olmaz, keramet gösterse de.
Kim ki Resûlullah’a hakkıyla tâbi olmaz,
Yarın mahşer gününde, azabdan kurtulamaz.
Şu birkaç günlük ömrü, Allahü teâlânın,
Beğendiği şekilde geçirmeğe bakalım.
Bir kimsenin işinden, Rabbi râzı olmazsa,
Ölmesi hayırlıdır, onun yaşamaktansa.
Uydurmamış olsan da, islâma her halini,
Hak teâlâ görüyor senin her ef’âlini.
Hâzırdır ve nâzırdır elbette cenab-ı Hak,
Ve senin her işini görmektedir muhakkak.
Kullara ne oldu ki, bile bile bunları,
Korkmadan işliyorlar, haram ve günahları.
O haramı işlerken birisi görse eğer;
O işi işlemekten, hemence vazgeçerler.
Bir kuldan utanıp da, Allah’tan çekinmemek,
Müslümana yakışan bir hal olmasa gerek.
Öyleyse kardeşlerim, îmânın çıkmasından,
Allahü teâlâya sığınmalı her insan.
Ve sık sık “Lâilâhe illallah” söyleyerek,
İcab eder îmânı an be an yenilemek.)
Ebû Ali Müştevlî “kuddise sirruh” -1- 25/07/2000
Ey nefsim!
Bu zât buyuruyor ki; (Bir seraptır bu dünya,
Bu gün var görünse de, harab olur sonunda.
İnsan çok yaşasa da, ölecektir âkıbet,
Ölümden hiçbir insan, kurtulamaz ki elbet.
“Can vermenin acısı, öyle çetindir ki hem,
Hiç kalır ona göre, dünyadaki her elem.
Lâkin âhiretteki azablara nisbetle,
Hiç yok denecek kadar, hafif kalır gâyetle.
Nedense bunu kimse düşünmüyor maalesef,
Duymuyor bunun için, bir üzüntü ve esef.
Halbuki bir Müslüman, çekilip bir kenera,
Düşünmesi gerekir, ölümü ara ara.
Demeli ki; (Ey nefsim, gaflete gelme sakın,
Belki sana ecelin, yarından daha yakın.
Belki de âhirete, “birkaç saniye” kadar,
Aramızda çok kısa, gâyet az bir zaman var.
Nitekim bir zelzele olacak olsa şu an,
Bir anda âhirette oluruz hep o zaman.
Bir şeyin olacağı, “muhakkak” ise eğer,
Onu, “oldu” bilmeli, zamanlar çabuk geçer.
“Ölüm” de, insan için mutlaka gelecektir,
Öyleyse onu şimdi “geldi” bilmek gerektir.
Tâbiin-i izâmın en yükseği olan zât,
Veysel Karânî dahî, buyurur şöyle bizzât:
(Yattığında, ölümü yastığın altında bil,
Kalktığında karşında, o senden uzak değil.)
Bir gün de buyurdu ki; (Günahı için insan,
Allahü teâlâya yalvarmalı her zaman.
Hem de bu istiğfarda etmeli ki acele,
Belki başka müsait bir vakit geçmez ele.
Bu ömür, insanların büyük sermayesidir,
Onu, yarar işlerle değerlendirmelidir.
Dinden, kıl ucu kadar ayrılık mevcut ise,
Kendini tehlikede bilmelidir o kimse.
İslâm âlimlerinden birisini bularak,
Ona tâbi olmalı, her işte tam olarak.
Ona karşı gelmekten, sakınmalı pek fazla,
Yoksa, istifadesi olamaz ondan aslâ.
Onun tek bir işini, hor görmek, beğenmemek,
“Öldürücü zehir”dir, titremek, korkmak gerek.
İnsan bütün bunları, duymuştur belki biraz,
Fakat sırf bilmek ile, hiçbir şey kazanılmaz.
Bir hasta, ilacını öğrenebilir, fakat,
Onu kullanmadıkça, bulamaz yine sıhhat.
Onun, o hastalığın ilâcını bilmesi,
Onu iyi etmeğe yetişmez elbette ki.
Bilmek, mahşer gününde fayda etmez insana,
Bilâkis hüccet olur, azab yapılmasına.)
Ebû Ali Müştevlî “kuddise sirruh” -2- 26/07/2000
Ey insan
Allah adamlarından bir büyük evliya zât,
Bir gün cemaatine şöyle etti nasihat:
(Ey insan, bu dünyada gaflete dalma sakın,
Belki sana ecelin, yarından daha yakın.
Eğer düşünüyorsan, “Çok gencim” henüz daha
Genç iken ölenleri, görmez misin acaba?
“Sıhhatliyim” diyorsan, yine yersiz bu sözün,
Sağlamken ölenleri, görmez mi senin gözün.
Düşünsene, ecdâdın şu anda nerde, hani?
Ayrıldılar dünyadan, hepsi de hem de âni.
Akrânından ölenler var iken senden evvel,
Sana gelmeyecek mi sanıyorsun o ecel?
Onlar da senin gibi düşünürlerdi, fakat,
Ummadıkları anda, ettiler bir bir vefat.
Var idi bir çoğunun, malı, mülkü, serveti,
Yine de “ölüm” oldu, onların âkıbeti.
Ölümü, onlar dahî etmezken hiç de hayâl,
Bir anda bu dünyadan eylediler irtihâl.
Senin, o ölenlerden ne farkın var ki aceb
Ölüm hazırlığını geriye atarsın hep?
Daha, bir müddet önce, beraber yaşadığın,
Dostların, vefat edip “toprak” oldu bir yığın.
Sen dahî onlar gibi olacaksın nihayet,
Hiç ölmeyeceğine, elinde var mı senet?
Geçen cenazeleri görürsün gözlerinle,
Hattâ bizzat kabire koyarsın ellerinle.
Bütün bunlara rağmen, yine düşünmezsin ki,
Ben dahî bunlar gibi olurum elbette ki.
Ey insan, uyan artık, sen dahî öleceksin,
Ve bu hakikatleri, yakından göreceksin.
O zaman pişmanlığın faydası olmaz aslâ,
Öyleyse hâlis kul ol, dön Rabbine ihlâsla.)
Yine bir sohbetinde buyurdu; (Bir insana,
Önce lâzım olan şey, ermektir tam îmâna.
Yâni itikadını, îmânını düzeltmek,
Her şeyden daha önce lâzımdır insana pek.
Bundan sonra, salih ve yarar iş yapmalıdır,
Bu işlerin içinde, en mühimi “namaz”dır.
Resûlullah buyurdu bir hadisi şerifte;
(Namaz kılmak, bu dînin direğidir elbette.
Namaz kılan bir kimse, dînini doğrultmuştur,
Namaz kılmayan ise, dînini yıkmış olur.)
Namazı, doğru dürüst kılarsa bir Müslüman,
Kurtulur tamamiyle, her haram ve günahtan.
Mü’minûn sûresinin başındaki âyette,
Buyuruldu; (Mü’minler kurtulacak elbette.)
Ayetin devamında şöyle buyurmaktadır,
(Onlar, namazlarını dosdoğru kılanlardır.)