Ebû Ali Cürcâni “kuddise sirruh” -1- 01/02/2000

 

Niyet mühimdir...


Bu zât buyuruyor ki; (Bizler âciz bir kuluz,
Tam İslâma muvafık yaşamağa memuruz.


Çünkü cenab-ı Allah yaratmıştır hep bizi,
O yapmıştır hem bizim “Vücût” makinemizi.


Nasıl kullanılması lâzım geldiğini de,
O bilir, çünkü O’nun eseridir hepsi de.


Zîra kim yaptı ise, herhangi makineyi,
Kullanılmasını da, o bilir daha iyi.


İşte bu çok muazzam, “Hârika” dediğimiz,
Vücûdumuzu dahî, yaratmıştır Rabbimiz.


Kullanma tâlimatı olarak da O bize,
Bir kitap göndermiştir, “Kur’ân-ı kerim” diye.


İzah etmek için de, onu açık açık olarak,
Peygamber göndermiştir, bize çok acıyarak.


Onların gelmesinin işte asıl hikmeti,
İzah etmek içindir, bize İslâmiyyeti.


Yâni Resûlullah’a geldiğinden bu kitap,
O anlar mânâsını, çünkü O’dur muhâtap.


O’nun izâhatının dışındaki her îzah,
Yanlış olup, îmanı bozabilir mâzallah.


Zîra Kitâbullah’ı kendi anlayışına,
Göre tefsir edenler, çıkar dînin dışına.)


Bir gün de buyurdu ki; (İnsanda gurur, kibir,
Öyle bir belâdır ki, felâkete götürür.


Bir hadîs-i kudsîde buyurdu cenab-ı Hak,
“Büyüklük ve üstünlük, bana mahsustur ancak”


Kim bana ortak olmak ister ise bunlarda,
Büyük düşmanımdır ki, yakarım onu Nâr’da.


Demek ki mevkî makam, rütbe gibi her nimet,
Nefis için olursa, hüsran olur âkıbet.


Ve lâkin istenirse, nefse tâbi olmadan,
Günah değil, bilâkis “Sevap” olur o zaman.


Bunlar, Hak teâlânın dînine “Hizmet” için,
İstenirse, Allah da veriyor buna izin.


Hattâ bu niyet ile, mevki makam istemek,
Allah’ın rızasına muvâfık da olur pek.


Yâni bu isteklere kavuşmazsa hiç nefis,
Bunları istemekte, yoktur mahzur ve beis.


Şundandır ki Allah’ın dünyayı sevmemesi,
Kötü isteklerine ulaştırır hep nefsi.


Nefis kurtulmadıkça “Üstünlük” hülyâsından,
Zor olur kurtulması, Cehennem azâbından.


Ebedî felâkete gitmeden daha önce,
Onu, bu “Hastalık”tan kurtarmalı hemence.


“Lâ ilâhe illallah” mübarek kelimesi,
Sık sık tekrarlanırsa, temizler âdi nefsi.


Ne zaman yoldan çıkıp, “azgınlık” gösterirse,
Bu güzel kelimeye sarılmalı o kimse.)

 

Ebû Ali Cürcâni “kuddise sirruh” -2- 02/02/2000

 

Yedi mühim şey!..


Bu zât bir sohbetinde buyurdu; (Ey insanlar,
Bilin ki her amelden âhirette hesap var.


O gün bütün günahlar olunca âşikâre,
Mahcûbiyet çok olur, bulunmaz ama çâre.


Dünya ve âhirette mahcub olmamak için,
İslâma tam uyması lâzım gelir kişinin.


Allah’ın beğendiği, iyi bir insan olmak,
Yedi şeyi, sırayla yapmakla olur ancak.


Birincisi, dosdoğru bir “İmân” edinmektir,
Zîra îmânsız olmak, sonsuz bir felâkettir,


İkincisi, “Dînini öğrenmek”tir mükemmel,
Zîra ilim olmazsa, yapılmaz hiçbir amel.


Üçüncüsü, her çeşit “Haramdan sakınmak”tır,
En büyük haram ise, bu dinde “kalp kırmak”tır.


Hattâ insan Kâbe’yi yıksa da yetmiş defa,
Kalp kırmanın günahı, büyüktür ondan daha.


Dördüncü mühim esas, “Farzı îfa” etmektir,
Farzlar, Hak teâlânın emirleri demektir.


Beşincisi, “Mekruhtan kaçınmak”tır iyice,
Bunlar da kerih olan şeylerdir dînimizde.


Bundan sonra “Sünneti yapmağa” sıra gelir,
Bunlar, Resûlullah’ın beğendiği şeylerdir.


Bütün bu altı şeye edince tam riâyet,
Yedinci, “Tasavvuf”a sıra gelir nihayet.


Bunlardan bir tanesi yapılmaz ise eğer,
Ondan sonrakilere verilmez hiçbir değer.


Meselâ bir kimsenin îmânı yoksa şayet,
Yapsa da kabul olmaz, yüz bin sene ibadet.


Ve eğer haramlardan sakınmazsa bir kişi,
Faide vermez ona, yaptığı hiçbir işi.


Farzları yapmayanın, sünneti kabul olmaz,
Sünneti yapmayan, da mutasavvıf olamaz.


“Tasavvuf”, bir sofrada sanki tatlı gibidir,
Yâni ona, sofrada, en sonda sıra gelir.)


Bir gün de buyurdu ki, (Bizler kuluz hepimiz,
Kendi emrine buyruk ve başı boş değiliz.


Her istediğimizi yapamayız biz zinhar,
Çünkü sahibimizin, bize emirleri var.


Burada yaşamazsak, O’nun emirleriyle,
Mezarda, pişmanlıktan başka şey geçmez ele.


Bilhassa gençlik çağı, kâr ve kazanç vaktidir,
Mert olan, bu zamanı iyi değerlendirir.


İhtiyarlık zamanı, herkese olmaz nasib,
Olsa da, vakit olmaz elverişli, müsait.


Vakit bulunsa dahî azalınca güç kuvvet,
Yapılmaz gençlik gibi, yarar iş ve ibâdet.


“Helekel müsevvifûn” buyurdu ki O Server,
Yâni çok ziyan etti, işi tehir edenler.)