Derviş Muhammed “kuddise sirruh” -1- 11/02/2000

 

Edep ve tevâzu...


Bu zât bir sohbetinde, buyurdu ki; (bir kimse,
Bir Allah adamını, tanır ve sever ise.


Sevgisi nisbetinde, ondan faidelenir,
Yâni onun kalbinden, kalbine feyz gelir.


Onun, Rabbi iledir, her bir işi mutlaka,
Yalnız O’na güvenir, dönüp de bakmaz halka.


İnsanlar onu sevse, yahut sevmese de hiç,
Duymaz bu şeylerden bir üzüntü ve sevinç.


Çünkü iyi bilir ki methetse de bugün halk,
Yarın hiç belli olmaz, söver düşman olarak.


Kimin Rabbine karşı, tam ise ittibâsı,
Onun insanlarla da, iyi olur arası.


Kâmil bir Müslümanda, iki ziynet bulunur,
Bunlardan biri “Edeb”, diğeri Tevâzu”dur.


İnsanlar edeb ile, Allah’a yaklaşır hep,
Vâsıl olamamıştır, O’na hiçbir bî-edeb.


Peygamberlerden gayri, hiç kimsenin elbette,
Garantisi yoktur ki, kurtulsun âhirette.


Hem çok korkmak gerekir, hem de ümitli olmak,
Ancak böyle mümkündür âhirette kurtulmak.


Mutlak emin olmak yok, mutlak ümitsizlik de,
Müsâvi olmalıdır, her ikisi birlikte.)


Dediler, (Tasavvufta, ilerleyen kimseler,
Giyse mahzur olur mu, kıymetli elbiseler?)


Buyurdu; (O bu yolda, maksada ulaşmışsa,
Yani “Fenâ” denilen, bir makama varmışsa,


Kalpte Hak’tan gayriye, kalmamışsa bağlılık,
O şeyler, o kimseye, bir zarar vermez artık.


Çünkü onun kalbinde, yalnız Rabbi kalmıştır,
Başka hiçbir şey ile, ilgisi kalmamıştır.


O kimse bunun için, ne giyse üzerine,
Yine de mâni olmaz, kalbin zikretmesine.


Hattâ uykusu bile, zikirdir, gaflet olmaz,
Çünkü o, uykuda da, Rabbini hiç unutmaz.


Kalbi gâfil değildir, aslâ Hak teâlâdan,
Çünkü hep anmaktadır, Rabbini hiç durmadan.


Bu makama varmayan, ama böyle değildir,
Kalbi Hak teâlâdan, gayriyle ilgilidir.


Fakat yeni elbise, buna da zarar vermez,
Yâni kalbin zikrine, mâni olur denemez.


Çünkü din büyükleri, büyük imâmlar dahî,
İmâm-ı a’zam ile Abdülkadir Geylânî.


Hepsi de giymişlerdir, kıymetli elbiseler,
Bildiriyor bunları, çok kıymetli eserler.


Değeri o gün için, bin, hattâ dört bin dirhem,
Gümüş olan cübbeyi, giymiştir Fahr-i âlem.


İmam-ı a’zam dahi kendi talebesine,
(Kıymetli elbiseler giyiniz) derdi yine.

 

Derviş Muhammed “kuddise sirruh” -2- 12/02/2000

 

İlim, amel ve ihlas...


İslâm âlimlerinden, bir büyük evliya zât,
Bir gün yanına gelip, istediler nasihat.


Buyurdu ki (Bir kulun “Takvâ”sı yoksa eğer,
Hak teâlâ o kula, bir zerre vermez değer.


Ve yine bir insanın, “Din ilmi” yoksa şayet,
Hak teâlâ indinde, bulamaz yine rağbet.


İlmi olanın dahî, yok ise eğer hilmi,
Fayda etmez ona hiç, edindiği o ilmi.


Mahlûkata merhamet etmezse biri şayet,
Allahü teâlâ da, ona etmez merhamet.


Ey insanlar, bilin ki, hakiki bir Müslüman,
Allah’ın takdirine, râzı olur her zaman.


Sünneti seniyyeye, harfiyyen tâbi olur,
İbâdet eyledikçe, bulur rahat ve huzur.


Allah’tan fazla korkup, kaçınır her günahtan,
Kimseyi incitmeyip, çekinir kalp kırmaktan.


İnsanların malında, gözü olmaz hiç onun,
Hâline râzı olup, takdire eğer boyun)


Bir gün de buyurdu ki; (Farz yanında nafile,
Bir deryaya nazaran, değildir damla bile.


Zira farz, Rabbimizin biz kullara emridir,
Nafileyi yapmamak, günah bile değildir.


Mesela bir Müslüman, “Yarım gümüş” alarak,
Bir Müslüman fakire, verse “Zekât” olarak.


Dağlar kadar altını, nafile niyetiyle,
Dağıtmaktan katbekat, iyidir hattâ bile.


Çünki zekât, islâmın, farzlarından biridir,
Yâni Hak teâlânın, bize mühim emridir.


Nafile sadaka ve hayratın çoğu ise,
Çok defa riya olup, tatlı, hoş gelir nefse.)


Bir gün de buyurdu ki, (Allah’ın rızasına,
Kavuşabilmek için, amel lâzım insana.


Amelin de doğru ve düzgün olması için,
Emir ve yasakları, öğrenmek lâzım ilkin.


Meselâ namaz, oruç, hac, zekat, nikâh, talak,
Bütün bu bilgileri, öğrenmeli muhakkak.


Bunlar bilinmedikçe, ameller doğru olmaz,
Yanlış yapılınca da, hiç sevap kazanılmaz.


Her şeyi öğrenmeden ve öğrendikten sonra,
Birer cihad vardır ki, cümle Müslümanlara,


Biri, ilmi her yerde aramak ve bulmaktır,
Diğeri de, o ilmi, yerinde kullanmaktır.


Hem de fıkıh bilgisi, herkese farz-ı ayndır,
Yani her Müslümanın, öğrenmesi lâzımdır.


Dînimiz üç kısımdır, ilim, amel ve ihlâs,
Bu üçü bulunmazsa, Müslümanlık olamaz.


Bunların üçünü de, elde ederse insan,
Olmuş olur o kimse, kâmil, olgun Müslüman.)