Dâvud-i Tâi “kuddise sirruh” (1)

 

Pişman olmadan! 18/06/1999

 

Bu mübarek velî zât, bir günki sohbetinde,
Şöyle buyurmaktadır, “Sabretmek” üzerinde:


(Kim halkın cefasına, ederse iyi sabır,
Allah, böyle kimsenin, kalbini nûrlandırır.


Kulun kalbinde olan, o “İman nuru” yani,
Sabır ve tevekkülle, olur daha vicdânî.


Nitekim münafıklar, eshaba gelirlerdi,
(Düşman üzerinize saldıracak) derlerdi.


Lâkin eshâbı kiram, tevekkül göstererek,
Endişe etmezlerdi, Allah’a güvenerek.


Ve şöyle derlerdi ki; (Allah bize kâfidir,
Biz Ona güveniriz, O ne güzel vekildir.)


Kur’ân-ı kerimde de, bu, beyan olunarak,
Methü senâ ediyor, onları cenab-ı Hak.


Ve yine bu seçilmiş kulları Hak teâlâ,
Çeşitli mihnetlere, kılsa dahi müptelâ,


Onlar bu hallerinden, etmeyip hiç şikâyet,
Bilâkis alırlardı, onlardan tad ve lezzet.


Zaten kulun kıymeti, Hak teâlâ indinde,
“Sabır”la anlaşılır, bir belâ geldiğinde.


O, tevekkül edip de, gösterdikçe hep sabır,
Artar iyilikleri ve mânen olgunlaşır.


Onun kalp aynasında olan bütün kir ve pas,
Temizlenip kazanır, kâmil îman ve ihlâs.)


Yine bir sohbetinde buyurdu; (Bu veliler,
Kulları Hak yoluna, çekerek yön verirler.


Evliyanın sohbeti, aklı kuvvetlendirir,
Ve Rabbin rızasını almaya vesiledir.


“Sohbet”, mühim sünnettir, devam edin siz buna,
Zîra kul, sohbet ile kavuşur muradına.


Eğer bulamazsanız, sohbet ehli birini,
Okuyun o takdirde, onun eserlerini.


Zira kitap okumak, yarısıdır sohbetin,
Sohbet yoksa, kitabı, sakın ihmal etmeyin.


Bu yolda hiç yılmadan, çalışın ki, gün gelir,
Senelerin kazancı, bir lâhzada verilir.


Bir de her hâlükârda, sakının her günahtan,
Bir an gâfil olmayın, Allahü teâlâdan.


Günahlar büyük küçük, diye ayrılırsa da,
Küçük günahlar dahî, büyüktür esasında.


Çünkü günah, Allah’ın, nehyettiği bir iştir,
İstiğfar edilmezse, karşılığı ateştir.)


Boş duran kimseleri, görse idi o eğer,
Derdi ki; (Ey insanlar çok kısadır ömürler.


Boşa geçirmeyin ki, vaktinizi siz şu an,
Yoksa mahşer yerinde olursunuz çok pişman.


İnsana şeref veren, “İlim” ve “Edeb”idir,
Bir de “Amel”i olup, neseb ve mal değildir.)

 Dâvud-i Tâi “kuddise sirruh” (2) 19/06/1999

İslâm âlimlerinden, bir büyük evliya zât,
Bir gün “Sabır” hakkında, şöyle etti nasihat:


(Kim belâ ve mihnete, gösterirse çok sabır,
Onun iyilikleri, artar ve olgunlaşır.


Hem de kalp aynasında, olan bütün kir ve pas,
Temizlenip kazanır, kâmil iman ve ihlâs.


Nitekim Eyyüb Nebî, hastalık illetine,
Sabredip nâil oldu, Rabbimizin methine.


Hasta yattı yedi yıl, yedi gün, yedi saat,
Hiç şikâyet etmeyip, gösterdi sabır sebat.


Katiyyen etmeyince, bir gün bile âh-ü vâh,
“O ne güzel kul” diye, methetti Onu Allah.


Velî de, insanlardan, gelen sıkıntılara,
Katlanarak sarılır, tevekküle ve sabra.


Ne kadar çok kötülük, görse de insanlardan,
Sabredip yine yapar, hep iyilik ve ihsan.


Hak teâlâ Kur’ân’da Ankebût sûresinde,
Meâlen buyurur ki, ikinci âyetinde;


(İnsanlar sanır mı ki edince yalnız îman,
Öyle bırakılıp da, edilmezler imtihan?)


Yâni Allah, kullara, bazı sıkıntıları,
Gönderip, imtihana tabi tutar onları.


Ve lâkin sevgiliden, gelen bu sıkıntılar,
İle Hak dostlarının sevgisi daha artar.


Ne kadar çok gelirse, onlara dert, musibet.
O kadar çok sevinip, alırlar fazla lezzet.


Nitekim “Saf altın”ı, elde etmek için de,
Bırakırlar cevheri, kızgın ateş içinde.


Ne kadar çok olursa, ateşteki hararet,
Altın da o nisbette, saf, temiz olur gayet.)


Asil bir sülâleye mensub olduğu halde,
Derdi; (Doğru değildir, öğünmek nesebiyle.


İnsana şeref veren, ilim ve edebidir,
Bir de ameli olup, neseb ve mal değildir.


Bilâl-i Habeşiyle, hem Selmân-ı Fârisî,
İman etmeden önce, köle idi ikisi.


Lâkin Resûlullah’ın, bir an durup yanında,
Mânevi sultanlığa, yükseldiler ânında.


Bu dinde mühim olan, değildir çok ibadet,
Günahlardan sakınmak, mühimdir daha elbet.


Hak teâlâ indinde, kıymetli olmak için,
Helâlinden yemesi, lâzımdır her kişinin.


Helâlle beslenirse, bir beden tam olarak,
Ölünce, o bedeni çürütemez bu toprak.


Zîra zevk ve sefâya, gelmedik bu dünyaya,
Bizlere çalışmayı emretti Hak teâlâ.


Vakit, keskin bir kılıç gibidir ey insanlar,
İyi kullanılırsa, insana fayda sağlar.

Dâvud-i Tâi “kuddise sirruh” (3)  20/06/1999


Emri ma’ruf


İslâm âlimlerinden, bir büyük evliyadır,
Kalplere tesir eden, nasihatleri vardır.

Sohbette buyurdu ki, bir gün sevdiklerine:
(Farzdır emr-i bil maruf, her mü’min üzerine.

Ya bir söz söyleyerek, ya bir kitap vererek,
Mutlaka bu hizmete iştirak etmek gerek.

Bir yerde emr-i maruf terk edilirse eğer,
Kötü kimseler ile, idare edilirler.

Biz de emr-i ma’rufu terk edersek, elbette,
Çok sıkıntı çekeriz, dünya ve âhirette.

Cehennemde çok çetin acılar var, ateş var,
Kolay değil, bir ateş, düştüğü yeri yakar.

“Ateş” kelimesini, kolay gelir söylemek,
Ama bilmelidir ki, acısı çetindir pek.

Bu hususta kendine güvenen varsa eğer,
Parmağının ucunu, birazcık yaksın, yeter.)

Yine bir sohbetinde buyurdu; (Ey insanlar,
Günah işlemeyin ki, âhirette azab var.

Zira Peygamberimiz buyurdu ki; “Ateş’e,
Dayanabileceğin miktarda günah işle.”

Evvelâ kendimize merhamet eyleyelim,
Ateşten kendimizi, önce halâs edelim.

Sonra evlâdımızı, koruyalım ateşten,
Yâni sakındıralım, onları günah işten.

Evlâdına dînini öğretmeyen bir baba,
Onun, dünya âhiret katilidir mutlaka.

Bir anne ki, namaza kaldırmıyor oğlunu,
Eliyle Cehenneme atmakla birdir onu.)

Bir gün de buyurdu ki; (Namaz, dinde direktir,
Zira Müslüman demek, sanki namaz demektir.

Hiç özrü olmaksızın, sırf tembellik ederek,
Beş vakit farz namazdan, kazaya kalsa bir tek.

Azabı çetin olup, Cehennemde yanmaktır,
Zira Rabbin emrini, bu, hafife almaktır.

Acele kazâ etmek lâzımdır o namazı,
Yoksa zaman geçtikçe, kat kat artar cezası.

Yani o farz namazı, kaza edecek kadar,
Sonra, boş ve müsait, geçtikçe dakikalar,

Ateşte yanacağı müddet de çoğalır hep,
Öyleyse kul Rabbinden, etmeli haya edeb.

Her bir günah, Allah’ın, nehyettiği bir iştir,
Eğer ki af etmezse, karşılığı ateştir.

Bu dünyada gülerek günahlara girenler,
Mahşerde ağlayarak, Cehenneme girerler.

Her kim de sarılırsa, Rabbine ibâdete,
Âhirette kavuşur, ebedi saâdete.)