Dâvud-i Kayserî “Kuddise sirruh” (1) 29/08/1999

 

Kurtulmak için!..


Dâvud-i Kayserî büyük âlim ve velî,
Sözleri, herkes için, olurdu faideli.


O bir gün buyurdu ki; (Şimdi vardır Cehennem,
Dünya ateşlerinden, daha şiddetlidir hem.


Bu şiddetli azaptan, kurtulabilmek için,
İslâma sarılması lâzım gelir kişinin.


Her insan, dünyadaki her amelinden bizzat,
Hesaba çekilecek, gün gün ve saat saat.


O, amel defterini, görünce satır satır,
Yaptığı günahlardan, mahcup olur, utanır.


Öyle çok üzülür ki, pişman olur bin kere,
Lâkin yoktur faydası, olan olmuş bir kere.


Ey insan, “Ölüm”ünü unutma hiçbir zaman,
Zîra isyan edemez, ölümü hatırlayan.


Bir insan bilirse ki, söylediği her sözün,
Mahşerde hesabını, Rabbine verir bir gün,


Az konuşur o kişi, susmayı tercih eder,
Zîra “Susan kurtuldu” buyuruyor Peygamber.


Az söyler, çok iş yapar, kâmil olan müslüman,
Münâfık, çok konuşur, az iş yapar her zaman.)


Yine bir sohbetinde; (Peygamber Efendimiz,
Buyurdu; (Malınızın zekâtını veriniz.)


Bir kul zekat vermeyi, vazife bilmiyorsa,
Yâni farz olduğuna, eğer inanmıyorsa,


Zekât vermediğine, sıkılmıyorsa canı,
Mâzallah küfre kayıp, heder olur îmanı.


İnsanın senelerce vermediği zekâtlar,
Birikip, en sonunda, bütün malını kaplar.


O malda, mü’minlerin hakları olduğunu,
Hiç de düşünmeyerek, kendinin sanır onu.


O halde bu gafleti, at ki ey mağrur zengin,
Öğündüğün o mallar, aslında değil senin.


Zîra başkasınındı, bu mallar senden önce,
Yine başkalarının olacak sen ölünce.


Zekâtını ayırıp vermediğin o malın,
Hakikatte “ateş”tir, anlarsın bunu yarın.


Uşrunu vermediğin o buğday, bir “Zehir”dir,
O mal da, bu buğday da, zâten senin değildir.


Allahü teâlâdır, her şeyin tek sâhibi,
Sen onu kullanırsın, sanki bir vekil gibi.


Şöyle buyuruldu ki, meâlen bir âyette;
(Zekâtını verenler, kurtulacak elbette.)


Hadiste buyuruldu; (Verip zekâtınızı,
Böylelikle zarardan, koruyun, malınızı.)


Ey “gaflet şarabı”nın sarhoşu gâfil insan,
Bu dünyanın peşinde, ömrünü ettin ziyan.


Daha ne güne kadar, koşacaksın böyle hep,
“Ölüm” hiç hatırına gelmez mi senin acep?)

 

Dâvud-i Kayserî “kuddise sirruh” -2- 30/08/1999

 

Güzel ahlâk


Dâvud-i Kayserî büyük âlim ve velî,
Sözleri herkes için, olmuştu faideli.


Bir gün “Güzel ahlâk”tan, sordular kendisine,
Buyurdu ki: Güzel huy, lâzımdır her mü’mine.


Nitekim Habîbine, buyurdu cenab-ı Hak;
“Sen elbet yaratıldın, güzel huylu olarak.”


Çok insanın İslâma, girmelerine sebep,
Onun iyi huyu ve güzel ahlâkıdır hep.


Resûlullah buyurdu; (Mîzana konanların,
İçinde, en ağırı, güzel ahlâktır yarın.)


Biri Resûlullah’a, (Din nedir?) diye sordu,
Resûlullah cevaben, (Güzel huydur) buyurdu.


Sordu aynı suali, sağdan, soldan, arkadan,
Aldı aynı cevabı, yine Resûlullah’tan.


(Amellerin üstünü nedir?) diye sordular,
Buna da, (Güzel huylu olmaktır) buyurdular.


Nasihat istemişti, Resul’den bir Müslüman,
Buyurdu; (iyi geçin, herkes ile her zaman.)


Bir kadını Resûl’e methedip dediler ki;
(Gece hep namaz kılar, oruçlu gündüzleri.


Lâkin komşularını, incitir, kırar, üzer,
Buyurdu; (Öyle ise, o Cehenneme gider.)


Güneş nasıl ısıtıp, eritirse karları,
Güzel huylu olmak da, yok eder günahları.


Bunun gibi sirke de, bozarsa balı nasıl,
Kötü huy da ameli, öyle bozar velhâsıl.


Yine genç bir mü’mine, buyurdu ki; (Evlâdım,
İslâmın haricine, atma sakın bir adım.


Allah’ın beğendiği işleri yapmaya bak,
Zîra bununla olur, âhirette kurtulmak.


Ömrünü günahlarla geçiren kişilerle,
Arkadaşlık etmekten, pişmanlık geçer ele.


Onlarla görüşmekten, arslandan kaçar gibi,
Hattâ daha ziyade, kaçmalıdır tabii.


Arslan, canını alır, sadece insanların,
Onlarla görüşürsen, heder olur îmânın.


Kötü arkadaşların, pek çok olur zararı,
Zîra “Sonsuz ölüm”e, sürükler insanları.


Zengine, malı için, alçaklık gösterenin,
Gider üçte ikisi, dîninin o kimsenin.


Bunu, Peygamberimiz, buyurmuştur hadiste,
Titiz davranmalıdır, öyle ise bu işte.


Bir mü’min bu belâya yakalandıysa artık,
Kurtuluş nerededir, nerede Müslümanlık?


Uygunsuz kimselerle, çok sıkı görüşmekten,
Bunları duyacak hal, kalmamış sizde hepten.


Bu yüzden bu kadar çok üstünde duruyorum,
Çünki hafif sözlerle, uyanmazsın ey oğlum.)

 

Dâvud-i Kayserî “kuddise sirruh” -3- 31/08/1999

 

Asıl kerâmet!


Dâvud-i Kayserî ki, büyük âlim ve velî,
Sözleri herkes için, olmuştu faideli.


Tasavvuf hususunda, sordular kendisinden,
Buyurdu; (Tad almaktır, yaptığı ibâdetten.


Yâni bunun, şudur ki yegâne faidesi,
Seve seve yapılır, emirlerin cümlesi.


Nefisten hasıl olan, tembellik ve atâlet,
Giderek, kolaylıkla yapılır her ibâdet.


Ve ayrıca haramlar, iğrenç ve çirkin gelir,
En ufak günahtan da, kolayca el çekilir.


Yâni İslâmiyetin, emrettiği hususlar,
Kolaylıkla yapılıp, gider bütün zorluklar.


Yine dinde ne kadar, var ise fısk-ı fücur,
Herbirine bir nefret, soğukluk hâsıl olur.


Velhasıl tâatlerin, tatlı, iyi gelmesi,
Ve kolayca yapılıp, güç ve zor gelmemesi,


Bütün günahların da, aksine fena, çirkin,
Gelerek kolaylıkla, bunlardan kaçmak için,


Tasavvuf, yâni ahlâk bilgisi lâzım gelir,
Bu ikisinden başka, bir şey için değildir.


Zâten bu iki husus, yapılmazsa ihlâsla,
Nefsin yola gelmesi, hiç mümkün olmaz aslâ.


Önce doğru bir “İmân”, sonra “Sâlih bir amel”,
İşte bu ikisidir, İslâmda iki temel.


Dînin üçüncü kısmı olan “İhlâs”ı da hem,
Kazanmak iyiyse de, değildir şart ve elzem.


Zîra ilk ikisinden, yarın hesap sorulur,
Cehennemden kurtulmak, bunlarla mümkün olur.)


Yine bir sohbetinde, buyurdu ki; (Elemler,
Takdîr-i ilâhiyle, insana gelmekteler.


Hepsinden râzı olmak ve sabretmek gerektir,
Bize düşen, Allah’tan, âfiyet istemektir.


Dertlerden, belâlardan, kurtulabilmek için,
Çok istiğfar etmesi lâzım gelir kişinin.


Rabbimizin takdîri, irâdesi olmadan,
Hiç kimse, hiç kimseye, veremez zarar ziyan.


Bunun ile beraber, sebeplere yapışmak,
Peygamberler yoludur, gerektir böyle olmak.


Yâni kul, sebeplere teşebbüs etmelidir,
Lâkin tesirlerini, Allah’tan bilmelidir.


Meselâ “Ateş” yakar, “Su” söndürür ateşi,
Yalnız Hak teâlâdır, yaratan her bir işi.


Aç olan, yer ve doyar, su içip kanar insan,
Yine Hak teâlâdır, bu şeyleri yaratan.


Bu gibi sebepleri, kullanmayıp bir kişi,
Eğer zarar görürse, günah olur o işi.


Âhiret işlerinde, tevekkül etmek olmaz,
Çalışmak emrolundu, bunlarda bize esas.)

 

 

Dâvud-i Kayserî “kuddise sirruh” -2- 30/09/1999

 

Güzel ahlâk


Dâvud-i Kayserî büyük âlim ve velî,
Sözleri herkes için, olmuştu faideli.


Bir gün “Güzel ahlâk”tan, sordular kendisine,
Buyurdu ki; (Güzel huy, lâzımdır her mü’mine.


Nitekim Habîbine, buyurdu cenab-ı Hak;
(Sen elbet yaratıldın, güzel huylu olarak.)


Çok insanın İslâma, girmelerine sebep,
Onun iyi huyu ve güzel ahlâkıdır hep.


Resûlullah buyurdu; (Mîzana konanların,
İçinde, en ağırı, güzel ahlâktır yarın.)


Biri Resûlullah’a, (Din nedir?) diye sordu,
Resûlullah cevaben, (Güzel huydur) buyurdu.


Sordu aynı suali, sağdan, soldan, arkadan,
Aldı aynı cevabı, yine Resûlullah’tan.


(Amellerin üstünü nedir?) diye sordular,
Buna da, (Güzel huylu olmaktır) buyurdular.


Nasihat istemişti, Resul’den bir Müslüman,
Buyurdu; (iyi geçin, herkes ile her zaman.)


Bir kadını Resûl’e methedip dediler ki;
(Gece hep namaz kılar, oruçlu gündüzleri.


Lâkin komşularını, incitir, kırar, üzer,
Buyurdu; (Öyle ise, o Cehenneme gider.)


Güneş nasıl ısıtıp, eritirse karları,
Güzel huylu olmak da, yok eder günahları.


Bunun gibi sirke de, bozarsa balı nasıl,
Kötü huy da ameli, öyle bozar velhâsıl.


Yine genç bir mü’mine, buyurdu ki; (Evlâdım,
İslâmın haricine, atma sakın bir adım.


Allah’ın beğendiği işleri yapmaya bak,
Zîra bununla olur, âhirette kurtulmak.


Ömrünü günahlarla geçiren kişilerle,
Arkadaşlık etmekten, pişmanlık geçer ele.


Onlarla görüşmekten, arslandan kaçar gibi,
Hattâ daha ziyade, kaçmalıdır tabii.


Arslan, canını alır, sadece insanların,
Onlarla görüşürsen, heder olur îmânın.


Kötü arkadaşların, pek çok olur zararı,
Zîra “Sonsuz ölüm”e, sürükler insanları.


Zengine, malı için, alçaklık gösterenin,
Gider üçte ikisi, dîninin o kimsenin.


Bunu, Peygamberimiz, buyurmuştur hadiste,
Titiz davranmalıdır, öyle ise bu işte.


Bir mü’min bu belâya yakalandıysa artık,
Kurtuluş nerededir, nerede Müslümanlık?


Uygunsuz kimselerle, çok sıkı görüşmekten,
Bunları duyacak hal, kalmamış sizde hepten

.
Bu yüzden bu kadar çok üstünde duruyorum,
Çünkü hafif sözlerle, uyanmazsın ey oğlum!)